Video Foto Galeri Yazarlar
26.7.2017 - Çarşamba

Av. Huseyin Kurşun

Sekülerlik- Din İlişkisi Ve Sivil Din

Sekülerlik ile dinin, ilahi dinler bağlamındaki diyalojik ilişkisi Eski Ahit’e dayanmaktadır.Eski Ahit’in MÖ 1200 ile MÖ 100 yılları arasında, Yahudi din adamları ve alimleri tarafından yazıldığı kabul edilmektedir.

13 Nisan 2014 23:17
A
a

Sekülerlik- Din İlişkisi Ve Sivil Din

Sekülerlik ile dinin, ilahi dinler bağlamındaki diyalojik ilişkisi Eski Ahit’e dayanmaktadır.Eski Ahit’in MÖ 1200 ile MÖ 100 yılları arasında, Yahudi din adamları ve alimleri tarafından yazıldığı kabul edilmektedir.Eski Ahit’te Tanrı yeryüzünü 6 günde yaratmış , yedinci günde ise dinlenmek için bir köşeye çekilmiştir. Tanrı’nın aşkınlaştırılması denebilecek bu olgu ile artık aşkın Tanrı ile seküler insanlık arasında bir ayrım, yani kutuplaşma ortaya çıkmıştır.Böylece Tanrı tarafından yaratılıp terkedilen bu dünya insan için bir serbestlik alanı, serbestçe tasarrufta bulunabileceği bir mekan olarak tasavvur edilmiştir. Bu kozmolojik ayrım daha sonra kartezyen felsefe aracılığıyla dünyevi otorite- ruhani otorite ,ruh-beden ve kamusal alan-özel alan ayrımı olarak dikotomik (ikili karşıtlık ) düzeyde varlığını devam ettirmiştir.

Pozitivist filozof ve sosyologlara göre modernleşme ve onun felsefi temeli olan rasyonalizmle birlikte “dünyanın büyüsü bozulacak” ve dinin toplum üzerindeki egemenliği /yetkesi tamamen ortadan kalkacaktır. Ancak içinde yaşadığımız çağ pozitivist sosyal bilimcilerin bu öngörüsünün yanlışlığına şahitlik etmektedir. Modern bilim paradigması,ürettiği bilgi ve teknoloji ile doğaya hakim olduğunu farkettiği anda teknolojiye bağımlı olduğunun da farkına varmıştır. Tanrı,doğa ve insan birlikteliğinin ortadan kalktığı, insanın birey olarak özgür ve özerk hale geldiği ,Tanrı’ya,doğaya ve kendisine yabancılaşarak “yersiz yurtsuz” hale geldiği, kendine ve yaşama karşı tam bir anlam krizine düştüğü anda yeniden dine yönelmeye başlamıştır.Zira, doğum,yaşam ,ölüm ve ölüm ötesine dair sorulara bilimin cevap verememesi ve hatta ilgisiz kalması insanı hayatı anlamlandırma imkanının sadece dinde aranabileceği sonucuna götürmüştür.

Pozitivizmin insanlığa vadettiği yeryüzü cennetinin akim kalması ve aksine , sunduğu araç ve amaç bolluğu karşısında anlam yokluğunun neden olduğu yalnızlık,umutsuzluk ve mutsuzluk dinin toplumsal yaşam evrenine yeniden davet edilmesine neden olmuştur.Ancak, bu sefer de yaşam alanlarının seküler dönüşüme uğramış yapısı içerisinde dinin inanç ve pratiklerinin hayata nasıl yansıtılacağı sorusuna çözüm aranmıştır.

Zira,modern toplumda, sanayileşme ve endüstrileşme ile birlikte işbölümü ve uzmanlaşmanın önem kazanması kurumsal farklılaşmanın doğmasına neden olmuş böylece dinin fonksiyonlarını ifa eden kurumlar ortaya çıkarak ,dinin geleneksel dönemde ifa ettiği fonksiyonların büyük bir kısmını dinden bağımsızlaştırmıştır.

Weber sosyolojisinin anahtar kavramlarından biri olan rasyonelleşme ; uzmanlaşma ve işbölümünün doğurduğu bürokratik örgütlenmeyi sağlamakla kalmamış aynı zamanda dine nüfuz ederek dini yaşamı da rasyonelleştirmiştir.Dini yaşamdaki rasyonelleşme “içsel sekülerleşme”‘yi sağlayarak kurumsal dine olan bağlılığı tehdit ederek “bireysel dindarlık” olarak kavramsallaştırılan olguyu ortaya çıkarmıştır.Bireysel dindarlık, kurumsal olan geleneksel dinin modernite ile birlikte enkaz yığınına dönüşmüş yapısından çıkardığı parçalardan “öz düşünümsel” yolla kendine göre bir din ve bu dinle ilintili bir yaşam inşa etmiştir.

Adına modernite denilen olgu, geleneksel dini düşüncenin ve yaşantının, bireyin zihin dünyasında ve kurumsal yapıda egemenliğini yitirmesine yol açmış ve ortaya çıkan bu süreçte bir yandan bilinç düzeyinde ve öte yandan, sosyal yapıda ortaya çıkan durum “sekülerleşme” süreci olarak adlandırılmıştır.Bu süreçte sekülerleşme din ile ilişkisini üç aşamada yada boyutta devam ettirmektedir.Bunlar; toplumsal,kurumsal ve bireysel boyutlardır.Sekülerleşmenin toplumsal boyutunda din kamusal alanın dışına atılmış,demokratik ve çoğulcu toplumda ancak özel hayatın içinde varolabilen bireysel bir tercihin konusu olmuştur.Kurumsal boyutunda yukarıda bahsettiğimiz üzere uzmanlaşma ve işbölümünün neden olduğu kurumsal farklılaşma, geleneksel dinin fonksiyonlarını ifa eden ve birbirinden bağımsız ve görece özerk birçok kurumun ortaya çıkmasına ve bizzat dinin de bu kurumlardan biri olmasını sonuçlayarak dinin fonksiyonlarını minimize etmiştir. Bireysel boyutta ise, kurulu din ( established religous) anlayışının dışarıdan disipline edici yapısına meydan okuyarak dini “öz düşünümsel” yoruma tabi tutarak bireysel dindarlık şeklinde tezahür ettirmiştir.

Sekülerleşme dini tamamen ortadan kaldırmamış, ancak toplumsal yaşam alanındaki egemenliğini ve temel referans olma imtiyazını minimize etmiştir.

Sekülerleşme, ulus-devlet bağlamında dini sivilleştirmiş yani vatandaşlık bilincinin motive edici unsuruna dönüştürmüştür.Sivil din, bir ulus olarak varlığını devam ettiren siyasal bir sistemin bütünlüğüne yönelik bir güç arama kaygısının ürünü olup mitsel bir oluşumdur. Adından da anlaşılacağı üzere vatandaşın dinidir ve bu dinin kendi doğma ve ayinleri vardır.Kişi burada, bir yandan Tanrı’nın yasasına uyduğu kanaatini taşırken, öte yandan da kendisini devletin bir vatandaşı olarak algılamaktadır. Ulus-devlet kendi seküler yapısından ürettiği sivil din aracılığıyla dinsel inanç ve hislerin bir çok unsurunu kendi politik ve sosyal kurumlarına taşımaktadır.Hegel’in , devleti, Tanrı’nın yeryüzündeki yürüyüşü olarak tanımlaması devletin Tanrısal kutsallığına işaret eder.Öyle ki, bu devleti ve toraklarını bırakın savunurken ölmeyi görev yaparken ölmek bile şehitliktir, vergi vermek,askerlik yapmak kutsaldır.Sahip olduğu toprak parçası ( vatan ) ve bayrağı kutsaldır.Yasakladıkları ( velev ki dine göre güzel olsun,helal olsun) çirkindir, emrettikleri ise (velev ki dine göre çirkin, haram hatta küfür olsun) iyidir.

Sivil din, ulus-devletin kendi felsefesine, amaç ve hedeflerine göre gerçek dinin yapısal dönüşüme uğratılmış halidir. Gerçek/vahyi/tevhidi dininin bütüncül bir kabulünden ziyade sadece Allah’ın(c.c) varlığı,ölüm sonrası hayatın varlığı,iyiliklerin mükafaatlandırılması,günahların/kötülüklerin cezalandırılması ( ancak burada iyilik ve günahların / kötülüklerin bazılarının tanım ve ölçüsünü devlet koyduğu yasalarla kendisi belirlemektedir.),dini hoşgörüsüzlüğün dışlanması,ibadet gibi unsurlara yer vererek toplumsal kabulünü dar bir çerçevede tutmaktadır.

Sivil din anlayışı vatandaşlık görevleri ile dini görevleri birleştirmeye çalışmaktadır.Yani Allah’a (c.c) kul olma ile devlete vatandaş olmayı eşitlemeye çalışmaktadır.Böylece bireylerin iyi birer vatandaş ve sadık birer kul olmasını sağlayan toplumsal duyarlılıklar oluşturularak devlet düzeninin meşruiyeti güvenceye alınmakta , bir nevi “kamu teolojisi” ihdas edilmektedir.Amerikan başkanlarının seçim sonrası konuşmaları ve en son Türkiye’de yapılan yerel seçim sonrası Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşması incelendiğinde konunun okuyucu zihninde daha somut hale geleceğini düşünüyorum. Ala külli hal ,toplumsal bir olgu olan din, temelde kutsal kökeni olmayan bir dizi toplumsal yapıyı meşrulaştırma işlevini yerine getirmek için araçsallaştırılmıştır. Bunun neticesinde dinin aşkınlaştırıcı boyutu ile meşruiyet zeminine çekilen beşeri düzene karşı olmak / sorgulamak sahih dine rağmen, sivil din aracılığıyla algı operasyonuna maruz kalan zihinlerde olanaksızlaştırılmak istenmektedir.Selam ve dua ile…


Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama | Kek kalıpları |