Video Foto Galeri Yazarlar
25.7.2017 - Salı

Muhyiddin Erkam

ÖLDÜKTEN SONRA

Sadece yemek, içmek, cinsi münasebette bulunmak ve arta kalan zamanda arzusunca dolaşmaktan ibaret olan hayat anlamsız bir hayattır. Boş yere yaratıldığını ya da başıboş bırakıldığını zannetmek ise ne büyük bir gaflettir.

7 Aralık 2016 14:50
A
a
 
بِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيم
إِنَّ الْحَمْدَ ِللهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ
يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقاَتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 
Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.

Geçen yazımızdan hatırlanacağı üzere yeryüzünde bulunan bütün canlıların ortak yolculuğu olan ölüm yolculuğunu hatırlatmış,Ölüme doğru yol aldığını bilen,ölümün bir gün muhakkak kapısını çalacağını ve onu içinde bulunduğu hedeflerden,gayelerden ve fikirlerden peşinde koştuğu ideallerden söküp alacağını bilen insanoğlu buna rağmen aldandığı ve gündemine almadığı nokta öleceğini bilmek değil ölümün ve hayatın hakikatinden gafil yaşamakta olduğunu vurgulamıştık. Düşünmeden zayi edilen hayatların ne kadar ucuz harcandığından Ahsen-i takvim üzerine yaratılanın Esfele-safilin’e nasıl düştüğünden, Hayatların hamster’ın kafesine dönüştüğünden tarihi eserlerin ahalisinin kayaları oyan memleket sahiplerinin geride bıraktıkları izlerinden bahsetmiş ve sormuştuk peki ya bizler arkamızdan bakacaklara bize de kalmayacağını ömrümüzü tükettiğimiz eserlerle mi anlatacağız.Yoksa anlamsız bir hayata Allah ile anlam mı katacağız demiştik.

Sadece yemek, içmek, cinsi münasebette bulunmak ve arta kalan zamanda arzusunca dolaşmaktan ibaret olan hayat anlamsız bir hayattır. Boş yere yaratıldığını ya da başıboş bırakıldığını zannetmek ise ne büyük bir gaflettir. Yaratanı sadece yaratmaya hapsetmek ise ne büyük bir cehalettir. Böyle düşünen düşünce sahipleri için soruyorum hiç düşündünüz mü sizden önce helak edilenler niçin yerin diplerine geçirildiler, yahut neden taşlaşmış bedenleri bu duruma düştüler. Arkeologlara konu olsun diye mi  yoksa ibret-i alem olsun diye mi gözlerimizin önüne serildiler.




Onlarda yaratanı,yaratmaya hapsetmişlerdi hayatı istedikleri gibi yaşayacaklarını zannetmişlerdi işte gözler önündeki akıbetleri.
 
فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
 
Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). 16/NAHL-36
 

“Sizin hanginizin  en güzel amel  yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Ve O; Aziz’dir, Gafûr’dur.(el-mulk  67/2) Hayatın ve ölümün amacını anlatan bu ayetin Mulk suresinde yer alması ne kadar da manidardır. Bugün Mülk diyince aklımızda canlanan şey boş bir arazi ya da satılan herhangi bir yapıdır. Kısmen doğru olmak ile birlikte asıl olan  o boş arazi ve yapının bir sahibi olduğu ve onun üzerinde tasarruf yetkisinin sahibine ait olduğudur. Kimse başkasına ait bir mulk’de tasarruf hakkını kendinde görmediği arzusunca dizayn edipte parselleyemediği halde içinde yaşadığı dünyanın ve kendisinin bir sahibi olduğunu ve başkasının yani Allah c.c nün mülkü olduğunu kavrayamamaktadır. İşte bu gerçeğin üzerinde düşünen selim bir akıl hayatın ve hayata dair hiçbir şey’in kendisine ait olmadığını onların üzerinde mutlak tasarruf hakkının olamayacağını kavrar. Çünkü insan isteyerek gelmediği, yine isteyerek gitmediği bu dünyada istediği gibi yaşayamaz. İşte bu anlayışın doğurduğu şuur teslimiyettir. İslam’da kelime manasıyla teslim alan, Müslüman kelime manasıyla teslim olandır. İnsan istediğini yaşamakla , istenileni yaşamak arasında(ahsen-i amele) kulluk imtihanındadır. Bugün rent a car ‘dan bir araç kiralayan bir insan aracın direksiyonunu istediği yere kadar mı çevirebilir yoksa istenilen yere kadar mı ? Aracı asıl sahibinden çalmaya çalışanlar uydu sistemiyle takip edilerek araçları çok rahat kitlenebilmektedir. Öyleyse Allah’tan onun verdiği hayatları çalmaya kalkışmak ne büyük bir hırsızlık ve ne büyük bir ahmaklıktır. Ölüm ise insanı her nerde olursa olsun kitleyen ne büyük bir hakikattır. Aracı gasp etmeye çalışan muhakkak yakalanacak ve sonunda muhakeme olunacak ve tutuklanacaktır. Adalet hakkı hak sahibine teslim etmek suçluya da gereğince ceza vermek ise, Hayatı Allah’tan gasp eden her bir suçlu kul Allah’ın hakkını adelet ile teslim etmeli yoksa suçunun karşılığı için hayıflanmamalıdır. Eğer öldükten sonra bir hesap olmasaydı dünya ne kadar da adaletsiz bir yer olurdu. Mazlumun zalim üzerinde hiçbir alacağı da olamazdı. Bir menkıbede anlatıldığı üzere Musa (a.s) bir gün Allah azze ve celleye şöyle seslenir; Ey cana can katan rabbim önce canı verirsin sonrada canı alırsın bunun hikmeti nedir ? Allah azze ve celle; Ey musa bir toğum ek toprağı bunu kendin anla. Bunun üzerine Musa (a.s) toprağı ekti, baktı, suladı büyüttü hasat zamanı geldi ve Allah azze ve celle kendisine seslendi; Ey Musa ekiyorsun, bakıyorsun, büyütüyorsun sonra ise niçin biçiyorsun diyince Musa (a.s) dedi ki Sapla samanı birbirinden ayırt etmek için ey rabbim dedi ve aslında sorusunun cevabını kendi ağzıyla verdi. Kuran Allah’tan gelen mesajın adıdır.Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî ile birlikte bir grup âlime göre kelime karn kökünden türemiştir ve “bir şeyi diğer bir şeye yaklaştırmak, katmak” anlamındadır. Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ ve Kurtubî ise kurân kelimesine kök olarak karâ’ini gösterirler. Çünkü Kur’an âyetlerinden bir kısmı diğerini tasdik etmekte ve âyetler birbirine benzemektedir (Zerkeşî, I, 374) Allah c.c bu son kitabına verdiği isim ile kullarını kendine yaklaşma vesilesi kıldığını beyan etmektedir. O’na kulluk için yol arayanların yegane yolu kuran ve sünnettir. Ölüm hakikati de ifade ettiği mana bakımından isteyerek ve ya istemeyerek ona dönüşün hatırlatıcısı konumundadır.Arapça’da mevt, vefât, helâk gibi kelimelerle ifade edilen ölüm hayâtın karşıtı olup sözlükte “hayatın sona ermesi” anlamına gelir. Evet ölüm sadece dünya hayatının sona ermesi ve eski hayatın kazandığı yeni hayatın başlangıcıdır. Mulk suresi ikinci ayette“Sizin hanginizin  en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. İfadesinde ki ölümün hayattan önce zikredilmesi bize gerçek hayatın ölümün ardından olacağını beyan eder. Her insan tabiatı gereği gelecekte olanları düşünür, planlar yapıp hedefler koyar. Ne yazık ki asıl gelecek olan ölüm ve sonrasının planları yapılmaz insan diğer yaşamı için hedefler koymaz. Şu soruyu yöneltmek yerli yerinde bir hareket olacaktır tabi olarak. Gerçekten senin için öldükten sonra ne olacak. Hocanın bir tanesi bir gün mescitte sohbet ederken şöyle bir soru yöneltir. Allah cc ömrünün tayinini senin eline verseydi kaç yıl yaşamak isterdin. Cemaatte bulunan insanlardan kimi 300 yıl, kimi 500 yıl vs cevaplar verirken ilginç olan bir şey vardı. Ahiret’e iman eden bu cemaatte ölmeyi isteyen hiç kimse yoktu. Ibn kayyım el-cevziyye (r.a) dediği gibi insan imar edilmiş bir yerden harap edilmiş bir yere geçmeyi istemez. Aslında harap olup harabeye dönüşecek yer dünyadır. Ve sadece sadece dünyası için çalışıpta ahireti unutanın bundan sonraki hayatıdır. İşte öldükten sonra harap edilmiş bir hayat sahnesi;

 "قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ "Dedi ki: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? ” (Müminun 112)
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلْ الْعَادِّينَ" “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. O zaman (onu), sayanlara sor.” Dediler. (Müminun 113)
قَالَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ "Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız. (Müminun 114)
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ"Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? (Müminun 115)

îbn Ebu Hatim der ki: Bize babamın... Safvân'dan rivayetine vöre; o, Eyfâ İbn Ebd el-Kelâî'yi in­sanlara hutbe okurken işitmiş. O, şöyle demiş; Allah Rasûlü (s.a.) bu­yurdu ki: Allah Teâlâ cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenne­me koyduğunda: Ey cennet halkı, yıl sayısı olarak, yeryüzünde ne ka­dar kaldınız? buyuracak. Onlar: «Bir gün veya daha az bir süre kal­dık.» diyecekler. Bir gün veya daha az bir süre içinde ne güzel ticâret yaptınız: Rahmetimi, hoşnûdluğumu ve cennetimi (kazandınız). Ora­da ebedî olarak kalın, buyuracak. Sonra Cehennemliklere: Ey cehennem halkı, yeryüzünde kaç sene kaldınız? buyuracak. Onlar: «Bir gün veya daha az bir süre kaldık.» diyecekler. Bir gün veya daha az bir sürede ne kötü bir ticâret yaptınız. Ateşimi (cehennemi) ve öfkemi (kazandı­nız) . Orada ebedî olarak kalın, buyuracak.

İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ali İbn Hüseyn... Saîd İbn el-Âs ailesinden birisinden rivayet et­ti ki o, şöyle anlatmıştır: Ömer İbn Abdülazîz son okuduğu hutbede Al­lah'a hamd etti, senada bulundu sonra şöyle dedi: Muhakkak siz boş yere yaratılmış değilsiniz ve asla başıboş bırakılacak değilsiniz. Sizin için bir dönüş vardır ki, Allah Teâlâ orada aranızda hükmetmek ve aranızı ayırmak için hesaba çekecektir. Allah'ın rahmetinden çıkmış, genişliği göklerle yer arası kadar olan cennetten mahrum olmuş kişi mutlaka kaybetmiş, hüsrana uğramıştır. Bilmez misiniz ki yarından; ancak bu­gün sakınan, korkan .bitip tükenecek olanı (dünyayı) bakî olan mu­kabili satan azı çok mukabili, korkuyu emniyet mukabili satan kimse yarın emîn olacaktır. Siz görmüyor musunuz ki helak olanların soyun­dan gelmektesiniz. Sizden sonrakiler, hepiniz vârislerin en hayırlısına döndürülünceye kadar kalacak olanlardır. Sonra şüphesiz siz, her gün sabah-akşam (bazı kimseleri) uğurluyorsunuz ki; ömrünü geçirmiş sü­resini bitirmiştir. Nihayet onu yeryüzünden bir çukurda kaybediyor, yatağı ve yastığı olmayan bir çukur içinde kaybedip bırakıyorsunuz. Sevdiklerinden ayrılmış, toprakla hemhal olmuş, hesâbla karşı karşıya kalmıştır. Ameli mukabili rehin kalmıştır. Terkettiklerinden müstağni, önce yaptıklarına muhtaçtır. Ey Allah'ın kullan, Allah'ın ahidleri sona ermeden, size ölüm inmeden evvel Allah'tan sakının. Sonra Ömer îbn Abdülazîz ridâsının bir tarafını yüzüne koydu, ağladı ve etrafmdakileri de ağlattı.

îbn Ebu Hatim der ki: Bize Yahya Îbn Nasr el-Havlânî'nin... Haneş Îbn Abdullah'dan rivayetine göre, Abdullah îbn Mes'ûd cinnet getirmiş birisine rastlamış ve onun kulağına, sûrenin sonuna kadar olmak üzere: «Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize hiç döndürülmeyeceğinizi mi sandı­nız? Gerçek hükümdar olan Allah yücedir...» âyetlerini okumuş ve o kişi iyileşmiş. Bu, Allah Rasûlü (s.a.) ne anlatılmış da: Onun kulağına ne okudun? diye sormuş ve îbn Mes'ûd ne okuduğunu haber vermiş. Al­lah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuş: Nefsim kudret elinde olan (Allah) a yemîn olsun ki yakin sahibi birisi bu âyeti bir dağa okusa dağ yerinden kayardı.

Abdullah İbn Mesud(r.a) olayında olduğu gibi cinnet geçirmiş organlar boş yere yaratılmadığını duyduğunda Allah cc korkusundan kendine geldi vazifesine döndü de, Selim akıl sahipleri nerede ? 

Rabbim akibetimizi hayr eyle bizi ancak Müslümanlar olarak öldür. Sözümüzün başıda sonuda Allah’a hamd etmektir. Elhamdulillahi Rabbil Alemin…

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama | Kek kalıpları |