Video Foto Galeri Yazarlar
25.2.2017 - Cumartesi

Muhyiddin Erkam

ALLAH’TAN GELEN ÇAĞRI

İnsan yaratılış itibari ile sadece etten ve kemikten teşekkül ettirilmiş yürüyen bir ceset değildir. Etin ve kemiğin kendisiyle anlam kazandığı, O nu düşünebilen, hissedebilen, karar verebilen yapıya büründüren şey hiç şüphesiz taşıdığı ruhtur.

12 Ocak 2017 16:09
A
a

بِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيم
إِنَّ الْحَمْدَ ِللهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ
يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقاَتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.

İnsan yaratılış itibari ile sadece etten ve kemikten teşekkül ettirilmiş yürüyen bir ceset değildir. Etin ve kemiğin kendisiyle anlam kazandığı, O nu düşünebilen, hissedebilen, karar verebilen yapıya büründüren şey hiç şüphesiz taşıdığı ruhtur. Kainatta bulunan her şey emsalsiz yaratıcının ( el-bedi) kudretiyle vücut bulmuş, planlanmış ve tasarlanmıştır. Hikmet; Bir şeyi yerli yerinde yapmak demektir. Ve kainatta bulunan her şey bir hikmete mebni kılınmış vaziyette insana hizmet etmektedir. Kainat kitabının hikmet damlacıklarından nasip almaya çalışan her bir kalp idrak etmektedir ki, İnsan için yaratılan hiçbir şey yersiz ve amaçsız değildir.  Koca bir kainatın insana boyun eğişini, hizmette kusur etmeyişini, insani hayatın teşekkülündeki gayret ve samimiyetini görmezden gelmek bakar kör olmak demektir. İnsanın ruhunu görmezden gelerek onu eğitmek ve öğretmek o nu ruhsuz cesede çevirmek demektir. İnsanın vücudunun gıdası beslenmek, ruhunun gıdası ise anlamaktır. İnsanı anlamlandırılamayan bir hayata mahkum etmek onun aklını çalmaktır. Düşüneni düşünemez hale getirmek, düşünmeye fırsat tanımamak ise hayvanlaştırmaktır.
İnsanı insan olmaya, düşünmeye ve anlamaya çağırmak vahyin çağrısı Allah cc den gelen çağrıdır.
“لَقَدْأَنزَلْنَاإِلَيْكُمْكِتَابًافِيهِذِكْرُكُمْأَفَلَاتَعْقِلُونَ
“ Andolsun ki; içinde, sizi zikreden (sizden bahseden) bir kitap indirdik. Hâlâ akıl etmezmisiniz?”.(Enbiya 10)
Maddi gelişmeler insanı insan yapan değerler değildir. Çağımız maddeciliğinin sunduğu hayat tarzı, maddeyi insanın hizmetçisi değil, insanı maddenin hizmetçisi kılmıştır. Halbuki Allah cc kainatta bulunan her şeyi insan için, insanı da kendisi için yaratmıştır. O’nun sükûnetini maddede değil manada kılmış, kendini tanıma lütfuyla insanı ayaklar altından kurtarmış ruhundaki boşluğu kendine ayırmıştır. İnsanın ruhunda ki boşluk ancak O’na ayrılmak ile dolar. Zira insanı tanıma ve onun mutluluğunun yolunu vazetme konusun da onu yoktan var eden, yaşam atmosferini dizayn eden Allah’tan daha iyi kimse bilemez. Bunun için bizden bahseden kitabında şöyle buyurmaktadır;
أَلَايَعْلَمُمَنْخَلَقَوَهُوَاللَّطِيفُالْخَبِيرُ
“Yaratan (yarattığını) bilmez mi? Ve O; Lâtif’tir, Habîr’dir (haberdar olandır).”( Mulk 14 )
İnsan ebeveyni olduğu bebekliğinden, emeklemesine ilk sorusunu sorduğu andan büyümesine dek gözetiminde büyüttüğü çocuğunun karakterini, sevdiği ve nefret ettiği şeyler konusunda nasıl bilgi sahibi olduğu konusunda hiç şüphe duyulmuyorsa, onu ince bir plan dairesinde yaratan Allah cc onu en iyi bildiği konusunda hiçbir şüphe yoktur. Allah cc nün insandan haberdar olduğu onun neyle mutlu olacağını bilme konusundaşüphe yoktur amma insanın Allah’ın kendisini bildiğinden onu en güzel söze davet ettiğinden haberi yoktur. Allah cc insan ile seçtiği elçiler ve onlara vahyettiği kitaplar aracılığı ile iletişime geçmeyi uygun görmüştür. Dileseydi bütün muhatap kıldığı varlıkların gözlerinin önüne çıkar inkar edilme cehaletini ortadan kaldırır veyahut ona verdiği cüz’i iradeyi devre dışı bıraktırarak ızdırari emir ile kendine isyanı yok edip alabilirdi. Fakat insanı kulluk için yarattığını beyan ederek onu bu çağrıya icabet etme konusunda ömür sürecinde muhayyer bıraktı. Bunda ki hikmet kulluk kavramının anlaşılmasındadır. Kulluk; itaat etmek boyun eğmek manalarına gelmektedir. Eğer cennet mecburi itaate bağlanmış olsaydı göklerin ve yerlerin insandan evvel cennetlik olması gerekirdi. İşte kulluktaki hikmet itaati isteyerek bilerek seçmek demektir ki Allah cc imtihana tabi tuttuğu kullarından muradı budur. İnsanın kendisine itaati isteyerek seçmesi için ona akıl his ve ruh vermiş gönderdiği kitabının ifadeleriyle onun aklına hislerine ve ruhuna hitap etmiştir. Kuran-ı kerim Allah’tan gelen son çağrıdır. İnsanı insan olmaya, hayatın ve ölümün gayesini düşünmeye kendisini yaratan zatın kudretini ve hikmetini anlamaya çağırmaktadır. Kuran ile bu çağrıyı yaparken de gönderdiği kitabın mucizelerini gözler önüne sererek onun kendinden gelen kitap olduğunu ispatlamaktadır. Allah’tan gelen çağrının hikmetine girmeden önce çağımız kuran mucizelerinden söz ederek sözü size bırakmak yerli yerinde olacaktır.







Çağımızda bilimin ilerlemesiyle ancak keşfedilebilen bu hakikatler göstermektedir ki, Kur’an-ın o günlerde verdiği bu hakikatler mucizeden başka bir şey değildir. Bütün bu gerçekler Kur’an-ın hak olduğuna Allah’tan insana gelen bir çağrı olduğuna delalet etmekte muhatabından da teslimiyet beklemektedir. Mucize arapça bir kelime olup aceze kökünden gelmektedir, muhattabını aciz bırakmak demektir. İşte yukarda eriştiğimiz haberler onun karşısında bizleri aciz bırakan kuran mucizleridir. Allah cc şöyle buyurmaktadır;
هٰـذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهٖ وَلِيَعْلَمُوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰـهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ
“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.”(İBRÂHİM suresi 52. ayet)
Dünya hayatının çeşitlendirilmiş delalet yollarında, hayatı har vurup harman savururcasına yaşamakla kendini kendinden kaybetmiş rüzgarın kontrolüne girmiş yaprak misali savrulmakta olan insanlığı , insanlığa çıkartma çağrısıdır Kuran. Gözlerini yummuş, akıl devre dışı kalmış direksiyon hakimiyetini  kaybetmiş ölüme toslayarak uyanacak kişilikleri ölmeden uyandırma çabasıdır Kuran. Şimdi bu çağrının ve seslenişin karşısında gözler yumulmaya akıllar uyumaya devam mı edecek yoksa bir umut seslenenler avazı çıktığı kadar seslenmeye devam ederek uyuyan gafilin uyanmasını mı bekleyecek, çok geç olmadan acaba kaç insan hidayete erecek, şu kesin ki bütün her şey bir gün bitecek. Ne güzel sormuş Şehid Seyyid kutup (rh.a); Hayat bir rahim tarafından dışarı atılmak ve bir mezar tarafından yutulmak mıdır? Diye seslenmiş yolu bozuk gafillere, nerden geldin nereye gidersin ey akılsız yolcu, içmeden sorhoş olmuş ölmeden ruhsuz kalmış delirmeden aklını kaybetmişçesine bu delice cesaret nereye bu gidiş nereye ey yolcu! Bil ki nice cesetleri yuttu bu toprak bunca yolcuların son durağı oldu hoyratça yapılan yolculuklar ebediyyet durağın da tosladı da durdu. Nice hayatlar dünya kazazedesi oldu, bu tufan ki Allah’ın çağrısıyla uyananlar doğru yolu tutanlar kurtuldu. Şimdi çağrı sırası sende Rabbin seni çağırıyor yoluna, kulluğuna boş yere yaratılmadığını görmeye ve cesedine ruh vermeye, sana dünyanın rehberliğini etmeye;
 
                                                    “Gerçek şu ki bu Kur'ân, insanları dosdoğru yola iletir”( İsra 9 )
 
Seni yoktan var edenin dosdoğru yola rehberliğidir kuran-ı azimuşşan. Senin mutluluğunu bedenin gibi bilenin rehberliğidir kuran-ı azimuşşan. Bilmediği şehirde rehbersiz turlamayan, navigasyonsuz bilmediği yolu aşamayan bizlere en büyük rehberdir bilmediğimiz dünya şehrini bize tanıtan kuran-ı azimuşşan. Muhataplarını aciz bırakan, Akılları başa toplatan düşünmeyi öğreten ve kendine tabi olanlara mükafatları müjdeleyen Allah’dan gelen çağrıdır kuran-ı azimuşşan.
 
وَيُبَشِّرُالْمُؤْمِنِينَالَّذِينَيَعْمَلُونَالصَّالِحَاتِأَنَّلَهُمْأَجْرًاكَبِيرًا
“ Sâlih ameller işleyen müminlere de, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.”( İsra 9 )
 
Doğruya ilettiğini bilenlere değil izinden gidenlere hidayet ve müjdedir. Zira navigasyon da hareket etmeyen aracı hedefe ulaştırmaz. Yutulmayan lokmalar kana karışmaz kana karışmayan lokmalar kişiyi ayağa kaldırmaz. Kuran yaşanmadığı sürece sahibine kendini açmaz ne mutlu Allah’a ölüm çağrısı gelmeden önce ilim çağrısıyla icabet edenlere.
Rabbim Akıbetimizi hayr eyle ve bizi Müslüman olarak öldür. Sözümüzün başı da sonu da Allah’a hamd etmektir.
 
“ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN”
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat