Video Foto Galeri Yazarlar
27.3.2017 - Pazartesi

Şahımerdan SARI

Ahid Söz Vermek ve Ahde Vefa - 1 Bölüm

Kalem sahipleri çok işler başarabilirler, ancak yazdıkları uğrunda bedel ödemeleri şartıyla. ŞAHIMERDAN SARI HOCA Kalemiyle konuşmaya devam ediyor.

17 Mart 2017 18:23
A
a
Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, Din gününün Maliki Allahü Teala (cc)’ya mahsustur. Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) Efendimize, aline, ashabına ve tüm Müslümanların üzerine olsun.

Ahid kelimesi A-H-D kökünden gelmekte olup lügatte ‘’Kuvvetli söz, yemin, vasiyet, bilerek bir şeyi yapacağına azmetmek, birine söz vermek, adamak, hayatını bir şeye yönlendirmeye karar vermek ve nihayet bağlamak’’ gibi manalara gelmektedir. ‘’Akit, Misak ve Vaad’’ gibi kelimeler ‘’ahd’’ kelimesinin yerine kullanılabilen kelimelerdendir. Ahd kelimesindeki bir incelikte; halden hale değişen durumlarda ve zor şartlara rağmen sözünden dönmemek manasıdır.

Terkipte kullandığımız ‘’Vefa’’ kelimesi ise; vaadini yerine getirmek, sözünü tutmak, tamamlamak, hakkını vermek gibi manalara gelmektedir.
Ahde Vefa bütün varlıklarda en büyük haslettir. Esasen kamil manada ‘’ahdine vefa’’ gösteren zat; bütün varlıkları yaratan Allahü Teale (c.c)’dır. Nitekim bir ayet-i kerime’de Allahü Teala (c.c) şöyle buyurmaktadır.
 
وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْدًا فَلَن 
يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

 
Dediler ki: ‘’Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir. ‘’ Deki: ‘’Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? (Bakara Suresi 80. Ayet)

Bütün varlıklar ‘’ahde vefa’’ üzerine var olmuşlardır. Nitekim bizim cansız diye bildiğimiz varlıklar bile vaadinden caymazlar. Nitekim bir ayet-i kerime’de Allahü Teala (cc) şöyle buyurmuştur:
قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَادًا 
ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ
وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ 
أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ
ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ 
كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ

 
Deki: ‘’Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkar ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.’’ O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi;ona ve yeryüzüne, ‘’İsteyerek veya istemeyerek gelin’’ dedi. İkisi de, ‘’İsteyerek geldik, dediler’’. (Fussilet Suresi 9-10-11. Ayetler)

Yerle ve gökler var olduklarından bu yana Allahü Teala (cc)’nın kendilerine verdiği bütün emirleri hafiyen ifa ederler asla itiraz ve isyana sapmazlar. Yerle ve göklerden sonra ahdine vefa gösteren varlıklar; meleklerdir.
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ 
فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ 
قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ 

 
 ‘’Bir zamanlar Rabb’in meleklere:  < Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım> demişti. (Melekler): ‘’A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisi mi yatacaksın? Oysa biz seni överek tespih ediyor ve seni takdis ediyoruz’’ dediler. (Rabb’in: < Ben sizin bilmediklerinizi bilirim> dedi. (Bakara Suresi 30. Ayet)
وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ 
لاَ يَسْتَكْبِرُونَ

 
 ‘’Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler (boyun eğerler) (Nahl Suresi 49. Ayet)

Meleklerin asla Allahü Teala (cc)’ya isyan etmedikleri ve daima ibadet halinde bulundukları kat’i nasslarla sabit olan bir haikattir. Meleklerden sonra hem akıl hem de nefis sahibi olan peygamberlerde ahde vefa gösteren varlıklardır. Nitekim bir ayet-i kerime’de Allahü Teala (cc) şöyle buyurmaktadır;
وَكَأَيِّن مِّن نَّبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُواْ لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ 
اللّهِ وَمَا ضَعُفُواْ وَمَا اسْتَكَانُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ


 ‘’Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başkalarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. (Al-i İmran Suresi 146. Ayet)

Peygamberlerin masum oldukları bilinen bir hakikattir. Bazı ufak tefek noksanlıkları (zelle) bilmeyerek veya yanılarak meydana gelir. Masumiyet onlar için esas olduğundan zelleri bile uyarı vesilesi olur ve hallerini hemen düzeltirler.

Yeryüzünde bitkiler dahi ahde vefada bulunan mahluklardır. Bitkileri Allahü Teala (cc)’nın kendilerine takdir ve tayin etmiş olduğu vazife özelliklerini isyansız olarak tamamlarlar.

Aynı keyfiyetin hayvanlar içinde geçerli olduğu malumdur. Elbette hayvanlarda akıl olmadığından ihtiyari bir teklife muhatap değillerdir. Gerek hayvanlar olsun gerekse de bitkiler olsun kendilerine sunulan izdirari teklifleri muhalefetsiz olarak eda ederler. Yaratıldıkları fıtrata göre yaşadıklarından ve hataları ihtiyari ederler. Yaratıldıkları fıtrada göre yaşadıklarından ve hataları ihtiyari olmadığından kıyamet günü hesabtan sonra cennet veya cehenneme girmeden toprak olurlar. Fakat bu durum insanlar için söz konusu değildir, insan akıl sahibi ve yaptıklarının hesabını verecektir.

Şahımerdan Sarı Hoca'nın ''İslam Akaidi'' Kitabından Alıntıdır.

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Adana Oto Kiralama Hatay Araç Kiralama Hatay Oto Kiralama