Video Foto Galeri Yazarlar
21.11.2017 - Salı

Şahımerdan SARI

Ahid Söz Vermek ve Ahde Vefa - 2 Bölüm

Hayatlarında ahde vedasızlık yapabilen mahluklar (bilebildiğimiz kadarı ile) sadece insanlar ve cinlerdir. İnsanlar ve cinlerde hem akıl ve hemde nefis olduğundan ‘’Ahde Vefa’’ insanlar ve cinler açısından son derece önemlidir.

13 Nisan 2017 17:02
A
a

(Yazının 1. Bölümü) 
http://www.islahhaber.net/makale/ahid-soz-vermek-ve-ahde-vefa---1-bolum/


Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, Din gününün Maliki Allahü Teala (cc)’ya mahsustur. Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) Efendimize, aline, ashabına ve tüm Müslümanların üzerine olsun.

Hayatlarında ahde vedasızlık yapabilen mahluklar (bilebildiğimiz kadarı ile) sadece insanlar ve cinlerdir. İnsanlar ve cinlerde hem akıl ve hemde nefis olduğundan ‘’Ahde Vefa’’ insanlar ve cinler açısından son derece önemlidir. Zira gerek hayvan olsun gereksede bitki olsun mahlukatın zaten ahde vefasızlık yapma güçleri bulunmamaktadır. Bizde kitabımızda ahde vefa’nın insanlar için önemini izaha gayret ettik. Esasen Kur’an-ı Kerim’de zikredilen diğer varlıkların ahde vefaları insanın kendisine hem örnek olması hemde ibret vesilesi olması içindir. Bu sebeble biz de Kur’an-ı Kerim’de bu hususta zikredilen nasslardan çok kısa da olsa örnekler vermeye gayret edelim.

Yerde ve gökte bulunan, canlı ve cansız, maddi ve manevi, zerresinden küresine kadar mahlukatın tamamı (hem de isyerek Allahü Teala (cc)’yı tesbih ederler. Nitekim Allahü Teala (cc) Kur’an-ı Kerim’de bu hususta şöyle buyurmuştur:

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ 
وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ 
اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاء*


 ‘’Görmedin mi ki şühhesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerinede azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (Hacc Suresi 18. Ayet)

وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ
 
‘’Göklerde ve yerde kim varsa yalnızca O’na aittir. Hepsi O’na boyun eğmektedirler.’’ (Rum Suresi 26. Ayet)

 

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

 
‘’Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tesbih etmektedir. 0, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O’nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (Hadid Suresi 1-2. Ayetler)

İnsanların cansız diye bildiği bütün varlıklar Allahü Teala (cc)’ya her an secde etmektedirler. Nitekim Allahü Teala (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
 
وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
 
‘’Bitki (yahut yıldızlar) ve ağaç (O’na) secde etmektedirler. (Rahman Suresi 6. Ayet)
 
Varlıkların ışık karşısındaki yansıması olarak bildiğimiz ‘’gölgeler’’ dahi bizim mahiyetini (en azından bugün) anlayamadığımız şekilde birer mahluktur. Bu mahluklar (gölgeler) Allahü Teala (cc)’ya isteyerek secde ederler. Nitekim Allahü Teala (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:


وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ*

‘’Göklerde ve yerde her ne varsa – isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa – Allah’a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O’na secde eder.) (Rad Suresi 15. Ayet)

Elbette Kur’an-ı Kerim’de geçen bu hakikati cahili eğitim sisteminden geçmiş ve Aristo mantığına göre yetiştirilmiş fertlerin anlaması kolay bir hadise değildir. Bizim ‘’cansız’’ diye bildiğimiz mahluklara Kur’an-ı Kerimin ayetleri doğrultusunda ‘’ruhsuz’’ dememiz mümkün değildir. Bütün mahlukatın kendi hilkat kapsamı ve istikametleri dahilinde bir irade ve ihtiyarları mevcuttur. Keyfiyetinin insanoğlu tarafından anlaşılmamasının fazla önemi yoktur. Esasen insanoğlunun ‘’ruh’’ konusunda fazla bir şey bilmeleri de söz konusu değildir. Bu tespit kat’i nasslara dayanmaktadır. Nitekim Allahü Teala (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

 

 


وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً

‘’Sana ruh’dan sorarlar; deki: ‘’Ruh Rabbimizin emrindedir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir. (İsra Suresi 85. Ayet)

Yerde ve gökte bulunan bütün varlıklar kendi hilkat ve kapasitelerine göre mutlaka ilahi bir teklife muhataptırlar. İrade ve ihtiyarlarının sınırları kendilerine verilen imkanlar nispetindedir.

Yaptıkları ibadet şekillerini (tesbihlerini) isyeterek kabul etmişler ve kabullerini ifa etmişlerdir. Ahde Vefa göstermişlerdir asla vefasızlık sergilememişlerdir. Bu konuda Allah Teala (cc) bir ayet-i kerime’de şöyle buyurmaktadır:

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ 
وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

 

 

‘’Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmezmisin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir. (Nur Suresi 41. Ayet)

Mahlukat hayatları boyunca Allahü Teala (cc)’nın iradesibe tabiidir. Bütün amelleri ile Allahü Teala (cc)’yı tesbih etmektedirler. Allahü Teala (cc) var kıldığı müddetçe de bu durum devam edecektir. Hepsi Allahü Teala (cc)’yı isteyerek tesbih etmekte ve sürekli hamd etmektedirler. Nitekim Allahü Teala (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَادًا 
ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ
وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ 
أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ
ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ 
كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ

Deki: ‘’Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkar ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.’’ O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi;ona ve yeryüzüne, ‘’İsteyerek veya istemeyerek gelin’’ dedi. İkisi de, ‘’İsteyerek geldik, dediler’’. (Fussilet Suresi 9-10-11. Ayetler)

Ayet-i Kerime birçok hakikati kendisinde barındırma keyfiyetine sahiptir. Bizde mesele hakkında birkaç cümlede olsa değinmeyi zaruret olarak görüyoruz.
 
Günümüzde astronomi ve kimya ilimlerinin hatta bütün tecrübi ilimlerin şu ana kadar tespit ettikleri "doğru bilgiler" ancak Kur'an-ı Kerim'in ifade buyurduğu icazkar beyanlara ve bizzat Kur'an-ı Kerim'e götürmektedir.
 
Bundan yaklaşık "15 milyar yıl" önce Allahü Teala (cc)'nın yaratmış olduğu kainat, atom halinde iken Allahü Teala (cc) ona bir nizam verip yerleri ve gökleri birbirinden ayırmıştır. Bütün mahlukat Allahü Teala (cc)'nın hitabına hazır halde idi. Hitaptan sonra ilk itaat o kadar hızlı gelişti ki, saatte tam 20 ışık yılı hızlı kıvılcımlar gibi dünyadan milyonlarca defa daha büyük olan, milyarlarca yıldız arşın altındaki ilk atomdan genişleyerek saçılıp ayrıldılar. Ve birer yörüngede dönmek üzere tesbih edere müsahhar oldular. Bu şekilde belli bir mekanda istikrar buldular. Bütün mahlukat Hz. İsrafil (as)'ın sura üfürmesini beklemektedir. O zamana kadar hepsi yerlerinde kalacak ve Allahu Teala (cc)’yı sürekli tesbih edeceklerdir.

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا
 
"O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sura üfürülür de onları toptan bir araya getiririz. " (Kehf Suresi 99. Suresi)

Nihayet yıldızların ( uzayda) istikrarından milyonlarca sene sonra yıldızlardan kopan parçalar gezegenleri oluşturdular. Yıldızlardan veya gezegenlerden kopan parçalardan bir kısmı uyduları oluşturarak gezegenlerin etrafında yüzmeye başladılar. Gerek gezegenler olsun gerek uydular olsun yıldızların etrafında yüzerek Allahü Teala (cc)'yı tesbih etmektedirler.
 
لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
 
"Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. " (Yasin Suresi 40. Ayet)

Milyarlarca yıldızın oluşturduğu galaksiler belli bir yörüngede yüzerler. Bu galaksilerden milyarlarca olduğu tahmin olunmaktadır. Dünyadan yaklaşık olarak ı milyon 300 bin defa büyük olan güneş en küçük yıldızlardan birisidir.
 
Bilimsel tezlere göre Dünyanın soğuması sonucunda kara ve denizler birbirinden ayrılmıştır. Daha sonra da bitkiler ve hayvanlar yaratılmıştır. Yaklaşık olarak 1,5 milyon yıl önce de Hz. Adem (as) yeryüzüne gönderilmiştir. Kıyamete kadar insanların yeryüzünde ikamet edeceği kat'i nasslar ile sabittir. Bilinebildiği kadarı ile dünyanın dışarısında insanın yaşayabileceği bir ortam uzayda mevcut değildir. Dünya öyle bir yerdir ki; etrafını saran ve yaklaşık ıooo km kalınlığındaki atmosfer tabakası insan hayatı için hayati bir önem taşımaktadır. Bununla beraber yerde ve gökte bulunan bütün varlıklar insanın istifadesi için yaratılmıştır.
 
وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالْنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالْنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ 
يَعْقِلُونَ
 
"O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.
Bütün yıldızlar da O'nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır." (Nahl Suresi 12. Ayet)

Dünyanın kendi ekseninde saatte 1000 mil hızla dönmesi gece ve gündüzün oluşması için bir vesiledir. Esasen gece ve gündüzsüz bir hayat insan için akla bile getirilmek istenmez. Güneşin etrafında saatte 60.000 mil süratle dönen dünya 365 gün 6 saatte turunu tamamlar. Bu dönüşünün 23,5 derecelik eğimle birlikte olması mevsimlerin meydana gelmesini sağlar. Görüldüğü gibi kainatta olan her iş belli bir hesaba dayanmakta tesadüf kelimeleri komik kaçmaktadır.
 
Dünyanın uydusu olan ay; dünyaya 384 bin km'lik bir uzaklığa sahiptir. Güneşle birlikte hem zamanın hesaplanmasında hem de çok değişik faydalar sunarlar. Ayın bir gece lambası gibi durması ayrı bir süs ve güzelliktir. Hele güneşin saatte 360 milyon ton hidrojeni yakarak dünyaya ısı ve ışık göndermesi Allahü Teala (cc)'nın dünyadaki insanlar için vazgeçilmez nimetleridir. Esasen Kur'an-ı Kerim'de kıyamet gününden bahseden ayetlerde güneş ve ayın yok olmalarından bahsetmesi son derece ibret vericidir. Allahü Teala (cc) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
 
إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ
وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ
وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ
وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ
وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ
وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ

 
"Güneş, dürüldüğü zaman, Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü zaman Ve yüklü develer salıverildiği zaman. Vahşi hayvanlar toplanıldığı zaman. Ve denizler ateş ile dolduğu zaman. Ve ruhlar çiftleştirildiği zaman. " (Tekvir Suresi 1-7 Ayetler)

Gördüğümüz bütün varlıklar insan için insana hizmet için yaratılmıştır. Bütün bu ihsanlar alemlerin rabbi Allahü Teala (cc}'dandır. Mahlukatın tamamı bütün hareketleri ile Allahü Teala (cc)'yı tesbih ederek yüzmektedir. Nitekim Allahü Teala (cc) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

 
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
 
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yö-rüngede yüzmektedirler. (Enbiya Suresi 33. Ayet)

Bütün bu açıklamalardan sonra anlaşılmaktadır ki, kainattaki bütün varlıklar kendi hilkat kapasitelerine göre teklif-i ilahiyeye muhataptır. Her varlık kendisine verilen görevi hakkı ile yapmak zorundadır. Fakat bu zorunluluk akıl ve düşünceye dayanmadığından ceza veya sevap almaları söz konusu değildir. Elbette hareketleri ibadet hükmündedir ve varlıkları ile akıl sahiplerine ibret ve ayetlerdir. Allahü Teala (cc) bir ayet-i kerime'de şöyle buyurmaktadır:

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتاً فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 
هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ 
بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ 
 
"Allah Teala'yı nasıl inkar ediyorsunuz ki sizi ölüler iken o diriltti. Sonra sizi öldürecektir. Sonra da sizi diriltecektir. Sonra da O'na döndürüleceksiniz. Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir ." (Bakara Suresi 28-29. Ayetler)

İnsanların sevab veya günah kazanmalarına vesile olan ahidleri mevcuttur. Bu onların akıl sahibi bir varlık olmalarından ileri gelmektedir.
Esasen akıl sahibi mahluklar içerisinde olan melekler ve cinler de dahil olmak üzere mahlukat içerisinde en kabiliyetli ve yetkili olan insanoğludur. Hatta insanın maddi ve manevi alemin bir özeti olduğunu söylememiz mümkündür.

 
Şahımerdan Sarı Hoca'nın ''İslam Akaidi'' Kitabından Alıntıdır. 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder