Video Foto Galeri Yazarlar
18.7.2018 - Çarşamba

Şahımerdan SARI

İSLAM ALEMİNDE İTİKADİ DURUM - A) GAFLET VE HİLE 3) TEDRİCİLİK 2.BÖLÜM

11 Temmuz 2018 10:53
A
a

Allah (c.c)'ın İsrailoğullarından almış olduğu bütün ahidlerin bir bir bozulduğunu sadece ellerinde riayet edilmesi gereken bir kanun bir-kanun kalmıştı. O da "kendilerinden olan kimselerin esir olarak alındığında fidyeleşerek serbest bırakılması" oysa zaten onlarında memleketlerinden ihrac edilmesi haram kılınmıştı. Birçok kanunu icra etmeyip sadece birkaç kanunun icrasıyla yetinmek onları rüsvay duruma düşmekten kurtarmıyordu. Bu durum onları Allah'ın kanunlarından dolayısıyla Allah'ın kitabından bir kısmını kabullenip bir kısmını inkar etmiş konumuna gtiriyordu. Halbuki onlar "biz Allah'ın kitabının bir kısmını dahi inkar ediyoruz demiyorlardı."

İsrailoğullarının bu hükme düştüğünü K uran-ı Kerim çok sarih bir şekilde ilan etmektedir.


ثُمَّ اَنْتُمْ هٰؤُلَاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرٖيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاِنْ يَاْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْىٌ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰى اَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden bunu yapan kimsenin cezası dünya hayatında rezillikten başkası değildir, kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine döndürülürler. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir! (Bakara 85)


Ehl-i kitap dahi Allah'ın Kitabının bir kısmını uygulayıp bir kısmını uygulamamak suretsiyle nasıl kafir olup, dünyada rüsvay, ahirette ise azabın en şiddetlisine atılmakla inzar olmuşlar ise Kuran'ın bir kısmını uygulayıp bir kısmını terk etmek sonuçta aynı hükümdedir.

Kuran-ı Kerim diğer kitaplardan farklı olarak hem önceki şeriatların tamaınanı mündemiç hemde kıyamete kadar hiçbir hükmü ve kelimesi dahi değişmeden bizzat Allahü Teala'nın muhafazasıyla korunarak devam edecektir. Bu ulvi kitabın bir kısmını icra edip bir kısmının yürürlükten kaldırılmasına geçici bir süre için dahi olsa rıza göstermek şüphesiz ki küfürdür. Zira Allah'ın ayetlerinden bir tanesini inkar etmek bile (diğer tamamını kabul etmekle dahi olsa) küfürdür. İnkar etmek illede "ben şu ayetleri inkar ediyorum" demek suretiyle değil zahirde İslami hükümlerin dışında herhangi bir cahiliye hükmünün icrasına rıza gösterip onay vermekle ve ya bir kısmının uygulanmasıyla yetinmekle de sabit olur. Allah'ın hükümlerinin icraatından kısmen dahi taviz vermek israiloğullarını nasıl rüsvay bir duruma düşürmüş ise esasen İslam alemi için de aynı durum söz konusudur. Sayıları 2 Milyara yaklaşan ve İslam Alemi olarak nitelendirilen bu büyük kitlenin bugün yeryüzünde ciddi bir etkinliğinin (ağırlığının) olmaması, dünya gündeminde belirleyici bir konumunun bulunmaması, hep ezilen, sömürülen, ağlayan ve acıklı durum da bulman topluluklar halinde sürünmesinin yegane seoebi, Kuran'ın kısmi ya da tamamen mahkumiyetine rıza göstermekten başka bir şey değildir. Tarih göstermiştir kim üslümanlar ne zaman Kuran'ı hayatlarına hakim kılmışlar ise ve Kuran'dan taviz vermedikleri nisbette yeryüzünde belirleyici bir konumda olmuşlar ve hükmetmişlerdir.

Ahkamın tedriciliğini iddia edenler tedricilikle tafsili imanı birbirine karıştıracak kadar gaflet veya bilerek söylüyorlarsa ihanet içersindedirler. Yukarıda geçtiği gibi Cengiz Han'ın yasak kanunlarının dörtte biri İslami olduğu halde İslam uleması cahiliye yani küfür sistemi olarak nitelendirmiş ve onlarla hükm etmeyi dahi tekfir etmişlerdir.

Şahı Nakşibend Muhammed Behaeddin el Buhari bir sözünde "Şeriat kalesinden bir taş düşerse o memlekette yaşayan mürit, mürşit ve bütün Müslümanlarda nafile vird ve zikirler düşer. Bu durumda bütün Müslümanların evvela o taşı gediğine yerleştirmeleri üzerlerine farz olur." Demekle ahkam bütünlüğünün ehemmiyetine ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Oysa günümüzde Nakşi olduğunu söyleyenler bu sözün manasını anlayıp gereğini yapsalar durumları daha değişik olurdu.

Tedriciliğe rıza gösterenler ya ameli konularda misal verirler veya Mekke dönemindeki ahkamın nazil olmadığı zamanı misal verirler. Oysa hakikat şudur ki; Allah Rasulu ve ashabı hicretten önce Mekke döneminde yaşarken ancak nazil olan ayetlerle mükellef idiler. Fakat bugün müslümanlar Kuran'ın tümüyle mükelleftirler. Mesela; darul harpte yaşayan Müslümanlar Mekke döneminde henüz oruç farz kılınmamıştı. Tedriciliği savunanlar şimdi tutmayalım diyemedikleri gibi cihatta şu an farz değildir diyemezler. Veya içkinin tedrici olarak Medine döneminde yasaklandığına delil getirenler bugün darul harpte içkinin helal olduğunu savunabilirler mi? Bugün din tamam olduğu için Mekke dönemini metotta takip etmekle beraber ahkarndaki mükellefiyetten muaf olamayız bunları birbime karıştırmamak lazımdır. Yoksa istikametten inhiraf söz konusu olur ki bu da itikada taalluk eder,

İslam tamamlandıktan sonra parça parça kabul edilmez.
Müslümanlara denilse ki farzı muhal İslam yüz bölümdür "doksan dokuz bölümünü uygulayalımda biri kalsın veya yüz bölümün tamamını alalımda bir bölümde beşeri ideolojilerden ilave edelim" Müslümanlar bunu kabul etmeyecekler çünkü İslam bir bütündür ve tam anıdır ne noksandır ne fazladır. Bunu böyle kabul etmek İslam itikadının gereğidir.
 

Tedricilik İslamın belli bir zaman için bir kısım hükümlerinin lüzumsuz olduğunu kabullenmek gibi bir inanç sapıklığını doğurmaya yol açar.

Tedricilik demek başka bir deyişle taviz demektir. İslamdan taviz ise delalet, ihanet ve yeryüzünde helak olmaktır. Hiçbir peygamber Allah' ın hükümleri hakim olmadan kafir ve müstekbir güçlerle uzlaşma ve anlaşma yoluna gitmemiştir. Çünkü m üslümanların mahküm oldukları, kafirlerin hakim olduğu bir sırada yapılan bütün uzlaşma ve anlaşmalar taviz ve zilleti beraberinde getirir. Sonunda bütün anlaşmaların yönünü ve neticesinin hakim olan güçler belirler. Bu durumda da Allah'ın rızasına değil gazabına uygun olur Hz. Muhammed (s.a.v)'in Mekke döneminde kafirlerden gelen anlaşma tekliflerine kesin ve şiddetle karşı çıkışı bütün ehli imana bu hakikati anlatmaktadır.

Bu konu kapsamındaki bazı izahlar diyalog konusunda görülecektir.


Haber var islah eder, haber var ifsad eder