Video Foto Galeri Yazarlar
14.12.2019 - Cumartesi

“PKK,Gezi ve Kobani olaylarından İslâm Vadisine yolculuk” (Röportaj)

GÜNDEM 18 Mayıs 2016 11:50
Videoyu Aç “PKK,Gezi ve Kobani olaylarından İslâm Vadisine yolculuk” (Röportaj)

El Mukaveme Medya ofisi muhabirlerinden Qamar Al Quds’un, dağa çıkmak üzereyken PKK’dan ayrılıp, hidayet bulan Umm Sad’la yaptığı röportajı kıymetli takipçilerimize takdim ederiz.

KahveKitap
Soru: Röportaja başlamadan önce bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Cevap: بسم الله الرحمن الرحيم  Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a; salât ve Selâm Rasûlullâh’a olsun.
Küçük yaştan beri klasik, sorgulamasına izin verilmeyen, içinde birkaç milliyetçinin bulunduğu bir aile içerisinde büyümüş bir çocuktum. Belli döneme kadar ailemin fikirleriyle hayatıma devam etsem de, daha sonra fikirlerim tamamen değişti. Liseye başladığımda sınıfımda bulunan Kürt bir kız sayesinde Kürt halkını ve vermiş olduğu sözde özgürlük mücadelesini tanıdım.
Soru: Örgütle ilişkin nasıl ve ne zaman başladı?
Cevap: 90’lı yıllarda yaşayan herkesin olduğu gibi benim de o ırka ve verdikleri mücadeleye karşı tavrım belliydi, ta ki lise dönemimde o kızı tanıyana kadar. Birinci sınıfın sonlarına doğru bir arkadaşlığımız başladı.
Takip eden süreçte en yakın arkadaşım o oldu. İlk başlarda ben siyasetten dolayı biraz çekinirdim kendisinden, fakat o benim desteklediğim parti dışındakilere hep kötü şeyler söylerdi; “Aaa bu kız da benimle aynı” derdim. Çocukluk işte. Zamanla bana devletin o topraklarda onlara ve ailesine olmak üzere nice insanlara neler yaptığını anlatmaya başladı. Ailesiyle tanışıp onlardan da duyduklarım gerçekten hayret vericiydi. Bunca yıldır hep onların kötü, devletin iyi olduğu algısıyla yaşadığımız için bu algım sarsılınca ne yapacağımı anlayamadım. Ve söylediği şeyleri araştırdım. Birkaç basit arama ile hem devlet yanlısı kaynaklar hem de örgüt yanlısı kaynaklar bulmak zor değildi. Tabi bu süreç 1-2 aylık değil, 1,5 – 2 senelik bir dönemde oldu. Yavaş yavaş bana anlatıyor bazı şeyleri, bir şeyler öğretiyor, bir şeylere sempati duymamı sağlıyordu.
Komik Kürtçe kelimeler, halaylar, marşlar, acı çeken bir halk, dost olarak görülen bir insan ve ona duyulan güven sonucu 2 – 2,5 senede ben onun istediği kıvama gelmiş biri olmuştum. Ardından üniversite süreci ve bu süreci takip eden süreçte hapiste bulunan PKK’nin gençlik yapılanması olan KCK’lı biriyle tanışmam, mektuplaşmam ve gezi süreci birleşip beni örgüt içerisinde aktif görev almaya itti.
Soru: Örgüt içinde bir görevin var mıydı?
Cevap: Bulunduğum ilçedeki parti binasına gidip orada aktif olarak rol almadan önce örgüte bağlı bir derneğe gittim. Bireysellikten çıkıp, bir yere resmi olarak dâhil olma kararı vermiştim. İlk önce, bu örgütün sadece üniversite öğrencilerinin dâhil olduğu bir topluluğa katılmak istedim. Eylem yapma isteği, gaz bombaları, barikatlar, güvenlik görevlilerine küfürler, taşlar… Ne kadar ilgi çekici geliyordu o dönem.
Bir gün arkadaşımla derneğe gittik. Daha ilk gidişimiz; ırkımızdan dolayı bizim yanımızdan kalkıp gidenler yüzünden, oraya karşı bir soğukluk oluştu içimizde. Ve oranın aradığımız yer olmadığını anladık. Oraya dâhil olmadan, oranın etkinliklerinde bulunup, daha çok kişiyle tanışma fırsatı buldum. O dönem Barzani’nin hendek kazdırma olayları vardı, örgüt gençlerin iradesini partiye teslim etmeleri gerektiği çağrısını yapıyordu. Ve tanıştığım bir erkek vardı, herkese karşı mesafesini ve tavrını takdir ettiğim için bir tek ona güvenirdim. Yoldaşlık ilişkisini bilir, kadınlara farklı yaklaşmazdı. Ona dağa gitmek istediğimi, katılım yapmak istediğimi belirttim. Ondan haber beklemem gerektiğini belirterek oradan ayrıldı.
Buluştuğumuz yerde dükkânı olan bir tanıdığımı arayıp buluşmaya çağırdım. Olanları anlattım. Beni kalmam konusunda ikna etti. Kalıp burada yapmam gereken daha çok şey olduğunu, buradaki görevlerin daha önemli olduğunu anlattı. Bana bir yol haritası çizdi. Neden burada kalıp daha çok kişi kazanmak varken orada öleceksin yazık değil mi tarzı konuştu. Anlattıkları bana daha mantıklı geldi, gitmekten vazgeçtim. Elhamdu Lillâh, bu karşıma çıkan ilk engeldi. Rabbim canımı kâfir olarak almadı Elhamdu Lillâh. Zaman böyle ilerliyordu, ben hala bireysel olarak takılıyordum. Kobanê olayları baş gösterdi. Bir arkadaşım oraya gitti. Beni oradan sürekli arıyor, durumu bildiriyordu. Ben de onun aracılığıyla sosyal medyada yayınlıyordum haberleri. Resim, video vb bilgileri. Örgüte katılım yapmamıştı, sınırda bekliyordu diğerleri gibi. Bu dönemde toplu katılımlar olmuştu örgüte. Üniversitelerden özellikle, 20-30 kişilik gruplar sürekli katılım yapıyordu. Geri dönmesini istedim ve birlikte oraya gitmek istediğimi belirttim. Bu isteğim üzerine geri dönerken çok sıkıntılar yaşadı, kimlikleri tespit edildi, haklarında dava açıldı, derken onun gitme durumu ortadan kalktı. Elhamdu Lillâh, Rabbim ikinci bir engel çıkartıp gitmemi engelledi. Belki o saflara katılsam; bugün Mücahit olarak gördüğüm kişilerle savaşacaktım. Çünkü YPG, sadece IŞİD ile savaşmıyordu, malum. Ardından örgüte ait partiye katılmak istedim. Çünkü bunca deneyimlerimden şunu çıkartmıştım; asıl illegal olanlar, legal görünenlerdi. Legal bir yapının içindeyseniz her türlü illegalliğe bir kılıf bulunuyor. Ama başlı başına illegal bir örgütteyseniz, gerçekten başı çok ağrır insanın. Ben de legal olan siyasi bir partiye katıldım ve orada aktif olarak rol almaya başladım. Orada yeni bir gençlik komisyonu oluşturduk ve kimliğimin deşifre edilmesi ihtimaline karşın açıklayamayacağım önemli bir pozisyonda görev aldım.
Soru: Faaliyetleriniz nelerdi? Neler yapıyordunuz?
Cevap: Örgütün dağ kadrosuna olan katılımlardan dolayı güvenlik güçlerinin takibinden ve örgüte katılan kişilerin ailelerinin tepkilerinden dolayı; partide bir kaç erkek üye vardı sadece. Bu biraz moralimi bozsa da, elimde daha iyi fırsatlar olabilirdi gençleri çekmek için. İlk olarak gençlerden biriyle gençlik kolu oluşturmaya karar verdim. Bu partiye bağlılığım ve ilgim herkesin hoşuna gidiyordu ilk başta. En azından ben öyle sanıyordum. Bana karşı çok sıcak bir tavır vardı. Herkes bana karşı çok ilgili, çok sevgi doluydu. Ben ailemle yaşadığım sorunları orada unutuyor, orayı evim gibi görüyordum. Eski gençliğe ulaşmaya başladık, derken 25’e yakın üyenin olduğu bir yapılanma oluştu. Bir de erkek eş sözcümüz vardı. Haftada bir, akşam toplantılarımız oluyor, gündemi değerlendiriyor planlar yapıyorduk. Biz komisyonumuzu kurduk, il gençlik komisyonundan yeni birileri gelmeye başladı. Önemli konuları benimle paylaşılıyordu. Bulunduğumuz ilçede başka bir yapılanmaya gidileceği, artık siyasi partiden bağımsız olarak eylem yapabileceğimizi söyledi ve bu konuda gurubumuzla konuşmamız gerektiğini belirtti. O da toplantılarımıza dâhil oluyor, bizimle bir şeyler paylaşıyordu. Herkese bazı bölgeler verip buralarda çalışmalar yapma görevleri veriyordu. Pozisyonumdan dolayı bulunduğum ilçe ve yakın ilçelerdeki diğer sol gruplarla görüşmeleri ben gerçekleştiriyordum. İnsanları partiye dâhil etmek için çalışmalar yapıyor, çevredeki esnafları vs ziyaret ediyorduk. Yakın ilçelere gidiyor oradaki örgütleme çalışmalarına, eylemlere, cenazelere katılıyor, oldukça aktif bir rol alıyordum. Farklı etkinlikler planlıyor, yeni oluşturulacak yapılanmaya uydurmaya çalışıyorduk. Daha sonraki süreçte bu kişi gözaltına alındı, kimliği ifşa olduğu için görev değişimi gerçekleşti. .
Soru: Seni örgütten soğutan şeyler nelerdi?
Cevap: Özellikle kadın erkek ilişkileri, ajan suçlamaları, ilişki dedikoduları. Parti içerisinde bulunan bir grup oldukça milliyetçi ve laubali tavırlar içerisindeydiler. Partide bulunan diğer kadınlara olan yaklaşımları, toplantıdaki ciddiyetsiz tavırları, benim yanımda benim anlamamam için Kürtçe konuşmaları beni o ortamdan uzaklaştırdı. Gençlik içinde milliyetçi olan grup, ırkımdan dolayı beni dinlemiyordu. Parti içindeki birine Komutan …. kod adlı ………. ile ilgili; onun örgüt içi infaza kurban gittiği konusunu açmıştım. (Bana bu bilgiyi; abisi, örgütün ilk kurulduğu zamanlarda örgüte katılmış ve ölmeden önce bulunduğu bölgenin komutanı olan biri anlattı… Bize örgütle ilgili bilgi verirdi. Abisi örgüte katıldığı için ailesi çok sıkıntı çekmişler, örgüte katılan abisi hapisteyken (konuşması için) gözlerinin önünde babasını öldürmüşler. Biz çok etkilenirdik tabii. Örgütün büyük bir yalanını söylemişti bize, doğrusu ben çok şaşırmıştım. Savaş taktiği diye geçiştirmişti sonrasında. Meğer örgüt içinde birisi ….’yı kıskanıp yerine geçmek için öldürmüş, ilk kurşunu devlet sıkmamış. Bu konu örgüt içinde dahi konuşulması yasak olan bir durum.) O kişi de PKK’nin uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını ve YDGH içindeki kişilerin uyuşturucu kullandıklarını, PKK içindeki kişilerin cinsel ihtiyaçlarını gideremedikleri için ilaç kullandığını, örgüt liderinin aslında imralı’da olmadığını, Paris’te öldürülen Sara kod adlı Sakine Cansız’ı PKK’nin infaz ettiğini ve daha bir sürü şeyi paylaşmıştı benimle. Bunları parti içerisinde paylaştım ve söyleyen kişiye bazı konularda katıldığım için ona destek verdiğim için de gözlerinde ajan olma ihtimalim yükseldi.
Bu konulardan tartışmalar çıkıyordu. Toplantılardan önce çantam karıştırılmak isteniyor, kavga çıkıyordu. Birinin sakalı olduğu için de IŞİD’li bir ajan olduğu söyleniyordu. Dedikodular kavgalara neden oldu ve doğal olarak herkes dedikoduları ortaya atan grubu tutmaya başladı. Devreye farklı birimler girdi, Bu olaylar yüzünden içimde partiye karşı inanılmaz bir soğuma oldu Elhamdu Lillâh.
Soru: Gençleri çekmek için ne gibi taktikler uyguluyorlar?
Cevap: Özellikle kahramanlık hikâyeleri“Sen de mücadelemize ışık tutacaksın; sen özelsin, bunu sadece sen yapabilirsin” tarzı söylemler.
İnsan yazarken ne kadar basit geliyor, ama içinde bulunulan ortam o kadar farklı ki; bu sözler insana çok özel hissettiriyor kendini.
Biz gençlerin hoşuna gidecek her şeyi yapıyorduk doğrusu. Toplanıp bir ilçe binasında 25 kişiye yemek yaptığımı bilirim, sırf bizimle vakit geçirsinler diye. Bu yemek olayını çok yapardık mesela, çiğ köfte partisi, baklava partisi, kartopu savaşı, birlikte konsere gitme, ilçe arabasını kaçırıp gezme, stratejik düşünmemizi arttıracak oyunlar, basit gelebilir ama birlikte halay çekmek için buluştuğumuz olurdu. Yeni biri olduğu zaman uzun saatler sohbet ederdik, parti binasında kaldığımız dahi olurdu. Sürekli o kişilerle ilgilenme, kendimize daha çok çekmek amaçlı parti dışında kurulan arkadaşlıklar.
Hatta şu dipnotu ekleyeyim; Bir erkek vardı. Sırf daha çok kadın gelsin diye onlarla duygusal ilişkiler kurar partiye dâhil ederdi. Yine eğer yeni biri varsa görevler verilir, daha çok sevmesi için onu daha çok dâhil ederdik bir şeylere. Pankartı ona tutturur, karanfilleri ona dağıttırırdık en basitinden. Bu durum o kişide çok farklı hissiyatlar uyandırırdı. Sattığımız dergiler için herkesten para alırken ona hediye ederdik mesela. Kısacası önemsiyormuş gibi yapardık o kişiyi. Ve bu her zaman etkili bir taktikti.
Soru: İslâm’a dönüşün nasıl oldu?
Cevap: Partide karmaşık bir durum söz konusuydu. 15 Şubat’ta yakalanan kişi; ben de dahil olmak üzere 5 kişinin örgüte katılması yönünde tabiri caizse psikolojik baskılar kuruyordu. Hepimizle tek tek görüştü.Benimle görüşürken ise, bir yazı açtı önce onu okuttu. Okuduğum yazı KCK’nin gençlere çağrısıydı. Sıkıntılı bir süreç olduğunu, gençliğe ihtiyaç olduğunu anlatıyordu. Yazı hakkında düşüncelerimi sordu, belirttim. Ardından bana, mücadeleye destek verdiğim için çok mutlu olduğunu, örgütün beni çağırdığını anlattı. Birilerinin, arkada kalanlara öncü olması gerektiğini ve örgütün kararıyla da bu kişini ben olduğumu söyledi. İlk başta içimi bir gurur ve onur kapladı. Bu davaya canını vermiş onlarca kadın Şehid (!) gibi olabileceğimi, senelerdir hayalini kurduğum yaşama kavuşacağımı düşündüm. Çünkü buralarda, bu beton yığınlarında çürümek istemiyor, özlediğim dağ yaşamına kavuşmak istiyordum. Peşimden gelebilecek onlarca insanı düşünüyordum. “Biliyorsun heval, PKK’nin ilk şehidi bir Türk (Haki Karer). Onun verdiği mücadele ile PKK içerisinde birçok ırk var. Bugün özellikle YPG içerisinde birçok ırktan ve inanıştan insan mevcut. Yaşamın gelecek nesillere ışık tutacak” gibi şeyler zırvaladı. “Ne zaman?” diyebildim sadece. “Yarın sabah” dedi. Neden bu kadar erken diye düşündüm. “Kaybedecek zaman yok, seni çağırıyorlar, örgüt senden çok umutlu, bu bölgede bunu bir tek senin yapacağına inanıyorlar, çok araştırıldın ve seçildin; bir mektup yaz bu akşam, tüm hazırlıklarını yap sabah gideceğiz. Mektubu ailene ulaştıracağız sen yerine ulaşınca” dedi. Düşündüm biraz. “Yoksa senin yoz bir ilişkin mi var” dedi suçlayıcı bakışlarla. Bizim sevgilimiz olamazdı partinin kurallarına göre. Örgüte göre aşk özgür yaşamdı. Zaferi olmayanın aşkı da olamazdı. Kararı kendisine bildireceğimi söyleyerek ayrıldım.
Beşimiz istişare ederek kalmaya karar verdik. Kendisine de belirttik. Buradaki mücadele bizim için daha önemli dedikçe o bizi gitmeye zorluyordu. Ardından yakalanma süreci oldu da, Rabbimin çıkarttığı üçüncü engelle burada kaldım Elhamdu Lillâh.
Tüm bu karmaşalar sonucu biraz uzaklaşıp, arkadaşımla vakit geçirmem gerektiğini düşünüyordum. Günlerim onunla geçerken, o bir buluşmamızın akşamında kötü bir rüya gördü. İkimizi mahşer meydanında görüyor, her yer duman içinde. Ben ona yalvarıyormuşum beni kurtar diye, o ağlıyor. Bir ses “Öyle olmak istemiyorsan tövbe et, bak o cehenneme gidecek” diyor, arkadaşım çok etkilenip ağlayarak bana anlatıyor. Subhân Allâh. Ben aldırış etmiyorum geçiştiriyorum, bir rüya diye. Üzerinden 1 hafta-10 gün geçiyor. Hayatımın en korkunç rüyasıydı. Subhân Allâh. İliklerime kadar yaşadım o anları. Uyuyorum, cehennemin kapısında uyandım. Yüzümü, bedenimi saran sıcaklıkla uyandım. Yalvarıyorum. Allah’ım ne olur bir şans ver, vallahi çok pişmanım. Rabbim bir kere namaz kılayım da öyle at beni cehenneme.. Bir ses.. “Sen o hakkı kaybettin, atın cehenneme!” Uyandım. Uyandığıma ilk kez bu kadar şükretmiştim. Ezan okunuyordu uyandığımda. Bedenim, cehennemin sıcağını hissetmiş gibiydi. Yazın en kızgın güneşin altında kavrulursunuz da, deriniz ateş gibidir hani; işte öyleydim, uyandığımda.
Ve o sabah namaza başladım. İman ettim, tüm çevremle iletişimimi kestim. Bütün hesaplarımı kapattım, numaramı değiştirdim. İman ettim bir hafta sonra Rabb’im hidayet nasip etti, Tevhid’le tanıştım. Elhamdu Lillâh hidayetim o kadar çabuk gerçekleşti. Rabbime ne kadar şükretsem azdır.
Soru: Gezide olan olaylara ve daha önceden yaşadığın olaylara baktığında bütün bunları şimdi nasıl değerlendiriyorsun?
Cevap: O kadar iğrenç; kâinatın en pis çöplüğünden bile daha pis bir cahiliye hayatım varmış. Allâh Subhânehu ve Teâlâ beni ve sizleri affetsin. O süreçte özellikle eşcinsellere ve kâfirlere karşı içimde aşırı bir sevgi oluşmuştu. Allâh onlara hidayet nasip etsin, hidayete tabii olmayacaklarsa da helak etsin. Özellikle gezi sürecinde çok kez ölümden döndüm, keza örgüte katılım isteklerinde de Rabb’im hep bir engel çıkarttı. Şimdi o günleri düşünüp, sadece “Elhamdulillah” diyorum. Rabb’im, ne kadar büyüksün ki, senden ve sevdiklerinden uzak durup; sana düşman olan kim varsa onları dost bilmeme rağmen benim gibi avam birine hidayet nasip ettin. Ben kendimden ümidimi kessem de, Sen benden ümidini kesmedin. Rabb’im benim kâfir olarak ölmeme izin vermediği için ne kadar şükretsem azdır.
Soru: Allâh Subhânehu ve Teâlâ sana hidayet nasip ettikten sonra, seni eski çevrenden görenler oldu mu? Sana nasıl tepki verdiler? Hiç tehdit edildin mi?
Cevap: Sosyal medya üzerinden, eski bir tanıdığıma denk geldim. Benim sürekli ayet, hadis vb paylaşımlar yapmam dikkatini çekmiş. YPG’ye karşı Mücahitlere dua ettiğim için bana “Sen Mücahide bir fa…şesin, o köpeklerin ajanısın” gibi şeyler dedi. Kimseyle görüşmediğim ve hidayete tabii olduğumu bilmedikleri için herhangi bir tepki almadım. Ama şu an ki Müslüman kimliğim bilinse, can güvenliğim tehlikede olur.
Soru: PKK içerisindeyken manevi bir boşluk hissediyor muydunuz? İslam ile bu boşluk doldu mu?
Cevap: İçimde anlamlandıramadığım bir boşluk vardı her zaman. Kendimi hiçbir yere ve hiçbir şeye ait hissedemiyordum. Bunun aslında ilk başlarda İslâm’dan uzak yaşantım nedeniyle olabileceğini düşünüyordum. Yaşadığım şeylerin keyfi bittikten sonra içinde anlamsız bir huzursuzluk oluyordu. Hayatım yavan geliyordu doğrusu. Ve o yüzden hep daha fazlasını istiyordum yaptıklarımın.
Mesela örgütte ‘kamulaştırma’ diye bir tabir vardır. Hırsızlık bildiğimiz. Gidersin bir şey çalarsın, onu örgüt için yaptığından dolayı hırsızlık olmaz. Çaldığın kişi kapitalisttir, sen sistemden çalarsın. Anlayış budur. Mesela bu tür davranışlara şahit olurdum; o an yaşanırken heyecan verici olurdu birilerini izlemek fakat daha sonrasında, Mesela kendimle muhasebe yaparken bu bana çok rahatsızlık verirdi. O eylemi yapmamış olsam da izlemek bile huzursuz ederdi düşününce. O zaman beni bekleyen bir son olduğuna inancım olmadığı için bu muhasebe sırasında rahatsız olmamı anlamlandıramazdım. Daha sonra yaşanan şeyler bende müthiş bir depresif hal oluşturmuştu. Yaşadığım sıkıntılı süreçte bir şeylere sığınmak, güç almak istiyordum. Bir insan bunu karşılayacak düzeyde değildi. Elhamdu Lillâh İslâm ile tamamlanmış hissettim kendimi. Rabb’im beni İslâm ile şereflendirdikten sonra geçmişteki o depresif hallerimden eser kalmadı. Kendimi bir yere, bir şeylere ait hissedememe hissinden uzaklaştım. Tabiri caizse yeniden doğdum. Meryem Suresi 4. Âyet’te diyor ya; ” Ve ben, Rabbim, sana ettiğim dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.” Rabbim İslâm’a sarılan kimseyi, cahiliyesinde düştüğü o dipsiz boşlukta bırakmıyor.
Soru: Gençlere ne tavsiye etmek istersin?
Cevap: Kardeşlerim! Size Rabb’imin bir sözü ile tavsiyede bulunmak istiyorum; Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan kesin olarak ayrılmıştır. Artık her kim Tağut´a küfredip Allah´a iman ederse, işte o, en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah, işitir, bilir.
Ummu Sa’d.
Qamar Al Quds / El Mukaveme Medya
Kaynak : El Mukaveme Medya
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


Haber var islah eder, haber var ifsad eder
Şahımerdan Sarı Hoca