Video Foto Galeri Yazarlar
26.7.2017 - Çarşamba

Av. Huseyin Kurşun

Bireyciliğin soy kütüğü ve bireysel dindarlık

Liberalizmin toplumsal alana ilişkin yansımalarından birisi de bireyciliktir.Bireycilik, bireyin her türlü dış otoriteden bağımsız bir şekilde kendisini gerçekleştirme ve kendi kendine yeterli olma düşüncesidir.

17 Mart 2014 23:16
A
a

Bireyciliğin soy kütüğü ve bireysel dindarlık

Liberalizmin toplumsal alana ilişkin yansımalarından birisi de bireyciliktir.Bireycilik, bireyin her türlü dış otoriteden bağımsız bir şekilde kendisini gerçekleştirme ve kendi kendine yeterli olma düşüncesidir.

Bireysel olanın toplumsal olandan üstün olduğunu ve bireysel/özel alanın toplumsal/kamusal alanın bir parçası olarak toplumsal alan üzerinde bir belirleyiciliğe sahip olduğunu savunan bu düşünce topluluk/cemaat düşüncesinie hep karşı çıkmıştır.

Felsefi anlamda bireyciliğin düşünsel kökenini Yunan filozofu Protagoras’ta bulabiliriz.O’nun “”İnsan her şeyin, varolan şeylerin varolduklarının ve varolmayan şeylerin varolmadıklarının, ölçüsüdür” sözü bireyciliği en iyi tanımlayan sözdür. Yine ateist varoluşçu J.Paul Sartre’ye göre insan dünyaya “fırlatılmıştır.” Varlığı mahiyetinden öncedir ve mahiyetini yani yaşamını,fikirlerini,inancını,tanrısını kısacası insan olmaklığını kendisi belirler.Ve Sartre’ye göre “ölüm metafizik bir rezalettir.”

Yukarıda bireycilik düşüncesi ile ilgili örnek verdiğim iki filozoftan Protagoras’ın Antik Yunan’ın mitolojilerden üretilmiş tanrılar’ın birbirileriyle ve insanlarla savaş halinde olduğu pagan inancının hakim olduğu bir dünyada yaşadığını dolayısyla hakikatin bilgisinin insanda içkin olduğu ve tanrılara ihtiyaç olmadığı düşüncesi kendi içinde tutarlılık taşıyabilir.Yine j.Paul Sartre ( 1905-1980) iki büyük dünya savaşını yaşamış , bu bunalımlı dönemlerde Hristiyanlığa ve onun tanrısına olan inancını yitirerek insanın kurtuluş reçetesinin yine insanın kendi özünde varolduğunu haykırmıştır. J.Paul Sartre’nin düşüncelerini de içinde yaşadığı toplumsal gerçeklik dolayımında mantıklı bulabiliriz.

Bireyciliğn dinsel kanadının doğuşu ise Reformasyona dayanır.Reformasyonun iki aktörü birer Hristiyan din adamı olan Luther ve Kalvin’dir. Lutherci öğreti, Katolik Kilisesi’nin “toplumsal kurtuluş” hedefinin aksine “bireysel kurtuluş”u önermekte ve bu da bireyci ve soyut bir din anlayışını beraberinde getirmektedir.Bu durum, Lutherci Protestanlığın, kurumsal bir din anlayışını benimsemediği ve bütün Hıristiyanların din adamı olduğu öğretisini savunarak “görünmeyen kilise” mefhumunu ortaya koyduğu şeklinde anlaşılabilir.Thomas Paine’in “Zihnim kilisemdir” ve Thomas Jefferson’ın “Bizzat kendim bir mezhebim” şeklindeki beyanları, Reformasyon’un dinsel teşkilat yapısı esprisini göstermektedir, denebilir.Luther’in anlayışında Tanrı ile insana aracılık eden “Kilise” kurumunun devredışı bırakılacağı açıktır. Artık Tanrı ile birey karşı karşıyadır. Birey, Tanrı’nın huzurunda tek başına, yapayalnızdır. Yakın ve uzak çevresinin ona bir faydası yoktur. Tanrı ile başbaşalığı ve çevresindekilerin sahne dışında bırakılmasının, nicel anlamdaki bireyciliği ve insanî ilişkilerdeki soğukluğu çağrıştırması kaçınılmazdır. Bu durum, Luther’e göre geçicidir; birey “ilahî inayet”i elde ettiğinde huzura erer; diğer insanlarla münasebetlere sıcaklık, muhabbet ve his geri döner. Calvin’de ise nicel dinî bireycilik kalıcıdır. Bireyler ilahî inayetin kendilerinde tecelli ettiğinden hiçbir zaman emin olamadıklarından, bu dünyadaki diğer yaratıklarla duygusal bir bağ kuramazlar. Bu yüzden birey, hep kendi derûnu ile başbaşadır.

Felsefi ,düşünsel ve toplumsal temellerini yukarıda kısaca izah ettiğim bireyciliğin ve onun dinsel kanadı olan bireysel dindarlığın özellikle son on yılda müslümanların din / islam algısını dönüştürdüğü bilinen bir gerçektir.

Sosyal değişim süreci yaşayan ülkemizde dindarlık fenomeni, modernleşme ile yeniden tanımlanmakta, böylece yeni anlamlar kazanarak farklılaşıp çeşitlenmektedir. Modernleşmenin bileşenlerinden sayılan dünyevîleşme, ülkemizde de etkilidir; ne var ki bu etki “dinsizleşme” değil, tam tersine dinsel yaşanışların zenginleşmesi yönündedir. “Yeni dünyevîleşme (neo-secularization)” diyebileceğimiz bu süreç, dinin zayıflaması veya yok olması değil, kurumsal dinî otorite yapılarının zayıflayıp bireysel dinin güçlenmesini ifade etmektedir.

 

Bireyciliğin İslam dinine yönelik yansıması aklını ve nefsini /benliğini merkeze alarak oluşturulan bireysel bir din algısının inşaa ettiği dindarlıktır. Bu ifadem lütfen aklın dışlanması olarak anlaşılmasın,zira İslamın akla verdiği değeri hiç bir din vermemiştir.Akıl Allah’ın(c.c) insana verdiği en şerefli varlıktır.Ancak aklın teşrii yetkisinin olmadığı (yasa koyucu olmadığı) da ehli sünnet alimlerinin ittifak ettiği bir meseledir.Bireysel dindarlıktan kastettğim şey, müslüman ferdin modern düşünce kalıplarıyla şekillenmiş zihninin temel kabullerini Kur’an’a doğrulatma eğilimi içinde olması ve bu “fikri ameliye neticesinde” kendine göre bir İslam ve kendine göre bir dindarlık üretmesidir.

Bireyciliğin felsefi arkaplanında laik,demokratik,akılcı,liberal,çoğulcu ve özgürlükçü düşünce yapıları vardır. Bu düşünce yapıları bireyciliğe istediği kadar alan açmaktadır.Dinin verili dünyasının kendi yaşam alanını daralttığını düşünen “birey” , dini kendi alanına çekmek için onu kendi yaşam felsefesi ile akraba kılmak istemektedir.Bunun için de işe dini felsefeleştirmekle başlamaktadır.Bazıları Allah’la arasına kimseyi ( Kur’an ve Peygamber , Ulema,mezhep) sokmayıp Allah(c.c) ile ilişkisini “ben-sen” ilişkisi formunda yaşayıp buna da “gizli dindarlık” derken ,bazıları da Allah’la ( c.c) arasına koyduğu Kur’an’ı salt zihni kabullerine göre yorumlayarak kendine göre bir din icat etmekte ve icat ettği bu tek kişilik dinin müçtehidi olmaktadır.

Evet, bireysel dindarlık/müslümanlık ,”Peygamber efendimiz ( s.as.) döneminde mezhep mi vardı ?, sahabe Kuran’ı okur ve okuduğuyla amel ederdi” diyerek mezhepleri yersiz görmekte, bireysel dini düşüncesine aykırı bulduğu hadisleri “uydurma olmadığını nereden bileyim?” diyerek reddetmekte, İsra ve Mirac, Nüzul-u İsa , Mehdi’nin zuhuru ,kabir azabı , sırat, mizan gibi semiyattan olan meseleleri kabul etmeyerek zihni kabullerinin dışına atmakta tabir-i diğerle ” zihnim dinimdir” demektedir. Selam ve dua ile.


Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama | Kek kalıpları |