Video Foto Galeri Yazarlar
20.9.2017 - Çarşamba

Samir Khan : "Medya Cihadının Mücahitler İçin Önemi"

Okunma: 10567
ÖZEL HABER 20 Temmuz 2017 15:01
Videoyu Aç Samir Khan : "Medya Cihadının Mücahitler İçin Önemi"

Ben medya cihadının mücahitler için ne kadar önemli olduğunu eskiden beri biliyordum. Lakin bu cihadın ne kadar önemli olduğu konusunda gün geçtikçe daha çok bilgi sahibi olmaya başladım. Bir kardeş bana bununla ilgili şöyle söyledi: “Güçlü bir medya prodüksüyonu, ABD’ye karşı büyük bir operasyon yapmakla eşdeğerdedir.”

 ISLAHHABER   HABER MERKEZİ

"O, Şeyh Usame’nin sözlerini tekrarlıyordu. O sözler ki bana dünyadaki milyonlarca insanın sessizliğini bozan ve Allah’a verdikleri sözü yerine getiren bir avuç Müslümana gösterdikleri teveccühü hatırlatıyordu. "

Amerika’ya gelirsek…

O dönemler, fikirsel bazda ABD ile verilen mücadelede aynı çizgide seyreden ve ABD ile Batı’ya karşı olan bir medya kurumuyla ilk kez tanıştığım zamanlardı. Aynı zamanda bu, cihadî medyanın tüm dünya genelinde meydana getirebildiğini gördüğüm çok büyük bir etkiye de şahitlik ettiğim bir dönemdi.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu medya içerisinde var olan rollerden, hangisi olursa olsun çok büyük öneme haiz olan vazifelerdir.  Bu, ABD ve müttefiklerine vurulacak ve onları sonsuza kadar kendisiyle bocalatacak bir darbedir. Nitekim Tony Blair, mücahitlerle girdiği savaşla ilgili BBC’ye verdiği röportajında bunu dürüstçe itiraf etmiştir ;

“ Biz onlarla nasıl savaşacağımızı öğrendik ama onların ideolojilerini bir türlü yıkamadık. Evet onu yıkamadık ve öyle sanıyorum ki bu, ileride karşımıza çıkacak en büyük sorun olacak. Bugün artık olaylara olan bakışım, 10 sene önceki gibi değil. Bence esas sorun, onların sahip oldukları geçmişleri. İslam’ın geçmişte Batı ile olan ilişkisi ve dinin onların toplumlarındaki rolü. Bu durum bizim önceden tahmin ettiğimizden çok daha farklı.”

Bizim ortaya koyduğumuz fikirler (akide) onlar için son derece korkutucu bir kapıyı aralıyor. Bu fikirler onlara doğrultulmuş bir silahtan çıkan kurşun gibi üzerlerinde etki bırakıyorlar.

11 Eylül hadisesi ve neticeleri, ABD’yi içinden çıkılmaz dipsiz bir kuyuya sürükledi. 11 Eylül’den önce pervasızca (savunmaya gerek duymadan) her yere saldırıyorlardı. Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezine yapılan saldırılardan sonra ise, saldıran değil savunan taraf olmak zorunda kaldılar. Çünkü bu saldırılara karşı, karşılarında bir cevap verecekleri kimseyi bulamadılar. Bu onları düşüncesiz bir şekilde Afganistan işgaline doğru sürükledi. Böylece başlarına gelenlerin intikamını alacaklarını, gözyaşlarını dindireceklerini ve dualarına bir yanıt alabileceklerini düşündüler.

"Amerika’nın İslam’a olan nefreti bize yardım etti."

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, daha önce hiç yaşanmamış savaş tecrübelerinin yaşandığı bir yıl oldu. Bu, içerisinde bir çok sıcak çatışma ve istihbarat savaşının yaşandığı, buna mukabil insanların son derece seri bir şekilde ayaklanarak nice devrimler gerçekleştirdiği bir çok çatışmayı beraberinde getirdi.  İşte bu medya çatışmasını (savaşını) ortaya çıkaran sebep, bu unsurlarda saklı…

Bugün düşmanlarımızın durumuna şöyle bir baktığımda, onların bu aşamada galibiyete yakın tarafın biz olduğumuzu bildiklerini görebiliyorum. Ben böyle durumlarda her zaman gözden kaçan bazı noktalar olduğuna inanmışımdır. Onlar önde ve galip olarak başladıkları bu savaşta, güçlerinin dağılıp parçalanacağını hiçbir zaman hesaba katmadılar. Onların bu saldırgan ve baskıcı tavrı, bizlerin oluşturmak istediği “Ümmet İklimi”’nin, tüm dünyanın geneline yayılmasına neden oldu. Başta Filistin ve Doğu Türkistan olmak üzere, uyguladıkları baskıcı ve saldırgan politikalar, Müslüman ülkelerdeki tağutların devrilmesine, orada nice devrimler yapılmasına, Batı ve ABD karşıtlığının giderek büyümesine neden oldu. İslam ideolojisi ise, insanların nazarında giderek değer kazanmaya başladı. Nitekim düşmanlarımız ve onların uluslararası medya uzantıları, El-Kaide ve onun ideolojisini, salt olarak “terörizm” şeklinde lanse ettiler. Fakat onlar, bizlerin tamamen İslam Kültürü ile beslendiğimizi, ve bizleri takip eden kişileri de buna davet ettiğimizi göz ardı ettiler. Onlar her bir sokağı ve her bir köşeyi bizleri eleştiren ve kötüleyen fikirlerle doldurup taşırdılar. Onlar İslam’ın ne olduğunu bilen milyonlarca insanın fikirlerinde değişiklik yapmak ve bizleri onlara kötülemek için çok sıkı çalıştılar.
Bir örnek verelim. “Şeriat” kelimesi, onların medyalarında her zaman barbarlıkla aynı anlamda kullanılmıştır. –Ellerin kesilmesi vs gibi hadler ön plana çıkarılarak -… Ona karşı olmak, Uluslararası İnsan Haklarının bir numaralı sloganı haline gelmiştir. Dürüstçe, positif ve açık fikirli bir perspektifle bakarsak, “Şeriat” kavramı gerçekten de medyada nasıl yer almaktadır?

Müslüman Kardeşler (MK) Liderinin, Ferid Zekeriya ile yaptığı GPS ( Global Public Square – Küresel Halk Meydanı ) adlı programda, kendisine “Şayet Şeriat’ı desteklerseniz, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine eşit olması gibi durumlarla karşılaşmanız halinde ne yapacaksınız?” sorusu yöneltildi. Bu sorunun bizzat kendisi, aslında İslam’a yöneltilmiş bir saldırı niteliği taşımaktaydı. MK lideri, onca Müslüman izleyicinin gözleri önünde utanç verici bir şekilde konuyu değiştirdi ve başka bir meseleye geçiş yaptı.

Onlar, uygulansa da, uygulanmasa da Şeriat’ı kötü olarak lanse etmeye devam edecekler. Böylece küresel manada mücahitlerin duruşlarını sarsmaya çalışacaklar. Onlar bizim üzerimizden Şeriatı kötülemeyi, ve onu insanlara bir canavar gibi göstermeyi kendilerine şiar edindiler.

Üzerinde durduğumuz gibi, Batı dünyası ve mücahitler arasında devam eden bu medya çatışması, çarçabuk bir şekilde Batının Seküler İdeolojisi ve İslam arasında yapılan bir savaşa dönüştü. Şeyh Usame, Batı dünyasına karşı gerçekleştirdiği hamlelerle Amerika’nın Müslüman dünyasında kurmak istediği “polis devlet” sistemine dikkat çekti. Zira aynı zamanda Batı dünyası mücahitleri tüm dünyaya “dinde aşırıya giden radikaller” olarak lanse ediyordu. Fakat bu işe yaramadı ve tüm dünya genelindeki Müslümanlar; “Bekleyin! Bunlar (Mücahidler) gerçekte İslamî kaidelere göre yaşıyorlarken, düşmanları onları “radikaller” olarak mı tanımlıyor?” sorusunu sormaya başladı.

Zakir Naik, popüler bir TV sunucusu, kendisi Peace TV’de program yapıyor ve dindar birisi olarak biliniyor. Zakir Naik o dönemde birçok defa şunu tekrarlamaktan çekinmedi; ”Her Müslüman, dini konusunda radikal olmalıdır ki, İslam’ın radikal prensiplerini uygulayabilsin.” İşte bu çeşit saldırılar, Amerika’nın, milyonlarca Müslümanın gözünde mücahitleri küçük düşürmek ve onları yaralamak için başvurduğu en büyük stratejidir. O böylece Müslümanlar nazarında mücahitlerin meşruiyetini kaybetmelerini istemektedir. Lakin bunu hala başarabilmiş değil…

Bizim fikirlerimiz, dayanıklı sağlam temeller üzerine bina edilmiştir. Biz medyamızda Allah’ın izniyle batılıların yaptıkları yanlışları konu ediniyoruz.  Günümüzde hala bu başarıyı koruyor olabilmemizin 4 ana sebebi var;

1-Teknik noktada çok gayret sarf eden kardeşlerimizin varlığı…

Kardeşlerin medya konusunda odaklandıkları 3 ana nokta var.

-          Kalite ve yapının içeriği,
-          İnternet güvenliği
-          Medyayı yaygınlaştırma stratejisi…

Amerika Afganistan’ın dağlarında ve Irak sokaklarında mücahitlerle savaşmaya ve onları öldürmeye odaklandığı sırada, cihadî medya ve onun taraftarları 5. Viteste gitmekteydiler. Dünya’ya binlerce medya kurumundan cihadî yayınlar yapılmaktaydı. Afganistan’ın binlerce metre yükseklikteki dağlarından, Londra ve Kaliforniya’nın sokaklarına cihadî yayınlar yapılabilmekteydi. Mücahit liderlerin ağızlarından çıkan davet, Londra ve Times meydanına kadar uzanabilmekteydi.

2-Amerika’nın yanıt vermedeki başarısızlığı

Amerika bu süre zarfında hiçbir zaman El-Kaide’nin propogandalarına yanıt veremedi. Amerika bu propogandalara tatminkar bir yanıt verememişken, ne kadar zeka dolu ideolojik saldırılar yaparsa yapsın, insanlar bu saldırılara asla teveccüh etmediler. Onlar ne videolarımıza, ne kitaplarımıza ne de diğer medya aktivitelerimize tek bir yanıt veremediler ve üstünlüklerini çarçabuk kaybettiler. Bizler her yönüyle ABD’nin üzerimize uygulamak istediği dış politikasının, İslam kaideleri ile çeliştiğini yayarken, onlar buna hiçbir alternatif üretemediler ve kurşunlarını saflarımıza yağdırmaya devam ettiler. Çünkü onların tarafından, bizim ortaya koyduklarımıza karşı ortaya konabilecek ilmi temeli olan hiçbir fikir yoktu. Tüm bu süre boyunca Amerikalılar, insanların artık duymaktan bıktıkları argümanları kullanmayı sürdürdüler. “Bizler özgürlük için savaşıyoruz” vs gibi argümanları…  Yıllar geçtikçe insanlar artık bu boş sözlere olan inançlarını kaybettiler ve gerçekleri El-Kaide’ye ait olan medya kurumlarından öğrenmeye başladılar. Ve böylece Amerika’nın dış politikasının gerçekte nasıl olduğunu da görmüş oldular. Bu konuda eski CIA çalışanlarından Michael Scheuer, El-Cezire’de katıldığı “Savaşın Resmi” isimli programda şunları söylüyordu :

“Onların yaptıkları propogandalar, bizi her zaman ama her zaman cehenneme  yolladı. (Amerikan deyimi) Biz asla onlarla aynı seviyede olamadık.”

3-Amerikalıların Gafları

Amerikalılar, insan hakları şampiyonu gibi görünmeye çalışırken yaptıkları hatalarla kendilerini tüm Dünyaya defalarca rezil ettiler. MI5 biriminin yönetici generallerinden Baronnes Manning-ham-Buller’a, BBC kanalındaki “The Secret War on Terror” programında kendisine: “El-Kaide mensuplarına işkence ediyor musunuz?” diye sorulduğunda, kendisi bu soruya; “Bu, bizim onlar için kullandığımız bir propoganda yöntemidir. Böyle yaparak (işkence yaparak) onların işkenceyi batı’nın değişmez bir prensibi olarak görmelerini sağlıyoruz” diye cevap vermiştir.

Amerikalılar bunun gibi daha birçok askeri ve politik gaflar yaptılar. Bu gafları ve hataları sebebiyle de, aslen dinlerinde gevşek davranan birçok sağ görüşlü (sıradan-geleneksel Müslümanların) grupların da nefretini kazandılar. Halbuki bu, demokrasinin tabiatından gelen bir problemdir.

Onlar birçok kere Müslümanları ve İslam’ı sevdiklerini tekrarladılar ama içlerinde bulundukları demokratik sistem onları : “Biz bu ülkede nasıl özgürce geziyorsak, sizin dininize hakaret etme noktasında da özgürüz ve bizi kimse kısıtlayamaz” demeye itti. Burada hükümetler direk olarak İslam’ı hedef alan konuşmalara ve hareketlere girişmediler ama bunu kendilerine bağlı vaizler ve sözcüler aracılığı ile yapmayı tercih ettiler. Bunun sebebi de Amerika’nın aslında Müslüman dünyasına ve onlardan gelecek desteğe ihtiyaç duymasıydı. Lakin bu durum, onların duvarları camdan yapılmış olan evlerinin içeriden kırılmasına sebep oldu.

Milyonlarca Afganlının, onca yıllık işgalin ardından hala defalarca ülkenin başkentinde toplanıp ABD ve Batı işgalini ve onların kültürlerini şiddetle protesto etmeleri, ABD ve Batı dünyasının başlattığı savaşın, kalplerde zihinlerde nasıl bir maliyet getirdiğini kendilerine öğretmiş oldu.

4-Müslümanların gözünde ABD

Müslüman dünyası, var olduğu günden bu yana her zaman ABD’ye şüpheli bir gözle baktılar. Sıradan bir Müslüman dahi, muhakkak hayatının bir evresinde ABD hükümetine karşı muhalif bir tavır sergilemiştir. Taa ki bu sekülerizmi benimsemiş bir şahsiyet dahi olsa…

Ben şahsi olarak ABD’de bulunan birçok mescidi gezip dolaştım. Onların dahi neredeyse her birinde, pratize edemeseler dahi Müslümanların anti-Amerikan görüşler ürettiği topluluklar olduğunu gördüm. Benim ABD’de ziyaret ettiğim bu mescidlerde dahi böylesine gruplar oluşmuş iken, Avrupa’da ya da Müslüman beldelerde var olan potansiyeli düşünebiliyor musunuz?
Medya üzerindeki bu mücadele, günümüz modern dünyasında İslam’ı müdafaa etmek için olması gereken bir mecburiyettir. Bizler İslamı müdafaa ediyoruz, onlar ise insan yapımı kanunları… Bu savaş taa ki onlar kendilerini bizim hükmümüz altında görünceye kadar devam edecek…

,“Şüphesiz ki galip gelecek olan bizim ordularımızdır” (Saffat Suresi / 173)

Yazan: Samir Khan rhm. (AQAP)

Murad Gündoğan / @mur_gundogan tarafından 2015 yılında islahhaber.net için tercüme edilmiştir.
Kaynak : ISLAH HABER

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; Mobilya | Klasik Mobilya | uçak bileti | Kek kalıpları |