Video Foto Galeri Yazarlar
11.12.2016 - Pazar

Muhyiddin Erkam

ÖLMEDEN ÖNCE

Malum olduğu üzere hayvana akıl verilmemiştir ondan hayatın ve ölümün gayesine ulaşmayı istemek akıl karı bir işde değildir. Ya insan! Akıllı olmasıyla övünen bununla üstünlüğü elde edeceğini zanneden, Ya insana ne demeli?

31 Ekim 2016 12:43
A
a

بِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيم

إِنَّ الْحَمْدَ ِللهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ
يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقاَتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.

 Birbirlerinden farklı yapı ve karekterlerde yarıtılmış olan insanoğlu, karakterleri ve yapıları gereğince yeryüzünde çeşitli düşünce, fikir ve tarzlarda birbirlerinden farklı yönelişler içerisinde bir hayat yaşamaktadırlar. Her ne kadar birbirlerinden farklı yönelişlere sahip olsalarda isteselerde istemeselerde(cebren veyahut kerhen ) herbirinin ortak olarak yönlendirildiği tek bir gerçek vardır ki onun adı ölüm gerçeğidir. "Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur" (el-İsrâ, 17/99) İnsanın eline verilmiş en büyük sermaye olan zaman içinde; insan dakika dakika, saniye saniye attığı her bir adım ve aldığı her bir nefes adedince ölüme doğru yol almakta ve yol aldırılmaktadır.

Ölüme doğru yol aldığını bilen,ölümün bir gün muhakkak kapısını çalacağını ve onu içinde bulunduğu hedeflerden,gayelerden ve fikirlerden peşinde koştuğu ideallerden söküp alacağını bilen insanoğlu buna rağmen aldandığı ve gündemine almadığı nokta öleceğini bilmek değil ölümün ve hayatın hakikatinden gafil yaşamaktır. İnsanı diğer canlılardan ayıran vasfı akıllı olması değil aklını kullanmasıdır. Aklını kullanmayan(düşünmeyen) bir insan sadece uzuvlarını kullandığında hayatı yemek, içmek, cinsi münasebette bulunmak arta kalan zaman diliminde arzusunca dolaşmak suretiyle dört ayaklı bir hayvan durumuna düşmektedir.

 
Hamster kafeste beslenen beyaz bir fare türüdür. Onun bir kafesi vardır, kafesin içinde çevirdiği bir çarkı ve yanında yemlik ve suyu vardır. Hamster her gün içinde bulundu kafeste çarkına çıkar onu çevirir, çevirir yorulduğunda yemliğinden yem yer suluğundan su içer sonra tekrar çarkına çıkar hayatı yem-su-çark, yem-su-çark olarak yaşar. Ama asla içinde bulunduğu kafes ve onu oraya koyan hakkında bir düşüncesi ve niçin hayatta olduğu hususunda bir malumatıda yoktur. Ve gün gelir çevirdiği çarkın dişlileri arasında can verir ve onun için yaşam sona ermiştir. Ya insan! Onun hayattan ve ölümden gafilce yaşayışı ne kadarda düşünmeyen(aklını kullanmayan) bir insanın hayatına benzemektedir. Dünya insanın içinde bulunduğu bir kafes, hergün evinden iş için çıktığı mekan çark ve arada verdiği molalar yemliği ve suluğu gibidir. Peki ya akıbeti! Evet hayatını har vurup harman savurmakta olan bir insan aklını kullanmadığında hayatın ve ölümün amacını kavramadığında nasılda hayvan seviyesine düşmektedir. Peki hangi insan kendisine hayvan diye hakaret eden birinin sözünü kabul edebilir. Hakaretini dahi kabul edemeyen bir insan peki nasıl olurda dört ayaklı bir hayvan gibi yaşayabilir ve yahut o hayata razı olabilir.

Malum olduğu üzere hayvana akıl verilmemiştir ondan hayatın ve ölümün gayesine ulaşmayı istemek akıl karı bir işde değildir. Ya insan! Akıllı olmasıyla övünen bununla üstünlüğü elde edeceğini zanneden, Ya insana ne demeli? Eğer düşünmek hayvandan da istenmiş olsaydı yaratan onunla da iletişime geçer onu da mükellef tutardı amma velakin düşünmek, akıl etmek insana ve cinne özgü kılındı. Mükellefiyetin başladığı anda insanın akıl baliğ olduğu yaştı. Bu demektir ki eğer düşünemeyen bir çoçuk veyahut aklını yitirmiş bir mecnun değilsek sorumluyuz demektir. Düşünmekten ve gereğini yerine getirmekten... Bir gece her zamanki gibi uyku için yatağımıza uzansak ve ansızın  gözümüzü bir helikopterde açsak etrafa bakınsak daha ne olduğunu anlamadan üzerimizdeki sırt çantası ve teçhizat ile karanlık bir dağa bırakılsak yere indiğimizde ilk yapacağımız şey ne olurdu? Akasyadan ev yapmak mı karın doyurmak için iş aramak mı? Yahut ben nerdeyim burada ne işim var, beni buraya kim getirdi,bu teçhizatlarda neyin nesi diye sorgulamakmı. Düz bir mantık ile sorguladığımızda üzerimizde bulunan teçhizatlar bizden istenen bir görev olduğunu ve görevlendirenin bizimle iletişime muhakkak geçeceğini kabul etmemize yeterli olurdu. İnsanın indirildiği ve gözünü açtığı yer dünyadır.  “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar. (el-bakara 2/38) Kendisiyle iletişime geçen Allah cc dür. Üzerinde bulunan teçhizatlar el, ayak, göz, kulak ve akıldır. Sırtındaki çanta ise Kuran-ı azimüşşan dır. Allah azimüşşan kitabı keriminde ölümün, hayatın ve ikisi arasındaki insanın amacının ancak Ahsen-i amele olduğunu ölümün ve hayatın insana yapılan bir espri veyahut şaka olmadığını, Allah cc tarafından biz zatihi insan ve cin için tasarlandığını kendisinde şüphe bulunamayan kitabında bize beyan etmektedir. “Sizin hanginizin  en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Ve O; Aziz’dir, Gafûr’dur.(el-mulk  67/2)

Tam bu noktada aklını eksik kullananlar neden sorusunu aklına getirmekte ve cevabını da bulamamaktadır.Dolayısıyla sanki ölmeyecekmiş gibi adım adım ölüme adım atmıyormuş gibi yaşamına devam etmektedir. Neden mi? Sorusuna verilecek en güzel cevaplardan bir tanesi insanın eliyle ürettiği kalem,kağıt veyahut silgi neden dediğini yapmakta ki? Sahibi sensin ve onun sana karşı koyacak bir gücüde yok.Peki ya insan!Durdurabilir mi ölüm meleğini caydıra bilir mi vazifesinden yahut araya birini sokabilir mi,malı para eder mi ona karşı yahut devam ede gelen şerefi.Ölüm kendine doğru adım atan nice şereflilerin şerefini iki paralık etti karşı koyamadı en azılılar ve Allaha yönelmeyen her bir kişi bumerang gibi çıktığı yere döndürdü ölüm söktü hedeflerin ve yönelişlerinden ve tekrar başlangıca döndürdü.Ama eskisi gibi bir başlangıca değil eski hayatın kazandığı yeni bir başlangıca kavuşturdu. Heyhat!

Nerde tarihi eserlerin ahalisi kayaları oyan memleketlerin sahibi sadece izleri kaldı arkalarından gelenler görsün diye.Görsün ki bu dünya kimseye yar olmadı kendisine de olmayacak peki ya bizler arkamızdan bakacaklara bize de kalmayacağını ömrümüzü tükettiğimiz eserlerle mi anlatacağız.Yoksa anlamsız bir hayata Allah ile anlam mı katacağız…Rabbim akıbetimizi hayr eyle bizi ancak Müslümanlar olarak öldür.
İmam Ali-ul mürteza (R.A)dediği gibi;Ölüm yüzünü dönmüş bize geliyor,Dünya sırtını dönmüş bizden kaçıyor ikisinin de ehli vardır.Siz Ahiret ehlinden olun,zira dünyada amel vardır hesap yoktur.Ahirette hesap vardır amel yoktur.

Sözümüzün başıda sonuda Allah’a hamd etmektir.Elhamdulillahi Rabbil Alemin…

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder