Video Foto Galeri Yazarlar
25.6.2018 - Pazartesi

Saliha NUR

İHLASLI OLMAK

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Şüphesiz ki, kitabı sana hak olarak indirdik, O halde, sen de dini yalnız Allah’a has kılarak ihlas ile kulluk et.” (Zümer 2)

12 Şubat 2018 09:52
A
a
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAH
  İHLASLI OLMAK
Hamd âlemlerin Rabbi, Yaratıcısı, yöneticisi olan Allah Azze ve Celle’ye mahsustur. Selam Rabbimiz Allah Azze ve Celle’nin gösterdiği yolda adım adım yürüyen ve sapmayan son elçisi Hz. Muhammed(sav)’e onun ehlibeytine, güzide sahabesine ve İslam’la şereflenmiş, imanın tadını almış, verdiği sözün şuurunda ve bu sözün gerektirdiğini yerine getirme gayretinde olan tüm Müslüman, Müminlerin üzerine olsun.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
 Şüphesiz ki, kitabı sana hak olarak indirdik, O halde, sen de dini yalnız Allah’a has kılarak ihlas ile kulluk et.” (Zümer 2)

                Samimiyet ve İhlas…
                Ne kadar da güzel kelimeler değil mi? Bir sıcaklığı, bir ilişkiyi, tatlılığı anımsatıyor insanın aklına ve kalbine.
                Samimiyet; İçten gelen, yapmacıksız olan, doğal davranıştır. Samimiyet imanı olmayan kişilerde de vardır ve belki de imanın nasip olmasının etkenlerinden en önemlisidir. Kişi iman etmeden evvel samimiyetle sevilir, dostluk kurulur ve yaptıkları hoş görülür insanlar arasında. En belirgin örneği temiz fıtrat sahibi çocuklarda görülür. Hani güler yüzlü içten bakışlarıyla bakan çocuğu gördüğümüzde deriz ya “ne kadar masum bakıyor, ne tatlı.” İşte hiçbir şey yapmasa da içten ve doğal bakıp gülüşü bir kişiyi sevmemize, ona ısınmamıza sebep olabiliyor.

                Evet, bunun gibi samimiyet özelliği kişiyi seçilmişlerin arasına katıyor ve iman nasip olunca samimiyetin adı ihlas oluyor. Tıpkı peygamberler gibi. Peygamber çoğunlukla samimilerin arasından seçilmiştir. Çünkü nasıl ki biz insanlar bile doğal ve içten davrananları sever isek; işte bizi yaratan, bize şekil veren, her şeyimizden haberdar olan Allah Azze ve Celle’de kullarından samimi olanlara öncelik vermiştir. Belki tek özellik bu değildir ama en önemli etken budur.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
 Ey inananlar kâfirlerin hoşuna gitmese de siz dini yalnız Allah’a Has kılarak O’na çağırın.” (Mümin 14)

                İhlas: Bir şeyi saf, temiz hale getirmek, arıtmak, kalbi saf etmek, çıkar ve şöhret amacı güdülmeyen, içten, riyasız, samimi sevgi ve bağlılık.
                İhlas bir kalp hareketi ve ruhani bir davranıştır. Kalp temizliğinin ve sağlamlığının bir delili vardır. Yalnız Allah(cc) rızasını arayan bir niyettir.
                Yine ihlas: Kişinin bütün varlığı ve benliğiyle Allah Azze ve Celle’ye kulluk etmesi ve bu kulluğunda ondan başkasını düşünmemesidir.
                İmam Gazali şöyle tanımlar ihlası; Bir şey karışıklıktan arındığı zaman temiz olur. Saf ve temiz hareketlere de ihlas denir. (ihya-ı Ulumiddin)
                Peki, ihlas nerede ve kimlerde diye sorarsanız…

                Sihirbazla alimin arasında seçim yapıp kurtuluşa eren çocuğun doğru seçiminin sebebi ihlası değil miydi?

                Musa(as)’ın asasının Allah Azze ve Celle’nin izniyle sihirlerini yuttuğunu gören sihirbazların, imanlarından sonra Firavunun tehdidine karşı; “Ne yaparsan yap, sen ancak bu dünyada bize zarar verebilirsin, asıl yurdumu sonsuz olan ahirettir. Orada ise senin hükmün geçmez.” Sözünü söyleten yürekten gelen ihlasları değil miydi?

                Yine Firavunun sarayında hanımefendilik, kraliçelik yaparken Hz. Musa’nın peygamberliğine iman eden ve Firavunun zulmüyle karşı karşıya kalan Hz. Asiye’nin “Ya Rabbi! Benim için cennete ev yap ve beni zalimler topluluğundan selamete çıkar.” (Tahrim 11) diye haykırışı ihlastan değil miydi?

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
De ki; ben dini yalnızca O’na has kılarak Allah’a ibadet etmekle emrolundum.” (Zümer 11)

                Bitti mi dersiniz?

                Hayır bitmedi… Ya sahabe! Onları anmadan nasıl geçelim?

                Hiç kimse iman etmezken, ortalık karışmış, hırsızlık, zina(fuhuş) artmışken, adaletsizliğin ülkeyi hatta dünyayı sardığı, kimsenin kimseye saygı duymadığı, duyarsızlığın hat safhada olduğu, kadının mal gibi sadece süs eşyası misali kullanıldığı dönemde; Kendine doğru adamı arayıp, Hz. Muhammed(sav) bulan ve hiç malı olmamasına rağmen, cebindeki paraya, kariyerine, soyuna bakmayıp yalnız doğruluğundan ötürü etkilenip bir kadın olmasına rağmen nadir ve emin kişi olan Hz. Muhammed(sav)’e evlilik teklifi gönderip evlenen, sonrasında da güvendiği kocasına vahiy geldiğinde teselli edip onunla yoldaş olan v Allah Azze ve Celle’nin son elçisi Hz. Muhammed(sav)’e ilk iman eden olma şerefine ulaştıran ve türlü türlü eziyetlere rağmen sabreden Hz. Hatice(ra)’nın ihlaslı olması değil miydi?

                Ya çocuk yaşta anne babasına sormadan, aklını kullanarak iman eden ve bundan sonra kendisini ölüm pahasına da olsa Hz. Peygamber(sav)’in yatağına atan Hz. Ali’nin ihlası değil miydi?

                Meleklerin bile haya ettiği Hz. Osman sahabeyi takip eden Selefi Salih’inden Hasan Basri, Selefi takip eden İmam Şafi, Hanbeli, Hanefi, Maliki. Onları da takip eden Şehid Seyyid Kutup, Hasan El Benna, Abdullah Azzam ve daha nicesi…

                Ne kadar çok örneğimiz varmış değil mi? Gerek yeniçağımızdan, gerek 1400 sene evvelinden.
                Peki, günümüzde ki insanlar, gelin beraber bakalım onlara.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
Onlar gemiye bindikleri zaman dini yalnızca Allah’a halis kılan, gönülden bağlılar olarak Allah’a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca da hemen şirk koşarlar.” (Ankebut 65)

                Bakalım bunlar size tanıdık gelecek mi?

                Bir insan ki gördüğünüzde kaçasınız geliyor, karşılaşmak dahi istemiyorsunuz onunla, çünkü biliyorsunuz ki size ilk yapacağı şey kıyafetinize olumlu ya da çoğu kez olumsuz eleştiri, dedikodu, kendini övme, ikiyüzlülük, yalancılık, yalakalık yapan, kariyerine muamele eden, parasına göre saygı duyan, insanlara yaranmaya çalışan, kendini gösterme gayretinde olan, kendini beğenen, ortalığı karıştıran, size gelmekten sizi bıktıran anlayışsız, sizi taklit ederek yapmacık hareketlerle sevilme çabasına giren, önde olmka isteyen, hırslı, kıskanç, hasedli, cimri, fesatçı,  göz boyayanlar, yaptığı amellerde Allah Azze ve Celle’den başkasının rızasının hesaba katanlar…
                Kabiller, Nemrutlar, Firavunlar, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler, ilkleri olmak üzere ve daha niceleri…

                Ya bunların yaptıklarında, yaşantılarındaki tavırlarında hani “İHLAS” nerede?

                Hani samimiyet nerede?

                Ya bizde…

                Bizde var mı samimiyet ya da ihlas…

                Biz neresindeyiz bu insanların?

                Saydığımız örnek, önder kişilerin içerisinde olur muyuz?

                Yoksa özelliklerini verdiğimiz, kötü şahsiyetler olarak tanıdığımız kötü davranışların sahibi miyiz?

                Biz neyiz?

                Buna bir nevi biz karar veririz. Rabbimiz Allah Azze ve Celle’nin bize verdiği değerli nimetlerden olan akıl nimetimizi kullanarak tarafımızı seçip dua ile başlayabiliriz yeniden.

                Hidayeti ve ihlası isteyebiliriz Yüce Yaratıcımızdan.

Başlayabiliriz yeni güne.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Ahiret kazancını isteyenin kazancını arttırırız, dünya kazancını isteyene de ondan veririz. Fakat onun ahirete bir payı bulunmaz. (Şura 20)
Oysa onlar doğruya yönelerek dini yalnızca Allah’a has kılarak Ona kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur. (Beyyine 5)

“Rabbimiz bilerek şirk koşmaktan sana sığınırız, bilmediklerimizden de affını isteriz.” (Hadis-i Şerif)

Övgüler, bütün güzel sıfatlar, Rahman ve Rahim olan Allah Azze ve Celle’ye mahsustur.

Dua ile… Selamete ulaşın inşallah…
 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder