Video Foto Galeri Yazarlar
4.12.2016 - Pazar

AbdulHakim KARADAĞ

ZULÜM

Zulüm kelimesi, Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hadis-i Şeriflerde en çok kullanılan kavramlardan birisidir. Gerek zulümden bahseden ayetleri ve gerekse hadisleri gerektiği gibi anlayabilmek için bu kelimenin manasını iyice tahlil etmek ve anlamak gerekir.

24 Eylül 2016 15:49
A
a

    Allah(cc)’ya sonsuzca hamd olsun. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(sav)’e, onun ehline, ashabına ve onun yoluna tabi olan bütün mü’minlere salat ve selam olsun.

    Zulüm kelimesi, Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hadis-i Şeriflerde en çok kullanılan kavramlardan birisidir. Gerek zulümden bahseden ayetleri ve gerekse hadisleri gerektiği gibi anlayabilmek için bu kelimenin manasını iyice tahlil etmek ve anlamak gerekir. Günlük hayatta da sıklıkla kullandığımız kelimelerden biridir bu kelime. Arapça olan ve "Za-Le-Me" kökünden gelen bu kelimenin lûgat mânâsı: nûr'un yok olması (karanlık) , azgınlık, gadr, karanlık, azab ve ezâ ile eş anlamlıdır. Dinî anlamdaki manası ise, hak yemek, eziyet, işkence ve baskı kullanmak, adaletsizlik yapmak, haddi aşmak, söz ve fiilde aşın gitmek demektir.

    Arapça mütehassısları zulüm terimini; bir şeyi kendisine ait olan yerin dışına koymak, gerek eksiltmek, gerek çoğaltmak ve gerekse zaman ve yer bakımından saptırmak olarak tarif etmişlerdir(1). Çoğulu ise “zulumat”tır.

    Tayin edilen sınırın dışına taşmak zulümdür. Bazı lûgat âlimleri zulüm terimini "haddi tecavüz ve cevr etmekle" açıklamışlardır. İslâmî ıstılâhta: "Bir eşyayı veya hadiseyi, şer'î hükmünden başka bir şekilde değerlendirmeye zulüm denir." şeklinde tarif edilmiştir. Yaygın olan tarif budur. Zıddı ise, nur, aydınlık ve adalettir. Öyleyse asıl adalet, bir eşyayı veya hadiseyi şeraite yani  Allah (cc)’nun isteğine uygun değerlendirmektir. Bu sınırın dışına çıkılan her durumda adalet değil zulüm gerçekleşmiş olur. Zulmedilmiş olunur.

    Kur'ân'ın üzerinde en çok durduğu kavramlardan biri şüphesiz zulümdür. Aynı kökden gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de cehalet, şirk, fısk anlamında "nûr"un zıddı olarak kullanılır. Peygamberler, insanları zulümattan nûra kavuşturmak için gönderilmişlerdir. Mesajları aydınlıktır; karışık yollar ise zulümattır, karanlıktır: ‘’Âllah mü'minlerin velisidir, onları zulümattan nûra çıkarır, kâfirlerin velileri ise Tağuttur, onları nurdan zulümata çıkarır" (Bakara, 2/257). O halde gerek fert gerekse toplum bazında Allah'ın emir ve yasaklarının ortaya çıkardığı sonuç nûrdur, aydınlıktır. Karşıtı emir ve yasaklar ise, zulümattır, karanlıktır; işleri yerli yerinde yapmamaktır.

    Kur'ân'da zulüm çeşitlerinin en büyükleri olarak şunlar sıralanmaktadır:

    Şirk (Lukman, 31/13); Allah'ın mescidlerinde O'nun adının (dolayısıyla emir ve yasaklarının) anılmasına engel olmak (Bakara, 2/114); Allah'ın bildirdiklerini gizlemek ve O'nun adına yalan söylemek (el-Bakara, 2/144; el-A'raf, 7/38; Yunus,10/17; Hud, 11/18...); Allah'ın âyetlerini yalanlamak ve âyetlerinin başkalarına ulaşmasına engel olmak (el-En'am, 6/157; Yunus, 10/17; Kehf, 18/57); Allah'ın âyetlerinden yüz çevirmek (Secde, 32/22); Müslüman olduğunu iddia etmekle birlikte Allah adına yalan söylemek (es-Saff, 61/7).

    İnsan, bütün bu zulümleri işlemeye müsait bir varlıktır. Bu nedenledir ki Kur'ân-ı Kerim'de "çok zulmeden" anlamına gelen "zelûm" olmakla nitelenmiştir (İbrahim, 14/34).

    Zalimler âhirette cezayı hakkettikleri gibi bu dünyada da cezalandırılırlar. İnsanların başlarına gelen toplu felaketler, zulümleri sebebiyledir. "De ki: Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse zalimlerden başkası mı yok olur" (el-En'am, 6/47).

    Yüce Allah, zalimleri dost edinmeyi de zalimlik olarak nitelemektedir. Hatta zulmeden, kişinin babası veya kardeşleri bile olsa onlara dost olmak, zalimliktir (bk. et-Tevbe, 9/23). Böylece dostluğun akrabalık bağlarına göre değil, adalet ve inanç esaslarına göre olması gerektiği anlatılmaktadır.

    Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Zulüm üç türlüdür. Bir zulüm vardır ki, Allah onu affetmez. Bir zulüm vardır ki, Allah onu affeder. Bir zulüm vardır ki, Allah onun mutlaka hesabını sorar. Allahû Teâla (cc)'nın affetmediği zulüm şirktir. Çünkü Allah “Şirk büyük bir zulümdür” (Lokman sûresi:l3) buyurmuştur. Allahû Teâla (cc)'nın affedeceği zulüm; kulların kendi nefislerine karşı işlediği zulümdür. Rableri ile kendi aralarındaki işlerde (emre itaat ve nehiyden kaçınmak noktasında) yaptıkları hatalardır. Allah'ın hiç bırakmayıp, mutlaka hesabını soracağı zulüm ise, kulların birbirlerine karşı hayâsızlıklarıdır. Allah bunların hesabmı sorar ve zalimleri cezalandırır."(2) buyurduğu bilinmektedir. İslâm ûleması zulmü tasnif ederken bu üç esas üzerinde durmuştur.

    1- İnsanın Allah'a karşı işlediği zulüm, şirk ve küfürdür. "İmân edip de imânlarına zulüm karıştırmayanlar (var ya) işte korkudan emin olmak için onların hakkıdır ve doğru yolu bulanlar da onlardır" (el-En'âm, 6/82) âyeti inince, bu âyetin ifâde ettiği, imâna zulüm karıştırma meselesi ashabın nefsine ağır geldi ve, "Hangimiz nefislerine zulmetmez?" dediler: Bunun üzerine Yüce Allah: "Şüphesiz ki, şirk büyük bir zulümdür" (Lokman, 31/13) âyetini indirdi. Böylece yukardaki âyette söz konusu olan zulüm kelimesinden şirk kastedildiği anlaşılmıştır (İbn Kesîr, Tefsiru'r-Kur'ani'l-Azîm, Beyrut 1969, II,153).

    Âyetteki "Şirk büyük bir zulümdür" ifadesi ile de, şirk'e düşen insanların hikmet ve akıl yönünden ne kadar zavallı olduklarına ve ahmaklık içinde bulunduklarına işaret edilerek şirkin çirkinliği dile getirilmiştir (Muhammed Ali es-Sabunî, Safvetu't-Tefâsîr, İstanbul, 1987, II, 491).

     2- İnsanlar arasındaki zulüm. Bu da, insanların kendi hemcinslerine karşı işledikleri suçlar, günahlar ve haksızlıklardır. Bilindiği gibi zulüm kavramı, Kur'ân'da çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. İnsanla insan arasındaki zulüm de, bu geniş alanda büyük bir yere sahip bulunmaktadır. Zaten zulüm denince ilk olarak akla insanların birbirlerine karşı olan hareketlerindeki yanlış, kötü ve zararlı davranışları zulüm olarak tanıtılmış, bunların işlenmemesi istenmiş ve işleyenler tenkid edilmiştir.

    3- Zulmün bir çeşidi de, insanın kendi kendine zulmetmesidir. Bu hususta da çeşitli âyetler vardır. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:

    "Biz hiç bir peygamberi, Allah'ın izniyle itâat edilmekten başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah'tan günahlarını bağışlamasını isteseler ve Rasûl de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı" (en-Nisâ, 4/64).

    "(İnkâr edenler), ille kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabb'inin (azab) emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı" (en-Nahl, 16/33).

    Yukarıda sayılan çeşitlerden hangisi olursa olsun, zulüm, yaratılış düzeninde bozukluk ve sapmalara sebep olmaktadır. İnsanın dışındaki bütün varlıklar, yaratılış düzenini bozmamakta, nasıl yaratılmışlarsa, öyle hareket etmektedirler. Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyen, zulüm yollarına düşen insanlar ise, insanın yaratılış gayesinin dışına çıkmaktadırlar. Bu halleriyle de, varlıklar arasında en büyük zalimlerden olma durumuna düşmektedirler. Onun için Allah ve Râsulü genel olarak zulmü yasaklamışlardır. Bir de, bütün peygamberler insanları Allah'a inanmaya ve O'nun emir ve yasaklarına uygun hareket etmeye çağırmışlardır. Bu davete kulak vererek imâna gelen ve ibadete sarılanlar, huzur, saadet, mutluluk ve başarı elde etmişlerdir. Bu davete kulak vermeyerek peygamberlerin yoluna muhâlefet edenler ise, zalimlerden olmuşlar ve başlarına büyük musibetler gelmiştir.

    Zulüm ferdi planda olabildiği gibi, siyasî iktidar ve ictimai (toplum) planında da olabilir. Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen siyasî bir iktidar; bütün müntesiplerine ve çevresinde yer alan diğer toplumlara zulmü esas almıştır.

    “…Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir.” (Maide/44)

    “…Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmeyenler, zalimlerdir.” (Maide/45)

    “…Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.” (Maide/47)

    Yukarıda her üç ayette de geçen vasıflandırmalar aynı anlamı yani şirk ve küfür manalarını taşımakta ve bu durum zulüm olarak nitelendirilmektedir. Çünkü hükmedenler açısından esas olması gereken, insanlara Allah(cc)’ın hükümleri ile hükmetmektir. Bunun yerine kendi yanlarından çıkardıkları hüküm ve esaslar ile hükmetmeye çalışmaları, hükmetme işini olması gerekenden farklı bir şekilde icra etmek manasına geldiğinden, bu durum zulmün her üç çeşidini de içine alan en büyük zulümdür. Öncelikle Allah(cc)’ya karşı işlenmiş zulüm türüdür. Çünkü bu durum ,hükümleri icad edenler açısından ilahlık taslamak, bu hükümlere tabi olan, itaat eden ve meşru görenler için ise hüküm koyanları ilah edinmek anlamında olduğu için şirktir. Diğer yandan hükmün kendisine zorla icra edileceği topluma karşı işlenmiş, zalime itaat ve yardım edilmiş olduğundan, bir zulümdür. Bir de kendilerini bu günaha soktukları için kendi nefislerine karşı işledikleri bir zulümdür.

    İnsanlara ve topluma, kaba kuvvetle gâlip gelen zorbalara boyun eğmek büyük bir zillettir. Nitekim Âd kavmi, zorbaların peşinden gittiği için lânetlenmiştir. Kur'ân-ı Kerım'de: "İşte Âd kavmi!.. Onlar Allah'ın âyetlerini inkâr ettiler. Peygamberlerine isyan ettiler. Böylece başları (liderleri) olan her zorbanın emrine uyup gittiler. Onlar bu dünyada da, kıyamet gününde de lânet cezasına tâbi tutuldular"(Hûd sûresi: 59-60.) buyurulmuştur. Lânetten kurtulmak için; hem zorbalara, hem onların zulümlerine karşı direnmek vâciptir. Aksi takdirde, Âd kavmine mensup olanlarla birlikte haşrolma tehlikesi gündeme girer. Türçede kullanılan "âdi" kelimesi de buradan gelmektedir. Elbette mü’minler, "adi'ler" (Âd kavmine mensup olanlar) gibi, zorbaların peşine takılıp gidemezler.

    Hz. Ali (ra); "Zulmün iki temel unsuru vardır. Birisi zâlim, diğeri de mazlumdur. Zâlim zulmettiği için, mazlum da zulme rıza gösterdiği için hesaba çekilir." diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. Tâgûtî iktidarların; hem Allahû Teâla (cc)'nın hukukuna, hem insanların haklarına tecavüz ettikleri sabittir. Dolayısıyla tâgûtî iktidarlara karşı elleriyle, dilleriyle ve kalpleriyle mücadele vermeyen kimselere zâlim demek mümkündür. Allahû Teâla (cc) nın zalimleri sevmediği kat'i nasslarla sabittir.

    Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Benden sonra bir takım emirler olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve yaptıkları zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir. Ben de onlardan değilim. O kimse benim havzımın etrafına yaklaşamayacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik etmez ve onlara zulümlerinde yardımcı olmazsa, o bendendir. Ben de onunla beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır."(3) buyurduğu sabittir. Peygamberimiz (sav) bu ihtarı ve "Benden değildir. Ben de onlardan değilim" hükmü; zâlimlerin yalanlarını tasdik eden kimseleri istisnasız içine alır. Resûl-i Ekrem (sav)'in bu ihtarını iyi düşünmelidirler. Esasen zâlimlere, zihnen ve kalben meyletmek dahi büyük bir tehlikedir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Bir de zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size ateş dokunur. Zaten sizin Allah'tan başka yardımcınız yoktur. Sonra (zâlimlere meylettiğiniz için) Allah'dan da yardım göremezsiniz." (Hud Suresi/113) hükmü beyan buyurulmuştur. Zâlimlere kalben meyletmek ve zulümleri karşısında sessiz kalmak, başlı-başına bir fâciadır. Onlarla işbirliği yapmak ise, cinayet hükmündedir.

    Vesselam…

…………………………………………………………………..

  • (1) Râğıb el-Isfahanî, el-Müfredat, İst. 1986, Kahraman Yay., sh. 470.
  • (2) İbn-i Kesir, Tefsiri'l-Kur'ân'il-Azim, Beyrut 1969, c. I, sh. 508.
  • (3) Mansur Ali Nasif, Tac Tercemesi, İst. 1973, Eser Yay., c. III, sh. 106, Had. No:168 (Sünen-i Tirmizî ve Sünen-i Nesâi).
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder