Video Foto Galeri Yazarlar
2.12.2016 - Cuma

Ebu ENES

TEVHİD İNANCI VE ALİM

Peki bundan sonra ne olacak. Yaklaşık yüz yıldan beri cahil bırakılmış, İslamın ismine dahi taammül edemeyen bir sistem ve onun eğitim kurumlarında kalpleri, beyinleri, akılları, kapkara olmuş kimseler olarak aynı zamanda pratik birkaç ibadet hakkında bilgisi olan kimseler için yapılacak şey nedir, atılacak ikinci adım nasıl ve nereye olmalıdır.

19 Ekim 2016 14:53
A
a
 Hamd, övgü yücelik sadece ama sadece Allah c.c mahsusdur.

 Salat ve selam Alemleri Rabbinin rızasına, sevgisine ve dostluğuna mazhar olabilmenin tek yolunun kendisine tabi olmak dan geçtiği Hatemül Enbiya, Kafirlerin korkulu rüyası, Müminlere karşı çok yumuşak, şefkatli ve merhametli Hz. Muhammed (s.a.v)’a ehl-i beytine, kıyamete kadar bütün insanlar için örnek olacak cemaatin fertleri olan Ashab-ı Kiram’a ve onların izinden giden bütün akıl sahiplerinin üzerine olsun.

 Kafir şeytanın insan ve cinlerden oluşan ordusuyla bütün imkanlarını seferber ederek Hak’ka ve Hak ehline karşı mücadele ettiği günümüzde İlmin önemi çok daha fazla hissedilmektedir. Hatta hissedilmekten ziyade aşikare şahid olunmaktadır. Bırakın İlim sahibi, aklı selim kimselerden olmayı Kelime-i Tevhid ile ilmin arasındaki bağın dahi anlaşılmasında zorluk çekilmektedir. İlmin elde edilmesinin yada başka bir ifadeyle İslami  ilimleri öğrenmenin İslam safında olmak ile olmamak, kalmak ile kalmamak durumuna sebep olacağı dahi anlaşılmamıştır.

Malum olduğu üzere herkesin alim olması çok zordur. Fakat bu durum, ilimsiz bir hayat yaşaması, Kur’an ve Sünnet’ten İcma ve Kıyas’dan uzak bir şekilde Rabbini razı etmeye çalışmasının Allah katında makbul olduğu anlamına gelmez. Alemlerin Rabbi olan Allah c.c bir ayeti kerime’de mealen ‘’Eğer bilmiyor iseniz zikir ehline (Alimlere) sorunuz.’’ (Enbiya 7) Buyurmaktadır. Dikkat edilirse bir Müslüman için iki durumun söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Ya biliyordur yada bilmiyordur. Evet iki durum. Peki bu iki durumdan birisi ile karşı karşıya kalan Müslüman ne yapmalıdır. Evvela inandığımız dinin tarifine bakacak olursak şöyle tarif edildiğini görürüz.

 İslam; Allah c.c tarafından Hz Muhammed (s.a.v) ‘e indirilen,Onunda insanlara tebliğ ettiği, insanların dünya ve saadetine sebep olan itikadi ve ameli nizamdır. Yani İslam ferdi ve ictimai olarak hayatın her sahasını kuşatan bir dindir. Öyleyse bir Müslümanın, ferdi, ictimai, kalbi, kavli ve fiili her hali Allah’ın dini olan İslam’ı ilgilendirmektedir. Böyle olunca Kelime-i Tevhid’i Kalp ile tasdik edip, dil ile ikrar eden kişi yada toplum Allah c.c’nin dini olan islama girmiş olurki buna teslim olmak denir. Nefsi ve hissi  olup Vahye uygun olmayan hayatı terkedeceğine dair söz vermiş olmaktadır. Hevasına tabi olmayacağına dair bir söz vermedir İman etmek. İman etmekten bunu anlamalıyız, Kalp’lerdeki nifak kalıntılarını tamamen söküp atabilmeli ve tam bir teslimiyetle teslim olmalıyız.

Peki bundan sonra ne olacak. Yaklaşık yüz yıldan beri cahil bırakılmış, İslamın ismine dahi taammül edemeyen bir sistem ve onun eğitim kurumlarında kalpleri, beyinleri, akılları, kapkara olmuş kimseler olarak aynı zamanda pratik birkaç ibadet hakkında bilgisi olan kimseler için yapılacak şey nedir, atılacak ikinci adım nasıl ve nereye olmalıdır. İşte buna cevap veren Ayetlerden birisidir Enbiya Suresi 7. Ayeti celile. Belirttiğim gibi bir Müslüman için iki durum söz konusudur. Ya biliyor, yada bilmiyor. Bilginin amel haline gelmemiş olanı kitap taşıyan eşek misalinde olduğu gibi kişi için sadece ağırlıktan ibarettir. Amel edilmeyen ilmin fayda sağlamayacağına dair bir çok Ayet ve Hadis mevcuttur. Bundan dolayı kununun detayına girmek yerine yapılması gerekene yönelik açıklamamıza devam edelim inşallah. ‘’Sual edin’’ mealindeki ‘’fes’elu’’ ifadesinin emir olarak gelmesi eğer bilmiyor iseniz sakın sormadan amel işlemeyin manasına delalet etmektedir. Yani bir başka manada şöyle gibidir. ‘’Sakın nefsinize ve hevanıza uymayın, çünkü sizler iman etmek suretiyle Allah’a boyun eğeceğinize dair söz verdiniz. Ve sizler günde yaklaşık kırk defa namazda rukua vararak fiilen bu baş ancak senin kanunlarına, hükümlerine, emir ve nehiylerine boyun eğer demektesiniz. Allah’ın rızasını arıyorsanız,  Allah’ın istediklerini yerine getirmelisiniz. 

Yaklaşık bir asırdır Cahiliyyenin hüküm sürdüğü bir toplumda İman ile beraber hayatı bütünüyle kuşatması gereken islamın fert ve toplumun yaşantısında tecelli etmesi gaye ve çabasında olan ilim ehli yok denecek kadar azdır. Buna rağmen Müslümanlar kendilerinin ebedi saadetine sebep olabilecek ilim ehline sahip cıkmak yerine, onlardan istifade edip yanlışlarını doğruya, batıllarını Hakk’a, hevalarını vahye tabi kılmak yolunda gereken gayreti göstermekte çok aciz davranmaktadırlar. Yeterli derecede istifadede edememekteler. Bu durum elindeki nimetin kadrini ve kıymetini bilmemekten kaynaklanmaktadır. Yada bir diğer sebep olarakta kendini müstağni görmekten dolayı bu durumun bir musibet ve bela olduğunu farkdememenin yaşantıya yansıyan şeklidir diyebiliriz. Halbuki kainat kitabını okumamızı emreden Allah azze ve celledir. Tekvini kitabı okuduğumuzda ilk olarak karşımıza çıkan kural şudur diyebiliriz. ‘’Dikkat edin yaratmakta, emretmekte Allah’a mahsusdur.’’ (Araf 54.) Yani kainatın yaratıcısı ve yöneticisi Allah azze ve celle’dir. Hani bir kimsenin imza yetkisi yada mühür vurma konumu varsa isminin önünde yada arkasında sıfatı yazar. Müdür, genel müdür, amir gibi.. Araf Suresi 54. Ayetteki mealini yazdığımız kısımda bir sıfattır, yetkidir. Evet kainatı yaratma ve yönetme yetkisi Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsusdur. Kainat’ın parçası olan insanlarda ferdi veya ictima olarak Rabbi’ ni doğru tanımalı ve Rahmanın istediği şekilde O’na kulluk yapmalıdır.  Yani hayatını Allah’a has kılmalıdır.  Tevhidi ve Teslimiyeti böyle anlayan insanlar katında Alim çok ama çok değerlidir. Çünkü Alim’de ferdin ebedi saadetinin anahtarı konumundaki ilim mevcuttur. İlimden kastım hayatının her safhasında Rabb’inin rızasına götüren doğru amelleri  bilmektir. Allah Rasulu (s.a.v) bir hadisi şeriflerinde ‘’Allah bir topluluktan ilmi zorla söküp almaz, Ancak Alimleri öldürerek ilmi söküp alır. Geriye cahiller kalır. İnsanlar onlara soru sorarlar. Onlarda cevap verirler. Böylece hem kendileri sapıtırlar, hemde soru soranları saptırırlar. (İbni Mace) buyurmaktadır.

Diğer bir hadisi şerifte Allah Rasulu (s.a.v) ‘’Alimin ölümü, alemin ölümü gibidir.’’ Buyurmaktadır.  Bu iki hadis iyi anlaşılırsa ancak o zaman ilmin ve ilim ehlinin değeri, önemi ve Müslümanlar nazarında kadri ve kıymeti anlaşılacaktır. Eğer Alime değer verilmiyor ise bu demektirki müslümanız diyenler daha tevhidi çağrıyı ve çağrının manasını doğru anlamamışlar. Böyle bir uyanış şuurlu ve bilinçli bir uyanış olmaktan uzaktır. Belki ezilmişliğin ve  Dini değerlerin bir kısmını yaşayamamasının daha doğrusu, Kamil bir imanın değilde vicdanın uyanışı olmaktan öteye geçemeyecek bir farkediştir. Bu İslami  inkılap için yeterli değildir. Rabb’im bizlere Sahabenin şuurunu versin. Ashabı uhdud, Ashabı Kehf, Habib b. Neccar gibi Tevhidi anlamayı ve inancı uğrunda mücadele etmeyi nasip etsin. Amin.
Selam ve Dua İle.
 
الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder