Video Foto Galeri Yazarlar
26.7.2017 - Çarşamba

Gökhan ARSLAN

YORUMCU GELDİ HANIIIM...

Yorumcu, inkarcı değil inkarcının medeni halidir. İnkarcıdan daha kibar, daha nazik, ne zaman ve nasıl konuşacağını bilen, sonda yapması gereken inkarı başta yapma gibi bir yanlışa girmeyen yani anlayacağınız inkarcının mürekkep yalamış, görmüş geçirmiş halidir. Öyle güzel yorum yapar ki “Allah benim belamı versin ben nasıl böyle düşünürüm” diyerek kendinizi suçlarsınız

1 Aralık 2015 09:01
A
a
                    <------------------O----------------->
             
                    İ
nkarcı                                            Yorumcu                                  Teslimiyetçi
                                                                             (Te’vilci)                                    (Müslüman)
 


Kendisine tebliğ edilen hakikatleri kabul etme açısından insanlar yukarıdaki şekilde de görüldüğü üzere üç’e ayrılırlar.

Teslimiyetçiler, inkarcılar ve yorumcular (te’vilciler)

          İNKARCI: İnkarcının safı bellidir. Kabul etmediğini açıkça söyler ve yorum yapma gayretine girmez. 

          TESLİMİYETÇİ: Teslim olan. Teslim olana “müslim” yani Müslüman denir. Kendisine anlatılan hakikatlere açıktır. Allah ve resulünden gelen şeylere tereddüt etmeden hemen teslim olur, kabul eder. Kimden geldiğini bildiği için teslim olur. Zamana bırakmaz. Kabul etmekte zorlanmaz, nefsinin zoruna gitmez. Hayatını hemen o hakikate göre değiştirir. Nitekim sahabeler böyleydi. Duydukları an kendilerini sorumlu hissederlerdi.Teslimiyetçi delile tabi olur. Allah ve resulünün söz söylediği yerde susarlar.
 
         "Müslüman"
demek “islamı kabul eden kişi demektir” diye biliriz hep. Sadece bu değil. Müslüman; islama girdikten sonra da kendisine tebliğ edilen hakikatlere, ayet ve hadislere akıl ve mantık yürütmeden, "bana göre, bence, ortam ve şartlar bunu gerektiriyor" demeden teslim olmasıdır. Müslümanların bugünkü hastalığı bu maalesef. Şimdikiler islamiyeti kabul etmiş fakat islami hükümleri kabul etme noktasında pazarlık yapıyorlar. “Tamam Müslüman olduk ama bi bakalım kafamıza yatarsa”

Allah-u Teala şöyle buyurur:
Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiği zaman artık mü'min bir erkek ve mü'min bir kadının işlerinde kendi isteklerine göre bir seçim hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse şüphesiz o apaçık bir sapıklığın içine düşmüştür. (Ahzab-36)

         Olay budur arkadaş. Haddini bileceksin. Seve seve teslim olacaksın. Allah ve resulü bir konuda söz söylemişse ya da peygamberden sahih bir senetle sana bir hadis ulaşmışsa teslim olacaksın. Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok. Dünya görüşün, kariyerin, itibarın, zekan bizi bağlamaz. Kabul etmiyorsan git kendine başka bir din beğen. Bizim dinimizi o küçük beşer aklınla bozmaya hakkın yok.

YORUMCU: Akıl yürüterek kendisine anlatılan hakikatleri kendisinden savuşturmaya çalışır. Sorumluluktan kaçmak için (inkar etmek yerine) yorum yapma metodunu kullanır.  Kendisine anlatılan hakikatleri diliyle veya haliyle kabul ettiği imajını uyandırır ama tam onun aksine bir hayat yaşar.

Bu kategoride olanlar daha çok, kulaktan dolma bilgilerle donanmış avam halk, bel’am kılıklı hocalar, hadis inkarcıları, akılcılar, kültür seviyesi yüksek aydınlar ve mealciler…
 
Müslüman, Allah ve Resulünün söz söylediği yerde susarken yorumcu, Allah ve Resulü söz söylemesine rağmen illa kendi görüşünü araya sokuşturmaya çalışır.

Yorumcu, inkarcı değil inkarcının medeni halidir. İnkarcıdan daha kibar, daha nazik, ne zaman ve nasıl konuşacağını bilen, sonda yapması gereken inkarı başta yapma gibi bir yanlışa girmeyen yani anlayacağınız inkarcının mürekkep yalamış, görmüş geçirmiş halidir. Öyle güzel yorum yapar ki “Allah benim belamı versin ben nasıl böyle düşünürüm” diyerek kendi kendinizi suçlamaya başlarsınız. Kendisine sınır çizdirmez. Ne inkarcı kategorisine koyabilirsin ne teslimiyetçiye. Kendisine inkarcı dememeniz için de bildiği tüm güzel yorumları sıraya dizer.

          Hatta kendisi inkar etme zahmetine girmez yorumunu yaptıktan sonra inkar kısmını size bırakır. Hani davet metodun çokça dillendiririz ya "bir insanın putunu sen kırma kendisine kırdırt" diye.... aynı hesap...

          Müslümana islamı anlatmak kafire anlatmaktan daha zor. İnkarcıya anlatabilirsin ama yorumcuya asla. Anlattığın zaman hafif tebessümle karşılar. İnkarcıyı belki ikna edebilirsin ama yorumcuyu ikna etmek ne mümkün. Çünkü yorumcu aklını din edinmiştir. Herkes kendi aklını sevdiğine göre… Hani bir söz vardır ya “akılları pazara çıkarmışlar herkes kendi aklını satın almış”

          Yorumcu dediğimiz te’vilciler, “bence, bana göre, kanaatimce, asıl olması gereken” diye söze başlarlar.

          Oysa şunu biliyoruz ki sırf insanlar “bence” demesinler diye Allah-u Teala ayetlerini indirdi, sırf insanlar “bence” demesinler diye peygamberin sünneti var, günümüzde ise sırf insanlar “bence” demesinler diye usül sahibi alimler var. Eğer bütün bunlara rağmen “bence” diyorsanız “bence” siz cehennemi çoktan hakettiniz.

         Anlattığınız gerçeği kabul etmede o kadar inat ederler ki illa özel vahiy gelecek ki inanacak. Yoksa insan olarak kimse inandıramaz. Ya bir melek gelecek ya da vahiy ya da (haşa)  Allah (c.c.) direk olarak onla konuşacak. Yoksa o akıl ikna olmaz.

          Yorumcu duyduğu hakikatı kalbe indirmez akılda tutar. Beyinden aşağı indirmez. Sırf sorumluluk almamak için habire yorum yapar.  Allah’ın emirlerini inkar etmez ama inkar etmekten beter yapar. Zaten bu ümmete en büyük darbeyi inkarcılar değil yorumcular yapmıştır.

          Yorumcuları dinlemek tehlikelidir bundan dolayı. Ayet bile söylemeye korkuyorsunuz ayeti bile kabul etmeyip yoruma tabi tutuyorlar.

          Aslında ayet ve hadislere tabi olmanın zor gelmesinden dolayı yorum yapma ihtiyacı duyarlar. Bazı insanlar için ayet ve hadislere göre hareket etmek zor geldiğinden dolayı bildikleri iyi bir yorumcunun yolunu tutarlar. Falcıya gider gibi. Sanki onları bu dinde zorla tutmuşsun gibi. Siz yorulmayasınız diye bohçacılar kendileri gelirdi ya evlere. Her an her yerde bu yorumculardan da bulabilirsiniz?

          Kitap okuma ihtiyacı hissetmezler. Olur mu canım hakaret etmiş olursunuz. Kitap da neymiş? Kendi hayat tecrübeleri yeter de artar. Hayat tecrübesini yani yaşadıklarını din olarak kabul ederler.

          Örneğin; “Bizde sizin gibi düşünüyoruz, biz de Müslümanız, biz de şeriat istiyoruz, size katılıyoruz, siz haklısınız” diyerek öncelikle kendilerini size nispet ederler, sizi iyice yumuşatırlar, belinizi kırarlar, elinizi kolunuzu bağlarlar, kendilerini garanti altına alırlar. Ondan sonra sizi kendi saflarına çekmeye başlarlar. Yani bu konuda   -Allah var- iyi bağlama çekerler. Sizin delilinizi dinledikten sonra sizi tasvip ederler fakat cümlenin sonuna “da, yalnız ama fakat lakin” eklerini  yapıştırırlar. Sen doğrusun ama…. :)  

          Yorumcu o kadar güzel anlatır ki sen bile etkilenirsin. Senin aklına hitab eder, seni oradan yakalamaya çalışır. “Biraz daha iyi düşün”,  “sen düşünen birisin, senin de aklın var” diyerek senin aklını da sana ilahlaştırır. Kendi aklını kendisine ilahlaştırdığı gibi senin aklını da sana ilahlaştırır ve kendi aklını sevmeye başlarsın. Böylelikle o “akıl ilahlığını” sana bulaştırmış olur sen de o heyecanla başka insanların da kendi akıllarını kullanmaları için seferber olursun. Yorumcudan duyduğun fikri kendi fikrinmiş gibi kabul etmeye başlarsın. Aslında o şeytanın fikridir. Oysa akıl din üretmeye değil dini anlamaya yarar.

          Yorumcular teslimiyetçileri kınarlar, ayıplarlar. Akıllarını kullanmamakla, gerizekalılıkla ve ortam ve şartlara göre hareket edememekle suçlarlar. Ayet ve hadislere hemen teslim olmayı “zayıflık alameti” olarak görürler. “Hemen teslim olmak da ne demek ben bunca yıl bunca okulu boşuna mı okudum”. Hemen teslim olmak yerine kendilerini ağırdan satarlar. Çok değerliler ya ayet ve hadislerin mahkumiyeti altına girmekten çekinirler. Şu bir hakikattir ki yorumcunun yorumu kul kaynaklı iken teslimiyetçi vahiy kaynaklı çalışır.

          Tabi ya hakikatlere teslim olursan beraberinde kınanma var, maaştan olma, itibarını kaybetme, işten atılma, gözaltına alınma, hapis var ya da ölüm. Ufak bir yorumla bunların hepsinden sıyrılmak varken bunca zahmetin altına girmek akıl kârı mı? (!)
“Bilmiyorum” demezler, diyemezler. Çünkü akılları o kadar geniş ki mutlaka diyecek bir şey bulurlar. Hz ali ne güzel demiş; Eğer bu din akıl dini olsaydı mestlerin üstünü değil altını mesh ederdik.

Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar ; onlar zandan başkasına uymazlar ve onlar sadece yalan söyler, tahminlerde bulunurlar.          (En’am - 116)

Bakın mesela örnek olarak: “İslamda hırsızın eli kesilir” deseniz;

Aydın kesim      : Bu vahşettir, hangi zamanda yaşıyoruz der.
Bel’am hocalar : O sizin bildiğiniz gibi değil derler.
Avam halk          : Benim aklım almıyor, hiç duymadım, bu nasıl olur derler.
 
          Yine hadis inkarı ile peygamberin, kaderi inkar ile de Allah’ın hayata müdahil olmasını engellemek ve kendi hakimiyetlerini ilan etmek adına yeni fikir akımları ortaya çıkmıştır. Bunu da birtakım fasid te’viller ile yapmaktadırlar. Nedir fasid te’vil?

Makbul olmayan, fasid/bozuk te’vil:
 
Bu tür te’vil; kitap, sünnet veya icmadan bir delil olmaksızın sözü zahir anlamından çıkarmak ve ona zahir anlamına aykırı bir mana yüklemek demektir. Bu, delille değil, aksine şahsî görüş, heva ve düşüncelerle yapılır.
Bu tür te’vile, heva ve bid’at ehli başvururlar ki, onlar da özellikle Kur’ân’ın tefsirinde başvururlar. Çünkü kim olursa olsun hiçbir şahsın Kur’ân-ı Kerim’i lafzî olarak tahrif etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla da onlar, onu mana yönünden tahrif etmeye yönelirler. 

Sünnete gelince onlar, aklî bir hile başvurup Peygamber (s.a.s.)’den nakledilmiş olan sahih hadisleri şer’î bir delil olmaksızın hükümsüz bırakırlar. 
 
          Evet… Birşeyi hemen kabul edebilmek çok zordur. Yaşadığımız ortam, çevremiz, dünya görüşümüz kariyerimiz, kültürümüz bir şeyi kabul edip etmemek de etkin faktörlerdir. İslami bir hakikatı inşaat işçisine söylediğim de farklı tepki verirken devlet memuruna söylediğimde daha farklı tepki verir.

Zengin ayrı tepki fakir ayrı tepki verir..
Genç ayrı tepki verir olgun ayrı tepki verir.
Okuma yazma cahili okula gitmemiş ayrı tepki verir, okumuş kültürlü ayrı tepki verir.

Bunlar tek etken değildir ama etkendir… velhamdulillahi rabbil alemin…
 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; wp cache | Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | mobil uygulama | Kek kalıpları |