Video Foto Galeri Yazarlar
6.12.2016 - Salı

Abdullah Azzam'dan Gençlere Bir Mesaj- 2.Bölüm

Okunma: 4558
ÖZEL HABER 8 Eylül 2016 08:20
Videoyu Aç Abdullah Azzam'dan Gençlere Bir Mesaj- 2.Bölüm

Daha önce 1.bölümünü yayınladığımız Abdullah Azzam'ın Gençlere Bir Mesaj isimli risalesinin II. bölümünü siz değerli takipçilerimize sunuyoruz..

ISLAH HABER/ HABER MERKEZİ
 
Dünya Savaşlarında, İngiltere ve diğer güçlü milletler en tehlikeli operasyonları yerine getirmek üzere 17,18,19 yaşındaki gençlere güveniyorlardı çünkü onlar herşeyi yapmaya hazırdı ve düşünmek için uzunca bir süre beklemiyorlardı. Çinliler intihar savaşçılarını eğitirlerdi ve bu tür operasyonlar konusunda bu yaştaki gençlere güvenmelerini salık vererek :"Kişinin kendisini büyük bir tehlikeye attığı operasyonlar yaş bakımından büyük olanlara verilmemelidir zira onlar tüm operasyonu geciktirebilirler çünkü onlar durup kendi kendilerine düşüneceklerdir : ' Sonuç ne olacak? Bu işteki fayda nedir?' " Yani, böyle bir mantık ve düşünce onların çaba gösterip kendilerini feda etmelerini önleyecektir. Ve ayaklanmalar ve çağrılar daha başlarında iken durup uzun uzun düşünen insanlarla zafer kazanmaz. Aksine, zafer ancak duygusu ve kalbi olan insanlar eliyle gelir. Duygulardaki sıcaklık ve kalbin teşviki fedakarlık ile neticelenir. Mantıklı düşünme denen şey kişiye : " Kendini yorma, kendini feda etme." der. Akıl genelde soğuk ve sönüktür ve fedakarlığa da meyilli değildir. Derin mülahazalar etmeye düşkündür. Yani eğer bir kişinin duyguları ona : "Kendini zorla. Allah seni mükafatlandıracaktır." derse akıl da ona : " Varlığını eksiltme." der. Eğer duygular :"Kendini feda et." diyecek olsa akıl : " Eğer kalırsan, İslam'a daha faydalı olacaksın." der.
 
Bu yüzden, düşünür ve filozofların sözlerinin havada gerçek hayatlarının ise bir dağın eteklerinde stabil olduğunu görürsün. Onların çağırdıkları ve gerçekte yaşadıkları hayat arasında devasa bir fark vardır. O halde, kişinin gençlik yılları için özel bir çaba sarfetmeliyiz. Enes bin Malik r.a. dedi ki: " Allah Rasulu sas ashabı ile birlikte Medine'ye geldi; sakalını kına ve safran ile boyayan Ebu Bekir r.a. dışında başında beyaz saçı olan tek bir adam dahi yoktu. (Buhari, 3919-3920)
 
Ebu Bekir dışında saçlarına ak düşmüş tek bir adam dahi yoktu. Ebu Bekir o zaman 51, Ömer 41 yaşındaydı ve bu olay peygamberliğin 13.senesinde idi.
 
Allah azze ve celle hesap gününde gençlere özel bir soru soracak: " “Kıyâmet gününde dört şeyden sorgulanmadıkça, kulun ayakları yerinden kımıldamaz:
1. Ömründen; onu ne ile yok etti?
2. Gençliğinden; onu nerede çürüttü?
3. Malından; onu nereden kazandı ve nereye sarf etti?
4. İlminden; onunla ne yaptı?” (Tirmizî, Kıyâme, 1)
 
Allah azze ve celle ömür hakkında soracak. Sonra, ikinci soruyu yani gençliğini soracak; gençliğin de ömrün bir parçası olduğuna bakmaksızın, bir önceki sorunun bu olduğuna bakmaksızın! Allah, gençlik dönemini ayrıyeten sorgulayacak:
 
ﺎﹰﻔْﻌَﺿ ﺓﱠﻮﹸﻗٍ ﺪْﻌَﺑِ ﻦِﻣ ﻞَﻌﹶﺟَ ﱠﻢﹸﺛ ﺓﱠﻮﹸﻗﹰ ٍﻒْﻌَﺿ ِﺪْﻌَﺑ ﻦِﻣ ﹶﻞَﻌَﺟ ﱠﻢﹸﺛ ٍﻒْﻌَﺿ ﻦﱢﻣ ﻢﹸﻜﹶﻘﹶﻠَﺧ ﻱِﺬﱠﻟﺍ ُﻪﱠﻠﻟﺍ ُﺮﻳِﺪﹶﻘﹾﻟﺍ ُﻢﻴِﻠَﻌﹾﻟﺍ ﻮُﻫَﻭ ﺀﺎَﺸَﻳ ﺎَﻣ ُﻖﹸﻠْﺨَﻳ ﹰﺔَﺒْﻴَﺷَﻭ
"Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir." (Rum,54)
 
Elbette, Şeytanın seni derslerinle ve tul-i emeller ile meşgul edeceği bir yaştasın. Eğer sana Allah'a davet etmen ya da vaktinin bir kısmını Allah için harcaman söylense, Şeytan müdahale ederek sana "Şu anda okuldasın. Yarın, mesleğini-toplumdaki silahın-  eline alınca, Allah için çalışabilirsin."
 
Öncelikle, ne zaman mezun olacağını bilmiyorsun ve ne zaman öleceğini de bilmiyorsun ve Rabbinle ne zaman buluşacağını da bilmiyorsun. O halde, bu tür uzun vaadeli emellerden sakın.
 
İkinci olarak,  eğer bu kadar erken yaşta vaktinin bir kısmını Allah'a veremeyecek kadar cimriysen, gelecek sana daha da cimri olacağını ispatlayacaktır. Genç yaşta İslam ile demlenmiş bir kişi ile yaşlandıktan sonra İslam'a giren iki kişi arasındaki farka bakın! Ne fark ama! Bu genç yaşta İslam ile tanışan kişinin İslam ahlakı üzere yeşermesinin daha kolay olmasındandır. Eğer gençseniz, İslam hayatınızın bir parçası olur; ve dudaklarınız, ruhunuz, hayatınız İslam'ın bir parçasına dönüşür. Aslen siz İslam bünyesinin bir uzvu haline gelirsiniz tıpkı küçük ağaç büyük ağaç gibi: büyük olan ağaç yerleşik bir gövdeye ve kavruk bir kabuğa sahiptir ki bunlar da onun dallarının oturduğu istikametini değiştirmesini güçleştirir. Öte yandan küçük olan ağaç ise hala ellerinizle manipule edilebileceğinden istediğiniz istikamete yönlendirilebilir. Bu yüzden, Alemlerin Rabbi bu gençliği başka bir gölgenin bulunmadığı hesap gününde arşın gölgesinde gölgelendirecektir:
"Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:  ... Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç." Buhari, Ezan 36
Açıkçası, farkettim ki genç yaşta Davete başlayanlar bunu ileriki yaşlarda yapanlardan çok daha farklılar. Bir öğrenci İslami davete okuldaki ilk yıllarında başlasa ve ömrünün sonuna dek bu yol üzere olsa böyle bir insan İslam ile demlenmiş ve İslam'ın ayrılamaz bir parçası haline gelmiş olur.
Yaşlı birine gelince,-sosyal konumuyla, refah düzeyiyle,çocuklarıyla vs.-özellikle de dünya başına yıkıldıysa- ve tevbe etmeye karar verdiyse, bu şartlarla İslam’a girmek için çabalar. Yani, eğer bir bakansa, saygı görmek ve önceden olduğu gibi toplumda aynı statüyle İslam’a girmek  ister. Dolayısıyla, bu ikisini harmanlamak imkansızdır. Dünya sevgisi ve övülmek dahil olmak üzere İslam’a birçok cahili alışkanlıklar ile girer. İnsanlardan itibar görmeyi bekler. Bu dini Allah’ın indirdiği şekilde öğrenmek ve öngördüğü münasip tavırları sergilemek onun için kolay değildir. Ayrıca, hayatını kuşatan cahiliyye gelenekler tarafından yerleşmiş kökler vardır. Örneğin, partilerde dans etmeye alışkın bir eş, erkeklerle dolaşmaya alışkın bir kız evlat, sürekli sarhoş olan bir akraba, erkek misafirlerle tokalaşan diğer kız evlat, bu misafirleri karşılayan, yanlarında bacak bacak üstüne atıp oturan, onlarla çay kahve içen bir kız kardeş.. Tüm bunlar değişmeli. Eğer gerçek bir İslami hayat tarzı istiyorsa, yukarıda sayılan hayat tarzını Din’e uygun biçimde değiştirmeye teşebbüs ettiğinde son derece zorluklarla karşılacaktır.
Eğer İslami  Dava’ya girdiğinde genç olsaydı, İslam’ı bilseydi, tüm ailesiyle birlikte bu mücadelenin uzun zamandır içinde olsaydı, gerçek bir Müslüman kızdan başkasıyla evlenmeseydi, Müslüman olduğu için temel şart olarak evlilikte İslam’ı arasaydı durum farklı olurdu. Hayatının çoğunu İslam olmadan geçiren birine gelince, o zengin kız arayandır, prensin kızı, bakanın kızı, zengin birinin kızı- çünkü o sadece eşinin sırtından geçinerek hayat merdivenlerini tırmanmak için evlenir. Eşinin veya ailesinin adı geçtiğinde kendisinin adının da zikredilmesini veya bir meclise katılıp ‘’Benim artık bu bakanla akrabalığım var, ben artık bu ailenin bir parçasıyım’’ demek ister. Bu yüzden, eğer bunların hepsini bir kenara bırakıp, İslam’ın zirvesine dönmek istediğinde büyük zorluklarla karşılacaktır. Faizle kurulan bir şirket ile  nasıl çalışacaktır? Banka kredisiyle satın aldığı arazileri ne yapacaktır? Araziyi denetleyen dünyalık yaşayan arkadaşları ile ne yapacaktır? Bütün bunlarla ilişkisini kesecektir, arkadaşlarıyla iletişimini kesecektir, iş arkadaşlarıyla bağlantısını koparacaktır, gece partilerine gitmeyi bırakacaktır-bütün bunlar sona erecektir. Bir adam için bütün bunları elinin tersiyle itip Allah’a dönmek kolay değildir.
Bir kişinin hayatının gençlik dönemi hayatının geri kalan diğer dönemlerinden daha önemlidir. Bana inan, kardeşim: yaşlandığında beş vakit namaz ve zekat konusunda Allah’ın hidayet ettiği birkaç kişi tanıdım. Bunlardan biri bana şöyle dedi:’’ Kendimi münafık gibi hissediyorum, şirketimi faizsiz yönetemiyorum çünkü benim payıma düşen ödemeler yüz binlerceyi aşıyor. Namaza kalktığımda, iç huzursuzluk hissediyorum, bundan kendimi kurtaramıyorum. Aynı zamanda da ,Allah’a yönelmek istiyorum.’’ Yani, yaşlandığın zaman Allah azze ve celle ye yönelmek birçok zorluk içeriyor.
Yüksek sosyal konumdakilerin, şirket sahiplerinin, elitlerin vs. katıldığı Amman’daki bir toplantımızı hatırlıyorum. Katılımcılardan biri bana sordu: ‘’ 40 veya 50 yaşında olup hayatında hiç oruç tutmayan biri hakkında ne düşünüyorsunuz? ‘’ Ona şöyle cevap verdim: ‘’ Hanefi mezhebindeki bir fetvaya göre belli bir amelin kefareti bir kişinin kaçırdığı bütün amellerin kefaretini öder.Yani,eğer biri ard arda iki ay oruç tutarsa, bu bütün oruç borçlarına kefaret olur. Hayatı boyunca ne  namaz kılan ne de oruç tutan kırklı yaşlarında olan diğer bir katılımcı: ‘’ Bu fetvayı çok sevdim,Allah’a tevbe etmeye karar verdim.’’  dedi. Ben onlara bu dersi verdim, sonra bir süre onlarla iletişimimi kaybettim.
Daha sonra, bu dersi verdiğim evi ziyaret ettim, bana başlangıçtaki soruyu soran adamı evde görünce irkildim ,bana dedi ki : ‘’ Bilmiyor musun?’’  . Neyi bilmiyorum mu? Diye sordum. Dedi ki: ‘’ Bir zamanlar,senin bahsettiğin fetvayı duyan falan falan bir ünlü kişi vardı,ertesi gün namaz kılmaya ve oruç tutmaya başladı, o bir iş adamıydı. Temmuzun ortasında oruç tutardı, oruç tutmaya başladığı için ailesi bu durumdan kaygılandı. Bu yüzden  başka bir alime sormaya gittiler o da dedi ki : ‘’ Eğer tevbe etmişse, gücü yettiğince oruç tutmalı.’’ Ben dedim ki : ‘’ Hayır, bunu bilmiyordum.’’
Sonradan tevbe eden bu adam daha sonra bana:  ‘’ İnsanlar o aydaki sıcağın ortasında bana gelirlerdi, yani temmuzun bu üç  veya dört gününde demek istiyorum, Amman böyle bir sıcaklığa daha önce hiç şahit olmamıştır.’’ Dedi. Bu arada bu adam,bir tanesi Amman Tepesi’nde bir tanesi Hüseyin Tepesi’nde  bir tanesi de El-Wubeydeh Tepesi’nde  olmak üzere  üç dükkanı  olan bir iş adamıydı.  Sonra devam etti: ‘’ Ben oruç tutarken insanlar gelir benim buzdolabımdan su alırlardı. Bütün gün, tükürüğüm ağzıma meyan şerbeti gibi gelirdi, meyan şerbeti çabucak susuzluğu giderdiği için kullandığımız bir içecektir.’’ Gerçekten bu onun orucu. O artık dini ile ilgili meselelerde  ciddi! Kendisinin kadın kıyafetleri mağazalarında,kadınlar gelir  ve kıyafet denerlerdi. Dış kıyafet veya iç kıyafet vs. denerlerdi.Bu yüzden, bu tür bir işin İslami hayat tarzı ile uyuşmadığını düşündü.
Bu yüzden, bu işlerine hemen bir son vermek istedi. Bu üç dükkanını İslam’a uygun olmayan şeylerden arındırdı ve bana büyük  miktarda  kıyafetle geldi ve:  ‘’ Buyur. Bunları fakirlere ver.’’ dedi. Kadınları cezbeden bu işi sonlandırmaktan başka bir şey istemedi ve mağazasını halı satan bir mağazaya çevirdi. ‘’ Halı mağazaları kadınları cezbetmez.’’ dedi.
Bir süre sonra, ona : ‘’Geldiğin noktada kendini nasıl görüyorsun?  diye sordum. ‘’Günlük ticaretimde; altı yedi bin Amerikan dolarına tekabül eden iki üç bin Ürdün dinarı kazanırdım ve tabii ki yaklaşık olarak bunun yarısı veya üçte biri kar olarak bana kalırdı ama yine de gerçekten zengin olduğumu düşünmezdim. Şimdi ise,bu miktarın onda birini satıyorum,ve ceplerim parayla dolu  gibi hissediyorum. Kendimi mutlu hissediyorum.’’ dedi.
Sana  bu örneği, yaşlandığında edilen tevbenin zor ve yorucu bir vazife olduğu gerçeğini açıklamak için verdim. Bu şahıs,orucunu hallettikten sonra,işine yöneldi. İşini arındırdıktan sonra,aile efradını düzeltmek için bir yenilik yapmaya koyuldu.Eşi uzun kıyafet giymiyordu, kızı uzun kıyafet giymiyordu-Amman’da modern bir hayat yaşıyorlardı, o da hayatının çoğunu Almanya’da geçirmişti. En sonunda,eşi ve kendisi arasında sorunlar patlak vermeye başladı,bunun da üstesinden gelmeyi başardı ve eşinin önüne bazı seçenekler koydu: ‘’Ya benimle İslam’a uygun hayat yaşa,ya da beni terk et ve anne-babanın evine dön.’’ dedi. Sana dediğim gibi,bu kişi ısrarlıydı ve bu ısrarını kararlılıkla sürdürüyordu.
Sana gelince,bütün işlerin senin elindedir. Eşini seçebilirsin,yaşam biçimini seçebilirsin, Allah’ın şeriatı ve Rabb’inin rızasına uygun mesleğini seçebilirsin. Bu yüzden, şu andan itibaren, hayatla olan bağlantılarını İslam üzerine kur. Eğer böyle yaparsan, gelecekte herhangi bir problemle karşılaşmayacaksın.Bu yüzden,gençliğinin kıymetini bilirsen,yarın yaşlandığında rahat edeceksin.Yaşın ilerledikçe, İslam’ı öğrenmen daha zor olacak,İslam dinini uygulamak daha zor olacak. Bu yüzden, ‘’ Ömer dedi  ki : Sana bir makam verilmeden önce ,öğren.’’ Medine’nin en cesur alimlerinden olarak bilinen Abdulmelik  bin Mervan: Fıkıh, Hadis ve Arapça biliyordu. Fıkıh ve hadis konusundaki ilmiyle ünlü olan Amir eş-Şabi , Kuran hafızı, hadis ezbercisi ve Arap dilinin efendisi olduğu gerçeğine rağmen Abdulmelik Bin Mervan’la yarışamıyordu. Mervan öldüğünde ,liderlik vazifesini Eş-Şabi’nin alma vakti geldiği konuşuldu. Bu yüzden,eş Şabi Kuran’ı kaldırdı, ve O’na dedi ki:  ‘’Allahaısmarladık. Gözyaşları ve üzüntü içinde Kuran’a veda ettiğini söyledi çünkü biliyordu ki liderlik ve onunla gelen sorunlar onu Kuran’ı araştırmaktan,okumaktan ve ezberlemekten alıkoyacak.


Serinin 1. bölümünü okumak için tıklayın
 
Kaynak : ISLAH HABER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder