Video Foto Galeri Yazarlar
9.12.2016 - Cuma

Şüheda DEMİR

Allah’ın Kulları Üzerindeki Hakkı

Şöyle bir soru sorarak yazıma başlamak istiyorum. Acaba bizler hiç düşündük mü, Allah azze ve celle yarattığı kulların hakkına önemle riayet edilmesini emrederken, kendisinin haklarına riayet edilmesini emretmemişmidir? Veyahutta biz, Allah azze ve celle’nin bizim üzerimizdeki haklarını ne kadar biliyoruz. Ve ne kadar bu haklara riayet edebiliyoruz?

20 Eylül 2016 14:57
A
a
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 Hamd; Alemlerin Rabbi, İlahi, Rahman ve rahim, din (ceza) gününün maliki, bizlere Kur’an ve Sünnet ışığında sıratı mustakimi gösteren Allah azze ve celle’ye mahsustur. Salat ve Selam O’nun sevgili kulu ve resulü, kendisine uyulmadığı sürece kurtuluşun mümkün olmayacağı alemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed (s.a.v)’e, al ve ashabına kıyamet gününe kadar, Allah azze ve celle’nin kelimesinin yeryüzüne hakim olması için mücadele eden tüm Mü’min, Muvahhidlerin üzerine olsun inşallah..

  Şöyle bir soru sorarak yazıma başlamak istiyorum. Acaba bizler hiç düşündük mü, Allah azze ve celle yarattığı kulların hakkına önemle riayet edilmesini emrederken, kendisinin haklarına riayet edilmesini emretmemişmidir? Veyahutta biz, Allah azze ve celle’nin bizim üzerimizdeki haklarını ne kadar biliyoruz. Ve ne kadar bu haklara riayet edebiliyoruz?
     
  Bu soruları her bir müslümanım diyen kişi kendisine sormalı ve cevaplarını kendi hayatına bakarak vermelidir. Nitekim insan,en iyi kendisini bilir. Allah azze ve celle’nin belirlemiş olduğu hakların içerisinde tüm canlıların ve cansızların yaratıcısı rızık vericisi, çekip çevireni, terbiye edeni (Kur’an ve Sünnetle) kanun, nizam ve intizamı koyanı, helal ve haram sınırlarını belirleyeni, yarattıklarını her an görüp gözetenin üzerimizdeki hakkını yerine getirmeli, sonra yine O’nun belirlemiş olduğu sıraya göre diğer hak sahiplerinin haklarını iade etmeliyiz. Allah azze ve celle’nin kulları üzerindeki hakkından bahsederken bunları  5 madde halinde özetleme ihtiyacı duydum. Çünkü Allah’ın kulları üzerindeki bütün haklarını detaylı olarak burada anlatabilmek mümkün değildir. Bunlar;
  1. Allah’a iman etmek ve şirk koşmamak
  2. Doğru ve samimi olmak
  3. Takva sahibi olmak
  4. Sabırlı bir kul olmak
  5. Hemen Tevbe etmek
Şimdi bunları açıklayalım inşallah..

  1) Kendisine iman edilmesi ve şirk koşulmaması ; Allah’ın kulları üzerindeki haklarındandır.  Rasulullah (s.a.v) Efendimiz Muaz b.Cebel’e hitaben ; ‘’Muaz:Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu bilirmisin?’’ diye sordu. Muaz: Allah ve Resulü bilir,’’ dedi. Peygamber (s.a.v) şöyle devam etti: ’’Allaah’ın kulları üzerindeki hakkı, O’na ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak koşmamalarıdır. Peki,bu görevlerini yerine getiren kullarının Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu bilirmisin? Muaz: ‘’Allah ve Resulü bilir.’’dedi. Hz.Peygamber (s.a.v) : ’’Onların Allah üzerindeki hakları, Allah’ın onlara azap etmemesidir’’ diye buyurdu. (Buhari,Müslüm)         
 
Evet şirk koşmayıp, reddedilmesi gerekenleri reddedip yalnız ve yalnız Allah (c.c)’a iman edip ve imanımızın gereği olan Salih amelleri işlersek Allah azze ve celle’nin hakkına riayette birinci adımı atmış oluruz inşallah. Tabi ki şirk koşulmaması ile, Çünkü Allah azze ve celle Nisa suresi 48. ayette şu şekilde buyurmaktadır : ‘’Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları dilediği kimseler için bağışlar’’

  Peki şirk nedir? Kelime manası: Ortak olmak, iki ortağın, sermaye ve emeklerini birbirine katmaları. İslami istılahta şirk: Allah’u Teala (c.c) ‘a inanmakla birlikte, kudret ve kuvvette O’na denk başka ilahlarıda yani Allah azze ve celle’ye zatında, rububiyyetinde ve uluhiyetinde, isimleri ve sıfatlarında eş, benzer koşmak, denk tanımak demektir. Allah azze ve celle bizleri açık ve net gizli şirkten muhafaza buyursun inşallah..
 
  Allah azze ve celle bizlere hakiki bir iman etmemiz gereğini şöyle buyurarak bildirmekte; ’’Ey İman edenler, Allah’a iman edin.’’(Nisa 136) Peki iman ne demektir; İnanılması gereken şeylerin tamamına şek ve şüphe duymadan inanman, taki ölüm seni buluncaya kadar onu bozacak hallerden uzak kalmandır. O’nu Rububiyyetinde, Uluhiyyetinde, isim ve sıfatlarında birlemek demektir. Yani Rabbimiz Allah azze ve celle’yi yaratmak, yaşatmak, yönetmek, idare etmek, rızık vermek, hüküm koymak, hududları belirlemek gibi fiillerinde namaz, zekat, hac, oruç, kurban, istiane, tevekkül, istiaze ve hüküm istemek gibi görünen ve görünmeyen ibadetlerimizde ve hayat, ilim, semi, basar, kudret, kelam, istiva ve nüzül sıfatlarında, Rahman, Rahim, Tevvab, Kahhar ve Melik gibi isimlerinde teklemek ve bunlara gerektiği ve emr edildiği şekilde inanmaktır. Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır ; ’’O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir. ’' (Şura 11.ayet)

  Diğer bir ayeti kerimede ise Allah azze ve celle bizlere şöyle bir soru yöneltiyor: ’’Sen hiç O’nun adaşı olan birini biliyor musun ?’’ (Meryem 65. ayet) Vallahi bilmiyoruz Yarabbi! Senin gibi yaratan senin gibi yöneten, Senin gibi nizam ve intizam belirleyen, Senin gibi Helal ve Haram sınırlarını koyan, senin gibi rızık veren, senin terbiye ettiğin gibi terbiye eden birini biz bilmiyoruz! Tanımıyoruz, tasdik etmiyoruz Ya Rabbi!
 
  Allah azze ve celle Zatında isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde ortağı bulunmayan, bütün sıfatları kemal derecesinde eksiksiz olandır. En güzel şekilde yaratan hikmetli olarak hüküm veren ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar işiten ve görendir. Bu sebeple mü’minlerin görevi Allah’ın isim ve sıfatlarına tahrifsiz (bozma ve çarpıtma olmadan) ta’tilsiz (sıfatlarından birini işlevsiz kılmadan) teşbihsiz (hiçbir şeye benzetmeden ve tekyifsiz, (keyfiyetlendirmeden) iman etmektir. Bu iman Allah (c.c) ‘ın kendisini övdüğü ilim sahiplerinin imanıdır. Nitekim Allah azze ve celle Ali İmran Suresinin 7.ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır: ‘’Sana bu Kitabı indiren O’dur’’. Bunun ayetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu ayetler kitabın anası(aslı) demektir. Diğer bir kısmıda müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, sırf fitne çıkarmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbu ki Onun te’vilini Allah’tan başka kimse bilmez. İlim de derinleşenler ise,’’Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındadır.’’ derler. Üstün akıllılardan başkasıda düşünemez.’’ Allah azze ve celle ayeti kerimede kendisine iman edip ilimde derinleşenlerin ve aklını kullananların Allah (c.c)’ın sıfatlarının keyfiyetleri hakkında, ’’Biz buna inandık, Hepsi,Rabbimiz katındandır’’ dediklerini görüyoruz. Rabbimiz bizlere de aynı derecede aklımızı kullanıp O’nun rızası doğrultusunda ilimde derinleşen ve teslim olup iman edenlerden eylesin inşallah..
 
  2) Kendisine karşı Doğru ve Samimi olmak ; Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır: Bu ise Allah azze ve celle’nin istediği ve razı olduğu bir şekilde Müslüman olup sözünde sadık (doğru,amellerinde samimi ve gösterişten uzak bir iman ve amele sahip olmakla gerçekleşir..) Nitekim Allah azze ve celle nebisi Muhammed aleyhisselam’a nezdinde de Muhammed ümmetine ‘’Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’’(Hud 112.ayet) buyurarak bizlere örnek teşkil eden efendimizin ‘’sadık’’ bir kimse olmasını istemiştir. Allah azze ve celle ‘nin bu emrini en mükemmel bir şekilde yerine getiren Nebi sallallahu aleyhi ve selem biz ümmetine şöyle emretmiştir: ‘’Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol’’. (Müsned-i Ahmed) Bakın Rabbimiz, Allah (c.c) biz iman ehli olan kullarına nasıl hitap ediyor ve ne emrediyor dikkatle odaklanalım lütfen: ‘’Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sözün en doğrusunu söyleyin ki Allah, amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. (Ahzab 70-71) Ayeti kerimede Allah azze ve celle bizlere kendisinden korkmamızı ve hemen akabinde doğru sözlü olmamızı emretmiştir.Allah azze ve celle bizim tek gerçek ilahımız olduğundan dolayı emretmek ve yasaklamak hakkı sadece ve sadece kendisine aittir. Bu sebepten dolayıdır ki her Müslüman hem dini hem dünyevi işlerinde dosdoğru ve samimi olarak yalnız Allah azze ve celle’nin rızasını gözeterek O’nun emrine boyun eğmelidir. Bakın Allah azze ve celle; Allah’a hakkıyla iman ettikten sonra hemen Salih amel işler, sözümüzde, özümüzde, fiillerimizde doğru ve samimi olursak Allah azze ve celle bu şartlara uyanları müjdeliyor: ‘’Bugün doğrulara doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.Onlara içinden ırmaklar akan,içinde ebedi kalacakları cennetler vardır.Allah onlardan razı olmuş,onlarda Allah’tan razı olmuşlardır.İşte büyük kurtuluş budur.’’ (Maide 119.ayet)

  3) Takva sahibi olup Allah’tan korkmak ; Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Takvalı olmak,ancak kişinin kendisi ile Allah’ın azabı arasına engel koymakla mümkün olur. Bu da Allah azze ve celle’nin emrettiklerini emrettiği şekilde yapmak yasaklarından da yasakladığı şekil kaçınmakla mümkün olur. Bu sebeple her Müslümanın sevabını umarak ve azabından korkarak sakınması gerekir. 

  Hz.Ömer  bir gün sahabenin alimlerinden olan Ubeyd b.Kaab’a Takva nedir? Diye sorar, Ubeyb Kaab ise ; ’’Sen hiç dikenki yolda yürüdün mü? Ya Emirel Mü’minin der. Hz.Ömer yürüdüm der. Ubey b.Kaab nasıl yürüdün? der. Bunun üzerine Hz.Ömer dikenler batmasın gayret gösterdim der. Ubey b.Kaab ise şöyle söyler: ‘’İşte takva, dikenli yoldayken dikenlere basmamaktır.’’ der. Yani İslam ve Tevhid yolunda ilerlerken önümüze küfrün ve haramın zehirli dikenleri çıkacaktır. Eğer biz bunlardan korunup Tevhid’i bir hayat yaşamak istiyorsak ve bu yolda ilerlemek istiyorsak takva zırhını kuşanmamız gerekmektedir. Takva sahibi olabilmenin şartlarınıda yine Tek Rabbimiz, İlahımız Allah azze ve celle Bakara suresinin 1-5.ayetleri arasında onların nasıl sıfatlara haiz olması gerektiğini bildirmiştir. Başka diğer bir ayeti kerime’de ise şu şekilde buyurmaktadır: ‘’Ey iman edenler! Allah’tan O’na yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin. (Ali İmran 102.ayet)  Ayette: ’’Allah’tan hakkıyla korkun’’ buyuruyor Rabbimiz.Biz şunuda biliyoruz ki Rabbimiz Hayat Kaynağımız, Rehberimiz klavuzumuz Kur’an-ı Kerimde kendisinden hakkıyla korkacak onların ancak alimler olduğunu bildirmiştir. Şöyle buyurmaktadır: ‘’Allah’tan hakkıyla ancak alimler korkar.’’ (Fatır 28.ayet) Bu sebeple ilme ve ilim ehline değer vermeli onlar bizlerin arasında iken onları desteklemeliyiz. Onlara karşı işlenen her türlü zulümde onlara destek vermeli onların üzerindeki zalimin zulmünü ber taraf edebilmek için olanca gücümüzle öğrenip, yaşamalı ve yaşanması için mücadele etmeliyiz. Bizler elimizdekinin değerini bilmez isek mutlaka Allah (c.c) o nimeti bizlerden alır. Rabbim muhafaza etsin inşallah artık kıyama kalkmanın ve gaflet uykusundan uyanmanın vakti gelmiştir inşallah. ‘’Kim Allah’tan sakınırsa (Allah) ona bir çıkış (yolu)yaratır ve O’nu ummadığı yerden rızıklandırır.’’ (Talak 2-3) Allah Subhanehu bizleri ilim ehlinden ve ilim ehlinin (ilmiyle amil olanların) destekçilerinden eylesin inşallah..

  4)Sabırlı bir kul olmak ; Evet, Sabrın İslam dininde derecesi çok yüksektir. Her bir Müslümanın Allah’ın kendisi için takdir ettiği musibetlere sabretmesi, Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır. Allah azze ve celle şöyle buyuruyor: ‘’Allah sabredenlerle beraberdir.’’ (Bakara 153.ayet) Yani biz başımıza gelen musibetlere ve zorluklara karşı sabredersek Allah azze ve celle’nin yardımı bizimle birliktedir. Peki,ne zaman sabretmemiz gerekmektedir? Sabr’ın yeri neresidir ve ne zaman gereklidir. İşte nebimiz Muhammed (s.av) en güzel şekilde bizlere hayatının her alanında yaşayarak bizzat uygululayarak göztermiştir. Rasulün ve sahabe-i kiram’ın hayatlarını hikaye olarak okursak bunu göremeyiz. Ancak yaşamak için hayatlarının, hayatlarımızda hayat bulması ve onların nasıl sabrettiklerini öğrenmeliyiz. başa gelen musibetlerde hemen sabretmeli, isyana mahal vermeden “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” demeliyiz. Allah(c.c) şöyle buyurmaktadır: “Sizi biraz korku ve açlık, mallardan canlardan ve ürünlerden bir miktar eksilterek mutlaka deneyeceğiz; sabredenleri müjdele! Ki onlara bir musibet eriştiği zaman: “Biz Allah içiniz ve Allah’a döneceğiz” derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlarındır. (Bakara 155-157) Ayrıca Ankebut (2-3) (Bakara 214): ayetler ve daha bir çok ayeti kerime ve hadisi şeriften de anlaşılacağı üzere Müslümanlar darlık ve zorlukla, karşılaştıklarında onlara sabretmeleri ve Allah’ın takdir ettiğine boyun eğip bunda sebat etmelerinin gereği bildirilmiştir.                                                                      
  
   Sabır öyle kıymetlidir ki Rabbimiz onun mükafatını hesap etmeden rahmetinin genişliğince hesapsız verecektir.( Zümer Suresi 10.) ayette şöyle buyurmuştur: “Yalnızca sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir.” Allah azze ve celle bir Müslümanları daima imtihanlardan geçirecektir. Bizden önce sahabe ve diğer Müslümanlar nasıl imtihanlara tabi tutuldu ise bizlerde imtihanlarla karşılaşacağız. Bunların hepsinin Rabbimizin katında geldiğine inanıp sabretmeli ve mükafatını Allah’tan beklemeliyiz. Onun için her zaman birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye edelim. Hüsrandan kurtulmanın yollarını arayalım. Arayan Allah’ın izni ve yardımıyla mutlaka bulanlardan olacaktır.

5-)  Hemen tövbe etmek - Tövbe: Kişinin işlediği günahtan dolayı kalben pişmanlık duyması dil ile istiğfar etmesi ve bir daha kesinlikle o kötülüğe dönmemeye karar vermesidir. İbn Abbas (r.a) anlatıyor: ”Rasulullah (s.a.v) bir keresinde tövbe kapısından bahsediyordu. Hz.Ömer, ”Ya Rasulullah tövbe kapısı nedir?” diye sordu. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Tövbe kapısı güneşin battığı yerin ardındadır. Bu kapının altın kaplamalı, inci ve yakutla süslü iki kanadı vardır. Kapının iki kanadı arasında, hızlı at süren bir süvarinin gidişiyle kırk yıllık bir mesafe vardır. Bu kapı Allah’ın mahlukatı yarattığı  gün açılmış olup, güneş batıdan doğuncaya kadar açık kalacaktır. Samimi olarak tövbe eden her kulun tövbesi bu kapıdan geçip kabul edilir. Dinleyenler arasında Musa b. Cebel sordu: Anam babam sana feda olsun Ya Rasulullah samimi tövbe nasıl olur?

  Rasulullah (s.a.v) şöyle anlattı: Samimi Tövbe = Günah işleyen kimsenin yaptığından pişmanlık duyup, Allah’a özür beyan etmesi ve bir daha yapmamaya kesin karar vermesidir. Rasulullah(s.a.v) tövbe kapısını anlatmaya devam etti. Sonra güneş ve ay bu kapıdan batarlar. Daha sonra kapının iki kanadı kapanır, daha önce aralarında hiçbir boşluk yokmuşcasına birbirine bitişirler. İşte bundan sonra kulların tevbesi kabul edilmez. Bu zamandan sonra yapılan iyiliklerde kabul görmez, ancak kapı kapanmadan önce iyi amel işleyenlerin kapı kapandıktan sonra yaptıkları iyiliklerede sevap verilir.”(Taberi)

  Rabbimiz hayat kaynağımız Kur-an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini veyahut Rabbinin bazı alametlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış yada imanında bir hayır kazanmamış dan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. Deki: bekleyin şüphesiz, biz de beklemekteyiz.! (Enam 158.ayet) Abdullah b. Mesud (r.a) şöyle demiştir: “Samimi tövbe: Kişinin tövbe ettikten sonra bir daha o günaha dönmemesidir.” Allah azze ve celle şu şekilde buyurmaktadır: “ Ey Mü’minler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur 31) Bununla birlikte Allah azze ve celle tevbenin her hayrın anahtarı olduğunu açıklamıştır. Mü’minlerin kurtuluşunun tövbe ile mümkün olduğunu bildiren Allah, onlara tevbe etmelerini emretmiştir. “ Ey iman edenler samimi bir tövbe ile Allah’a dönün.Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar.” (Tahrim 8)  (bakınız: Ali İmran 135.ayet) Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:” Ey insanlar Rabbinize tövbe edin.Allah’a kasem olsun ben Rabbim Tebareke ve Teala hazretlerine günde yüz kere tövbe ederim.” (Müslim) Gelmiş geçmiş tüm günahları Allah tarafından bağışlanmış olan bir peygember sürekli Allah’a tövbe ve istiğfarda bulunursa günahlarının affedilip affedilmediği belli olmayan bi kul olarak bizler nasıl olurda her zaman her yerde Allah(c.c)’a tövbe ve istiğfarda bulunmayız.

  Allah azze ve celle bizlere samimi bir tövbe ile Nasuh tövbesi yapanlardan eylesin inşallah. Son olarak Allah azze ve celleden dileğim bu yazılanları hep birlikte hayatımıza geçirebilmek için mücadele etmek. Bizler Rabbimizin bize öğrettiği şekli ile ellerimizi açalım ve şu şekilde dua edelim:

‘’Ey Rabbmiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et, zira tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Bakara 128)

“ Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, kafirlere karşı bize yardım et.” (Bakara 201)
‘’ Ey Rabbimiz bize sabır,cesaret ve sebat ver.Kafirlere karşı bize yardım et.’’(Bakara 250)
“ Ey Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma; bize, tarafından rahmet bağışla; Lütfu en bol olan sensin.” (Ali İmran 8.ayet)
“ Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, Müslüman olarak canımızı al.” (Araf 126.ayet)

 RABBİM HAKKI HAK BİLİP HAKKA SARILAN, BATILI BATIL BİLİP BATILDAN İÇTİNAB (KAÇAN-UZAKLAŞAN) KULLARINDAN EYLESİN İNŞALLAH.
                                                                                                                      
                                                                                                                                                                                                         SELAM VE DUA İLE ...

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder