Video Foto Galeri Yazarlar
26.7.2017 - Çarşamba

Ebu ENES

Sadece iman

Hamd yaratan ve yaşatan, Herşeyi gören ve her şeyden haberdar olan, İnsanları gücünün yetmedikleriyle sorumlu tutmayan, gücünün yettiklerinden hesaba çekecek olan Rahman ve Rahim, Din gününün sahibi (Hakimi) Allah azze ve celle’ye mahsusdur.

16 Ocak 2015 17:22
A
a

 ‘’SÖZÜMÜ ANLASINLAR’’ (Taha 28)

                               BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd yaratan ve yaşatan, Herşeyi gören ve her şeyden haberdar olan, İnsanları gücünün yetmedikleriyle sorumlu tutmayan, gücünün yettiklerinden hesaba çekecek olan Rahman ve Rahim, Din gününün sahibi (Hakimi) Allah azze ve celle’ye mahsusdur. 
Salât ve Selam Kendisine iman ve itaat edilmediği sürece Ebedi saadet beklentisinin ancak hüsran olacağı Hz. Muhammed (S.A.V)’e,Ehl-i Beytine, Meşakkatli davada Rasulullah (S.A.V)’ı yalnız bırakmayan, Vesveselere ve dünyaya aldanmayan sahabesine ve gayesi Allah azze ve celle’nin rızası, derdi  Allah azze ve celle’nin davası olan mü’min ve mü’minelerin üzerine olsun.

Tevhid akidesine iman etmiş Müslümanların gerek erkek, gerek kadın olsun fitnelere maruz kaldığı zamanımızda hiç şüphesiz Allah azze ve celle’nin yârdım ettikleri dışında herkes bu fitnelerden etkilenecektir. Hepimizce malum olan bir bilgiden bahsetmek yerine Allah azze ve celle’nin yardımından uzak kalmanın ve fitnelerden etkilenmenin sebepleri üzerinde durmak gerektiği aşikârdır.

Hastalık malum ama hastalığın sebepleri net olarak anlaşılamamıştır.Bu sebepleri ortaya çıkarmak için gayret eden Müslümanlar olmuş ve olmaktadır. Rabb’im gayretlerinden dolayı onlara bol ecirler ihsan etsin. Onların ve bizlerin günahlarını bağışlasın. Hiç şüphesiz bu fitnelerin ortadan kalkmasında düzeltmeye çalışanlar kadar düzelmesi gerekenlerinde gayretli ve samimi olması gerekmektedir. Hz.Ali (R.A) döneminde ortaya çıkan Haricilerin kendilerince Kur’an’a dayalı bir delil sebebiyle Hz.Ali (R.A) ve taraftarlarını tekfir edip savaş ilan etmelerinin altında yatan sebeplere bakıldığında delil zannettikleri Ayetleri anlamadıkları ve aklı devre dışı bırakıp gözleriyle okudukları veya kulaklarıyla duyduklarına tabi olmaları yatmaktadır.

Nitekim Abdullah b.Abbas (R.A) onlara yine Kur’an’dan delillerle gelip akıllarına hitap edince yaklaşık 2-3 bin kişi hatasını fark etmiş ve tevbe edip tekrar istikamet üzere olmuşlardır. Buna bir örnek vermek gerekirse Haricilerin dayandığı delil; savaşılan tarafın kadınlarının cariye olarak alınması gerektiğidir. Hz.Ali(R.A) Hz.Aişe (R.Anha) ile savaşıyor fakat onu cariye olarak kabul etmiyor olması Hz.Ali (R.A)’nin Kur’an ve Sünnet’e muhalefet ediyor gibi gözükmesine sebep oluyordu.Hariciler bu sebeple 
 Hz.Ali (R.A)’i kabul etmiyorlardı.

Hz.Ali (R.A) 
 Abdullah b. Abbas’ı onlara göderdi. Abdullah b. Abbas (R.A) karşı durma sebeplerini sordu, onlar bu sebebi zikredince ibn-i Abbas (R.A)’O dediğiniz Müslümanların birbirleriyle yaptıkları savaşta değil,kafirlerle yapılan savaşlara ait bir hükümdür.Dikkat edin Cemel olayında Hz. Aişe (R.Anha) karşı tarafta esir idi ve esir oldu.Eğer cariye olarak hissenize düşecek olsa Kur’an-Kerim’in muhkem emri ile ‘’ mü’minlerin anneleridir.’’(Ahzab 6) olduğu halde ‘Ona kim cariye muamelesi yapabilecek ‘ diye sordu.Onlar’Hayır yapmazdık’ dediler.

Basiretleri kapanmış, aklını devre dışı bırakmış ve şeytan aleyhillanenin tuzağına düşmüş ,hulasa Kur’an-ı Kerim’e dar bir pencereden bakan kimseler bir anda uyandı ve bir kimsenin annesinin aynı zamanda cariyesi olamayacağını fark etti.İnsan aklını vahyin istikametinde kullanırsa Hidayeti,doğru yolu bulur. Peki diğerleri niye batıl yolda devam etti? Dedik ya fitne ateşini söndürmek için nasihatlerde bulunan kimseler kadar nasihat edilen kimselerinde samimi ve gayretli olması gerekir.

Böylece şu hakikat ortaya çıkar ki apaçık deliller kendisine sunulmasına rağmen o hakikatlerden istifade edemeyenler kavramaktan, aklını kullanmaktan, düşünmekten ve anlamaktan aciz kimselerdir. Ve bu kimselerin ümmetin halifesi, emri, idarecisi olması mümkün değildir. Hiç şüphesiz firavun şirk hastalığına yakalanmıştı. Rububiyyet ve Uluhiyyet iddaasında bulunuyordu. Kalbi kararmış, yaratılmış olduğunu ve muhtaç olduğunu unutmuş, haddini aşmıştı. Kalbi hastalıkların en kötüsü ile karşı karşıyaydı. Bunu en iyi bilen Allah azze ve celle Musa (A.S)’ı apaçık delilleri sunması için Firavuna göndermişti.

Nitekim Taha suresi 24.Ayeti celile’de ‘’ Firevuna git; Çünkü o azdı’’ buyurmaktadır. Bu görevi alan Musa (A.S)’ın Allah azze ve celle’den istekleri olmuştur. Bu isteklerden birisi de Taha suresi 28. Ayeti celile’de bizlere bildirilmiştir. Ayeti Kerim’e de mealen ‘’Sözümü anlasınlar’’. Niye, niye sözümü işitsinler değilde ‘’Sözümü anlasınlar’’. İşte bu nokta iki farklı yolun kesiştiği noktadır. Bu noktadan sonra Müslümanlar ya yine sadece işitme organını vasıta kılarak doğruları tesbit etmeye çalışacak ya da işitme organını akla ve kalbe giden yolda vasıta kullanacaktır. Çünkü Kur ’an yani vahiy ‘’Apaçık deliller’’ akla ve kalbe hitap etmektedir. Aklıyla okumayanlar, aklıyla dinlemeyenler vahiyden istifade edemezler.

Nitekim bu hakikat aşikâre ortadadır. Aynı Kitaba ve Aynı Rasule iman ve itaat ettiğini söyleyen ümmetin içinde bulunduğu durum bunun apaçık delilidir. İnşallah bir sonraki yazımda konuyu açmaya devam edeceğim.’’Küfür tek millettir’’ hadisi şerifinin işaret ettiği mananın somut olarak yaşandığı şu günlerde İslamın ümmet şuurunun yayılması için çalışan, Vahdet heyecanını taşıyan ve bu uğurda diliyle, kalemiyle, eliyle, malıyla, canıyla mücadele edenlere selam olsun.

‘’İnkâr edenler birbirlerinin velileridirler. Eğer siz bunu yapmazsınız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız ) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.’’ (Enfal suresi 73)


Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama | Kek kalıpları |