Video Foto Galeri Yazarlar
11.12.2016 - Pazar

Hacı KAR

EY İNSANLAR! ALTERNATİF ARAMAKTAN YORULMADINIZ MI?

“Bugün dininizi (hükümleriyle) kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak (hayat tarzı olan) İslâm’ı beğenip seçtim.” (MAİDE SURESİ – 3) Kur’an-ı Kerim, Allah'ın mesajı; İslam da O'nun dini ve düzenidir.

21 Kasım 2016 17:30
A
a
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.
Hamd, Âlemlerin yegâne Rabbi Allah’a mahsustur.
Salât ve selam olsun, tüm zamanlarda cahiliyye yaşantısını ortadan kaldırmak için gönderilmiş muvahhidlerin, muttakilerin ve mücahidlerin yegâne önderi Rasulullah Muhammed’e, Âline, Ashabına ve kıyamete kadar O’nun izinden giden, O’nun Sünneti üzere yaşayan muvahhid mü’minlere...

“Bugün dininizi (hükümleriyle) kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak (hayat tarzı olan) İslâm’ı beğenip seçtim.” (MAİDE SURESİ – 3)
Kur’an-ı Kerim, Allah'ın mesajı; İslam da O'nun dini ve düzenidir.

Kur’an-ı Kerim, Allah katından bütün insanlara gönderilen, öğüt ve uyarı içeren bir hidayet rehberi ve esenlik bildirisidir. Müminler için müjdedir, şifadır, rahmettir. O'nun ayetleri sağlamlaştırılmış ve açıklanmıştır. O, doğruyu yanlıştan, helali, haramdan ayıran, kendinden önceki vahiyleri doğrulayan, Arapça ve apaçık olan bir kitaptır. Kendi içinde tutarlı olan Kur’an-ı Kerim’de, kuşku ve çelişki yoktur. Kur’an-ı Kerim, şaka ve şiir değildir. Tam aksine hikmetli, şerefli, mübarek, çok değerli bir hitabe ve eşsiz bir kitaptır. Kıyamete kadar okunup korunacak olan tek sağlam kaynaktır. Eksiklik ve fazlalık kabul etmeyen; değişmez gerçekleri ideal bir sistem olarak belirleyen Kur’an-ı Kerim, bitip tükenmeyen bir bilgi ve hikmet kaynağıdır. O, hakikate, adalete, barış ve saadete susamış olan insanlığı, bu kaynağından kana kana içmeye çağırmaktadır. Kur’an vahyinin alıcısı, benimseyip yayıcısı da Peygamber (sav)'dir. O, Kur’an ahlakının canlı modeli, İslam güzelliğinin kusursuz örneğidir.

Eğer Kur’an indirilip Peygamber (as) gönderilmemiş olsaydı, insanların bu dünyada İslam'ı doğru yaşamaları mümkün olmazdı. Öyle ise insan Kur’an'ın sunduğu Allah inancını yüreğinde duymalı, O'nun ahlakı ile ahlaklanmalı, Peygamber (sav) örneğini izleyerek İslam'ı hayatının belirleyici unsuru haline getirmeli, dünyaya İslam’ın hakim olması için çalışmalıdır.

İslam;  barış, huzur, güven, itaat etmek, boyun eğmek ve kurtuluşa ermek gibi anlamlara gelir.
Kur’an Kerim bize, İslam'ın genel olarak üç anlamının var olduğunu gösterir:

1-) İslam, bütün yaratılmış varlıkların, Allah'a teslim olması ve O'nun yasalarına boyun eğmesidir.
2-) İslam, Hz. Adem (as)’dan Hz.Muhammed (sav)’e kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri vahiy kaynaklı tek Hak dindir. Kur’an-ı Kerim’e göre bu Hak dinin evrensel adı, İslam'dır.
3-) İslam, Kur’an Kerim kapsamında ortaya konulan ve Peygamber (sav) tarafından insanlara duyurulan son ilâhi dindir. Bunun için;
“Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, bu kendisinden asla kabul edilmez ve o kimse, ahirette kaybedenlerden olur.” (AL-İ İMRAN – 85)
Görüldüğü gibi İslam, bir taraftan insanın iradeli ve bilinçli olarak Allah'a bağlanmasıdır; diğer taraftan da, temeli ahlaka dayanan, insanlar arası ilişkileri düzenleyen sosyal ve dinamik bir sistemdir. Kur’an'ın getirdiği bu dinamik ve sosyal yapı kendini siyasi, hukuki ve iktisadi süreçlerde gerçekleştirebilir. Nitekim Kur’an, yaklaşık yirmi üç yıllık nüzul sürecinde, eğittiği toplulukla kendi mesajının özüne uygun örnek bir toplumsal yapı oluşturmuştur. Ayrıca İslam, ilk peygambere kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bunun için İslam, insanlık tarihi boyunca, çeşitli çağ ve bölgelerde her nebevi çağrıyla tekrar edilen; tevhid inancı ve ubudiyyet bilinci içinde Allah'a yönelmeyi esas alan tek hak dindir.
 
Dolayısıyla hak ile batılın/cahiliyyenin düşmanlığı çok eskilere dayanır. Bu düşmanlık kıyamete kadar devam edecektir. Şurası bir gerçektir ki, inançta ve yaşamda zulmün egemen olduğu İslâm öncesi döneme, "cahiliyye dönemi" denir.

Ancak şurası kesin olarak unutulmamalıdır ki; bu dönem için "Cahiliyye" kavramının kullanılmış olması, mutlak manadaki bilgisizlik ve cehaletten dolayı değildir. Allah (cc), Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“(Yoksa onlar) cahiliye (devrinin, İslâm dışı / batıl) hükmünü mü istiyorlar? Kesin inanan (ve bilen) bir toplum için, hükmü Allah’tan daha güzel olan kim vardır?” ( MAİDE SURESİ-50)
(Bu âyet-i kerîmedeki soru Allah’a inananlar için mühim bir imtihan konusudur. “Hükmü en güzel olan Allah’tır.” diyerek Allah’a inananlar, ya O’na sarılacak ve böylece, hakiki anlamda inanan bir mü’min olacaktır yahut Allah’ın hükümlerini beğenmediğini söyleyerek inkârcı ve kâfir olacak veya diliyle güzelliğini söylese bile kalbi ve uygulamasıyla yalanlayacak böylece gizli kâfir (münâfık) ve fâsık olacaktır. Taberânî der ki: “İbni Abbas’dan şöyle rivayet edilmiştir: Resûlullah (sas.), ‘Allah katında en çok şu iki kişi sevilmez: 1. Müslüman olduktan sonra cahiliyeyi yani İslâm dışı yaşayış düzenini arzu eden. 2. Haksız yere nefsine uyarak bir kişinin kanını döken.’ buyurmuştur.”)

Cahiliyye döneminin “cahiliyye” olarak anılmasının sebebi, Rabbani terbiyeden uzak oluşlarından ve Allah ile birlikte başka ilahlar da edinmiş olmalarındandır.
İslâmî olmayan her dava, ne zaman güdülürse güdülsün bu içerikte olduğu müddetçe cahiliyye davasıdır.

"Nesep, ülke, ırk, bazı mezhep veya tarikatlar gibi Kur'an ve islâm'ın davetinin dışında kabul edilen her şey, cahiliyye davasıdır. Hatta muhacir ve ensardan iki kişi hasımlaştığında, muhacir olan "Yetişin muhacirler!" ensardan olan da "Yetişin ensar!" deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.): "Ben aranızdayken cahiliyye davası mı güdersiniz?" buyurmuş ve bu yaptıklarına çok şiddetli bir şekilde kızmıştır."
"Cahiliyye" kavramı, Kur'ân'ı Kerim’in en önemli anahtar terimlerinden biridir.
Bu kelimeyi iyice anlamadan İslam kavramının anlaşılması mümkün değildir.
Cahiliyye tarihsel bir devir değil, kişisel bir sıfattır. Bu orijinal manada "Cahiliyye" kelimesi "İslâm'dan önce" diye tercüme edilemez, çünkü o, daha çok şimdiyi gösterir. Cahiliyye, sadece İslâm’ın zuhurundan önceki devri ifade etmez; o, pozitif bir şeydir ve pozitif olarak "İslami" olana aykırıdır, insanın müslüman olmasından önceki hayatını belirtir. İnsan hayatı İslâm ile tam iki kısma bölünmüş olur. Yani Müslüman olmadan önceki hali cahildir, cahiliyedir, Müslüman olduktan sonra ki hali ise müslimdir.
Cahiliyye, gelmiş geçmiş bir tarihi dönem değildir. Cahiliyye belirli bir zaman aralığından ibaret değildir. Toplum İslâm nizamından uzaklaştıkça yeniden ortaya çıkan bir durumdur. Geçmişte, günümüzde ve gelecekte bu böyledir...

Cahiliyye toplumu, İslâm toplumunun dışında kalan her çeşit toplumdur! Objektif bir tarif yapacak olursak: Cahiliyye toplumu, yalnızca Allah'a kul olma esasına dayanmayan, bu esasa samimiyetle bağlanmayan her kişi ve toplumun adıdır. Bu kulluk itikadı düşüncede, ibadet şekillerinde ve kanuni hükümlerde ortaya çıkar.

İslam öncesi dönemde, Allah'ı layıkıyla tevhid edip ona yaraşır şekilde ibadet edilmeyişi ve sosyal hayatta, ilahi yasaların uygulanmamasından ötürü Mekke ve Medine'ye, "Daru'l-Şirk, Daru'l-Zulüm" denildiği göz önüne alındığında "Cahiliyye" kavramının neyi ifade ettiği daha bir netlik kazanır.

İçinde bulundukları sapıklığı, kitap ve hikmet öğretisiyle değiştirmeyi hedefleyen Allah (c.c):  
“ Ümmîlere içlerinden, kendilerine (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları (şirkten, kötü hareketlerden) temizleyen, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Hâlbuki onlar, bundan önce de cidden apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (CUMA SURESİ-2)
(Ümmî; okuma yazma bilmeyen demek olduğu gibi, kendilerine kitap verilmeyenler anlamına da gelmektedir.)
“(Yoksa onlar) cahiliye (devrinin, İslâm dışı / batıl) hükmünü mü istiyorlar? Kesin inanan (ve bilen) bir toplum için, hükmü Allah’tan daha güzel olan kim vardır?” ( MAİDE SURESİ-50)

Allah Resulü {s.a.v.)'in Akabe Biati ve birçok biatte olduğu üzere ilk ve temel şartı "Allah (c.c.)'ye ibadette hiçbir şeyi ortak etmemek üzere... " buyurmuş olması da cahiliyyeden İslâm’a girişin neyi ifade ettiğini açık ve net olarak gösterir.

İşte bu manadaki İslâm öncesi cahiliyye döneminde, öylesine tutarsızlıklar, saçma sapan inanışlar ve öylesine iğrenç ve vahşiyane davranışlara rastlıyoruz ki; İslâmi bir terbiye, ilahi bir nizam, Rabbanî bir metodun dışında hiçbir beşeri gücün bu davranışları bir düzene sokup, adaleti tesis etmesinin mümkün olamayacağını görürüz. Dolayısıyla insanlığın özelde ve genelde, dünya ve ahiret saadeti ve kurtuluşu için tek yol İslami nizamdır. İslam’ın dışındaki bütün nizamlar, insanlık tarihini de incelediğimizde bize gösteriyor ki, insanlığı hep çıkmazlara sürükleyip durmuştur. İnsanlığın dünyasını mahvettiği gibi ahiretini de mahvetmiştir. Cahiliyye düzenleri hiçbir zaman insanlığın ahireti ile ilgilenmemiştir, umurunda da değildir. Ama İslam, insanlığın geçici ve çok kısa olan dünya hayatı ve sonsuz olan ahiret hayatının mutluluğu için âlemlerin Rabbi olan Allah (cc) tarafından gönderilmiş kurallar manzumesidir. İnsanlığın kurtuluşu kesinlikle, alternatifsiz olan İslam’dadır. Dolayısıyla insanlık tarihi boyunca İslam dini (Tevhid dini) bütün zamanlarda hep var olmuştur. Ama İslam dışı cahiliyye dinleri ve düzenleri hiçbir zaman tek başına var olmamıştır, olmayacaktır da. Anlaşılması gereken odur ki, İslam’dan başka çare yoktur.

Allah (cc), bütün Müslümanları cahiliyyeden uzak kılsın. Cahiliyye düzenlerini ortadan kaldırmak için mücadele eden muttaki kullarından eylesin.

Allah bizi yolunda, şükründe, zikrinde, hüsn-i ibadetinde daim, din-i mübînine hizmette kaim eylesin. Ancak O'na dayanırız; ancak O'dan yardım dileriz. Amellerin eksikliğinden, nefislerin şerlerinden, her kötünün her türlü kasd ve kötülüğünden O'na sığınırız. O bize Kâfidir. Hasbunallahu ve ni'mel-vekil, ni'mel-mevlâ ve ni'mennasîr, gufraneke rabbenâ ve ileykel masîr. Selam ve dua ile…

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder