Video Foto Galeri Yazarlar
26.6.2017 - Pazartesi

Kübra YILDIZ

YOLCULUĞUMUZDAKİ MERHALELER -2

İnsanın Ana Rahmindeki Yolculuğu

28 Nisan 2017 16:44
A
a
Hamd alemlerin Rabb’i olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam, o’nun sevgili Rasulüne, pak ehli beytine ve kıyamete kadar yolunu sürdürenlerin üzerine olsun.
Ey Rabbimiz!
Bizi hakikati inkar eden kafirler için bir oyun ve eğlence aracı yapma!
Ve günahlarımızı bağışla!

Bismillahirrahmanirrahim
Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. Üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir. (Ali İmran 6)
İnsanın yaratılışındaki mükemmellik Kuranı kerimde Allah (c.c) tarafından bizlere bildirilmektedir. Ayeti kerimelerdeki hakikatler hücrelerin organları oluşturması ve vücudu şekillendirmesi sırasında DNA’ daki genler arasındaki gerçekleşen olağanüstü işbirliği noktasında baktığımızda insanın ana rahmindeki evrelerinin ve doğumunun çok büyük bir mucize olduğunu bizlere göstermektedir. Fakat günümüz insanı her şeyi kendi akıl ölçüleriyle değerlendirmeye çalışır. Eline bir avuç çamur alır bundan insanın nasıl yaratılabileceğini düşünür. Kıyas yapar benzerlik yoktur. Ona göre olsa olsa bundan ya tuğla ya çömlek yapılabilir. Çünkü kendi gücü buna yetmektedir. Oysa ki gözle görülemeyecek kadar küçük bir hücreden, dokuz ayda şuurlu ve akıl sahibi bir insan süzülüyor. Zigotun bebek haline gelinceye kadar geçirdiği değişiklikleri kuran ışığında takip ettiğimizde şöyle sahne karşımıza çıkıyor  ‘’Andolsun biz insanı (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem’in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık. O bir çiğnem eti kemiklere çevirdik ve o kemiklerede et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)…’’ (Mü’minun 12-14). Ayette görüldüğü gibi insanın ilk yaratılışından itibaren geçirdiği evreler safha safha verilmektedir. Ve böylelikle insanın yaratılmış bir varlık olduğunu bildirir. İnsan kendiliğinden tesadüfen var olan bir canlı değil evrim teorisinde iddaa edildiği gibi maymundan türemiş bir varlık değil bilakis Allah’ın yaratmış olduğu bir varlıktır. Böylece insandaki yaratılma özelliğinide ilahlık özelliğinide kendiliğinden olma özelliğinide ortadan kaldırmaktadır. Çünkü ezeli ve ebedi olan sadece alemlerin rabbi olan Allah’tır. Diğer canlı cansız her şey sonradan var edilmiştir. İnsanın yaratılışı onun gereksinimi olan bütün her şeyin yaratılmasından sonra gerçekleşmiştir. Allah (c.c) böylece insanı yeryüzünde bulunan bütün yaratılmışların üzerine halife olarak tayin etmiştir.

Diğer bir ayettede ‘’İnsan kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi akıtılan meniden bir damla su değil miydi?’’ (Kıyamet 36-37)
Yani insanın özü meninin tamamı değildir. Erkekten atılan iki yüz elli milyon kadar spermden çok az bir miktarı yumurtaya ulaşmayı başarır. Yumurtayı dölleyecek olansa, sağ kalmayı başaran bin kadar spermden sadece bir tanesidir. İnsanın bütün meniden değil meninin içindeki çok küçük bir parçadan oluştuğu kurandaki ‘’Akıtılan meniden bir damla su’’ tanımlaması ile haber verilmiştir. Yine aynı şekilde kuranı kerimde erkek ve dişiliğin ‘’Rahme dökülen meniden’’ yaratıldığı bildirilmiştir. Oysaki yakın zamanda cinsiyetin anne hücrelerin tarafından belirlendiği sanılıyordu. Kuranda verilen bu bilgiyi bilim 20. Yüzyılda keşfetmiştir. Kuranda meniden bahsederken modern bilim ortaya çıkardığı bu gerçeğede işaret edilmekte ve meni karmakarışık bir sıvı olarak tarif edilmektedir. ‘’Şüphesiz biz insanı karmaşık olan bir sudan yarattık. Onu deniyoruz bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.’’ (İnsan Suresi 2)

Başka ayetlerde ise yine meninin karışım olduğuna işaret edilir. İnsanın ise bu karışımın özünden yaratıldığı vurgulanır. ‘’Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden basbayağı bir sudan yapmıştır.’’ (Secde Suresi 7-8)
Bebeğin cinsiyeti hakkında da baktığımızda ‘’Doğrusu çiftleri erkek ve dişiyi yaratan O’dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.’’ (Necm Suresi 45-46)
‘’Kendisi akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu derken (Allah onu) yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi. Böylece ondan erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı.’’ (Kıyamet Suresi 37-39)
Bilimsel olarak baktığımızda da X kromozomu dişilik Y kromozomu ise erkeklik özelliklerini taşır. Anne yumurtasından sadece dişi cinsiyeti belirleyen X kromozomu bulunur. Babadan gelen menide ise hem X hem de Y kromozomu taşıyan spermler bulunur. Dolayısıyla bebeğin cinsiyeti annenin yumurtasını dölleyen spermin X yada Y kromozomu taşımasına bağlıdır. Yani ayettede belirtildiği gibi bebeğin cinsiyetini belirleyen etken babadan gelen  menidir. Aynı zamanda Kur’an-ın indirildiği asırda kesinlikle bilinemeyecek olan bu bilgi Kur’an-ın Allah sözü olduğunu kanıtlayan delillerden biridir.
Rahme asılıp tutunan ‘’Alak’’ anne karnındaki bebek gelişiminin ilk aşamasında annesinin kanından beslenebilmek için rahim duvarına yapışıp tutunan bir zigot halindedir. Modern embriyolojinin tespit ettiği bu oluşum Kur’an da ‘’asılıp tutunan’’ anlamına gelen, deriye yapışıp kan emen sülükler içinde kullanılan ‘’alak’’ kelimesi ile 14 yüzyıl önceden mucizevi bir biçimde bildirmiştir. Erkekten gelen sperm ve kadındaki yumurta birleştiğinde, doğacak bebeğin ilk özüde oluşmuş olur. Biyolojide ‘’zigot’’ olarak tanımlanan bu tek hücre hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek küçük bir ‘’et parçası’’ haline gelecektir. Zigot büyümesini boşlukta gerçekleştiremez. Rahim duvarına asılıp tutunur. Sahip olduğu uzantılar sayesinde toprağa yerleşen kökler gibi buraya yapışır. Gelişimi için ihtiyaç duyduğu maddeleri annenin vücudundan emebilir. Allah (c.c) ana rahmine tutunarak gelişmeye başlayan zigottan söz ederken ‘’alak’’ kelimesini kullanmaktadır. ‘’Yaradan Rabbin adıyla oku. O insanı bir ‘alak’tan yarattı. Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir.’’ (Alak Suresi 1-3)

Anne karnında gelişmekte olan zigotu bu özelliği ile tarif eden bir kelime kullanılması Kur’an-ın alemlerin Rabbi olan Allah’ın sözü olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.
Kuran ayetlerinde haber verilen diğer önemli bilgi ise insanın anne karnında önce kemiklerin oluştuğu daha sonra ise kasların ortaya çıkarak bu kemikleri sardığı şöyle haber verilmektedir. ‘’Sonra o su damlasını bir alak/hücre topluluğu  olarak yarattık; ardından o alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; böylece kemiklerede et giydirdik; sonra bir başka yaratılışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.’’ (Müminun Suresi 14)

Evet mikroskobik incelemeler göstermektedir ki anne karnında, tam ayetlerde tarif edildiği gibi bir gelişme gerçekleşir, önce embriyodaki kıkırdak doku kemikleşir. Ve daha sonra bu kemikler kas hücreleri tarafından sarılmaya başlanır. Allah bu gelişimi kuranda ‘’…daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık böylece kemiklerede et giydirdik…’’ İfadesiyle  en açık şekilde tarif etmiştir. Yine Zümer 6. Ayeti kerimede de insanın anne karnında birinden diğerine farklılaşan üç ayrı evrede meydana geldiğini bildirmektedir. ‘’…sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbimiz olan Allah budur, mülk O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz.’’

Kuşkusuz bu gerçekler karşısında insana düşen kendisini bir damla sudan yaratarak, gören, işiten, düşünen bir insan kılan Rabbimize daima şükredici olmaktır.
‘’Sizi inşa eden, size kulak, gözler ve gönüller veren, O’dur. Ne az şükrediyorsunuz.’’ (Mülk 23)

Abdullah İbni Mesud (r.a) dan rivayetle peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur. Her biriniz yaratılışı ana rahminde nutfe olarak kırk gün derlenip toparlanır. Sonra aynen öyle (kırk gün daha) alaka (yapışan şey) olur. Sonra yine öyle (bir kırk gün daha) mudga (et parçası) halinde kalır. Ondan sonra melek gönderilir. Ve tekamül eden mudgaya şu dört kelimeyi yazması emrolunurki: onun işini, rızkını ve ecelini,  şaki said olduğunu yaz denilir. Evet Allah (c.c) bütün bunları bizler okuyup geçelim bizde bir bilgi olsun diye açıklamıyor. O’nun kudretini görelim ve kendimizinde ne kadar aciz bir varlık olduğunu düşünelim. Allah (c.c) içimizden kimini öldürüyor kimisini ise dilediği kadar yaşatıyor. Fakat baktığımızda insanoğlu onu bu şekilde yaratan Rabbine karşı büyüklük taslıyor, O’nu unutuyor. O’nu unutmak yada O’na büyüklük taslamak nedendir? Sen değil misin eline dahi alamıyacağın  bir pislikten yaratılan. Sen değil misin üzerine basıp geçtiğin topraktan yaratılan. O zaman bu büyüklenmen ve gaflet içerisinde oluşun kime? Ya bir soralım kendimize midedeki gazı dahi kendi iradenle atmaktan aciz olan sen. Seni yoktan var eden Rabbine karşı nasıl bu kadar duyarsız olabiliyorsun. Bu şekilde yaşamak Allah’a ve ahirete inanmamak demektir.

Ayetler deliller bu kadar ortadayken bizler ahirete hazırlık yapmak için neyi bekliyoruz. Hesabın verilmeyeceğini ve o günün çok uzak olduğunu bizimde yaşamak için çok zamanımız olduğunu mu düşünüyoruz?

KIYAMET-SAATİ YAKLAŞARAK GELMEKTEDİR. ONDA HİÇBİR ŞÜPHE YOKTUR. ALLAH KABİRDE OLANLARI DİRİLTECEKTİR. (HAC 7)
Rabbimiz ayaklarımızı sıratı müstakim üzere sabit kıl. Bizlere hayırlı kul olmayı nasip et. Amin.
 Selam ve duayla.
Bir sonraki ‘’Dünya Hayatı’’ konulu yazımda buluşmak üzere inşallah…


 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder