Video Foto Galeri Yazarlar
23.7.2017 - Pazar

ALLAH'A VERDİĞİMİZ SÖZ (1.BÖLÜM)

Hani bazen olur ya  bir şehir içi otobüsünde eve dönerken ayakta yolculuk yapan ve düşmemek için koridor kayısına tutunduğu halde yorgunluktan uyuya kalan bir takım insanlara rastlarız onlar dışardan bakıldığında yolculuk yapmaktadırlar otobüs gitmektedir onlarda otobüsle birlikte gitmektedirler ama  ayakta uyudukları için nereye doğru gittiklerini bilmemektedirler ya işte...

18 Haziran 2017 00:36
A
a
 
بِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيم
إِنَّ الْحَمْدَ ِللهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ 
يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقاَتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.

Bütün koşuşturmasıyla bizleri kuşatmış olan şu dünya hezayanının tam ortasın da yoğun tempoların yorgunluğuyla yol almış olan yolcuların bir an durup ta nereye gidiyorum diye düşünmesi gerekmektedir.

Hani bazen olur ya  bir şehir içi otobüsünde eve dönerken ayakta yolculuk yapan ve düşmemek için koridor kayısına tutunduğu halde yorgunluktan uyuya kalan bir takım insanlara rastlarız onlar dışardan bakıldığında yolculuk yapmaktadırlar otobüs gitmektedir onlarda otobüsle birlikte gitmektedirler ama  ayakta uyudukları için nereye doğru gittiklerini bilmemektedirler ya işte tamda o anı yaşıyor bu gün hezeyan ortasında ki insanlık günler, haftalar, aylar hatta yıllar gidiyor insanlarda onunla beraber yol alıyor ama bu işin ucu nereye doğru gidiyor fark edemiyor. İşte o anda biri gelir ve o ayakta uyuyan kimseyi dürter hemşerim uyan nereye gidiyorsun der ya! işte öylece bir uyarı olacak bu uyarı dünyanın yorgun ve ayakta uyuyan yolcularına. Sahi nereden geldik nereye gidiyoruz , neden geldik neden gidiyoruz sualinin ardında uyanmamız gereken ve fark etmemiz gereken hakikat varlık sancımızın ilacıdır aslında.

Bizi dürtecek ve uyandıracak olan el ( teşbih ) Alemlerin rabbinden gelen kuran-ı azimuşşandır. Nereden geldim, ne yapmam gerekiyor ve nereye gideceğim suallerinin cevabı yalnızca onda bulunur .  Yüce Allah cc şöyle buyuruyor;

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ 
 'O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dir.' (Sâd - 87)

"İnsan" ve aynı anlamdaki ins ve ünâs sözcükleri de 88 ayette geçer. İnsan kelimesinin sözlük anlamı; İnsan kelimesinin, kendinden türediği kök olarak iki sözcükden bahsedilir; bunlardan biri üns kelimesidir. Üns, ünsiyet, yakınlık demektir. Bu “yakınlık, yaklaşma duygusu” bir yandan hemcinsleriyle bir arada yaşama durumunda olan insanın başka insanlara karşı yakınlığını, bir yandan da Allah’a bütün varlıkların üstünde olan yakınlığını ifade eder. İnsan kelimesinin, bir de nesy = unutmak  fiilinden geldiği söylenir. Bu durumda insan olmak unutmak demektir.
 
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ 
 Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir. (Haşr - 19)

İnsan unutmaya, kendisini yoktan var edeni, onu bir düzen içinde  hayata getiren Rabbini unuttuğun da başlıyor kendini unutmaya ve yoldan çıkmaya. Bu ayeti celile de öyle güzel  bir hikmet ile karşılaşıyoruz ki insanı kendisine hatırlatanın Alemlerin rabbi olduğunu öğretiyor bize. Öyle ya koşuşturmalı bir gün için de bize Onun kitabından ziyade kaç kişi buluyoruz bizi bize hatırlatan.. Bize bizden daha merhametli olan Allah'ın kitabı ne zaman aralansa orada bulduğumuz şey hep kendimiz olmuyor muyuz?

Hani bir pazar kahvaltısında çeşit çeşit nimetler ile bezenmiş kahvaltı sofrasında ki eksiğimiz olan sıcak ekmeği almak için çıkarız yola, mahallemizin bakkalına vardığımız da unuturuz ne alacağımızı ya işte tamda o anda şöyle bir durur düşünür, aklımızla geriye doğru gider sorgularız ya nereden niçin geldiğimizi sonra çıkartırız ne yapacağımızı ortaya, işte böylece unuttuğumuz varlık hakikatimizi bulmak için durdurmalıyız şu hayat koşuşturmacasını ve geriye dönüp nerden geldiğimize bir bakmalıyız işte o zaman çıkacaktır ne yapmamız gerektiği ortaya. İşte şu yolculuğa çıktığımız yer konusunda Yüce Allah'a söz verdiğimiz yer misak alemi çıkıyor karşımıza.

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪ٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚۛ شَهِدْنَاۚۛ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ

 Hatırla ki Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık)(A’râf - 172)

اَوْ تَقُولُٓوا اِنَّـمَٓا اَشْرَكَ اٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْۚ اَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ 

 Yahut «Daha önce babalarımız Allah'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onların izinden gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?» dememeniz için (böyle yaptık). (A’râf - 173)
 
Bizler başlangıcımızı ancak bizi var edenden öğrenebiliyoruz. Daha etten ve kemikten oluşmadan önce sadece ruhlarımız yaratılmışken topladı bizi Allah azze ve celle. İlk insandan itibaren hayat bulacak olan son insana kadar olan silsilenin ruhları bir meydanda toplandı kendileri kendilerine şahit tutulup ta onları yoktan var eden Rabbleri kendilerine tanıtıldı şahit tutuldu tüm nefisler o ana tabiri caizse baştan oturuldu masaya hiç kimse yarın imtihan meydanında( Dünya hayatı ) yan çizmesin diye işte nefislerimiz ilk orada şahit oldu rabbine, hani halk arasında gezen meşhur söz var ya ne zamandır müslümansın diye denilir ki galu beladan beri işte " Galu; dedilerki , Bela; evet, elbetteki, aksi bile düşünülemez " Şahit olduk sensin bizim Rabbimiz! demek olan o cümle Allah cc rabb olarak kabul edip şahitlik ettiğimiz cümledir. Bütün ruhlar söz verdi Rabb olarak Allah'ı kabul ettiğine fakat sözünde olanlar ile özünde olanlar ayrılsın diye yeryüzüne gönderdi bizleri Allah azze ve celle. Burada Allah'ı rabb kabul etmek ne manaya gelir bunu tespit etmeliyiz ilk önce. Rabb kelimesi bir çok insanın zannettiği gibi Allah demek değildir. Allah ismi şerifi özel isim, Er-Rabb ise bir sıfattır. Bunu bir örnek ile izah edecek olursak kendi özel isimlerimizi düşünelim, Ahmet, mehmet vs. Bu bizim özel ismimizdir. Birde uzun boylu olmak veyahut hızlı koşmak gibi özelliklerimiz bizlerin birer sıfatıdır. Hangi Ahmet diye sorulduğunda bizim uzun Ahmet yokmu denilince diğer Ahmetlerden bizi ayırt eden şey bizim bir sıfatımızdır. İşte bu örnekten de anlaşılacağı üzere Allah lafzı celali özel isim, Er-Rabb, İlah, Rahman, Rahim, El-Hakem gibi isimler ise ona ait sıfatlardır. Allah'ı rabb kabul etmek konusuna geldiğimizde sözümüzü tutabilmek için neye söz verdiğimizi iyice anlamalı bunun için Er-Rabb ne demektir onu kavramalıyız. Er-Rabb; Kuranda 970 defa geçen bir sıfattır. Başlıca şu manalara delalet eder; Yaratan, Rızıklandıran,Yöneten( Kanun koyan, Yasak ve Serberst bırakan) çekip çeviren, terbiye edip eğiten gibi manalara gelir. Rabb olarak Allah'ı kabul etmek demek; Dünya hayatında Yegane yaratıcı,rızık verici,kanun koyucu,çekip çeviren eğitip terbiye eden merci olarak Allah'ı seçmek bu yetkiye başka hiç kimseyi ortak etmemek ( Bu konuda ona hak tanımamak) ve bunlardan herhangi birini eksik bırakmadan Allah'a isnat etmek demektir. Evet bu yetkiler benim değil mi ? diye sorulduğun da bizler Elbette senin ( Galu bela şehitna) şahidiz diyerek Yegane Rabb olarak onu tanıyacağımıza dair söz verdik. Akabinde sözde şahitler ile özde şahitlerin ayrılması için indik imtihan yurdu yeryüzüne burada ki hayatımızda ki seçimlerimiz yön verecek ahiretimize ve kabre vardığımızda bu sebep ile sorulacak o ilk soru " MEN RABBUKE" Rabbin kim diye. Öyle zannedildiği üzere bir beyaz kağıt parçasından ezberleyip giderek kabre verilecek bir cevap değil , hayatta yaptığımız seçimlerle açığa çıkacak, sözünü tutanlar ile bozanların arasını ayıracak bir neticedir bu söz verme.

Şu imtihan yurdunda öyleyse Allah'tan başka insanlar üzerinde Rabb'lik ve İlahlık iddia edecek bir takım varlıklar, kişiler ve kurumlar olacak ama gönül rızasıyla Rabb kabul edilecek ama zorla dikta edilecek fark etmez imtihan bu durumlar karşındaki kişinin Allah'ı tevhid etmesi veyahut herhangi bir sebep ile O'na şirk koşmasıyla neticelenecektir.

Tarih boyu bu mücadele verildi peygamber ve onlara ihsan üzere tabi olanlar tarafından. Toplum içinde konuşulurken rast geldiğimiz şu gibi isimler " Firavun; Mısır Devlet Başkanı, Nemrut; Irak merkez olmak üzere dünya devlet başkanı" İnsanlar üzerinde Rabb'lik ve İlahlık iddia etmiş kimseler olduğu gibi Şu gibi ismini duyduğumuz peygamberler ise " Musa (as) , İbrahim (as)" onlara karşı cihad etmiş olan kendi toplumlarının bir vatandaşıdırlar. Kuran'ı kerimde onların mücadelelerine dair sahnelere yer verilmiştir;
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ي حَٓاجَّ اِبْرٰه۪يمَ ف۪ي رَبِّه۪ٓ اَنْ اٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَۢ اِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّيَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۙ قَالَ اَنَا۬ اُحْـي۪ وَاُم۪يتُۜ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ فَاِنَّ اللّٰهَ يَأْت۪ي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذ۪ي كَفَرَۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۚ 

 Allah kendisine mülk (İKTİDAR) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez. (Bakara - 258)

Ayeti kerimeden de anlaşılacağı üzere Nemrut, İbrahim (as) ile Rabb'lik ( Hakimiyet, İktidar ) Konusunda tartışmış, İbrahim (as) onu güneşin üzerinde ki mutlak hakimiyet'in Sahibiyle susturmuştur. İşte halkın gözü önünde cereyan eden bu olay onlara bir tebliğ, gerçekten mutlak hakimiyet ve iktidarın hakkının ( Rabblik) yalnız Allah'a ait olduğunun onlara göstergesi olmuştur. Tabi ki dikta ile Hakimiyeti elinde tutanlar haksız iktidarlarına karşı çıkanlara karşı müsamakar olmazlar elbette.
 
  قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَاناً فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ 
 Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler. (Sâffât - 97)
 
Burada Allah'a verilen sözün bedelinin ne denli olduğu, imtihanın hakikaten ne gibi şekiller de olabileceği, o gün yaşayan kimselerin akıllarını kullanarak imtihanı kazanabilmeleri için İbrahim( as)'ın her ne pahasına olursa olsun izinde olmaları gerekeceğini görerek, Yeryüzünde Allah'a iman ve onu tevhid etmenin, O'na verdiğimiz sözü yerine getirmenin sadece ufak bir kıssasına şahit olmuş oluyoruz...
 
YAZIMIZ GÜNÜMÜZÜN MESELELERİNİ ELE ALARAK DEVAM EDECEK İNŞ....

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama |