Video Foto Galeri Yazarlar
26.7.2017 - Çarşamba

Hayrun Nisa

Hüsrandan Kurtulmanın Yolu

Şimdi daha iyi anlıyoruz ki cennetle müjdelenmiş o seçkin sahabe birbirlerini her gördüklerinde ve ayrılırken Asr suresini neden okuyorlardı. Çünkü emanet ağır bu ağır emaneti unutmayacak ki Müslüman gaflete düşmesin..

15 Ocak 2016 02:24
A
a
Hamd Alemleri  yoktan var eden ve idare eden Yarattıkları üzerinde Mutlak tasarruf yetkisine sahip Rahman ve Rahim Din gününün sahibi Allah cc ‘a mahsustur. Salat ve selam Alemlere rahmet olarak gönderilen müminlerin örneği ve önderi  kendisine tabi olunmadığı müddetçe kurtuluşun mümkün olmadığı Hz Muhammed (S.A.V)’e Aline, Ashabına ve onları takip edenlerin üzerine olsun inşallah.

İnsan daha önce anılmaya değer bir şey değilken Allah cc onu yarattı. “İnsanın üzerinden, dehrden bir zaman geçmiştir ki o, henüz anılmaya değer bir şey bile değildi.” (İnsan/1) “Sizi,   annelerinizin   karnından Allah    çıkardı. Hiç bir şey bilmezdiniz. Ve size kulaklar, gözler ve gönüller verdi ki şükredesiniz.”( Nahl 78)

Ancak Allah cc insanı yaratmakla bırakmamış aynı zamanda ona vermiş olduğu bu hayatı devam ettirebilmesi için bir çok imkan ve olanak ,sayamayacağı bir çok nimet kısacası ihtiyacı olan herşeyide onun için var etmiştir. Nitekim Bakara suresi 22. Ayeti kerimesinde Allah cc şöyle buyurmaktadır. “O (Rabb) ki; yeryüzünü, sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirip onunla türlü türlü meyvelerden sizin için rızık çıkardı…” ve Allah cc bunun yanı sıra birde insanı eşrefi mahlukat olarak yaratmış diğer canlılardan farklı olarak ona akıl bahşetmiş ve irade sahibi kılmıştır. Eşrefi mahlukat olarak yaratılan insanoğluna bir çok mahlukat boyun eğdirilmiş onun hizmetine ve istifadesine sunulmuştur. “Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini size müsahhar kılmıştır. Elbette ki düşünen bir kavim için bunda âyetler vardır.”( Casiye/13)ve yine başka bir ayeti kerimede Allah cc “Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyen O'dur. O, her şeyi bilendir.” (Bakara 29) buyurmaktadır.

Peki bu kadar üstünlüğe ve şerefe sahip olarak yaratılan kendisine mahlukatın boyun eğdirildiği ve sayamayacağı bir çok nimet bahşedilen insanoğlu için hiç düşündük mü Allah cc  neden asra (zamana) yemin ederek onun hüsran içinde olduğunu beyan etmekte. “Asr'a andolsun ki;  Muhakkak insan, hüsrandadır” (Asır 1-2)

Biliyoruz ki zaman insana imtihan gereği verilmiş ve elinden bir gün alınacak olan bir olgudur. Oysa insanın içerisinde bulunduğu zamanı hiç bitmeyecekmişçesine hayatı asıl amacının dışında Rabbine karşı kulluk vazifesinden uzak bir şekilde yaşaması onun hüsranda olmasına sebeptir. Allah cc kitabında “O ki hanginizin daha güzel amel edeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır…”buyurmaktadır. İşte hayatın ve ölümün var ediliş sebebi budur yani imtihan.. Bu sebeple insan şunun farkına varmalı ki dünya hayatı az bir geçimlikten ibarettir. Ankebut suresi 64.ayeti kerimede de beyan edildiği üzere “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Asıl yurt ahiret yurdudur keşke bilselerdi.” Yani zaman asıl yurt olan ahiret yurduna hazırlık yapmak için verilmiş süreden ibarettir. 

Allah Rasulü (s.a.v) efendimizin de buyurduğu üzere “Dünya ahiretin tarlasıdır ne ekersen onu biçersin.” Bundan gafil olan insan ise anlamayacaktır ki Allah cc zamana neden yemin etmiş. Bunun misali şuna benzer. Sınav salonunda ki bir öğrenciyi düşünün. Öğrenciye sorular verilmiştir. zamana karşı yarış yapmaktadır öğrenci. Fakat o soruları cevaplamak yerine boş işlerle uğraşmaktadır. Öğrenciye yakınındaki saat işaret edilerek geçen zamanın aleyhine olduğu söylense de aldırmaması gibidir. İşte insanın Allah cc’ın  vermiş olduğu öğüte yani kurana kulak vermemesi de böyledir. Süre bitiminde öğrenci o  sınavı kaybedeceği gibi  insanda dünya imtihanını kaybedecektir.

İmam Fahreddin razi (r.a) bu ayeti kerimeyi bir şahsın ticaret esnasındaki sözünden sonra anladığını söylemektedir. O şöyle nakleder. “Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu: sermayesi eriyen şu adama merhamet edin.” Evet buzlar eriyordu ve elinde satacak bir şeyi kalmayacaktı. İmam razi de işte bu sözü işittiğinde asr  suresini anladığını söylemekte. İnsanoğluna verilen ömür işte o adamın sattığı buz misali gibidir. 

Fakat ömür sermeyesi her an tükenmekte olduğu halde insan hala gaflet içerisinde bir hayat sürdürmektedir. “İnsanların hesap verecekleri gün yaklaştığı halde onar hala gaflet içerisinde gerçeğe yüz çeviriyorlar.”( Enbiya/1) İşte tüm bu örneklerden sonra Allah cc’ın asra (zamana) yemin etmesindeki ve insanın hüsran içinde oluşunu bildirmesindeki hikmeti daha iyi anlıyoruz. Hüsran ise arzulananı elde edememek demektir. Örneğin küçük bir çocuğun eline büyük miktarda para verip bununla marketten ne isterse alabileceği söylense o bununla bütün bir marketi satın alabileceğini düşünür. Ancak markete gidip parayı uzattığında paranın sahte olduğu ve bununla hiçbir şey alamayacağı kedisine söylendiğinde büyük bir hüsrana uğrar ve boynu bükük bir şekilde oradan ayrılır. Nihayetinde elde etmek istediği şeylerden olmuştur. 

İnsanda bu hayatın sonunda elde etmek istediği cennetten mahrum kalmak istemiyorsa gaflet içerisinde bir hayat sürdürmemelidir. Gafletten ve hüsrandan kurtulmanın yolunu Allah cc surenin devamında bizlere göstermektedir. Bunun yolu son ayeti kerimede zikredilen 4 özelliğe sahip olmaktır. “Ancak iman edip salih amel işleyen ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna” Yani Allah cc bu vasıfları üzerlerinde bulunduranların hüsranda olmadıklarını beyan ediyor.
“Ancak iman edenler” evet ilk sırayı kendisi olmadan hiçbir iyi işin fayda vermeyeceği iman almakta. İman sınırlı hayata sahip insanın ezeli ve ebedi sınırsız temele bağlanmasıdır. Bu bağlılık insana bir güç bir süreklilik vermesinin yanında parçaları birleştiren bir yapı taşı gibidir. Nitekim insan nasıl yaratıldım ,neden yaratıldım ve beni kim yarattı gibi fıtratında  olan sorularla muhataptır. İşte iman insanın aklını kalbini mutmain eden varlığının bir amaç güttüğünü anlatan bir köprüdür. İman yaratıcı ile yaratılanın arasındaki ilişkinin netlik kazanmasını ilahlık makamının ve kulluk makamının bütün yalınlığı ile gerçeklik kazandığı insanın kalbine bir aydınlık ruhuna bir huzur veren olgudur. Allah’ın dilediği yolda sağlıklı bir yer ve istikamette olmak ise bu imanın bir gereğidir. İman insana adaleti ,merhameti bağışlamayı ,sevmeyi ,iyilik etmeyi kötülükten kaçınmayı ve buna benzer üstün ahlaki ilkeler kazandırır bu da göz ucuyla da olsa yapılan bakışları ve gönüllerin gizlediklerini dahi bilen bir ilaha inanmanın neticesidir. 

Mümine bir sorumluluk bilinci yerleştirir artık yaptığı işleri düşünerek yapar ayağını atmadan atacağı adımın sonucunu her yandan düşünüp değerlendirir. Ve iman darmadağın haldeki hareketleri amelleri birleştirir birbiri ile uyumlu bir düzen içine sokar. Yani iman hayatın en büyük temelidir. İyiliğin her türü her dalı, buradan dal budak salar. Meyvelerinin hepsi buna bağlıdır. Bu iman olmadan iyiliğin her dalı ağacından koparılmış olur. Solmaya ve koparılmaya mahkum olur. Kısacası iman sanıldığı gibi yalnızca vicdani bir duygudan ibaret değildir. Aksine iman kalbe yerleşip davranışın doğruladığıdır. 

Nasıl ki çiçekteki koku dışarıdan duyuluyorsa , kalpteki iman da davranışlarla görülmelidir. Ve ayeti kerimenin devamında imandan sonra salih amel zikredilmekte. Ancak Allah cc a iman ile salh ameli birleştirenler müstesna. Onlar zararda değil kardadırlar. Zira onlar ahiret için çalışmışlardır. Dünya işleri ondan alı koymamıştır. Kalpleri ile iman edip davranışlarıyla bunu doğrulayanlar. Şu da unutulmaması gerekir ki kuran da hiçbir yerde imansız bir amel zikredilmemiştir. Aynı zamanda hiçbir yerde iyi bile olsa yani Allah ve Rasulünün gösterdiği gibide olsa imansız amele de mükafat verilmemiştir. “Rabblerini inkâr edenlerin iyi davranışları fırtınalı bir günde şiddetli rüzgârda savrulan küle benzer, yaptıkları iyi işler karşılığında ellerine hiçbir şey geçmez. İşte koyu sapıklık budur.” ( İbrahim/18)

Diğer bir taraftan bu ayette muteber imanın amel ile ispatlanmış iman olduğu belirtilmiştir. Yani iman ve ameli salih bir birinden ayrılmaz bir bütündür. İman ve salih amel ilişkisi tohum ve ağaç ilişkisi gibidir. Eğer toprakta tohum yoksa ağaç meydana gelmez. Toprakta tohum olduğu halde ağaç meydana gelmiyorsa o tohum faydasız bir tohumdur. Bu sebeple kuranı kerimde verilen müjdeler iman etmenin yanında salih amel işleyenleri müjdeler. Salih ameller Allah cc ın emirlerini tutup yasakladıklarından kaçınmak suretiyle emrettiğini emrettiği şekilde ve yalnızca onun rızası gözetilerek yapılan amellerdir. Allah azze ve cellenin   Ali imran suresi 102. Ayetinde de beyan buyurduğu üzere “Ey iman edenler Allahtan hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin “ işte sıratı müstakimde kalabilmenin yolu ameli Salihlerdir.  Allah c.c salih amelleri imanı koruyacak yegane çare olduğu için emretmektedir. Kısacası iman bir ağaç meyvesi de salih ameldir.

Ve “Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna “ buyuruyor ayeti kerimenin sonunda Allah cc. Evet hakkı tavsiye etmek. Hak, Allah tan gelen kaynağı Allaha dayanan demektir. Hakkı tavsiye etmek Allah cc ın kitabına emir ve yasaklarına kural ve kanunlarına uymayı tavsiye etmek sabrı tavsiye etmek ise bu uğurda mücadele ederken başa gelen sıkıntılara eziyet ve musibetlere karşı sabrı tavsiyede bulunmaktır.

Karşılıklı olarak hakkı tavsiye etme, sabrı öğütleme ise özel bir yapıya sahip farklı bir bağı bulunan ve bütün bir yönü olan Müslüman toplumun şeklini ortaya koymaktadır. Kendi yapısının bilincinde olduğu gibi görevinin de bilincinde olan iman ve ameli salih gibi kendisine yöneldiği eylemlerin gerçek mahiyetini bilen toplum. Bu toplumun görevleri arasında iman ve ameli salih yolu ile bütün bu insanlığa önderlik yapması da bulunmaktadır. Kendi aralarında bu büyük emanete ilişkin göreve engel olabilecek herşeyde birbirlerine öğüt veren bir toplum.

Karşılıklı öğütleşmenin sözcüğü, anlamı, yapısı ve gerçekliği vasıtasıyla birbirleri ile dayanışma içinde bulunan, ümmetin veya toplumun şeklide ortaya çıkmaktadır. Seçkin, bilinçli ümmetin. Yeryüzünde hakka, adalete ve iyiliğe dayanan ümmetin. Bu ise seçkin ümmetin en üstün, en parlak şekilde ortaya konmasıdır. İşte islam, islam ümmetinin böyle olmasını ister. islam hayırlı, seçkin, güçlü, bilinçli, hakkın ve iyiliğin bekçisi olan sevgi, kardeşlik ve yardımlaşma içinde hakkı ve sabrı birbirine öğütleyen bir ümmet ister. Kur'an bunu karşılıklı öğütleşme sözü ile dile getirmektedir.

Hakkı birbirine tavsiye etmek zorunludur. Zira hakka sarılmak zordur. Haktan Alıkoyan engellerde pek çoktur: Nefsin arzuları, çıkar mantığı, çevrenin düşünceleri, azgınların saldırılan, zalimlerin zulümleri ve saldırganların saldırıları hep birer engeldir. Karşılıklı öğütleşme ise hatırlatmadır, cesaret vermedir. Hedefin ve amacın yakınlığını hissettirmedir. Zorluk ve emanet konusunda kardeş olmadır. Karşılıklı öğütleşme, bireysel yönelişlerin bileşkesini sağlamlaştırır. Beraber hareket edip, güçlerin katlanmasını sağlar. Hakkın her bekçisine şu gerçeği hissettirir: "Bu yolda sen yalnız değilsin. Sana öğüt veren, cesaretlendiren, yanında yer alan, seni seven ve yalnız bırakmayanlar da vardır:' Hakkın ta kendisi olan islam dini de ancak bu şekilde birbiri ile yardımlaşan, öğütleşen, birlik ve dayanışma içinde hareket eden bir topluluğun gözetimi ve bekçiliği ile hakim olabilir.

Sabrı tavsiye etmek te zaruridir. iman ve ameli salih üzere ayağa kalkmak, hakkın ve adaletin bekçiliğini yapmak, bireyin ve toplumun,  karşılaşacağı en büyük zorluklardan biridir. Bu nedenle sabretmek gerekir. Nefisle cihad için ve başkaları ile cihad için sabır. Zorluk ve eziyetlere karşı sabır. Batılın şımarıklığı, kötülüğün saldırılarına karşı sabır. Yolun uzunluğuna, aşamaların gecikmesine, yol işaretlerinin belirsizleşmesine ve sonun uzaklığına karşı sabır.

Karşılıklı olarak sabrı öğütleme, insanın gücünü artırır. Zira hedef birliği, yöneliş birliği, toplumsal dayanışma gibi duyguları ve hisleri harekete geçirir. Onları sevgi, azim ve sebatla donatır.  Hüsrandan kurtula bilmek için toplum üyelerinin birbirine sabrı tavsiye etmesi de şart koşulmuştur. Yani hakkın ve onu himaye etme uğrunda karşılaştıkları bütün zorluklarda sabrı telkin ederek hüsrandan kurtulacağını beyan etmektedir.

Şimdi daha iyi anlıyoruz ki cennetle müjdelenmiş o seçkin sahabe birbirlerini her gördüklerinde ve ayrılırken Asr suresini neden okuyorlardı. Çünkü emanet ağır bu ağır emaneti unutmayacak ki Müslüman gaflete düşmesin..

RABBİM HAKKIN HAK OLDUĞUNU BİLİP ONA SIMSIKI SARILAN BATILINDA BATIL OLDUĞUNU BİLİP ONDAN BÜSBÜTÜN UZAK DURAN KULLARINDAN OLMAYI BİZLERE NASİP ETSİN.. AMİN…

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama | Kek kalıpları |