Video Foto Galeri Yazarlar
25.6.2018 - Pazartesi

Muhyiddin Erkam

ALLAH (C.C)'NUN KULU OLMANIN ŞARTI

İlkelerini Allâh’u Teâlâ’nın kanunlarından almayan her sistem, her kurum, her düşünce, her davranış kuralı, her gelenek tâğut kapsamına girer...

3 Ocak 2018 12:22
A
a
إِنَّ الْحَمْدَ لِلَّهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.

Tarih boyu bütün peygamber Allah c.c nün emirlerini yeryüzünde bulunan bütün kavimlere ve kabilelere tebliğ etmek için görevlendirilmiş ve istisnasız olarak bu sorumluluğu artarda gelerek birbirlerinin de sözlerini tasdik ederek gerçekleştirmişlerdir.

Onların tebligatında ki temel konu hiç şüphesiz Allah c.c ye iman ve onu birlemek ( Tevhid akidesi ) ve bu imanın önünde beliren en büyük engel olan Tağuta kulluktan ictinab etmeyi emretmek suretiyle şirk koşma anlayışının yıkılması üzerinde olmuştur.

İnsan benliğini bölünmüş ve parçalanmışlıktan, Allah ile birlikte bir çok nesneye kulluktan ( Şirk akidesi budur ) kurtarmak böylece yer semasında İlahi nizamı ve otoriteyi sağlamak, insanlığa yaratıcısını gerçek anlamda tanıtmaya engel olacak fitne ortamlarını yıkmak, insanlığı din ve dünya selametine eriştirmek için üstün bir çaba ve hizmet içerisinde usve-i hasene olmak için mücadele etmişlerdir.
Onlar bu ilahi misyonun bir parçası olarak bu akidenin taşınması için çaba sarf ederlerken tabi ki karşı safta insanlığın baş belası olan şeytan aleyhillane insanları fitne ağına düşürmek yaratıcıyı yanlış tanıtmak onun hidayetine set olmak ve peygamberlerin çabalarını boşa çıkartmak,insanlığı egemenliği altına almak gayesiyle kendi askeri konumunda olan Tağuti sistemleri ve kişileri devreye sokmuş, onlar vesilesiyle hidayetin düşmanlığını yapmıştır.

Tabi ki bu hile ve tuzaklarında farkında olan peygamberler insanları bu konuda şeytani düzenlere ve sistemlere, şeytanlaşmış insanların hakimiyetine kulluktan uzak durmaya çağırmakla onların nefretini de aynı zamanda üzerlerine çekmişlerdir. Tabi ki iki arada bir derede misali ortada kalan insanlar bu ilahi davet karşısında safını haktan yana seçerek hidayete erdirilmiş veyahut Tağuti sistem ve kişilerin gerek ortaya koyduğu korku psikolojisi gerek kişisel düzenlerinin yıkılma korkusu gerekse de kula kulluğun bir neticesi sebebiyle çıkar ve menfaatlerinin dumura uğraması gibi sebeplerle çağrıya kulak tıkamış böylelikle kendi iradeleriyle sapıklık ( delalet yolu ) onlara hak olmuş ve semadan inen ilahi cezaya çarptırılan kişilerden olmuşlardır. Allah c.c bu konuda şöyle buyuruyor;

 
َلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ  
 
Andolsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tâğut'ta kulluk etmekten sakının» diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün,(tevhidi) inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! (Nahl - 36)

Tabi ki gerek tarihsel tetkikler neticesinde, gerek Kitabı Kerim'in ifadelerinde görüldüğü üzere helak edilen kavimlerin helak neticesinden arta kalan kalıntıları herkese malum iken işin enteresan boyutu onların neden helak edildiğini düşünmeden onların düştüğü akıbete acaba kendilerinin de düşüp düşmediğini bilmeden bir hayat sürmeleridir. Aslında burada asıl suç son peygamber Hz. Muhammet A.s' dan sonra onun tebligatını insanlığa götürmek ile emir olunmuş olan islam ümmetinin zaafiyeti , parçalanmışlığı ve otoritesini kaybetmesinden kaynaklanan sorunların giderilmesi için cihad etmeyen sözde müslümanlarındır.

Hatta akıbet o dereceye ulaşmış durumdadır ki kendini Hz. peygambere izafe eden insanlar tağut kavramı, peygamberlerin gönderiliş gayesi, Tevhid akidesi konusunda hiç bir ilmi olmadan ve sıratı mustakim yolu kendilerine ayan olmadan yaşadıkları hayatla cennete gittiklerini düşünecek duruma kadar gerilemişlerdir. Halbuki taassubtan uzak ufak bir araştırma neticesinde görülecektir ki kendilerinden önceki kavimlerin helak sebeplerinin neredeyse tamamı kendi hayatlarını kuşatmış durumda ve ilahi rahmet sahibinin toplu helakı kaldırması olmasa helak edilecek listenin başında yer almaktadırlar.

Hal böyleyken değinilmesi gereken bir başka meselede şudur ki Tağuttan ictinab ettiğini ve Allah'ı tevhid ettiğini söyleyen kişilerin meseleyi sadece şahıs ve sistemlere indirip de kendi islama uygun olmayan kişisel düzenlerinin muhasebesini yapmadan ( üstelik mimarı da kendileridir ) Allah'ın indirdiğine uygun olmayan, onun sınırlarını aşan nefsin' de bir Tağut olduğunu görmezden gelme hastalığı içinde cahiliyeden kırıntılarla değil yığınlarla yaşıyor olmalarıdır. Meseleye sadece sistemsel bakanlar geçmiş hayatlarındayken üç, beş yılda bir gündemlerine onu aldıklarını onun için harekete geçtiklerini unutup nefislerinin her daim kendileriyle beraber olduğunu görmezden gelmektedirler. Öyleyse içtinap edilmesi gereken tağutun tarifi konusunda islam ulemasının görüşlerine başvuralım;

Tâğut kelimesin masdarı olan “tuğyân”: “İsyan etmek, haddi aşmak, azgınlık ve sapkınlık” gibi anlamlara gelmektedir. [Bak: “T-ğ-y” Maddesi: İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab; Firûzâbâdî, el-Kâmûsu’l-Muhît; Zebidî, Tâsu’l-Arus; Ragıb, Mufredat;… İbn Cevzî, Zâdu’l-Mesir: 1/231-232; Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 3/281.]

Tabiînin büyüklerinden İmâm Mücâhid rahimehullâh’tan rivayet edildiğine göre tâğut: “İnsânların idârecisi konumunda bulunan, halkın kendisine danışıp işlerinin hükme bağlanmasını istedikleri, insân sûretindeki şeytânlardır. Tâğut (Allâh’ın kanunları dışında) kendisine başvurulan insânların efendisidir.”  [Suyutî, ed-Durru’l-Mensur: 2/22.] 

İmâm Taberî rahimehullâh’a göre tâğut: “Allâh’a karşı isyânkâr olup, zorla, zorlamayla veya gönül rızâsıyla kendisine itaat ve ibadet edilen, insân, şeytân, put, heykel ya da herhangi başka bir şeydir.” [Taberî, Câmiu’l-Beyân: 5/419.]

İmâm Mâlik rahimehullâh’a göre tâğut: “Allâh’tan başka (kendisine) itaat ve  ibâdet edilen her şeydir.” [Mukâtil bin Süleymân, el-Eşbâh ve’n-Nezir fi’l-Kur’âni’l-Kerîm: 142-143.] Leys, Ebû Ubeyd, Kisai, Vahîdî ve lügatçilerin cumhuru da bu görüştedir. [Nevevî, el-Minhâc fi Şerhi Sahîhi Müslim: 3/18.] 

İmâm İbn Kayyim rahimehullâh ise tâğut kavramı hakkında takdire şâyân bir tanım yaparak şöyle demiştir: “Tâğut: Kendisine ibâdet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsânların tâğutu, Allâh ve Rasûlü’ nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allâh’tan başka kendisine muhâkeme olunan, ibâdet edilen ve Allâh’ın emrine dayanmaksızın, Allâh’a itaat etmeksizin kendisine tâbi olunanlardır. Bunları düşünür ve insânların durumlarına bakarsan, insânların çoğunun Allâh’a değil tâğutlara ibâdet ettiğini, Allâh ve Rasûlü’nün hükümlerine değil, tâğutların hükümlerine muhâkeme olduklarını, Allâh ve Rasûlü’ne değil, tâğuta itaat edip tâbi olduklarını görürsün.” [İbn Kayyim,  İlâmu’l-Muvakkıîn: 1/40.] 

Şehid Seyyid Kutub rahimehullâh, şöyle demiştir: “Tâğut, ‘tuğyân’ kökünden türemiştir. Gerçeği çiğneyen Allâh’ın kulları için çizdiği sınırı aşan düşünce, sistem ve ideoloji anlamına gelir. Bu düşüncenin, sistemin ve ideolojinin, Allâh’a inanmaktan, O’nun koyduğu kanunlara uymak gibi herhangi bağlayıcı bir kuralı yoktur.
 
İlkelerini Allâh’u Teâlâ’nın kanunlarından almayan her sistem, her kurum, her düşünce, her davranış kuralı, her gelenek tâğut kapsamına girer. Buna göre ancak kim tâğutun karşısına çıkar ve sistemindeki kâfirliklerin tümünü kökünden reddederek Allâh’a inanır ve yalnızca ona boyun eğerse kurtuluşa erer.” [Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân: 1/292.]
 
 
Bu tanımlar daha çok ictimai ( toplumsal ) alanda Allah'a ortak koşmaya götüren, İnsanları kendine kulluk ettiren Tağut tanımını içermektedir.

Birde Ferdi planda kişisel hayatta insanın öz nefsinde heva ve hevesini Allah'a ortak koşturan Tağut vardır ki onun tanımı da; İmam maverdi ve İmam beğavi gibi Alimlerimizin ortaya koyduğu ;
İmâm Beğavî rahimehullâh ise tâğutu şöyle tanımlamıştır: “Tâğut: İnsânın tuğyân etmesine ( Allah'ın hükümlerini hiçe saymaya) sebeb olan her şeydir.” [Beğavî, Meâlimu’t-Tenzîl: 1/350.] Şeklindedir.

Hilafetin ilga edilmesinden sonra ortaya çıkartılıp istila edilen islam topraklarına dayatılan demokratik-laik, liberalist-kominist, krallık veya monarşi gibi Allah'a ait yetkileri kendinde gören sınırı aşan , azgınlaşan ve Allah'a baş kaldıran sistemler, Allah c.c nün yalnız kendisine kulluk etmekle imtihana tabi tuttuğu insanları kendi egemenliğine isteyerek severek boyun eğdirmek suretiyle kendine kul edinmiş birer tağut hükmündedirler. Gerçek ve hak din ( nizam ve otorite ) olan islamın yerini alan bu sistemler islama göre batıl din hükmündedir. İdeolojinin hangi ismiyle mevcut olması durumu değiştirmeden ilahlık ( hakimiyet ve ibadet ) iddiasında bulunmak suretiyle insanları Allah'ın indirdiğine boyun eğmekten alıkoyup hidayetin önüne set olmaktadırlar. Örneğin mirasını Allah'ın indirdiğine göre paylaştıramayan, boşanma ve evlenmede Allah'ın sınırlarına riayet edemeyen vs meselelerde beşeri ( Tağuti ) ideolojilerin kural ve kanunlarına göre bir muamele etmeye zorlanmaktadırlar ki bu durum apaçık bir şekilde vatandaşın üzerinde ilahlık iddia etmek onun dinini değiştirmek istemek ve kendi egemenliğine kulluk ettirmek demektir. Bu durumu normal karşılayan veyahut bu durumun bekasını sağlayan bu değirmene isteyerek su taşıyan her bir kimse ister farkında olsun ister olmasın görünürde tağuta ( arka planda şeytana ) kulluk etmiş ve onun isteklerini Allah'a değişmek suretiyle ya küfre veyahut onunla birlikte Allah'ın indirdiğine de saygı göstermek suretiyle şirke düşmüş her iki durumda da dinden çıkmış delalet yoluna sürüklenmiş demektir.

 
 
اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ  

Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına kulluk ( itaat ve boyun eğiş ) etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.  (Yûsuf - 40)

Bu ayeti kerimeden de anlaşılacağı üzere hükmetme yetkisi Allah'ın indirdiği kanunların dışında ki kanunlara verildiğinde , onlara hayat hakkı tanındığında, meşruluğu kabul gördüğünde isteyerek ve severek veyahut bir sıkıntısı hissedilmeden uyulduğunda ( yani ikrah şartları dışında ) o kişi yetkiyi verdiği sistemin ( Yani Tağutun ) kulu haline gelmiş olur. Tam ters açıdan bakıldığında ise hakimiyet yetkisi ancak Allah'a verildiğinde onun kulu olunmuş olur.

İşte tam burada Tağut kavramını daha iyi anlıyabiliyoruz ki Allah'a ait yetkileri kendinde gören kısmi ve cuzi dahi olsa bu iddia içerisinde olan her şey Tağut olduğu gibi kendisine bu yetkilerin verildiği böyle inanıldığı ve kabul edildiği herşeyde Tağut hükmündedir. Dolayısıyla onlara tabi olanlar onun kulu hükmünü alırlar ve yaratıcılarına şirk koşarlar ki günümüzün en büyük arızası tamda budur.
Halbuki Allah c.c bu meselede tek yetkilinin ancak kendisi olduğunu apaçık bir şekilde bildirmektedir;

 
اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثاًۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ  

  Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!   (A’râf - 54)

Hakimiyet veyahut ibadet neden ona mahsus olmasın ki şuan içinde yaşadığımız şu dünyadan insanları ve cinleri çıkartarak bir düşünelim, yağmur yağmaya, güneş doğmaya gece ve gündüz bir birini kovalamaya devam ederken mevcut kurulu olan nizamın üzerinde hakimiyet kimi aittir ? Allah diyeceğiz. Peki içinde biz yokken düşündüğümüz dünyada bulunan bütün canlılar kimin kanununa boyun eğmiş ve kime ibadet ediyorlar ? Allah diyeceğiz.  Peki içine biz girdiğimizde neden başkalarının düzenleri ve sistemleri ve Allah'tan başkasına kulluk ediliyor. Bu apaçık bir şekilde Allah'ı yok saymak ve onu inkar etmek değil mi ? Evet diyeceğiz. Öyleyse bil ki Tağuttan ictinab etmedikçe Allah'ın varlığına inanmış dahi olunmayacaktır ki imanın ilk şartı kalplere girmiş olsun.

Evet birde sözde ictinab ettiği bu kavramı öğrendiği hatta ezberleyip namazda en çok bu kavramların geçtiği ayetleri okuduğu ve Tağutu inkar etmekten tek anlayışı onları desteklememek olarak algılayan şahıslara geldiğimizde onlara da şu suali yöneltmek zorundayız;

Allah'ın çizdiği sınırları aşmaya götüren nefsin ve hayatın hususunda karar kılma merci olarak kabul ettiğin hevanla Allah'ın indirdiğinin dışında yürek meclisinden başka kararlar çıkarttığında içinde ki tağutu nasıl reddetmiş oluyorsun.

Şimdi çık dünyadan tekrar cinleri ve insanları al seni aldatan dünya bütünüyle senin olsun istediğin arabaya bin, istediğin araziyi parselle, istediğin şirkete teklif atma bırak el at senin her şey şimdi uzun zamandır gitmeyi planladığın gezilecek mekanlar da sana mahsus ne bekliyorsun koş ve tadını çıkart seni sınırlayan hiç bir şeyde yok bak ne diyeceksin ya tek başına napayım bütün bunları değil mi ? öyleyse ben sana bir soru yönelteyim sen çevrene mi kulluk ediyorsun bütün bunlar birileri olunca kıymetli oluyorlar da kimse yokken canın sıkılıyor. Öyleyse bil ki sınırı aştığın her şey sana nefis tağutunun güzel gösterdiği şeydir. Yürek meclisinde karar çıkartma yetkisi ne hevanın dır nede hevesinin bütün bunlar ortadan kalktığında temizlenir kalbin işte o zaman ictinab edebilirsin.
"Kimini Allah doğru yola iletti, kimine de kendi iradeleri sebebiyle sapıklık hak oldu"

Bütün bu incelikleri kendi aklımızla kavrayacak kapasitemiz yoktu böyle bir derdimiz de. Allah'a hamd olsun ki onun davetçileri bizlerin aklını harekete geçirdi onları bize Alemlerin Rabbi gönderdi. İşte bu sebeple kimini Allah doğru yola iletti.

Bütün bu izahtan sonra düşünmeyen akıl , görmezlikten gelen göz ve işitmekten aciz bir kulağın sahibi kendi iradesiyle zaten sapıklığı hak etti.
"Yeryüzünde gezin dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğuna bir bakın" ( Nahl 36 )
Rabbim akıbetimizi hayr eyle ve bizleri Müslüman olarak öldür. Sözümüzün başı da sonu da  Hamd etmektir.


ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN


 


 

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder