Video Foto Galeri Yazarlar
25.6.2018 - Pazartesi

Saliha NUR

KAYGILARIMIZ NELER?

Düşünelim bakalım bizler de ki kaygılar neler? Bu kaygıları nasıl giderebiliriz? Kaygı varsa tedbirde var mı?

11 Haziran 2018 20:26
A
a
Hamd, âlemlerin tek sahibi, tek büyük, tek yönetici, tek yaratıcı, tek Rabbi olan Allah Azze ve Celle’ye, Salat O(cc)’nun nebisi, elçisi, sevdiği ve seçtiği kulu Hz. Muhammed’e Selamda bu nebinin ailesine ve O’nun yolundan giden, onun izini takip eden ashabına ve ashabı gibi olmaya gayret eden mümin, Müslüman, mücahid ve muvahhidlerin üzerine olsun.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla
“Hayır, insan azar.
Kendisinin muhtaç olmayacağını zanneder.
Muhakkak ki dönüş Rabbinedir.”(Alak 6-7-8)

İnsan kendini yeterli gördü de cehennemden emin oldu. İnsan kendini müstağni gördü de ahireti unuttu. İnsan kendini zengin gördü de azdı. Özetle insan unuttu, insan sapıttı.
Alim adındakiler ilimleriyle amil değiller. Çok alim diye tanınan var ama sıfatlarını hayatına taşıyan nadir. Çok bilen dediğimiz bilmeyenlerde de cahil. Çünkü amel etmiyor. Söylemek kolay, anlatmak kolay ama yaşamak yürek ister. Herkes anlatır ama herkes kazanmaz, yaşayanlar kazanır. Her yaşayanda kazanmaz ihlaslı olanlar kazanır. İhlaslı olanlarında garantisi yoktur. Her an kaymakla karşı karşıyadır. Buna rağmen insan kendisini kurtulmuş zannediyor. Elmalılı Hamdi Yazır bu ayetin tefsirini şöyle yapmıştır:
“Sakın okumamazlık etme et Muhammed!” çünkü insanoğlu muhakkak azıyor. Azar, haddini aşar, Hakka karşı gelir, halka zarar verir, kendini zengin görünce, kendini artık ihtiyacı yokmuş, maksada ermiş, zenginlik mertebesine gelmiş görmek, o görüş ve inançta bulunmak sebebiyle azar, onun için hiçbir zaman kendini zengin görmede Rabbinin ismiyle oku, tekrar tekrar oku, emirlerini yerine getir. Çünkü haberin olsun ki sonunda dönüş elbette Rabbine’dir.”
İşte ilim sahibi ilmiyle kurtulacağını zannediyor, her bir amel sahibi ameliyle kurtulacağını zannediyor. İhlaslı olan kişide kendisinin hep böyle kalacağını zannediyor. Halbuki hiç kimsenin garantisi yok. Kimse kendinden emin olmamalı, kendinden emin olan kişi kaybeder.

İbniTeym der ki!
Her kim kendisini tamamen emniyette görür, hiç korkmaz ve hüzünlenmezseonun cennet ehli olamayacağından korkulur. Çünkü cennet ehlinden olanlar:
“Daha önce biz aile çevremiz içerisinde bile (ilahi azaptan korkardık) derler.”(Tur-26) (Tenbihul Gafilin)
Bunun gibi cennet ehli korku içerisinde emin olmadan ümitle yaşayan ve gayretini arttıranlardır emin olup yan gelip yatanlar yada hedefini düşük koyup  hedefine ulaştıktan sonra tembellik edenler değildir.

Şakik Bin İbrahim der ki:
Kul için üzüntü ve korkudan daha hayırlı bir arkadaş yoktur ki üzüntüsü geçmiş günahlarından dolayı korkusu da sonrasında başına ne geleceğini bilmemesinden dolayıdır.
Bizler kendimizi sanki yeterli görür hale gelmişiz. Çünkü çalışmamız gayretimiz azalmış, ibadetlerimizde duraksama olmuş. Dünyalıkları isterken hep daha fazlasını arzulamışız. Ama ahiretliklerde yaptığımızı yeterli görmüşüz. Bu yeterlilikte bizi olduğumuz yerde saymamıza ve ilerleyemememize sebep olmuştur bilenler daha çok amel etmesi gerekirken kendini kurtulanlardan zannetmiş ve ibadetlerinde zayıflamaya gitmiştir.
Anlatıldığına göre bilge zatlardan bitanesi, bir cenazenin ardından insanların üzüldüklerini gördü ve şöyle söyledi:
Siz kendinize üzülseniz daha iyi olur. Çünkü o ölmüş ve şu üç şeyin sıkıntısından kurtulmuştur.
  1. Ölüm meleğini görmekten
  2. Ölüm acısını tatmaktan
  3. Son nefesini nasıl vereceğinden
Evet bizlerde hep karşıdakilere üzülür duruma gelmişiz; kendimizi unutmuşuz.
EbUDerda(ra) bir adamın cenazesi ardından “Bu kim ki” dediğini duydu ve ona şöyle söyledi:
-Bu sensin. Eğer hoşuna gitmezse benim. Çünkü Allah Teala buyurdu ki: -Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla
“Muhakkak sende öleceksin onlarda ölecekler.”(Zümer,30)

Bizler kendi nefislerimizi hesaba çekmek hususunda çok zorlanıyoruz, başkalarını ise çok çabuk hesaba çekebiliyoruz. O şöyledir, bu böyledir diyerek herkesin doğrusunu yanlışını bulmak bize kolay gelir olmuş. Tamam, başkalarınıda düşünelim, onlarıda uyaralım, onlarında kurtuluşuna vesile olmaya çalışalım ama bu arada kendimizi unutmayalım. Hedefimizi küçük tutmayalım. Bir Müslüman olayım tamam diye hedef koyuyor birşeyler öğrendikten sonra kendimizi yeterli görüp oturmayalım. Kendimize sadece müslüman olmayı değil müslüman olarak ölmeyide hedef edelim.

Evet Elhamdulillah ben müslümanım demek, diyebilmek güzel nimet ama, düşünelim acaba müslüman ölecek miyim diye niye aklımıza gelmiyor. Zira ayeti kerimede Rabbimiz Teala şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkup gerektiği gibi sakının ve müslüman olmaktan başka şekilde ölmeyin.” (Ali İmran-102)

Burada da görüyoruz ki müslüman olarak ölebilmenin yolu Allah’tan hakkıyla korkarak gerektiği gibi sakınarak yaşamaktan geçer. (Rabbimiz de dilerse) ama bizler sanki müslüman olarak ölmemiz garantiymiş gibi ibadetlerimizde geriliyoruz. Daha da ilerlememiz gerekiyor. Hedefimiz büyük olmalı, hedefimiz Firdevs-i Ala olmalı. Zira Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur:
“Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin 4 nehri buradan akar. Bunun üstünde arş vardır. Allah’tan cenneti istediğinizde Firdevsi isteyin.”(H. Şerif , Tirmizi , Cennet 4)
Hakim şöyle der:
Her kim şu üç şey dışında kaygılanır ve hüzünlenirse o hüznü de sevincide bilmiyor demektir.
  1. Ömrünü imanlı mı imansız mı tamamlayacağı kaygısı,
  2. Allah’ın emirlerine bütünüyle yerine getirip getirememe kaygısı,
  3. Ahirette davalılardan kurtulup kurtulamayacağı kaygısı.
Düşünelim bakalım bizler de ki kaygılar neler?
Bu kaygıları nasıl giderebiliriz?
Kaygı varsa tedbirde var mı?
İnşallah bunların cevabını bir daha ki yazımızda bulmaya çalışacağız. Gayret bizden muvaffakiyet Allah Teala’dandır.
Vesselam.

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder