Video Foto Galeri Yazarlar
21.7.2017 - Cuma

Eyyüb (a.s) ve Sabrı

Sünnetullahın gereği olan imtihanlar müminlerin mücadelesinin bir parçasıdır. Müminler bu imtihanlara karşı Allah azze ve celle tarafından kıssalar vasıtası ile eğitilmektedir.

22 Mayıs 2017 17:28
A
a
Kainatı yoktan var eden,
‘’Kullarım beni tanısın yanlış yollara sapmasın’’ diye kendi içlerindenbir  peygamber gönderen,
Geçmiş ümmetlerin kıssalarından haber vererek hisse almamızı ders çıkarmamızı murat eden,
İsyanımıza, tuğyanımıza, günahlarımıza bakmadan bizi çeşitli nimetlerle rızıklandıran,
Yaptığımız amellerin mücadelenin karşılığını kat kat veren,
Bizleri sonsuz rahmetiyle, mağfiretiyle kuşatan,
Kendisinden başka İlah, Rab olmayan Rahman, Rahim, Aziz, Kahhar, Cebbar olan Rabbimize sonsuz Hamdü senalar olsun.

Alemlere Rahmet olarak gönderilen, ahir zaman nebisi, rehberimiz, önderimiz, liderimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’e ve ashabına ve etbaina sonsuz selatu selam olsun.

‘’Eyyüb a.s Sabrı.’’ ‘’Asırlardır Müslümanlar arasında bir darb-ı mesel oldu. Sabırla insanlara: ‘’Sende Eyyüb Sabrı gibi sabır vardır.’’ Denildi. ‘’Eyyüb ve sabır’’ hep birlikte ikiz kardeş gibi anıldı. Bir sabır temsili  olarak asırları, zamanları eskiterek zamanımıza kadar ulaştı. Hafızalarda hep taze, hep canlı olarak kaldı. Kıyamete kadar da bu böyle devam edecek.

Eyyüb (a.s), Yakup (a.s)’ın kardeşi İys’in neslindendir. İys’in hanımı, amcası İsmail (a.s)’ın kızıdır. Dolayısıyla Eyyüb (a.s) aynı zamanda İsmail (a.s)’ında ahfadından olmuş oluyor.

Eyyüb (a.s)’ın hanımı Rahime, Yusuf (a.s)’ın oğlu Efrayim’in kızıdır. Rahimede babaannesi Züleyha gibi dikkat çekici  bir güzelliğe sahipti. Suret güzelliği kadar, siret güzelliğide ön planda idi.

Eyyüb (a.s) Şam’da oturuyordu. Çok zengindi. Sürü sürü koyunları, sürü sürü develeri, ekip diktiği çok geniş arazileri vardı. Allahü Teala ona çok büyük nimetler ihsan etmişti. Evlat yönünden de zengindi. Yedi erkek, yedi kız evladı vardı.

Ailesi ve çocuklarıyla çeşit çeşit nimetler içinde müreffeh bir hayat yaşıyordu.

Oğullarından Bişr kendisinden sonra Peygamber olmuştu. Bişr Kuran-ı Kerimde ismi zikredilen peygamberlerden Zülkifl (a.s)’dır. Zülkifl, Bişr’in lakabıdır.
Rivayete göre;

Gündüzleri oruç tutmayı, geceleri namaz kılmayı, öfkeli iken hüküm vermemeyi tekeffül ettiği ve bu kefaletini eksiksiz olarak yaptığı için bu lakapla anılmıştır.
Muhammed Ali Sabuni: ‘’Ennübüvvetü Vel Enbiya’’ isimli eserinde Zülkifl (a.s)’ın, Eyyüb (a.s)’ın oğlu Bişr olduğunu ve mezarının Şam-ı Şerifteki Kasyun dağında bulunduğunun rivayet edildiğini zikretmektedir.

Eyyüb (a.s); çok sabırla çok müttaki, çok şükreden, çok merhametli, yetim ve okulları gözetleyen , Fakir, muhtaç ve zayıflara ikram eden, Salih bir kul, Salih bir peygamberdi.
Hayatın cilveleri çoktur. Her zaman yüze gülmez. Bazen insan bir bahar mevsiminde çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla türlü türlü güllerle bezenmiş, sanki cennetten bir misal, güzel mi güzel, içinden pınarlar akan, müzeyyen bir bahçede, huzurla otururken birden bire doluya tutulabilir.

Her şeyi bilen Rabbim, kulu için delil olsun, diğerleri için ibret olsun, hisse alınsın diye onu imtihan eder. Bazen bela ve müsibetlerle. Bazen bol bol nimetlerle, Bazen makam ve mevkiyle. Bazen fakirlikle, Bazen evlatlarla. Bazen erkekleri kadınlarla, Bazen kadınları erkeklerle.
Hülasa olarak Allahü Teala her şeyi bildiği halde kulunu çeşit çeşit şeylerle imtihan eder.

Kul:
Ya kazanır, iki cihan mutluluğuna kavuşur.
Ya kaybeder, hem dünyada, hem ahirette rüsvay olur. İnsanların seçilmişleri, en hayırlıları, Allahü Teala’nın sevgili kulları Peygamberler, en büyük bela ve müsibetlerle imtihan olmuşlardır.

Çok büyük bir bela ile, çok büyük bir musibet ile imtihan olan Peygamberlerden biride Eyyüb (a.s)’dır.
Eyyüb (a.s): Bütün malı ve mülkü yok edilerek, Bütün çoçukları, evleri üzerlerine yıkılıp ölerek,
Kendisi de çok büyük bir hastalığa düçar kılınarak imtihan olundu.

Şöyle ki:
Allahü Teala önce bir sel felaketi ile bütün koyun ve develerini O’ndan aldı. Kavurucu rüzgarlada bütün ekinlerini yok etti. Kendisine bu haber ulaşınca Eyyüb (a.s asla isyan etmedi, hatta hiçbir telaş emaresi de göstermedi ve şöyle dedi:
- Mülkün sahibi Allah’tır. Bu mülkü bana Rabbim vermişti, şimdi de aldı. O, dilediği zaman verir, dilediği zaman alır.
Eyyüb (a.s) mal ile olan imtihanı kazanmıştı. Sonra evlat ile imtihan oldu.
Eyyüb (a.s)’ın bulunduğu bölgede müthiş bir deprem oldu. Evleri yıkıldı. Harap oldu. Kendisi ve hanımı Rahime’den başka bütün aile efradı, çoçukları öldüler.
Bu hadise üzerine Eyyüb (a.s) yine sabır gösterdi. Üzüntüsünü, evlat acısını kalbine gömdü. Asla şikayet etmedi. Tam bir tevekkülle Rabb’ine teslim oldu. Takdir-i İlahiye rıza gösterdi.

Eyyüb (a.s)’ın başına gelen bela ve müsibetlere sabrı, O’nun Rabbine daha çok yakınlaştırıyordu.
Eyyüb (a.s) evlat ile olan imtihanı da kazandı ve sabrının bir neticesi olarak Rabb’ine yakınlığın verdiği kulluk vecd ve istiğrakı ile ruhu adeta sema ediyordu.
Bu öyle manevi bir hazdır ki, bu hazzı tadan, bela ve musibeti diliyle istememekle beraber, kalbi önü alınamaz bir şekilde bu halin devamını arzular. O demde çileler ruhi bir hazza dönüşür. Böyleleri için çilesiz yaşamak bir çile haline gelir. Bu hal çile sahibinin durumuna göre az veya çok bir müddet devam eder. Sonra insan beşer olması hasebiyle tabiatında var olanın iktiza ettiği hale döner.

Eyyüb (a.s) bu imtihanlardan sonra bizzat kendi nefsiyle imtihan olundu.
Kuran-ı Kerim’de nasıl bir hastalık olduğu bildirilmeyen çok ağır bir hastalığa yakalandı. Yatağına mahkum oldu. Zaman zaman ifade ettiğimiz gibi ‘’kara gün dostu’’ her zaman ve her devirde çok az bulunur. Mal mülk sahibi, çok zengin iken bölük bölük etrafında dolaşanlar, O’nun yanına uğramaz oldular. O’nu kendi haline terk ettiler.
Yukarıda da zikrettiğimiz gibi, suret kadar sireti de mükemmel olan hanımı Rahime, O’na öyle bir Muhabbet, öyle bir aşk ve öyle bir sadakatle hizmet ediyorduki onun bu destani hizmet ve sadakati de Eyyüb (a.s)’ın sabrı kadar mühimdir.

Eyyüb (a.s) malı ve evlatlarıyla imtihan olunduğunda nasıl bir sabır göstermişse, hanımı Rahime de aynı Sabrı göstermiş, asla şikayet etmemişti. Şehirdeki zengin kadınlar için ip eğirip, onun ücretiyle geçimlerini sağlıyordu. Eyyüb (a.s) o büyük onun ücretiyle geçimlerini sağlıyordu. Eyyüb (a.s) o büyük hastalığa yakalandığı zaman ne kadar sabretmişse, Rahime de Eyyüb(a.s)’a hizmetini şevk ve aşkla, büyük bir istekle devam ettirmiştir.
O’nun şu hali, Eyyüb (a.s)’a o uzun hastalık yıllarında nasıl içtenlikle hizmet ettiğinin delilidir.
Rahime, Eyyüb (a.s)’ın ihtiyaçları için şehre girmişti. Döndüğünde Eyyüb (a.s)’ı yerinde bulamadı. Halbuki O, yerinden kalkıp hareket edecek halde değildi. Çünkü Rahime şehirde iken Allahü Teala Ona şifa vermiş, eski gençlik ve dinçliğine kavuşmuştu.

Rahime, Eyyüb (a.s)’ı yerinde göremeyince feryad edip ağlıyor, Eyyüb (a.s) bulma ümidiyle sağa sola koşuyordu.
Eyyüb (a.s) şifa bulup gençliğine ve dinçliğine kavuştuğundan, O’nu tanıyamamıştı.
Eyyüb (a.s), feryad edip ağlayan, sağa sola koşan Rahime’ye seslendi.
- Ey kadın! Ne arıyorsun?
Rahime hıçkırıklar arasında:
- Bir hastam vardı. O, benim arkadaşımdı. O, benim hazinemdi. O’nu kaybettim.
Eyyüb (a.s):
- O nasıl birisi idi? Diye sordu.
Rahime:
- O, hasta olmadan önce sana benzerdi, dedi.
Eyyüb (a.s):
- Ey Rahime! İşte o benim. Eyyüb’um Rabbim bana şifa verdi, dedi.
Mutluluktan ağlaştılar, gözyaşı akıttılar. Rablerine hamd ettiler, şükrettiler.
Evet zirvede bir sadakat… Ve zirvede bir hizmet ve zirvede bir muhabbet. Sonu saadet…

Şimdi yeniden Eyyüb (a.s)’ın hastalığının başına dönelim. Ve bu iki sabır, şükür, sadakat ve hizmet nişanesi, salih ve Saliha kulların, Eyyüb (a.s) ve Rahime’nin kıssasını anlatmaya 2. bölümde devam edeceğim İnşaAllah.

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama |