Video Foto Galeri Yazarlar
20.9.2017 - Çarşamba

Hacı KAR

SİZİN DE DÜŞMANINIZ VAR MI?

Hata yapmaya meyilli olan insan nasıl olur da düşmanlarının kendisine kurduğu tuzaklardan haberdar olacak? O zaman insana düşmanlarından haberdar edecek birisi olması lazım değil mi?

17 Ocak 2017 11:58
A
a
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.
Hamd, Âlemlerin yegâne Rabbi Allah’a mahsustur.
Salât ve selam olsun, muvahhidlerin, muttakilerin ve mücahidlerin yegâne önderi Rasulullah Muhammed’e, Âline, Ashabına ve kıyamete kadar O’nun izinden giden, O’nun Sünneti üzere yaşayan muvahhid mü’minlere...

VAR MI DÜŞMANINIZ?           
Sürekli sizi takip eden, gece ve gündüz demeden size kötülükler düşünen ve yapan, tabiri caizse kuyunuzu kazan düşmanlarınız var mı? Yoksa sıkıntı yok! Eğer var ise işte o zaman da imtihan çok! Eğer düşman ve düşmanlarımızın olduğundan haberdar isek işte o zaman da yapmamız gerekenler çok. Düşmanlarımızın, bizler hakkında ne gibi tuzaklar hazırladıklarından nasıl haberimiz olur? Bu mümkün müdür? Bunu nasıl bilebiliriz? Hata yapmaya meyilli olan insan nasıl olur da düşmanlarının kendisine kurduğu tuzaklardan haberdar olacak? O zaman insana düşmanlarından haberdar edecek birisi olması lazım değil mi?
Var mı peki böyle bir dost?
Var.
Kim peki o?
Allah(c.c).
İşte o zaman da problem yok.
Bakın Allah (c.c) ne buyuruyor…
 “ (Yine) bilmez misin (elbette bilirsin) ki göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnız Allah’ındır. (Bilin ki) sizin için Allah’tan başka ne bir velî (dost ve koruyucu) ne de bir yardımcı vardır. ” Bakara Suresi-107

İman edenlerin dostu ve koruyucusu Allah ise, peki düşmanları kim(ler)dir? İnsanlığın ezeli düşmanı olan şeytan ve tabileri. Ne güzel bir dosttur Allah ve Rasulü… Ne kötü bir düşmandır şeytan ve tabileri…

Allah’a iman edenler elbette O’nu malikiyet ve hâkimiyetiyle tanırlar. Asıl koruyucu ve yardımcı olarak O’nu bilirler. Öyle ise dünya ve ahiretimizi perişan etmeye çalışan düşmanlarımızla vermiş olacağımız mücadele de en büyük yardımcımız Allah’tır. Yardımcısı Allah olan için asla problem yoktur... İman edenlerin bütün mücadelesi sevdiklerinin hatırınadır. Öyle ise;

DOSTLUKLARIMIN HATIRINA HOŞLANIRIM KAVGALARDAN…
Hiç şüphe yok ki, Allah ve Rasulü, iman edenlerin dostudur. Allah ve Rasulünün, iman edenlerle dostluğu kaçınılmaz bir gerçektir. Durum böyle iken, iman edenlerin de, Allah ve Rasulünü kendilerine her şeyden ve herkesten önce dost edinmeleri gerekmektedir. Dostun dosttan razı olması, onu sevmesi, sevdiğini incitmemesi gerekmektedir. İman eden insan, hakiki değer ve yüceliğin Allah ve Peygamberinin dostluğunda olduğunu bilir. Onun mücadelesi bu doğrultuda olur. Allah’ın rızası ve dostluğu, verilen söze bağlılıkla ve Hz. Peygamber’e tabi olmakla oluşur.

“(Ey Resulüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” Al-i İmran-31
Ayeti kerimede Allah’ı tanımak ve bilmekten,O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münafıklık olmayıp yakın ilgi, alaka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alaka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resulü’ne/O’nun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini, bize mağfiret edeceğini, bizi tüm düşmanlarımıza karşı koruyacağını vaadetmektedir. Şüphesiz Allah vaadinden asla caymaz. Böyle iman eden bir Müslüman da, Peygamber’inin şu sözüne tâbi olur:
“…Bana uyanlarla birlikte ben, özümü Allah'a teslim ettim.” Âl-i İmran - 20

İşte bunun aksini düşünmek ve yaşamak,sıratı mutakimden sapmak demektir. Rasulüne tabi olmak, Allah’ın sevmediği şeylerden uzaklaşıp, razı olduğu şeylere yaklaşmakla olmaktadır. Allah (cc), sevmediği şeylerin listesini biz kullarına bildirmemiş midir? Bildirmiştir. Bu liste Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. Bu uyarıları dikkate aldığımız sürece Allah’ın dostluğu ve koruması altındayızdır, aksi halde değilizdir. Dostluk ve düşmanlık anlamında Kur’an-ı Kerim’in tavsiyelerine kulak kesilmemiz gerekmektedir.

Şurası bir gerçektir ki, dostluk ve düşmanlık insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Tarihten bu yana dostluk ve düşmanlığın safları her zaman belirginlik taşıyordu. Maalesef günümüzde ise bu dostluk ve düşmanlık kavramları insanlar tarafından ayırt edilemez hale geldi. Kim dost, kim düşman belli değil! Ya da daha doğru bir cümle ile kimler dost ve düşmanlarını ayırt edebiliyor, kimler edemiyor? İnsanın en büyük düşmanı şeytan olduğu hemen herkesin malumatındadır. Bu amansız mücadele insanın ilk yaratıldığı andan itibaren devam etmektedir. Şeytan bu düşmanlığa tek başına başlamış olmasına rağmen, mücadelesinin başlangıcından bu güne kadar, başta düşman olduğu insanların birçoğunu safına çekerek, yine insanlığa düşmanlığını tarafına çektiği insanlarla beraber vermektedir. İşte bu insanlar dost ve düşman kavramlarını idrak etmedikleri sürece her anlamda bedbaht olmaya mahkûmdurlar. Peki, gerçek anlamda dost ve düşman kimdir sorusuna insanlık nasıl cevap bulacaktır? Aslında insanlık cevabı çok iyi bilmektedir.

Ama maalesef işine gelmemektedir! Savaşta düşman ile mücadele etmenin temel kurallarından bir tanesi de komutana itaat etmek ve onun direktifleri doğrultusunda hareket etmektir. Düşmanın plan ve hamlelerine karşı komutanın emirlerini yerine getirmektir. İşte insanlığın kurtuluşu, dünya ve ahiret saadeti için eşsiz bir komutan, Kur’an-ı Kerim. Şüphesi ki, dostluk ve düşmanlık adına her türlü bilgi bu komutan da mevcuttur. İnsanlığın yoğun mesailer harcayarak içinden çıkamadığı – belki de çıkmak istemediği! - bütün problemlerin tek çözüm kaynağı; Kur’an-ı Kerim.

Gün geçmiyor ki, insanlık adına yeni sorunlar meydana gelmesin. Hem de her geçen saat giderek çoğalıyor. Bunlara çözüm bulmaya çalışan insanlar, kendilerine en büyük düşman olan şeytan ve tabilerinin kıyamete kadar vazgeçmeyeceği ve değiştirmeyeceği planlarını çözüm olarak kabul gördükleri aşikârdır. Şeytanın ve tabilerinin insanlığı mahvetmek adına kullandığı kanunlar manzumesi, insanlığa asla huzur getirmeyecektir. Bekli de insanlar huzuru bulmak istemiyordur!

Huzuru bulmak ve yaşamak isteyenlere ise işte çare: (Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Yine) de ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse (kâfir olurlar), şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.” Al-i İmran – 31-32

Dolayısıyla bu ayet, dostluk ve düşmanlık anlamında; dostluğun ve sevginin kuru bir iddiadan ibaret olmadığını, mutlaka bir bedel istediğini gösterir; dostsanız, seviyorsanız, dostunuzu razı etmeye çalışacaksınız. Hz. Peygamber’in Allah’ın razı olmayacağı bir şeyi yapması, O’nun dostluğunun dışına çıkması mümkün değildir. İman edenlerin de, peygamberlerine tabi olarak hem Yüce Yaratıcı’nın, hem de Nebîsinin dostluğunu kazanmaları gerekmektedir. Bu da, Peygamber’e tabi olmakla mümkündür.

Süreklilik ve geçerlilik açısından hakiki dost; Allah (cc), Peygamber (sav) ve mü’minlerdir. Tevhid ekseni etrafında dönen velayet/dostluk, hakiki dostluğun odak noktasıdır.
Gerçek düşman ise; şeytandır. Ve şeytan ekseni etrafında dönen şirk, küfür ve tuğyanlık hakiki düşmanlığın odak noktasıdır. Aman dikkat.
 
Allah (cc) bizi yolunda, şükründe, zikrinde, hüsn-i ibadetinde daim, din-i mübînine hizmette kaim eylesin. Ancak O'na dayanırız; ancak O'dan yardım dileriz. Amellerin eksikliğinden, nefislerin şerlerinden, her kötünün her türlü kasd ve kötülüğünden O'na sığınırız. O bize Kâfidir. Hasbunallahu ve ni'mel-vekil, ni'mel-mevlâ ve ni'mennasîr, gufraneke rabbenâ ve ileykel masîr. Selam ve dua ile…

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | Kek kalıpları |