Video Foto Galeri Yazarlar
11.12.2016 - Pazar

FETÖ ŞAHIMERDAN HOCA İLE NEDEN UĞRAŞTI?

Okunma: 2857
ÖZEL HABER 9 Eylül 2016 17:17
Videoyu Aç FETÖ ŞAHIMERDAN HOCA İLE NEDEN UĞRAŞTI?

28 Şubat Mağdurlarından Değerli Alim Şahimerdan Sarı Hocaefendi'nin neden halen esaret altında tutulduğu Dinlerarasi Diyalog konuşmasıyla gün yüzüne çıktı.

28 Şubat'da kendisine çirkin iftiralarla ve kurguladıkları oyunlarla zindan'a girmesine sebep olan Fetö mensupları tekrar bu oyunlarını tekrarlayarak Dinlerarasi diyalog'u ifşa edip insanlara açıklayan Değerli Alim Şahımerdan Sarı Hocaefendinin tutsaklığının devam etmesi için neden bu kadar uğraştığı gün yüzüne çıktı.

2007 yılında yayınlamış olduğu Dinlerarası diyalog oyunu adlı makale ve bunu kitaba ceviripde 'Dinlerin Tasnifi' adı altında insanları hakikate çağıran Şahımerdan Hoca bunları hak ediyormu?

2007 yılında kendilerini son derece rahatsız eden o makaleyi bulduk ve siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

DİNLERARASI DİYALOG OYUNU

“Ey iman edenler ! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar bir birinin dostudurlar. (birbirinin tarafını tutarlar ), içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah ,zalimler topluluğunu hidayete erdirmez”
 
Hz.Muhammed(sav)'in peygamber olarak dünyaya teşrifinden (M:610) bu yana bütün küfür alemi İslam'ın intişarına, inkişafına ve hakimiyetine mani olmak için denemedikleri hile, kurnazlık ve başvurmadıkları yol kalmamıştır.
 
Henüz Allah (cc) Resulü Hz.Muhammed (sav) Mekke'de iken müşrikler Allah Resulü (sav) ve O'nun nurlu yolunda gidenleri baskı , işkence ve her türlü tehdit ile vazgeçiremeyince uzlaşma teklif etmişlerdi.Bu uzlaşma tekliflerinde kendileri de çok taviz vermekle beraber müslümanlardan biraz taviz vermelerini istediler.
 
Buna karşılık Kur'an-ı Kerim'de ''Kafirun'' ve bazı ayeti kerimeler ve Allah Resulü (sav)'in tavır ve sözlerinden anlaşılmaktadır ki çok sert ve kesin ''red'' cevabı verilmiştir. Medine döneminde Yahudilerlerle yapılan anlaşmaları defalarca Yahudiler bozmuş ve müslümanlara her fırsatta ihanet etmiş ve cahiliyye müşrikleri ile İslam'ın aleyhinde birleşmişleredir. O günden bu yana, bütün küfür ehli Yahudi ,Hristiyan, Putperest,Ateist ve küfrün her çeşidi ile müslümanlığa karşı zaman zaman ittifak halinde askeri , siyasi ve kültürel tüm alanlarda sıcak ve soğuk savaş şeklinde mücadele etmişlerdir.
 
Son olarak bugün ,alem-i İslam'ın ittihadını sağlayıp İslam'ın dünya hakimiyetini hedefleyecek bir şuurlu İslami ,siyasi ve askeri gücün oluşmaması için halen küfür alemi çeşitli entrikalar çevirmektedir.Müslaman toplumların yaşadığı yerlerde tefrika tohumlarını saçmaya devam etmektedir. Son yılların en belirgin fitnelerinden biri de 'Dinler Arası Diyalog' ismi altında İslam dinini sorgulamak ve Kur'an-ı Kerim etrafında dolaylı olarak şüpheler oluşturmaya çalışmaktadırlar. Hedef - kendilerince- Kur'an-ı Kerim'i ve böylece İslam dinini tahrif etmeye çalışmaktır. Fakat bu sinsi emellerine ulaşamayacakları ve umutlarının kursaklarında kalacakları bilakis çalışmalarının geri tepip , aleyhlerine döneceği muhakkaktır.Belki bir müddet gündem oluşturup müslümanları meşkul edebilirler.Lakin neticede müslümanların uyanışına vesile olacaktır.İnşAllah.Çünkü tarihte ne zaman kafirelr İslam dinin ve İslam'ın mukaddes ve temel kitabı olan Kur'an-ı Kerim'i sorgulamaya kalkmışlar ise, bu istikametteki bütün çalışmaları hüsranla sonuçlanmış ve müslümanların Kur'an-ı Kerim'i ve kendilerini araştırmaya vesile olmuştur. Bugünün müslümanlarının ihtiyacı da zaten budur.Yani bugünün müslümanları kendi dinlerini ve kitablarını araştırıp bilgi sahibi olunca selefleri olan sahabe ve tabiinin yolundan giderek kendi zamanlarındaki keferelere karşı mücadele ve kendi aralarında ittihad ihtiyacı hissedeceklerdir.İşte bütün meseleler o zaman çözülür.Velev ki İslam dinini tahrife yönelen şer güçler ,müslüman adı altında bazı bel'am kılıklı mel'unlarla işbirliği yapsalar dahi.
 
Esasen İslam dininin ne manaya geldiğinin mahşyetinden habersiz olanlar bu dine mensup sayılmazlar.Bazılarının cehaleti mazeret göstererek ( bu insanlar bilmiyorlar) diyerek fetret dönemi gibi değerlendiremezler.Böyleleri küfürden de kurtulamazlar.Zira fetret devri peygamberlerin gönderilmediği devirler içindir ki bu devirler kısa ve istisna denilecek kadar azdır.Oysa bizim peygamberimiz Hz.Muhammed (sav) gönderildiği zamandan kıyamete kadar gelecek bütün zamanlar için gönderilmiştir. Bu dini bilenlerin görevi onun ne anlama geldiğini insanlara anlatmaktır.İman edebilmek için dinin ne anlama geldiğini kavramak , bilmek ve kabullenmek şarttır.
 
Onun için bu dinin hemen insanlara analtılması lazımdır ki insanlar ya ona inanaıp gereğini yerine getirsinler , yada inanmıyorlarsa kendi kimliklerini açıkça hal ve tavırları ile ortaya koysunalr.B öylece saflar belirginleşmiş olur. İşte bu zamanda en büyük ihtiyaç budur.Yani müslüman olduğunu söyleyenler bilerek ve isteyerek kimliklerinin gereğini yerine getirerek saf tutsunlar.İslam'ın istediği vasıflardan hoşlanmayanlarda kendi layık oldukları isimde ve saflarda kalsınlar ki , müslümanlarda onları tanıyıp gerektiği gibi muamele etsinler. ''Dinler Arası Diyalog'' oyunları ile yeni kılıf giydirilmiş fitneciliğin etkisi ile bu oyunu tezgahlayan şer güçler istemedikleri halde kitlelerin İslamı araştırmalarıan vesile olacaktır.
 
Şimdi bu konuda ortaya atılan bazı iddialara Kur'an-ı Kerim'den ayetlerler cevap vermeye çalışalım. Zaten Kur'an-ı Kerim'in ayetleri o kadar açıktırki yoruma hacet yoktur.
 
''Dinler Arası Diyalog'' un İslam'a göre mümkün olmadığını birkaç şıkta özetlemeye gayret edelim.
 
a.) Allah (c.c) indinde Din, Sadece İslam'dır.
 
Allah(cc) katında İslam'dan başka din kabule şayan değildir.
 
Cenab-ı Hak bu konuda Kur'an-ı Kerim'de bu hususu beyan ile : "Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır." (Al-i İmran: 19) buyurarak İslam dininden başka bir dinin geçerli olmayacağını ve başka bir hak dinin bulunmayacağı ifade olunmuştur.
 
Böylece bugün Hristiyanlık ve Yahudilik dinleri tahrif olmuş ve onlara uyanlar Allah(cc) indinde mümin ve müslüman sayılmazlar. Hristiyanlığın ve Yahudiliğin bugünki itikadında şirk mevcuttur. Onların itikadını red için bu konuda Kur'an-ı Kerim'de birçok ayeti kerime mevcuttur.Burada sözü uzatmak istemediğimizden daha fazla açıklamaya hacet görmedik. ''Dinler Arası Diyalog'' iddiasında bulunanlar ''İbrahimi Dinler '' adı altında müşterek bir noktada diyalog saçmalığında bulnuyorlar. Oysa Hz.İbrahim(as), Yahudi ve Hristiyan değildi.Zira Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de : "İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyan idi; fakat o , Allah'ı tanıyan dosdoğru bir müslüman idi, müşriklerden de değildi."(Al-i İmran: 67) buyurmaktadır.
 
O halde , bu iddianında ne kadar saçma olduğu anlaşılmaktadır.
 
b) Diğer Dinler ''İlahi Din'' Olma Özelliğini Kaybetmişlerdir.
 
Hristiyan ve Yahudilerin şirke girdiklerine ve kafir olduklarına dair Yüce Allah(cc) Kur'an-ı Kerim'de: <> buyurmakla Hristiyan ve Yahudilerin kafir oldukları açıkça ifade olunmaktadır. Böylece Yahudi ve Hıristiyanların kendi kitap ve dinlerini değiştirerek ilahi din olma özelliğini kaybettikleri açıkça görülmektedir.Kur'an-ı Kerim'de ehl-i kitabın bilginlerinin kendi kitaplarını değiştirdiğini bildiren ayeti kerimeler vardır.Nitekim Kur'an-ı Kerim'de bu hususta : <>(88) buyurmaktadır. Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarını tahrif etmiş oldukları şüphesizdir. Bunun için onların bugün tabi oldukları dinlerine “ilahi din” demek, büyük bir yalan olur.
 
c) Hz. Muhammed (SAV) son peygamberdir.
 
O’nu kabul etmeyenler kâfirdir. İmanın ve İslam’ın şartlarında da görüleceği gibi Hz. Muhammed (SAV) in peygamberliğini kabul etmemek imansızlıktır ve haliyle küfürdür. Evvela Hz. Muhammed (SAV) son peygamberdir. Nitekim cenabı- Hak (c.c) Hz. Kur’an-ı Kerim’de: “Muhammed , sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” buyurmaktadır. Bu ayet-i kerimede Hz- Muhammed (SAV)’ in son peygamber olduğu açıkça ifade olunmaktadır. Her aklı selim sahibi bu hakikati net olarak böyle anlar. Lakin kalplerinde hastalık olanlar Allah (c.c ) in ayetlerini istikametin haricinde geveler, evirir, çevirirler. Bu tip hastalıklı olanların maksatlarının kötü olduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca Hıristiyan ve Yahudiler, Hz. Muhammed (SAV)’ in peygamberliğini kabul etmezler. oysa kendi kitaplarında Hz. Muhammed (SAV) in vasıflarını biliyor oldukları halde, son peygamber gönderildiğinde kabul etmediler. Hatta Allah Resûlü (SAV) un vasıfları ile beraber, dünyaya teşrif buyuracağı memleketini ve hicret edeceği memleketin coğrafi şekilleri dahi belirtilmiş idi. Fakat onlar bu vasıfları ketmettiler ve tahrif ettiler. Bu hususta dahi birçok âyet-i kerimeler mevcuttur. Biz burada konumlarını birer âyet-i kerime ile belirtmeye iktifa edeceğiz.
 
Yüce Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’ de: “Vatka ki, Meryem oğlu İsa; Ey isrâiloğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat O, kendilerine açık deliller gelince bu apaçık bir büyüdür dediler.” (Saff: 6) diye buyurmuştur.
 
Ayrıca İslâm dinine dahil olmadıkları ve İslam’ın davetine icabet etmedikleri için (her kim olursa olsun) , zalimler olduğuna dâir , cenabı Hak; “İslam’a çağrıldığı halde,Allah’a karşı yalan uyduran daha zâlim kim olabilir ? Allah zâlimleri hidayete erdirmez.” (Saff: 7) buyurarak İslam’a dahil olmayanların apaçık bir delalette olduğu ifade olunmaktadır.
 
Yine Kitap ehlinin yüce peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ‘in vasıflarını çok iyi bildiklerini cenabı Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim'de; “Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’nu (Hz. Muhammed ‘ i ) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar…” (En'am: 20) diye ifade buyurulmaktadır. Hz. Muhammed (SAV) ‘in bütün insanlara gönderilmiş, kıyamete kadar peygamberliği cihanşümuldur. Ehli kitap veya kitap ehli olmayan bütün insanlardan her kim o’na uyarsa kurtulur. Her kim ki o’na tabi olmazsa helak olur. Bu hususta da Allah (c.c) Kur’an-ı kerimde; “Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygamber (Hz. Muhammed ) ‘e uyanlar ( var ya )işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlar temiz şeyleri helal , pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere inanıp o’na saygı gösteren, o’na yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura (Kuran’a ) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır. De ki; ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim O’ndan başka ilah yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmi peygamber olan Resûlüne –ki o, Allah’a ve O’nun sözlerine inanır iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız…” (A'raf: 157) diye buyurulmuştur. Bu ayet-i kerimelerde bütün kurtuluşun ancak Hz-Muhammed (SAV)’e ve Kur’an-ı Kerim’e uymakla mümkün olacağı bildirilmektedir. Her ne kadar ehli kitap ve diğer bazı dinlere mensup olanlar Allah (c.c)ı sevmenin yolunun ancak Hz- Muhammed (SAV)’e tabi olmakla olduğu hakikati de yine bizzat Allah (c.c) in ayetlerinde beyan buyurulmuştur.
 
Bu hususu beyanla yine Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerimde; “(Resûlüm) De ki; eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah’da sizi sevsin, ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki; Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah kâfirleri sevmez.”  (Al-i İmran: 31) diye buyurulmuştur. Bu âyeti-i kerimelerden de, Allah (c.c) ın ayetlerinden ve Hz-Muhammed (SAV)’e tabi olmaktan yüz çevirenlerin kafir oldukları açıkça anlaşılmaktadır.
 
d) Yahudi, Hıristiyan ve Kâfirlerle Dostluk olmaz:
 
Müslümanlar, Müslümanların dışında hiç kimseyi dost edinemezler. Bu şekilde bir dostluk Allah (c.c) tarafından ret edilmiştir. Evvela Yahudi ve Hıristiyanlar, Müslümanlara karşı kendileri hiçbir zaman dostluk sözlerinde samimi olmazlar. Kâinatın hâlikı, gizli ve aşikar her şeyi bilen Allah (c.c) tarafından onların samimiyetsizliği Müslümanlara, ayetlerle beyan buyrulmuştur. Nitekim yüce Allah (c.c.) Kur’ân-ı Kerim'de; "Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki; hidayet ancak Allah’ ın yoludur. Sana gelen ilim (kur’an) dan sonra onların arzularına uyacak olursan, and olsun ki, Allah’dan sana ne bir dost nede bir yardımcı vardır…” (Al-i İmran: 120) diye buyurmaktadır.
 
Böylece Allah (c.c) onların güvenilir olmadığına beyandan sonra yine onlara karşı da müminlerin dostluğa meyillerini ret için Kur’an-ı Kerim'de; “Ey iman edenler ! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar bir birinin dostudurlar. (birbirinin tarafını tutarlar), içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah ,zalimler topluluğunu hidayete erdirmez” (Maide: 51) diye buyurarak, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyi küfür ile nitelendirmiştir. Bu kadar açık ve kesin Kur’ânî deliler olduğu halde “dinler arası diyalog” adı altında Yahudi ve Hıristiyanlarla dostluk ve diyalog saçmalığını iddia edenlerin Müslümanlıklarını muhafaza edeceklerine inanmak hamakat ve budalalıktır. Esasen Allah (c.c) müminleri bütün kâfirlerle dostluktan men etmektedir.nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah’(c.c) bu hususta; “Müminler müminleri bırakıp ta kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.”.(Al-i İmran: 28) Şeklinde ifade buyurulmaktadır. Bu konuda daha bir çok âyet-i kerime kur’an-ı kerim’de bulunmaktadır. Konunun anlaşıldığı kanaatiyle başka ayet-i kerime ve izaha hacet yoktur.
 
e) Bütün Kafirler birbirlerinin dostu olabilirler. Fakat Müslümanlara Düşmandırlar.
 
Kur’an-ı Kerim’in nâzil oluşundan bu yana, onbeş asırdan beri sayısız defa kâfirler bütün çeşidiyle İslam’ın aleyhinde birleşmiş ve Müslümanlara karşı mücadele etmişlerdir. Henüz Resulullah (SAV)’in dünyada yaşadığı dönemde, Yahudilerin (Beni Kurayza, Beni Nadir ve Beni Kaynuka Yahudilerinin ) ahitlerini bozmaları, zaman zaman müşriklerle işbirliği yaparak Müslümanların en kritik zamanlarında ihanet etmeleri ve daha sonra çoğu kez Hıristiyanlarla işbirliği yaparak İslâm devletlerine saldırmalarına tarih şahitlik etmektedir.
 
Abbasiler döneminde Haçlı seferleri yüzyıllarca devam etmiş, daha sonra Osmanlılar döneminde de yine yüzyıllarca “kutsal ittifak” adı altında bütün kâfirler İslâm alemine saldırmışlardır. Bu saldırılar bazen askeri, bazen siyasi bazende ekonomik oluyordu. Müslümanlara karşı Hıristiyanlar, Yahudi ve her çeşit kâfirler fırsat buldukça mücadele etmekten hiçbir zaman kaçınmamışlardır zaman zaman İslâm devletleri ile ateşkes antlaşmalarını da başanla olacaklarını umdukları her fırsatta bozmuşlar ve güvenirsizliklerine tarih her zaman şahit olmuştur.
 
Hıristiyan, Yahudi ve diğer (her çeşit) kâfirlerin Müslüman a dost olmayacağı için, Müslümanların da onlara dost olmamalarının en önemli gerekçesi ve delili bizzat kur’an-ı kerim’dir.bu konuda yüce Allah (c.c) kur’an-i kerim’de Hıristiyan ve Yahudilerle dostluğu ret bâbından “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin, zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez” (Maide:51) diye buyurmaktadır. Bu ayeti kerimede Yahudi ve Hıristiyanların veya diğer kafirlerin birbirlerinin dostu oldukları beyan olunmaktadır. Haliyle onlar Müslümanların düşmanıdırlar. O kafirler ,İslam’ın hak olduğunu bildikleri halde inkar ediyorlar. Bu durumları geçmişte olduğu gibi,bugün de, yarın da böyle olmaya devam eder. Yani onlar bildikleri halde, hakikatleri gizliyorlar.
 
Bu hususta Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim de; “Ey Ehl-i Kitap ! Gerçeği görüp bildiğiniz halde niçin Allah’ın ayetlerini inkar edesiniz? Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriyi karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?..” (Al-i İmran: 70) diye buyurulmakla, ehl-i kitabın müşrikler gibi İslam’a karşı mücadele etmişler, ancak ehl-i kitap bildiği halde karşı çıkmıştır. Ve İslam’a karşı çıkışta birbirlerine yardım ediyorlar. Müslümanlar kâfilere taviz vermezler; Şüphesiz “Dinler Arası Diyalog” meselesi Yahudi ve Hıristiyanlardan kaynaklanmaktadır.

Kâfirler, İslam’a ve Müslümanlara bu kadar kin ve düşmanlık beslerken, Müslümanların faydasına olacak bir iş yapma fikrini nasıl ortaya atabilirler? Onların maksatları, Müslümanlardan taviz koparmaktır. Velev ki Müslümanlar az taviz verip, onlar çok taviz verseler dahi zararlı çıkacak olan Müslümanlardır. Zira Hıristiyan ve Yahudiler kendi dinlerinden taviz verince akideleri yeni mi bozulmuş olacak? Onlar zaten dinlerini, kitaplarını tahrif etmiştir. Tıpkı şeytan, Müslümanları aldatmaya çalışınca bazı doğru söz söyledi diye , “kendi itikadını bozdu” denilemeyeceği gibi. Kâfirlerin amacı,Müslümanların da dinlerini tahrife yönelmelerini sağlamaktır. Bu isteklere ancak hain ve gâfil olanlar temayül ederler. Oysa kur’ân-ı kerim’i kendilerine kitap olarak kabul edenlerin, Gayr-i Müslimlerin hiçbir konuda ilmine ihtiyaçları olamaz. Zira Hz. Muhammed (SAV) de Tevrat,İncil ve Zebur dan faydalanma yoluna gitmemiş ve faydalanmayı da tasvip etmemiştir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bu hakikati beyanla Allah (c.c) ; “Kendilerine okunmakta olan kitabı ( Kur’ân-ı ) sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır.”(Ankebut: 51) diye buyurarak kitap olarak Kur’ân-ı Kerim’in yeterli olduğunu açıkça beyan buyurmaktadır.
 
Kur’ân’ın ruhuna vâkıf olmayıp batı kültürünün tesiriyle ruhu kirlenmiş olanlar,kâfirlerin bu oyunlarını bir cazibe gibi anlatmaya çalışırlar. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, Allah (c.c) dinini muhafaza edecektir. Bu gibi sinsi emellerle iştigal edenler, Allah (c.c)’ ın kitabına ve dinine hiçbir zarar vermezler. Ancak biraz gündem oluşturarak, Müslümanları biraz meşgul edebilirler. Bu meşguliyet de, Müslümanların dinlerinin daha iyi araştırıp tanımalarına vesile olacaktır inşallah.
 
Şimdi de bu sinsi çalışmalara karşı, Müslümanların tutunması gereken tavırlar konusunda birkaç cümle ile izahat vermeye çalışalım. Evvela , Müslümanların kafirlere taviz vermeleri Allah (c.c) tarafından ret edilmiştir. Bu hususta Kur’ân-ı kerim de ; “ O halde ,hakikati yalan sayanlara boyun eğme. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar”(Kalem: 8) diye buyuruyor. Bu durum Resulullah (SAV) in şahsında bütün ümmete şâmildir. Taviz isteklerinden dolayı müminlerin kâfirlere yumuşak davranmaları dahi men olunmuştur: “işte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları sever seniz, siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler. Kendi başlarına kaldıklarında da size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısıtırlar. De ki ; “kininizden kahrolup ölün! ; şüphesiz Allah (c.c) kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.” (Al-i İmran:119)  Bu âyet-i kerimeden de anlaşılmaktadır ki , kâfirler Müslümanlara karşı sahte gülücükler atsa bile, Müslümanların başarılarına karşı içlerinde bulunan hasetlerinden kin kusmaktadırlar.
 
Allah (c.c) kalplerde olan ve her şeyi hakkıyla bildiğinden, onların bu genel karakterini Müslümanlara lütfüyle bildiriyor: “Ey iman edenler! Eğer kafirlere uyarsanız, gerisin geriye (küfre) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz”  (Al-i İmran: 149) Daha önce de Tevrat ve İncil kitabında Hz. Muhammed (SAV)’in vasıflarının belirtildiğine değinmiştik . Şimdi Hz. Muhammed (SAV)’in ümmetinin dahi vasıflarının belirtildiğini Kur’an-ı Kerim’ den delillerle görüyoruz. Müslümanların, küfür kalabalıklarına karşı nasıl olmaları gerektiğini de Kur’an-ı Kerim de birçok âyet ile görüyoruz. Buraya sadece birkaç tane âyet alıp, diyalog konusunu kapatacağız. Yüce Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim de; “Muhammed, Allah’ ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükuya verirken ,secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların alâmetleri yüzlerindeki secde izidir. Bu , onların Tevrat’ta ki vasıflarıdır. İncil deki vasıfları da şöyledir ; onlar ,filizini yarıp çıkarmış , gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış , gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki , bu ekincilerin de hoşuna gider. Allah (c.c) , böylece onların çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah (c.c ) , onlardan inanıp Salih amel işleyenlere mağrifet ve büyük mükâfat vaat etmiştir.” (Fetih: 29) diye buyurulmaktadır. Bu âyet-i Kerime’de Allah (c.c), Hz. Muhammed (SAV) ve ashabının ve de dolayısıyla ümmet-i Muhammed ‘in vasıflarını öz olarak tavsif buyurmuştur. Bu vasıfların daha önce, yani tahrif olmamış olan Tevrat ve İncil’den de beyan buyurulduğu ifade olunmuştur. Burada anlaşılan; İslâm nurunun yeniden Mekke’de doğup en ekmel olarak bundan böyle kıyamete kadar dünyayı aydınlatmaya devam edeceği ve Müslümanların ne zaman güçlü bir devlet ve ordu ile yer yüzünde adaletle hükmederse, bütün kâfirler buna karşı kin ve hasetlerinden çatlayacak duruma gelirler. İslâm’ın dışında kalanların tümünün küfür içinde olduğuna daha öncede de âyetlerle değinmiştik. Müslümanların kâfirlere karşı alması gereken tavırları zaten Kur’an-ı kerim’de serahatle belirtilmiştir.
 
Müslümanlar; kâfirlere karşı vakarlı, cesur, şiddetli ve İslâm’ı hakim kılma gâyesiyle yaşar ve ancak Allah (c.c) için ölürler. Kâfirlerin hiçbir oyununa gelmez ve onlara aldanmazlar. Çünkü Allah (c.c)’in muradı da bu muvahecedir. Yine Allah (c.c) Kur’an-ı Kerimde; “Ey iman edenler! Düşmanlarım ve düşmanlarınızı dost edinmeyin. Siz onlara sevgi yolluyorsunuz; halbuki onlar, Kur’an ‘dan size geleni inkar ettiler.” (Mumtahine: 1) diye buyurulmakla, Kur’an ‘da nâzil olan âyetlerden bazılarını dahi inkar edenlerin kâfir olduğu belirtilmekle beraber; yine Müslümanlar, kâfirlere sevgi gösterseler bile, kâfirler hiçbir zaman Müslümanların iyiliğini istemeyecekleri ifade olunmaktadır. Eğer kâfirler, Müslümanlara karşı güler yüz gösteriyorlarsa, Müslümanları aldatmak içindir. Oysa onlar, Müslümanlara galip geldiklerinde en acımasız vahşet dişlerini gösterirler. Bu hususta da Kur’an-ı Kerimde ; “Eğer onlar size üstün gelseler, hepinize düşman kesilirler ve size ellerini, dillerini kötülükle uzatırlar; ve arzu ederler ki hep kâfir olasınız.” (Mumtahine: 2) buyurmaktadır. Bunlara benzer daha bir çok âyet-i kerime mevcuttur. Bu kadar ilâhi ikazdan sonra halen kâfirlerden bir kısmına “bunlarda ehl-i kitap” diyerek dostluk kurmak isteyenler, kendi dinlerine,bir isim bulsunlar. Zira bu tür teşebbüste bulunanların dini, İslâm olamaz. Çünkü Allah (c.c) ve Resulü (SAV) ‘ın rızası doğrultusunda olan çalışmalar ancak Allah (c.c) indinde makbul olur.
 
Allah (c.c) ve Resulü (SAV)’ine emirlerinin dışına çıkanların amelleri boştur ve merduttur. Yüce Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim'de; “ Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin, amellerinizi boşa çıkarmayın…”  (Nisa: 59) buyurmaktadır. Bugünkü ehl-i kitabın kâfirlerden olduğuna şüphe yoktur. Zira Kur’an-ı Kerim’de bu hususu ifade eden bir çok âyet-i kerime vardır.
 
“Dinler arası diyalog” konusunda bazı kimselerin, Yahudi ve Hıristiyanların Hz. Muhammed (SAV)’e karşı olmadıklarını iddia etmek gibi bir gaflet hezeyanında bulunanlar bilsinler ki, Hz. Muhammed (SAV) bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber, hem de son peygamberdir. O’na tabi olmamak, inkar etmenin aynısıdır, zira Allah (c.c) hususen de ehl-i kitaba hitaben peygamberimize tabi olmalarını emretmiştir, fakat onlar ise Allah (c.c) ‘in bu davetine icabet etmemişlerdir. Bu konuda son olarak Allah (c.c) ‘in bir ayeti kerimesini okuyarak mevzuya noktalamak istiyoruz.
 
Ferman-i ilahi şöyledir. “Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette ) ; bize bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah (c.c) her şeye hakkıyla kâdirdir.”(Maide: 19) 
 
Bu ve buna benzer âyetlerde gerek Yahudiler, gerek Hıristiyanlar ve gerekse diğer tüm insanlık toplumlarının dünya ve ahirrette kurtuluş yolları ancak Hz. Muhammet (SAV)’e tabi olmakla mümkün olduğu ifade olunmaktadır. Eğer İsrail oğulları, kendilerine arz-ı mukaddesin Allah (c.c) tarafından verildiği ve alametlere tafdil olunduklarını iddia ederlerse bilinsin ki, o vaat ve tafdil durumları Hz. Muhammet (SAV)’ in gönderilişinden öncedir.
 
Bundan sonra fazilet ve şeref ancak Allah (c.c)’ın dini ve o’nun son peygamber olarak gönderdiği Hz. Muhammet (SAV)’e tabi olanlara aittir. Hülâsa, Hıristiyanlar ve Yahudiler ile diyalog meselesinin abesle iştigal olduğu ve İslam’da buna cevaz imkânı olmadığını anlamak için bu kadar izahatın kâfi olduğu kanaatindeyiz.
Kaynak : islammedya
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder