Video Foto Galeri Yazarlar
11.12.2016 - Pazar

Hacı KAR

İSLAM BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ

İslâm dini, İtikad (İnanç sistemi), İbadet (Kulluk görevleri), Muamelât (Hukuk sistemi), Ukûbat (Cezalar) ve Ahlâk esaslarıyla bir bütündür. Bunlardan bir tanesini dinin içerisinden çıkardığınızda ona İslâm demek mümkün olmaz.

6 Ekim 2016 16:48
A
a
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.
Hamd, Âlemlerin yegâne Rabbi Allah’a mahsustur.
Salât ve selam olsun, muvahhidlerin, muttakilerin ve mücahidlerin yegâne önderi Rasulullah Muhammed’e, Âline, Ashabına ve kıyamete kadar O’nun izinden giden, O’nun Sünneti üzere yaşayan muvahhid mü’minlere...

Ben, şehadet ederim ki, Allah’dan başka rab, ilâh ve melik yoktur... İnsanların yegâne Rabbi, İlâhı ve Meliki Allah Teâlâ’dır... Ve yine şehadet ederim ki, Rasulullah Muhammed (s.a.s.), Allah’ın kulu ve Rasulü’dür... Allah’ın insanlık âlemine vazifeli olarak gönderdiği en son Nebîsi ve en son Rasulü’dür... Nübüvvet ve Risalet, Rasulullah Muhammed (s.a.s.) ile son bulmuştur... Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, dustur olarak Kur’ân-ı Kerîm’e ve Rasul olarak hayat önderi Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e katıksız iman ettim, kabul edip can-ı gönülden razı oldum…
 
İslâm dini, İtikad (İnanç sistemi), İbadet (Kulluk görevleri), Muamelât (Hukuk sistemi), Ukûbat (Cezalar) ve Ahlâk esaslarıyla bir bütündür. Bunlardan bir tanesini dinin içerisinden çıkardığınızda ona İslâm demek mümkün olmaz.

Peygamber (s.a.v.)'in risalet görevini tamamlamak üzere olduğu son günlerinde 'Veda Haccı' sırasında Cenâb-ı Hak şu ayet-i kerimeyi gönderdi: "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığı (verip ondan) hoşnut oldum." (MAİDE SURESİ-3)
Müslümanlar asırlar boyunca bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiler: İslâm, insan hayatının bütün yönlerini idare eden tam bir hayat nizamıdır. Müslümanlar bütün hayatlarında onun hükümlerini uygulayarak Allah (c.c.)'ın üzerlerindeki nimetinden yararlanmış olacaklardır. Ancak böyle yaptıkları takdirde Yaratıcı'nın rızasına kavuşacaklardır. O'nun rızasına kavuşmak ise en büyük nimet, en büyük kazanç ve en büyük mutluluktur.

İslâm, insanların hem dünya ve hem de ahiret saadetini amaç edindiği için din ve dünyanın arasını birleştirmiştir. Bunun için de insanları zor-kolay, gizli-açık emir ve yasakları konusunda uymaya zorlamaktadır. Müminler inanıyorlar ki, Allah (c.c.)’ın emrettiği şekilde kurallarına uymak hem ibadet hem de dünya ve ahiret saadeti içindir. Bu kurallara uymak, kişiyi Allah (c.c.) rızasına yaklaştırır. Bundan dolayı da kıyamet gününde mükâfat kazanacaktır. Bunu bilerek kimse suç işlemez.  İşte böylelikle İslâm, bireylerde yasaklara karşı bir bilinç titizliği ve inceliği oluşturmuştur. Ahiretteki ceza veya mükâfat duygusu işte bu titizliği sağlar.
İnsanlar, ahiretteki ilâhi hesaplaşma duygusundan uzak oldukları zaman fırsat bulduklarında her suçu işleyebilirler. Onların gönüllerinde suç işlemeyi engelleyici bir güvenlik sigortası yoktur. Fakat İslâm, Allah (c.c.) korkusu, O’nun emirlerine itaat ve engin bilinç titizliği ile Müslümanların gönlüne yerleştirmiştir. Bunun için de Allah (c.c.) nizamının uygulanmadığı yerlerde ahlâk kuralları zedelenmekte, suç oranları sürekli artmakta ve insanlar mutsuz yaşamaktadırlar.
İslâm’ın hükümlerinin birbirinden ayrılmaz ve parçalanmaz bir bütün olduğunu ve bunlardan bir tanesinin bile inkâr edilmesi halinde tümünün inkârının kabul edildiği ve böylece bunu yapan kimsenin İslâm dininden uzaklaştığını mümin olan herkes bilmektedir. Kur’an’ın bütün hükümlerine gönülden inanıp, tam olarak bağlanmak ve onları yaşamın ilgili alanında uygulamak da aynı şekilde bir zorunluluktur.

İşte bu konudaki ayet-i kerime:
“Yoksa siz o kitabın (Kur’an’ın) bir kısmına inanıyor da, bir kısmını da inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de onlar azabın en çetinine itileceklerdir.” (BAKARA SURESİ- 85)
“O halde siz insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim ayetlerimi az bir paha satmayın. Kim Allah (c.c.)’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (MAİDE SURESİ-44)
İslâm, zaman ve mekânın dar sınırları içine de sıkıştırılamaz. O, yalnızca belirli bir zamanda uygulanmak, diğer zaman veya coğrafyalarda uygulanmamak gibi bir noksanlık içinde de değildir. İslâm, bütün zamanların ve bütün mekânların sistemidir. İslâm’ın hükümleri öyle düzenlenmiştir ki, zamanın ilerlemesi, mekânların değişmesi onu etkilemez ve yeniliğini yıpratmaz. Genel kurallarının, ana esaslarının değişmesi asla söz konusu değildir.
İnsanların kurdukları sistemler sürekli ve evrensel değildir. Çünkü bunlar, bulundukları toplumun durumu ve değerleriyle gelişim gösterirler. Toplumların görüş açılarının değişimiyle de değişirler. Dolayısıyla bu sistemlerin kaynağı fani ve her gün yeni şeyler peşinde koşan insanoğludur. Fakat İslâm’ın kaynağı, her zaman Hayy (diri) ve Kayyum (sürekli uyanık) olan ve evrenin bütün ömrünü ve sonunu bilen Allah (c.c.)’ın kendisidir.    
                   
 İTİKAD
 ‘İtikad’, sözlükte gönülden bağlanma, düğümlemiş gibi sağlam inanma demektir. Akd (düğüm) kökünden türemiştir. ‘Akide’ ise, bağlanılan, inanılan şey anlamındadır. İslâm’da akaid, akide kelimesinin çoğulu olarak, inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümleri, anlamına gelmektedir.
İslâm inanç sisteminin birinci kaynağı Kur’an-ı Kerim, ikinci kaynağı ise Mütevatir hadis-i şeriflerdir. İslâm akaidini oluşturan esaslar, bu kaynaklarda hiçbir yoruma ve yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak şekilde açık, net, yalın ve sade olarak bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ’ya, peygamberlerine, kitaplara, meleklere, ahirete, kaza ve kadere iman konusuna değinen ve yer yer ayrıntılı bilgiler veren bir çok ayet vardır. Hadis kitaplarının da, ‘iman, enbiya, tevhid, cennet, cehennem, kader, kıyamet’ gibi bölümlerinde, iman ve itikad esaslarıyla ilgili çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Bu sebeple Kitap ve Sünnet akaid’in temel kaynaklarını teşkil eder. Akıl ve duyu organlarının verileri de ayet ve hadislerin belirlediği esasların açıklanması, yorumu ve ispatlanması konusunda yardımcı olurlar. Bu sebeple iman esaslarının belirlenmesinde tek kaynak ilâhi vahiydir.
İslâm akaidini oluşturan esaslar, kesin kaynağa dayandığı gibi apaçıktır. Zamana, mekana, birey ve toplumlara göre değişiklik göstermez. Bu hükümlerin tamamı bir bütün teşkil edip, bölünme kabul etmez. Yani bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak söz konusu olamaz. İnanç sisteminin bir bölümünü bile kabul etmemek inanç sisteminin tamamını kabul etmemektir.
 
İBADET     
‘İbadet’, Allah (c.c.)’a gönülden isteyerek yönelmek, kulluk etmek, tapmak, boyun eğmek ve itaat etmek demektir. Türkçemizde kullanılan ‘kulluk etmek’ deyimi tam olarak bu kelimenin anlamını karşılamaktadır.
İslâm’ın itikat’tan sonra genel esaslarının ikincisini ‘ibadet’ oluşturur.
İbadet, yaratıcı kudret karşısında boyun bükmenin zirvesi ve O’na olan sevginin sonucu ve göstergesi olarak değerlendirilmiş ve sırf Allah (c.c.) için, Allah’ın rızâsı için yapılması ve yalnızca O’na tahsis edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gerçekten de yaratan, yaşatan ve öldüren Allah (c.c.)’tan başka, ibadete lâyık olan bir varlık yoktur. Hesap gününde muhatap olunacak olan 'Neye taptınız?’ ve ‘Ne için ibadet ettiniz?’ sorusunu insan daima hatırında tutmalı ve bu dünyada iken ‘Allah (c.c.)’a tapıyorum ve ibadeti Allah için yapıyorum’ diyebilmeli, bunu gönlünde hissedebilmelidir.

MUAMELÂT
İslâm’ın önemli bir yönü toplumsal, hukukî, ekonomik ve siyasal öğreti ve kurallarla ilgilidir. İşte bütün bu konulardaki kuralların tamamına tek bir terim olarak  ‘Muamelât’ denir. ‘Muamelât’, karşılıklı yapılan işlemler, ilişkiler ve hukuk anlamındaki ‘muamele’ kelimesinin çoğuludur.
 
UKÛBAT
‘Ukûbet’, sözlükte ceza demektir. ‘Ukûbat’ ise, bu kelimenin çoğulu olup ‘cezalar’ anlamındadır. İslâm kültüründe ise, suç kabul edilen filleri işleyenlere dünyada İslâm devlet yönetiminin ve ahirette Allah (c.c.)’ın vereceği cezaların bütününü ifade eder.
 
Allah bizi yolunda, şükründe, zikrinde, hüsn-i ibadetinde daim, din-i mübînine hizmette kaim eylesin. Ancak O'na dayanırız; ancak O'dan yardım dileriz. Amellerin eksikliğinden, nefislerin şerlerinden, her kötünün her türlü kasd ve kötülüğünden O'na sığınırız. O bize Kâfidir. Hasbunallahu ve ni'mel-vekil, ni'mel-mevlâ ve ni'mennasîr, gufraneke rabbenâ ve ileykel masîr.
Bu hakikatleri ayırım yapmaksızın yaşamak için mücadele etmek Kelime-i Tevhidin gereğidir.

Selam ve Dua ile…
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder