Video Foto Galeri Yazarlar
29.5.2017 - Pazartesi

Hacı KAR

HAYATININ YARISI BOŞA GEÇMİŞ!..

Hacı KAR - HAYATININ YARISI BOŞA GEÇMİŞ!..

12 Nisan 2017 12:20
A
a
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.
Hamd, Âlemlerin yegâne Rabbi Allah’a mahsustur.
Salat ve selam olsun, muvahhidlerin, muttakilerin ve mücahidlerin yegâne önderi Rasulullah Muhammed’e, Âline, Ashabına ve kıyamete kadar O’nun izinden giden, O’nun Sünneti üzere yaşayan muvahhid mü’minlere...

Ben, şehadet ederim ki, Allah’dan başka rab, ilâh ve melik yoktur... İnsanların yegâne Rabbi, İlâhı ve Meliki Allah Teâlâ’dır... Ve yine şehadet ederim ki, Rasulullah Muhammed (s.a.s.), Allah’ın kulu ve Rasulü’dür... Allah’ın insanlık âlemine vazifeli olarak gönderdiği en son Nebîsi ve en son Rasulü’dür... Nübüvvet ve Risalet, Rasulullah Muhammed (s.a.s.) ile son bulmuştur... Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, dustur olarak Kur’ân-ı Kerîm’e ve Rasul olarak hayat önderi Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e katıksız iman ettim, kabul edip can-ı gönülden razı oldum…
 
Nebevi öğretiyi reddetmenin sonuçları, her çağın, diğer kültürleri incelik, eğitim ve yetenek bakımından hayli gelişmiş medeni milletlerinin, boğulan bir adamın can yeleğine veya ölmek üzere olan bir adamın hayat iksirine ihtiyaç duyduğu şekilde peygamberlerin tebliğlerine ihtiyaçları vardır.
Geçmiş milletlerin tarihleri bir millet ne derece ileri ve gelişmiş ve ne kadar en ihtişamlı günlerinde olursa olsun ilahi rehberiyet meselesinde iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt edemeyen bir çocuk mesabesindedir.

Bir millet Nebevi tebliği red ederse veya onunla alay ederse kesin olarak ölüm ve yok oluşuna davetiye çıkarmış demektir. Pek çok gelişmiş ve kültürlü millet entelektüel sahada çok mesafe kaydetmiş olmalarına rağmen Nebevi tebliğe sırt çevirdiği ve bu tebliği küçümsediği zaman kendi gösteriş ve kibiri ile kendi felaketini hazırlamıştır. Entelektüel incelik ve uzak görüşlülük dedikleri şeyin ahmaklık olduğunu büyük bir hayal kırıklığı içinde gözlemlemişlerdir.

Kâmil ilim ve kâmil olmayan ilim; Peygamberlere Allah (cc) tarafından bahşedilen kamil ilimle insan gayreti ve aklı ile elde edilen ve geliştirilen kamil olmayan ilim ve kabiliyetleri şu şekilde bir kıyaslama ile karşılaştırsak yerinde ve uygun olacağı herkesin takdir edebileceği bir durumdur.

Bir zamanlar birkaç öğrenci gemi gezisine çıkmışlardı. Hava güzeldi, çok hoş bir rüzgâr esiyordu ve çocukların keyfi yerindeydi. Geminin kaptanını kendileri ile muhabbet edebilecek yapıda olduğunu gördüler. Diğerlerinden daha açıkgöz olan çocuk kaptana “Amca hangi bilim ve sanat dalları ile uğraştın?” diye sordu. Kaptan “Hiçbirini öğrenmedim” diye cevap verdi. Onun cehaletine çok acıyan çocuk tekrar “Gerçekten hiçbirini görmedin mi?” dedi. Kaptan “hayır, isimlerini bile duymadım” dedi. Geride kalmak istemeyen diğer bir çocuk “matematik ve geometriden mutlaka bir şeyler biliyorsundur” dedi. Zavallı kaptan alçakgönüllülük içinde; “çocuklar, bu dediklerinizin hiçbiri tarafımdan işitilmemiştir” dedi. Üçüncü çocuk “ama coğrafya ve tarihi mutlaka öğrenmeliydin” dedi. Kaptan, bunlarda nedir, “adam mı yoksa şehir mi?” diye sordu. Kahkahadan kırılan gençlerden biri tekrar “Sen kaç yaşındasın? “dedi. Kaptan onlara kırkında olduğunu söyleyince, “Ne yazık, hayatının yarısı boşa geçmiş” dediler.

Kaptan üzüldü, fakat sükût etti. Ancak takdiri ilahi çocuklara hak ettiği dersi vermeyi uygun gördü. Daha çok fazla ilerlemeden bir fırtına koptu, gemi tehlikeli şekilde sallanmaya ve sarsılmaya başladı. Sert sularda ilk tecrübelerini geçirmekte olan çocuklar aşırı derecede korktular. Şimdi sıra kaptanda idi. Bütün ciddiyeti ile “sizin üzerinde çalıştığınız ilimler neydi çocuklar?” dedi.

Genç ve çiğ olan çocuklar hemen bu numaraya kandılar ve gördükleri konuları sıralamaya başladılar. Bitirdiklerinde yaşlı kaptan tekrar tebessümle sordu, “Tamam! Ama yüzmeyi de biliyor musunuz? Gemi batarsa nasıl hayatlarınızı nasıl kurtaracaksınız?” dedi. Çocukların hiçbiri yüzme bilmiyordu. Yüzleri asık bir şekilde “ne yazık ki bunu öğrenmeyi hiç düşünmedik” dediler. Kaptan güldü ve “sizin dediğiniz gibi ben hayatımın yarını boşa harcadım, ama siz tamamını boşa harcamış olacaksınız. Sizin sanat ve ilimleriniz şimdi canınızı kurtaramaz, çünkü bugün sizin canınızı kurtarabilecek olan yegâne sanatı öğrenmemişsiniz” dedi.  
 
Bu hikâye bütün ileri, kültürlü ancak gafil milletlerin noksanlıklarını tam olarak açıklar. Bu milletler normal olarak kendilerini her türlü bilgiyi öğrenme ve geliştirme, tabiatın sırlarını ve yeryüzünün hazinelerini keşfetme ve güçlerini artırmak için yeni aletler geliştirme işine adarlar.

Ancak, İlahi ilmin kapılarını açacak, kendilerine Allah’ın rızasını nasıl kazanacaklarını anlatacak, selamet ve saadete götürecek, isabetli davranış ve tavırlarını öğretecek, kötü tabiatı ve şehevi istekleri törpüleyecek, fazileti ve doğruluğu teşvik edecek ve insanın kalbine Rabbinin ve Yaratıcısının korkusunu sokacak ilmi inkâr ederler.

Yukarıda sayılanlar herhangi bir toplumu sırat-ı müstekim üzerinde tutmanın, onu husursuzluktan, çürümeden ve şerden kurtarmak için çalışmanın vazgeçilmez şartlarıdırlar: insanoğluna ahiretin, diğer insanlara iyi davranmanın, tevazunun, şehvet ve hırstan uzak durmanın, kendisini disipline etmenin ve kendisine dahi zararlı olabilecek ve boş olan işlerden kaçınmanın önemini öğretmeye yalnızca bu şartlar yardımcı olabilir.
Kendilerine bir süs veren ve dönemlerindeki peygamberlere o döneme ait akademik konularda üstün olmadıkları için küçümseyici tavırda bulunan milletlerin canlı bir tanımı Allah (cc) tarafından Kur’an’da yapılmıştır.

“Peygamberleri kendilerine açık delil (ve mucize)lerle geldiği zaman, kendi yanlarındaki (beşerî) bilgilerle şımar(ıp gururlan)dılar. Sonunda (peygamberleri) alaya aldıkları şey(in cezası) kendilerini (çepeçevre) kuşatıverdi.” (Mü'min Sûresi - 83)

Yani insanlar kendi yanlarında bulunan delillere güvendiler. Eşyayla ilgili bilgilerine, insan eğitimi konusundaki bilgilerine, hukuk uzmanlarının, ekonomi tanrılarının bilgilerine, siyasî tanrılarının tecrübelerine, kılık-kıyafet konusunda moda tanrılarının güçlerine, kendi kanunlarına, kendi sistemlerine güvendiler de Allah (cc)’la ve Allah (cc)’ın elçileriyle alay ettiler. Kendi hayat programlarını Allah (cc)’ın elçileriyle gönderdiği hayat programından üstün tuttular, kendi kitaplarını Allah’ın kitabına tercih ettiler. Kendi bilgilerini Allah bilgisine tercih ettiler de alay ettikleri azap onları kuşatıverdi.

            Peygamberler onlara bizim delillerimizle geldiler. Bu peygamberler kendilerinde bulunan delillere güvendiler, dâvâlarından, yollarından, kulluklarından asla şüpheye düşmediler. O peygamberler gâyet rahattılar. Çünkü yanlarında Allah (cc)’tan gelme deliller vardı. Ellerinde Allah(cc)’ın âyetleri vardı…
 
Selam olsun Allah(cc)’ın ayetlerine ve Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in sünnetine sarılanlara…
 
Allah(cc) bizi yolunda, şükründe, zikrinde, hüsn-i ibadetinde daim, din-i mübînine hizmette kaim eylesin. Ancak O'na dayanırız; ancak O'dan yardım dileriz. Amellerin eksikliğinden, nefislerin şerlerinden, her kötünün her türlü kasd ve kötülüğünden O'na sığınırız. O bize Kâfidir. Hasbunallahu ve ni'mel-vekil, ni'mel-mevlâ ve ni'mennasîr, gufraneke rabbenâ ve ileykel masîr.

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama