Video Foto Galeri Yazarlar
20.11.2017 - Pazartesi

Mürşide YOLCU

HERKES AMA ÖZELLİKLE BAYANLAR OKUSUN

Eşini gerdekten şehadete yollayan kutlu hanım… Hanzala’nın eşi Cemile…

11 Kasım 2017 15:18
A
a

Hamd Alemlerin Rabbi, işiten, gören, her şeyi bilen, kudreti tüm mahlukatı kapsayan, yoktan var eden, kainatın efendisi, tek İlah olan Allah azze ve celle’yedir. Salat ve Selam son Resul Mü’minlerin önderi ve Emiri yaşayan Kur’an, kendisine uyulmadığı müddetçe kurtuluşun asla mümkün olmadığı Hz. Muhammed (s.a.v)’a ve onun önünden değil arkasından gidenlere olsun..

Eşini gerdekten şehadete yollayan kutlu hanım… Hanzala’nın eşi Cemile… Medine’de doğup büyüdü. Babası tarihe nifakı ile nam salmış Medinelilerin en önemli elebaşı olan İslam düşmanı münafıkların lideri Abdullah b. Ubeyb. Selül’dür. Annesi ise Havle binti Münzirdir.İslam Medine semasını aydınlatınca Cemile ve abisi Abdullah babalarına rağmen bu nurdan faydalandılar ve Resullah’a (s.a.v) koşarak iman ettiler. Cemile bir kadın olarak babasının durumuna daha duygusal bakıyordu üzülüyordu. Babasının Resullah’ın arkasında kirli işler çevirdiğini biliyor onu bu yoldan kurtarmak istiyor ve cehennem ehli olarak ölmesini istemiyordu. Aslında ona ve bizlere emrolunanı yerine getirmeye çalışıyordu Cemile. Allah c.c şöyle buyurmuyormuydu.” Ey İman edenler, kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin  Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır. (Tahrim 6.)”

İşte Cemile bir evlat olarak babasını bu çetin azaptan kurtarmak istiyordu. Peki bizler bugün bu emri ne kadar yerine getirmek için çalışıyoruz. Ailemizi ve kendimizi o dehşet verici günden korkudan saçların beyazlayacağı, gözlerin yuvalarından fırlayacağı o andan, derileri yakıp kavuran beyinleri fokurdatacak olan o ateşten kurtulmak ve kurtarmak için bugün ne yapıyoruz. bir soralım kendimize. Yoksa bizler Allah’ın azabını hafife mi alıyoruz? O günün gelmeyeceğini veya bizden azabın dokunmayacağını mı zannediyoruz. Hayır öyle değil; ” İnkar ederlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır. (Al-i İmran 56)” Yada bizler adımızın Müslüman olmasına mı güveniyoruz acaba da ahiret için hiçbir hazırlık yapmıyoruz. Tek derdimiz gayemiz dünya olmuş. Ahireti unutmuş adeta arka plana atmış bugün Müslümanım diyenler. Aman canım bidaha mı dünyaya geleceğim deyip gününü gün eder olmuş günümüz müslümanı! İşte bu zihniyetteki insanlara Allah azze ve celle şöyle seslenmektedir. ”Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar. İşte onlar, kendileri için ahirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. Dünyada yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir. (Hud 16-17)”

İşte ahiret ve Rahmanın azabını unutup tek derdi dünya olanın sonu hüsrandır. Cemile’nin gayesi ise cennet olduğu için dünyanın süsüne ve güzelliklerine aldanmıyor ve kendisiyle aynı davayı paylaşacak bir eş istiyordu, çünkü evlilik çağına gelmiş ve talipleri çoktu. Babası onu Medine’nin seçkin ailelerinden biri olan Ebu Amir’in oğlu Hanzala ile evlendirmeyi uygun buldu. Oda Resullah’a ve Allah’ın tek İlah olduğuna iman etmişti. Fakat onunda babası münafıkların önde gideniydi. Hatta Müslümanlara beslediği kin yüzünden Dirar Mescid’ini yaptırmıştı. Medine’nin iki münafık lideride dünür olmuştu. Bir düşünsenize eşiniz ile beraber Allah’ın tek İlah olduğuna ondan başkasına asla kulluk etmeyeceğinize inanmış ve iman etmişsiniz. Beraber cenneti kazanmak için yarışıyor ve mücadele ediyorsunuz. Fakat diğer tarafta ailelerinizde birlik olmuş İslamı yıkmak için Müslümanları yenmek için mücadele ediyorlar. Ne kadar kötü bir tablo değil mi?

Bir yandan onlara üzülüyor Hakk’ı anlamadıkları için nefislerine uydukları için cehennem ehli olacakları için kahroluyorsun. Ama aynı zamanda Allah’a onun göndermiş olduğu kitaba, Peygamberine savaş açan bizden değildir, İslam düşmanlarına asla sevgi beslemeyiz deyipde onları red ediyorsun. Gerçekten inanan bir kadın ve gene inanıp iman eden bir erkek için çok zor bir durum.

Cemile ve Hanzala’nın düğün tarihi koyulmuştu. Fakat onların birbirine kavuşacağı günde Müslümanlar Uhud meydanında olacaklardı. Hanzala iki düğünüde bir anda yapmak istiyordu, hem cananı Cemile’ye kavuşmak istiyor hemde ardından beklemeden şehadet şerbeti içerek canlar canı Rabbine kavuşmayı istiyordu. O yüzden düğünü ertelemedi. Mızrak şıkırtılarının altında düğün yapıldı. Cemile yeni eşindeydi. Başkalarının evlerinden çıkıp sadece İslam kokan bir çatının altındaydılar. O gece zifafları oldu. Sabah karanlığında İslam ordusu yola çıktı. İki cihan güneşi Efendimiz (s.a.v) ordunun başındaydı. Hanzala’nın evinin önünden geçerken: – Ey Hanzala: Haydi harbe, diye seslendi.

Resul-i Ekrem’in (s.a.v) sesiyle uyanan Hanzala yatağından kalktı, acele etti ve gusül abdestini alacak fırsatını bulamadan eşiyle vedalaştı, orduya yetişmek için ok gibi fırladı. O Bir sevdadan daha yüce olan bir sevdaya koşuyordu. Cemile ardından ona bakarken onu cennete yollamakta olduğunu hissediyordu.

O Medine’den çıkıp Uhud’a giderken Cemile biraz daha yatıp uyudu. Rüyasında gök kapılarının açıldığını, sevgili eşi Hanzala’nın o kapılardan içeri girdiğini ve o girince de gök kapılarının tekrar kapandığını gördü. Uyandığında bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Endişelenmedi, paniğe kapılmadı. Cemile akıllı, zeki, firasetli bir hanımdı. Hem kendini hem de eşini zan altında bırakmamak için kabilesinden dört kişiyi çağırdı. Onlara: “Bu gece Hanzala b. Ebu Amir ile bizim gerdek gecemizdi. Eğer bu geceden dolayı bir çocuğum olursa biliniz ki o, Hanzala’nın çocuğudur.” dedi. Çağırdığı adamlar şaşırdılar ve “Neden böyle bir şey yapma ihtiyacı duydun?” diye sormaları üzerine Cemile gördüğü rüyayı anlatıp kocasının şehit olacağını dile getirdi. Böylece şahitler; “Bizde duyup gördüklerimize şahidiz.” dediler. Eşinin yaptıklarından habersiz Hanzala Uhud’a vardı. Savaş başlamıştı. Hanzala cesurca savaşıyordu.

Babası Ebu Amir ise müşriklerin safındaydı. Fakat Hanzala artık İslâm düşmanı babasına ne sevgi besleyebilir ne de itaat edebilirdi. Çünkü artık safları apaçık ayrılmıştı. Bu da Allah’ın bir emriydi. “Biz insana ana babasına iyilik etmesini emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.”(Ankebut, 8)

Kendinizi Hanzala’nın yerine koyduğunuzda siz olsanız ne yapardınız? Kıyabilir miydiniz babanıza? Hanzala bir an bile düşünmedi; onu kendi elleriyle öldürmek istedi. Çünkü o Müslümanları katleden, bebekleri annesiz, babasız bırakan, merhametsiz, hayvandan dahi aşağılık konuma gelen zalimlerle iş birliği yapıyordu. Kim böyle birine sevgi besleyebilir artık. Ancak kalbi imanla, İslâm aşkıyla dolup taşan, Tevhidi anlayan, derdi İslâm’ın hakimiyeti olan sâlih kullar bunu anlayabilir ve seçimini yapabilir.

Tevhid ve şirki birbirinden ayıran Hanzala zalimlerle savaşırken şehid edildi. Savaş meydanında büyük kahramanlıklar gösterdi. Şehid olan Hanzala’yı Resulullah (sav) izlerken şunları söyledi: “Şu an meleklerin gökyüzünde gümüş bir tepsi içindeki yağmur suyu ile Hanzala’yı yıkadıklarını gördüm.” diyordu. Bu durumu gören sahabeler Medine’ye dönünce sebebini Cemile’ye sordular. Onun aceleyle Uhud’a çıktığını için gusül edemediğini Resulullah’a (sav) bildirdi. Harikulade olay yayıldı.

Hanzala b. Amir’e “gasilûl melaike-meleklerin yıkadığı kişi” ünvanı verildi. Eşinin şehadetiyle Cemile yalnız kaldı. Hamile olan Cemile’nin bir erkek çocuğu oldu. Bu zaman içerisinde ise asla isyan etmedi. Kocasını daha düğün gecesinden kaybetmişti ve kendi elleriyle onu savaşa yollamıştı. Dikkat edin “nereye gidiyorsun biz daha yeni evliyiz, nasıl beni bırakırsın, daha çok genciz, ben tek başıma ne yaparım?” gibi hiçbir kelime çıkmamıştı Cemile’nin ağızından.

Kim bilir aynı şey bizim başımıza gelse tavrımız ne olurdu.. Cemile’nin yaptığını ancak iman edip cennette eşini karşılamayı uman ve zaten bu canı bize Allah(c.c.) verdi, o da neden O’nun yolunda gitmesin diyen kişiler yapabilir. Yoksa kocası eve bir kaç saat geç geldi diye demediğini bırakmayan kişiler birer Cemile olamazlar.

İşte bu mümin kadın Allah’ın emrine boyun eğdi ve sabretti. Allah’ın sabır ehlini sevdiğini biliyordu. “Allah sabredenleri sever.” (Ali imran, 146). Ve yine Allah azze ve celle sabreden kullarını müjdelemişti. Bu ise dünya ehlinin üzerinde bulunanlardan daha hayırlıdır. “Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde derler ki: Biz Allah’a ait kullarız ve şüphesiz O’na dönücüleriz. Rablerinden bağışlanma ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.” (Bakara, 155).

Cemile eşini gerdekten şehadete uğurlayan ve buna isyan etmeden razı olan; gayesinden ve mücadelesinden asla vazgeçmeyen mümin bir kadındı. Rabbim bizleride böyle salih, şuurlu ve samimi kullarından eylesin İnşallah..amin


Elhamdulillah.

Bu Makale Ebrarmedya.Com 'dan alınmıştır.

 


Haber var islah eder, haber var ifsad eder