Video Foto Galeri Yazarlar
4.12.2016 - Pazar

ŞEHADETİNİN 49. YILINDA SEYYİD KUTUB’U RAHMETLE ANIYORUZ

Okunma: 4932
ÖZEL HABER 29 Ağustos 2016 17:37
Videoyu Aç ŞEHADETİNİN 49. YILINDA SEYYİD KUTUB’U RAHMETLE ANIYORUZ

“Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım bir tağutun hükmünü onaylayacak tek bir harf bile yazmayacayacaktır.” Diye haykıran fikir ve aksiyon adamı Seyyid Kutub’un bugün 49. Şehadet Yıldönümü. O’nu katledenleri bugün her iman eri lanetle anarken ve adlarını bile hatırlamazken Şehid Seyyid Kutub hem mesajı ile ve hem de emanet bıraktığı davası ile dimdik ayakta ve rahm

ISLAH HABER I HABER MERKEZİ -

“Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım bir tağutun hükmünü onaylayacak tek bir harf bile yazmayacayacaktır.” Diye haykıran fikir ve aksiyon adamı Seyyid Kutub’un bugün 49. Şehadet Yıldönümü. O’nu katledenleri bugün her iman eri lanetle anarken ve adlarını bile hatırlamazken Şehid Seyyid Kutub hem mesajı ile ve hem de emanet bıraktığı davası ile dimdik ayakta ve rahmetle anılıyor.

Seyyid Kutub Kimdir?

Hacı ibrahim Kutub'un oğlu olan Seyid Kutup, 1906'da Asyut kasabasına bağlı Kalıa köyünde dünyaya geldi. Babası köyde, sayılan bir kişi olarak bilinmekteydi. Hacı İbrahim Kutup ziraatla uğraşır, elde ettiği mahsulün bir kısmını satar bir kısmını da fakirlere infak ederdi. Annesi ise çok mütedeyyin ve asil bir aileye mensup birisiydi.

Seyyid Kutup'un Hamide ve Emine adlı iki kız kardeşiyle Muhammed adında küçük bir de erkek kardeşi vardı. Daha Kahire'de okurken babasını kaybedince, annesinin ve kardeşlerinin bütün mesuliyetleri onun üzerine yıkılmış oluyordu. O da bu durumdan oldukça sıkılmıştı. Bu sıkıntıdan biraz olsun kurtulmak için, annesini Kahire'ye taşınmaya razı etti ve Kahire`ye taşındılar. 1940'da annesinin ani vefatı Seyid Kutup'u oldukça etkilemişti. Kendisini hayatta yalnız hissetmeye başladı. Bu konudaki duygularını bizzat kendisi bazı kitaplarında anlatmaktadır.

SEYYİD KUTUB'UN HAYATININ DÖNEMLERİ

Seyyid Kutup'un hayatını dört ana bölümde toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi doğumundan 1919'a kadar olan bölüm. Seyyid Kutup bu devrede babasının itinalı dini terbiyesi altında yetişmişti. Bir tarafta köylerindeki medreseye devam ederken bir taraftan da babasının özel terbiyesindeydi. Daha on yaşına gelmeden Kur'an-ı Kerim'in tamamını ezberlemişti. Seyyid Kutup'un hayatındaki ikinci dönem ise 1920 ve 1939 arasındaki zamanı içermektedir. Bu dönemde Kahire'ye giderek liseyi bitirdi ve üniversiteye "Darul Ulum"a girdi. Darul Ulum'a girmesindeki maksadı arap dilinde ihtisas sahibi olmaktı. Kardeşi Muhammed Kutub'un "Küçük Çığlıklar" adlı kitabının önsözünde de anlattığı gibi Darul Ulum'da dört sene okumuştu. Burada okutulan dersler ise Tarih, Coğrafya, Arap edebiyatı, İngilizce, Sosyoloji, Matematik, Fizik, Felsefe ve dini ilimlerdi.

Seyyid Kutup'u okutan hocaların başında ise Mehdi Allame geliyordu. Bu zat Seyid Kutup'un "Şairin hayattaki görevi" kitabının önsözünde şunları diyor: "Seyyid Kutup'un benim talebem olması, bana çok büyük bir mutluluk veriyor. Eğer hayatta benim ondan başka talebem olmasa bile onun varlığı mutluluk olarak kafidir." Darul Ulum'dan mezun olduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığında müfettiş olarak görev aldı. Fakat bir yazar olarak görevini daha iyi yapabilmek için görevde fazla kalmayarak istifa etti. Bu sıralarda hemen hemen her konuda kendisini yetiştirmek için okumaya daldığını görürüz. Özellikle arapçaya çeşitli dillerden çevrilmiş eserleri incelemekte ve değerlendirmeye tabi tutmaktaydı. Çok geçmeden Seyyid Kutup da tıpkı Taha Hüseyin, Abbas Mahmut Akkad ve Mustafa Sadık Rafı gibi harika bir yazar, olarak ortaya çıkıyordu. Onun yazıları da tıpkı ötekilerinki gibi aynı gazete ve dergilerde yayınlanmaya başlamıştı. Seyyid Kutup'un hayatının üçüncü merhalesini ise 1939 ile 1951 yılları oluşturmaktadır. Bizim görüşümüze göre bu dönem aynı zamanda Seyyid Kutup'un İslâmi düşünceye dönüşünün de bir başlangıcı oluyordu. 1939'da "El-Muktatif' dergisi O'nun "Kur'an da Fennî Tasvir" adlı bir makalesini yayınlamıştı. Seyyid Kutup bu yazısında bazı ayetlerden örnekler vererek Kur'an'daki sanatsal güzellikleri ve onun üstün icazını ortaya koyuyordu. Bu yazısıyla aynı zamanda Kur'an'da icaz olayını inkar eden Akkad'ın görüşlerinden de ayrılmış oluyordu. 1945 yılında aynı konuda iki kitap yayınladı.

Seyyid Kutup bu kitaplarının, almış olduğu dini terbiyenin bir semeresi olduğunu açıkça itiraf etmekte, Kur'an'ın uslubu ve harikalığıyla kendisini uyandırdığını kabul etmektedir. O'na göre ilm-i Kelamın uslubu olan cedel, dinde pek neticeye götürmemektedir. Çünkü akıl Kur'an'ın inceliklerini ve harikalıklarını tam olarak anlamaktan acizdir. Arkasından "Sahrada" adlı bir kasidesini yayınlayan Seyyid Kutup, burada her şeyin bir tertip ve ölçüye göre yaratıldığını anlatmaktadır.
7 Ekim 1946 da Seyid Kutup'un İslâmi fikre başlangıç olarak değerlendirilen "Konum Dersleri" adında bir makalesi daha yayınlanmıştı. Seyyid Kutup bu makalesinde Mısır'ın toplum yapısının, siyasi, ahlaki ve sosyal yönlerden tenkidini yaparak, müslümanları çalışmaya çağırıyordu. Toplumun ıslahı için ne yapılması gerekiyorsa müslümanların yapmak zorunda oluşunun Kur'an'ın emri olduğunu söyleyen Kutup delil olarak Allah'ın şu ayet-i kerimesini gösterip tefsirini yapıyordu: "Sizden iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, bir topluluk olsun. İşte asıl kurtuluşa erenler onlardır. " (Al-iİmran:104)

KUTUB’TA İSLAMİ DÜŞÜNCENİN GELİŞİMİ

21 Ekim 1946 bu günkü medeniyeti tenkit ederek onun manevi değerlerden soyutlanmış, sadece maddi bir medeniyet olduğunu delillerle açıklıyordu. 1948'in sonlarında ise "İslâmda Sosyal Adalet" kitabını yayımladı. Kutub bu kitabın da insanlığın arzu ettiği gerçek sosyal adaletin İslâmda olduğunu ve hakiki adaletin Kur'an'ın gölgesinden başka hiç bir yerde olmadığını açık açık anlatarak hayatın her alanında olduğu gibi edebiyatın dahi İslâmi ölçülerden kaynaklanması gerektiğini vurguluyordu.

1949'da Amerika'ya giden Kutub iki buçuk yıl kaldı. Amerika'da kaldığı bu müddet içersinde Mısır'daki arkadaşı Tevfik el-Hakim'e gönderdiği mektuplarda Amerikan toplumunu ve medeniyetini devamlı olarak tenkit ediyordu. Çünkü; bu medeniyette ruhi değerlerden hiç bir şey yoktur, diyordu. Aynı mektuplarında "El Melik" adlı kitabını da tenkit ediyordu. Çünkü Kutup bu kitabı İslâmi fikirlerle yoğrulmadan çok önce yazmıştı. İşte Seyyid Kutup arkadaşına yazdığı mektuplarda bu kitabının tenkidinde, "keşke kitabın konusu Yunan felsefesine göre değil de, İslâmi ruhla yazılmış olsaydı. İnşallah gelecekteki konular, hayata, kainata ve insana özel bir bakış açısı olan İslâmdan kaynaklanır" diyerek temennilerini de bildiriyordu.

Buna göre diyebiliriz ki Seyyid Kutup'un bu tarihten sonra edebiyata bakış açısı değişmiştir. Çünkü hayatının önceki dönemlerine baktığımız da edebiyatı din ile ilgisi olmayan bir güzellik olarak değerlendirmekteydi. Fakat şimdi her şeyin olduğu gibi edebiyatın da tüm konularını doğrudan doğruya İslâm’dan alması gerektiğini söylemektedir.

1951 ile 1965 yıllarını kapsayan zaman parçası ise hayatındaki dördüncü merhaleyi oluşturuyordu. Kutup bu dönemde edebiyattan tamamen sıyrılarak İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) teşkilatına katılmıştı. Abdulhakim Abidin'in anlattığına göre Seyyid Kutup artık İhvanın bir fikir elemanı olmuştu. Gerçi yönetici olarak İhvanda hiç bir makamı yoktu ama iyi bir müntesip olarak İhvanın gazetelerinde ve dergilerinde halkı devamlı olarak İslâm’a davet ediyordu. Bir ara, 1954'deki tutuklanmasından önce "İhvan-ı Müslimin" adlı gazete de yazı işleri müdürlüğü yapmış, orada yazdığı yazıları bir araya getirerek birçok kitaplar oluşturmuştu.

Bu kitaplardan birkaçını burada zikretmeden geçemeyeceğiz:
1) İslâm ve Dünyaya bakış
2) İşte Din Budur
3) İstikbal İslâmındır.

Kutup ayrıca İhvan-ı Müslimin gazetesinde din ile devlet işlerini birbirinden ayırarak dini siyasetten uzak tutan laik düşünceyi de şiddetle tenkit eder, siyaset başkadır, din başkadır sloganının bir hikaye olduğunu söyleyerek İslâm’da böyle bir şey olmadığını haykırır. Çünkü Seyyid Kutup "İslâmın kalplerde bir inanç ve hayat için bir kanun olduğunu" vurguluyordu. Ezher üniversitesinin Kur'an-ı Kerim'i tefsir etmede taklidi tutumunu da açıkça tenkit eden Kutub bu konuda şöyle diyordu: "Bu gün bütün dünya sosyalizm ve kapitalizm gibi belirli sosyal fikirlerin peşinde gitmektedir. Onun için Ezher üniversitesi İslâmi kültürü her yönüyle halka götürmelidir. İbadette, inanç ve hayatın her alanında, İslâmın kendisine has, her türlü noksanlıklardan uzak ölçülerinin olduğunu izah etmelidir. İster siyasette olsun, ister iktisatta ve ister cezalarda olsun İslâmın hayatın her konusu için ölçüler koyduğunu anlatmalı ve İslâmı günlük hayata hakim kılmak için çalışmalar yapmalıdır.”

SEYYİD KUTUB'UN ŞEHADETİ

Seyyid Kutup İslâm’a inanmış ve inandığı davanın gerçekleşmesi için de bir çok çalışmalar yapmış büyük bir mücahitti. 27 Kasım 1954'de, İhvan-ı Müslimin Mısır devlet başkanı Cemal Abdunnasır'a suikast girişimiyle itham edildiğinde Seyyid Kutup da İhvan-ı Müslimin saflarına katılmıştı. Bundan dolayı İhvan-ı Müslimin’e mensup bir çok müslümanla birlikte Seyyid Kutup da tutuklandı. Yapılan yargılamanın neticesinde Seyyid Kutup'a ağır işlerde çalıştırılmakla birlikte on beş sene ağır hapis cezası verildi. Artık Seyyid Kutup Kahire'den bir kaç km. uzakta "Limanneze" hapishanesinde yaşamaya başlamıştı. On sene hapis yattıktan sonra o zamanın Irak devlet başkanı Abdusselam'ın Abdunnasır'ı ziyaret ederek Seyyid Kutup'u serbest bırakmasını istemesi üzerine Kutub 1964'de serbest bırakıldı. Hapisten çıkan Kutub 1965'de "Yoldaki İşaretler" adlı kitabını yayımlayınca tekrar tutuklandı. Bu tutuklamada yine İhvan-ı Müslimi’nden birçok Müslüman vardı. Gerekçe olarakta İhvan-ı Müsliminin devlete karşı darbe girişimini ileri sürerek İhvanı ve Seyyid Kutup'u darbecilikle itham ediyorlardı.

22 Ağustos 1966'da Seyyid Kutup'a idam cezası verildiğinde, Assam el Attarin kitabında anlattığına göre Kutub bu kararı tebessüm ve Allah'a kavuşmanın verdiği büyük bir mutlulukla karşılamıştı. Muhammed Ali Benna'nın dediğine göre Seyyid Kutup'un asılmasına asıl sebep Yoldaki İşaretler adlı kitabı idi. Seyyid Kutup'a verilen bu idam kararı, İslâm âlemine yayıldığında Pakistan’da Karaçi içinde Cemaati İslâmi’nin mepsupları tarafından bir yürüyüş tertiplenmiş ve olay kınanarak Abdunnasır'dan kararı yeniden gözden geçirmesi istenmiştir. Ayrıca yine Pakistan'da "Meclisi Nizami İslâm", "Cemaati İslâmi", "Cemaati Avami"de bu kararı aynı şekilde kınamışlardı. Diğer taraftan İngiltere'de Rabitatül İslâm, Lübnan'da "Cemaat ı İslâm" teşkilatı, Ürdün'de birçok dini şahsiyetler, Sudan'da Seyyid Allal El Fasi ve İstiklal par tisi başkanı Ahmet el-Hatib, Irak'taki Rabıtanın başkanı Şeyh Emcek Eczzehavi ve bir çok İslâm alimleri Abdunnasır'ı bu kararından dolayı kınamış ve vaz geçmesi için ikaz etmişlerdi. Bütün bunlara rağmen 29 Ağustos 1967 sabahı Lübnandaki "Ennebar" gazetesiyle Mısır'daki "El ehram" gazetesi idam haberini şu cümlelerle veri yorlardı. "...Çelik miğferli askerlerden bir grup hazırlanıp, ağır silahlar artırılarak Kahire hapishanesinin etrafında bir hisar oluşturuldu. Gazetecilerin hapishaneye girişi yasaklandı. Seyyid Kutup idam edildikten sonra da gazetecilerden bölgenin terk edilmesi istendi."

Seyyid Kutup birçok kıymetli kitap yazmıştı. Başta Kur'an-ı Kerim’in tefsiri mahiyetinde olan "Fi zilal-i Kur'an" olmak üzere hemen hemen her konuda eseri vardır. Özellikle İslâmi konularda, edebiyat ve eğitim konularındaki eserleri daha çoktur. Bunlardan hemen hemen hepsi de türkçeye çevrilmiştir.


ISLAH HABER olarak Merhum Seyyid Kutub’u rahmetle anıyor, O’nun Ümmete bıraktığı şehadet ve direniş bilincini ayakta tutan muvahhid nesli umut ve gururla selamlıyoruz.
 

Allah ondan ve onun gibi Mücahidlerden razı olsun. (Amin)



 
Not: Seyyid Kutub’un biyografisinin büyük bir bölümü davetci.com isimli internet sitesinden iktibas edilmiştir.

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Haber var islah eder, haber var ifsad eder