Video Foto Galeri Yazarlar
26.7.2017 - Çarşamba

Ebu Yahya El-Libi: İlmin Zorluğu ve Fazileti -VİDEO-

Okunma: 2279
ÖZEL HABER 15 Haziran 2017 12:12
Videoyu Aç Ebu Yahya El-Libi: İlmin Zorluğu ve Fazileti  -VİDEO-

Savaşçılardan bir grubun merkezinde, Şeyh Ebu Yahya El-Libi tarafından verilen şer’i devre derslerinden alınmıştır.



Andolsun ki biz Resullerimizi beyyinelerle (açık delillerle, ispat vasıtaları ile) gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizânı indirdik ki insanlar arasında adaletle hükmetsinler diye ve içinde kuvvetli sertlik bulunan demiri indirdik. Ve onda insanlar için pek çok menfaatler (faydalar) vardır. Ve (bu), gaybda (görmeden) kendisine ve Resullerine yardım edecek olacak kimseleri, Allah’ın bilmesi (belli etmesi) içindir. Muhakkak ki Allah; Kavi’dir (güçlüdür, kuvvetlidir), Aziz’dir. (Hadid 25)

Mücahitlerden bir grubun merkezinde, Şeyh Ebu Yahya El-Libi tarafından verilen şer’i devre derslerinden alınmıştır. Bu devre şu dersleri içerir:
  • Tecvid kuralları
  • Taharet, namaz ve oruç fıkhı
  • Buluğul Meram ”Kitab’ul Jami ” Bölümü (40 hadis ezberi ile birlikte)
  • Rasullah’ın (sav) siyeri ve farklı eğitim konuları ile ilgili nasihatler
  • Allah’ın kitabından yaptığımız ezberleri tekrar gözden geçirme.
Bizlere bu hayırlı ameli işlemeyi nasip eden Allah’a hamd ederim. Şüphesiz ki o bize bu yolda hidayet etmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık.

Bugün Cuma Es-Sani ayının 12. günündeyiz. Rasullah’ın (sav) hicretinin 1428. Yılındayız. Bugün Şer’i devremizin son günü. Allah’a bizi bugüne ulaştırdığı için hamd ediyoruz. Allah’tan dünyalık bir malın hiçbir fayda vermeyeceği o güne de bizleri temiz bir kalp ile eriştirmesini temenni ediyorum.

Sizlere bu devre başlarken söylemiştim. Bunun gibi devreler, tıpkı insanların ömürleri gibidirler. Bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Onun sonu hayatını ne ile geçirdiğine göre şekillenir. Sizin de gördüğünüz gibi, bu devre de, bizden azim ve çok çalışmamızı talep ediyor. Taa ki ondan faydalanmak ve ilim öğrenmek isteyen kişiler, istedikleri ilmi öğrenebilsinler.

Böylece bu devrede Allah’ın bizler için birleştirdiği iki ibadeti de görmüş ve yaşamış oluyoruz. Bu ibadetlerden birincisi cihad, ikincisi ilimdir. Şüphesiz ki bu, Kerim ve Aziz olan Allah’ın (swt), bizlere verdiği kıymetli bir hediyedir. Allah (swt) kulları için bu büyük iki büyük ve şerefli ameli bir araya getirmiştir. Bildiğiniz gibi Rasulullah (sav) cihadın ibadetlerin en yücesi olduğunu bildirmiştir.

Şu ayette bu minvaldedir : “Özür sahibi olmayan Mü’minlerden (savaşa gitmeyip) oturanlar ile Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir (eşit) değildir…” (Nisa 95) ve ayetin devamı…  Her kim, sayılı günler için bile olsa cihad ve ilim talebi amelini birleştirirse, şüphesiz ki bu Allah’ın (swt) ona nasip ettiği bir nimettir. Neden? Çünkü biz Allah’a kulluk için yaratıldık.

Allah (swt) şöyle buyurdu: “Ve ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56). Şüphesiz ki ibadetler, Allah’ın (swt) bizlere verdiği, emir ve nehiylerden oluşan mesuliyetlerdir. Namazı, orucu, haccı, cihadı ve bunların hükümlerini bilmek, bu ibadetleri gerçekleştirmek için gereklidir. Allah (c.c) sizler için bu ilmin kapısını kolaylaştırdı. Bu ibadeti sizin için kolay kıldı.

Çünkü Allah’a ibadet insanın fıtratında vardır. Şayet insan Allah’a, ilim, basiret ve deliller ışığında ibadet etmezse, bu kişi O’na cehalet ve eksiklik üzerine ibadet etmeye başlar ki biz bundan Allah’a sığınırız. Şüphesiz ki bu nimet Allah’tan gelen bir lütuftur. O’na bunun için  ne kadar hamd etsek azdır. Öyleyse onun için gayret göstermeli ve çalışmalıyız ki bu nimet bizden geri alınmasın.
Rasulullah (sav) bir hadisinde şöyle buyuruyor : “Sağlık ve boş vakit, insanın kıymetini bilmediği iki nimettir.“ Siz onca zamandır bu evde kalıyorsunuz, ailenizden ve kardeşlerinizden uzaktasınız. Tek bir şey için… Bu da ilim talebidir. Ve bu, Allah’ın (swt) sizlere verdiği en büyük nimettir.  Allah bunu size nasip etti. Öyleyse ilim ibadeti, şüphesiz ki büyük bir ibadettir.

Öyleyse, ilim talebi etme ibadeti ve cihad etme ibadeti, Allah’ın (swt) kullarına bahşettiği büyük bir nimettir. Birinci husus budur. Bu kursta öğrendiğimiz diğer önemli konu ise, bazı insanların söylediği gibi cihad ve ilim talebinin birbirinden alakasız iki unsur olduğunun doğru olmadığını görmemizdir. Öyle ki ilimsiz bir cihadın varlığını savunmak doğru değildir.

Ya da alimlerin ve ilim talebelerinin cihad edemeyeceğini söylemek de doğru bir söz değildir. Peki neden? Allah (swt) kitabında biz doğru olanı söylemiştir : “Onlar hala Kur’an’ı tedebbür etmezler (düşünmezler) mi? Ve eğer Allah’tan başkasını katından olsaydı, onun içinde mutlaka pek çok ihtilaf bulurlardı.” (Nisa 82) Bu Allah’ın bize beyan ettiği Kur’an’da ki ayetidir.

O kitap ki Allah’ın katından indirilmiştir. Ayetleri arasında hiçbir çelişki yoktur. Hükümleri arasında bir ihtilaf yoktur. Öyleyse O’nun emrettiği bu ibadetler arasında da herhangi bir ayrılık olmaz. Öyleyse başkalarının ürettiği, yaydığı ve abarttığı, cihad ve ilmin, birbiri ile buluşamayacağı ile ilgili görüşler doğru değildir. Bunun en büyük delilini ve örneğini şu an bizler yaşamaktayız.

Bu, ilim ve cihadın ayrılamayacağına kani olan bireyler için Allah’ın bahşettiği açık bir delildir. İşte bizler burada, cihad ile ilgili olduğunu düşünmediğiniz birçok fıkıh kaidesinin aslında cihadla birebir iç içe olduğunu gördük. Mesela teyemmüm ayeti… Teyemmüm ayeti nerede nazil oldu? Rasulullah’ın (sav) gazvelerinden birinden dönüşte nazil oldu. Doğru mu? Sonra Allah (c.c) şöyle buyurdu : “Mü’minlerin hepsinin birden sefere çıkması gerekmez (uygun olmaz). Böylece, her fırkadan bir grup sefere çıkmayıp, kendi kavimlerini, onlara geri döndükleri zaman, onları inzar etmeleri (uyarmaları) için, dini çok iyi fıkıh etsinler! Böylece onlar hazer ederler (Allah’tan çekinirler).” (Tevbe 122)

Bizler ilim ve cihad amelini birleştirmeye çalıştığımızda, Allah’ta (c.c) bizlere bu işimizi kolaylaştırıyor. İşte bu Allah’ın bizlere ikram ettiği en azim ikramlarından birisidir. Not almanız gereken birinci husus bu. Diğer husus ise, ilim talebi ile Allah yolunda cihad birbirinden ayrılmayacağı ve bir bütün olduğu konusudur. Bizler mücahitler olarak, diğer Müslümanlar gibi dinimizin hükümlerini öğrenmek zorundayız.

Dinimizin hükümlerinden kastım, sadece cihad ibadetinin hükmü değil. Hayır! Bizler namazı, tahareti, orucu ve hükümlerini de öğrenmekten sorumluyuz. Bir mücahit, Allah’ın ona emrettiği tüm ibadetlerin hükümlerini öğrenmekle yükümlüdür. Mücahit demek, Allah’ın hükümleriyle muhatap olacak kişi demek değildir ki. Ya da şer’İ mesuliyetleri olmayan. O da normal bir Müslüman gibidir.
Aynı zamanda bizler bu sahada cihadın hükümlerini de öğrenmekteyiz. Tıpkı öğrenmekle sorumlu olduğumuz diğer ibadet hükümleri gibi. Abdest almayı bilmeyen mücahidin, Allah yolunda yaptığı cihadın nasıl bir getirisi olabilir ki? Ya da namazı, orucu bilmeyen mücahidin? Ne getirisi olabilir. Yani cihad ediyor ama daha düzgün namaz kılmayı bile bilmiyor?

Şüphesiz ki bu mümkün değildir. Şüphesiz ki bu mümkün değildir. İşte Allah bizlere, öğrendiklerimizi, yaşadıklarımızla tatbik etmeyi nasip edecek, teori ve pratiği birleştirecek bir imkân nasip etti. Bu ikisi arasında bir çelişki olamaz. Tıpkı Allah’ın ayetlerinde ve ahkamında çelişki olmadığı gibi. İşte Allah’ın emrettiği bu ibadetlerde de bir ayrılığın olması söz konusu olmaz.

Tamam, anladınız mı? Güzel. Bu devreyi alan kardeşlerden kulaklarını iyice açıp dinlemelerini istediğim üçüncü husus ise, Allah’ın size yolunu kolaylaştırdığı bu ilimleri öğrenmeniz, sizlerin birer fakih ya da müftü olacağınız anlamına gelmiyor. Meclisler yöneteceğiniz ya da bu haramdır bu helaldir diye hükümler vereceğiniz anlamına da gelmiyor. Biz burada Allah’ın hükümlerini öğreniyoruz ki O’na ibadet edelim.

Fetva verme derecesine ulaşmak için ya da bu caizdir bu değildir demek için insanlar çölleri aşıp ilim öğrenmek zorunda kalıyorlardı. Bu bir ayda iki ayda ya da bir yılda iki yılda elde edilebilecek bir şey değil. İmam Malik bunlardan birisidir. O diyor ki: “Ben bu konuma (fetva verme konumu ) beni ancak 80 tane alim imtihan ettikten sonra geldim.“ Alimler onu test etti ve icaze verdi.
Öyleyse biz şimdi neredeyiz? Bizi kim test edecek? bir ay iki ay ya da bir yıl iki yıl.. İçimizde öyleleri var ki, daha Fatiha Suresi’ni kaideleriyle okuyamıyor, vaciple müstehabı, mekruhla haramı birbirinden ayıramıyor. Öyleyse sizler Allah’tan korkmalısınız. Sizden birinizin bir yerde oturup şu haramdır şu helaldir diye fetva verdiğinizi kesinlikle duymak istemiyorum.

Evet, öğrendiğiniz şeyleri tabiî ki söyleyebilirsiniz. Ama tartışmalı ve ihtilaflı olan konularda fetva vermenize izin vermiyorum. Bir kişi size gelir, fetva ister, siz de ona kalkıp bu caizdir ya da değildir ya da mekruhtur demeniz kabul edilemez bir şey. Bu şeriatta da caiz değildir ve biz de böyle bir hareketten kendi indimizde razı olmayız. Bunu not alın. Sizi en ciddi uyaracağım husus bu.
Bu konuyu iyice anladınız mı? . Bu konuyu iyice anladınız mı? Tamam. Dikkat çekmek istediğim yerler buralar. Bunlar bilinirse, bu devreden faydalanılır. Böylece de alimlerin kıymetini ve konumlarını kavramış olursunuz.

Alimler gün ortasında parlayan güneş gibidirler. Eğer o güneş oradaysa insanlar normal hayatlarını sürdürürler. Şayet yoksa karanlık gelir. Karanlık cehalettir,  hevadır, bidattir.

Biz bu devre vesilesiyle, alimlerin de kıymetini anlamış olduk. Sizler burada ezber, tekrarlama ve çalışma için bir ay harcadınız. İlmin küçük bir parçasına sahip olmak için kendinizi ciddi bir efor sarf ederken buldunuz. Böylece Allah’ın size verdiği nimetten ötürü memnun oldunuz. Peki alimleri düşünün. Onlar tüm ömrünü bu ilmi öğrenmeye ve insanlara aktarmaya çalışıyorlar.

Söylediklerinde ve verdikleri fetvalarında sabrediyorlar. İnsanları Allah’a davet ediyorlar. Peki siz bunun neresindesiniz? Öyleyse bizler meclislerimizi ahmaklık ve cahillikle ya da alimleri yarıştırmaya çalıştırmakla doldurmayacağız. Biz sadece Allah’tan korkan ve O’nun risaletini insanlara yaymak için kimseden çekinmeyen alimlerin statülerini öğrenmeye çalışacağız.

Anlaşıldı mı? Bunların hepsini not alın. Allah’tan korkan Salih bir alim gördüğünüzde, ona saygı gösterin ve hatırlayın ki, sizler burada bir iki aylık bir zamanda dahi ne kadar çabalar göstermek zorunda kaldınız. Sabrettiniz, cuhd ettiniz. Peki ya o tüm hayatını vermek zorunda kalan alim ne yapmıştır? İşte bu onlara karşı büyük saygı ve hürmet göstermenizi gerektirecek sebeplerdir.
Allah (swt) onları kendi tevhidi için şahit olarak göstermiştir. Bu şahit olunabilecek ne güzel bir şahitliktir. “Allah şehadet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kaim oldular (şahit oldular) ki, O’ndan başka ilah yoktur. (O) Aziz’dir, Hâkim’dir. (Al’i İmran 18)

Öyleyse âlimlerin konumları çok yüce bir konumdur. Onlar hata dahi etseler, yanılsalar dahi fark etmez. Allah (c.c) yarattıklarını yanılmaktan münezzeh şekilde yaratmadı. “İnsan hata yapmaz.” diyen biri olabilir mi? Ya da “İnsan nefsine uymaz.” diyen biri? Bizim İslam dininde aldığımız vazife, hasenatların kötülükleri götürmesini sağlamaktır. Kötülüklerin iyilikleri değil…

Bizlerin işi Salih amel işleyen, ilim almak için tüm hayatını harcamış, insanlara öğretmek için büyük mücadeleler vermiş, bu yolda sıkıntılar çekmiş, fakat bir iki mesele hakkında hatalı görüş bildirmiş alimleri, yaptığı onca Salih ameli görmeden zemmedip onları kötülemek değildir. Bu şeriatın emri değildir. Bu ancak hevanın eseri olan bir davranıştır. Bizler hevalarımızın kölesi değiliz. “Adil davranın! O takvaya en yakın olandır.” (Maide 8)

Şeriatın emrettiği işte budur. Üçüncü konuyu da anladınız mı? Dördüncü ve son meselemiz ise, Allah’ın (swt) sizlere bu ilmi almanız için kapıları açmış olmasıdır. Ve sizler ilim okumanın tadına vardınız. Bu uğurda sabretmenin tadını aldınız. Bu ölçüde de Allah size onun kapılarını açtı. Öyleyse sizde Allah’a tevekkül edin ve bu yolda gücünüz yettiğince ilerleyin.

Bazen küçük bir neşid dinlemek için ayırdığınız vakit bile çok kıymetlidir. Bırakın onun yerine bir ders dinleyin. Bir fetva kaydı dinleyin. Derslerinizi tekrar edin ya da ilerde göreceğiniz derslere göz atın. Başka bir devre olduğunu görürseniz ona katılmak için çabalayın. Zira ilim size ancak adım adım gelir. İlim size tek bir gün içinde gelmez.

“Allah, sizden iman edenlerin ve ilim verilmiş olanların derecelerini yükseltir. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mücadele 11)  Son olarak Allah’a size verdiği bu nimetten ötürü dua edip hamd etmenizi nasihat ederim. İlim, çok hıfzetmekle ya da çok kitap okumakla gelmez.

Nice insan görürsünüz her şeyi bilir, ansiklopedi, bilgisayar gibidir, her soruyu cevaplar ama Allah onu ilimde bereketlendirmemiştir.
Diğer yanda ise, az bilgili birini bulursunuz. Lakin o kişi amellerinde ihlaslı ve takvalı hareket eder. İşte ilminin bereketlenip ameline yansıtıldığı kişi budur. Kendisine emredilenleri yerine getirebilmek için Allah’ın ona ilim vermesini ister.

Allah’tan bizleri kelimeleri dinleyen ve onun en güzeline tabi olanlardan olmamızı nasip etmesini diliyorum. Bizi kendi ilminden nasibi olan kullardan kılmasını diliyorum.

Sözlerin ve amellerin fitnesinden Allah’a sığınıyorum. Şüphesiz ki O, işitendir. İnşaAllah şimdi bir hadisle devam edeceğiz. Sağdan başlayacağız inşaAllah, sonra Allah’ın kitabından yaptığınız ezberlere bir göz atacağız.



Murad Gündoğan tarafından islahhaber.net için tercüme edilmiştir.
Kaynak : ISLAH HABER

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama | Kek kalıpları |