Video Foto Galeri Yazarlar
23.10.2017 - Pazartesi

Amerika’nın en çok korktuğu kadın: Dr. Afiye Sıddıki Unutmadık!

Okunma: 6232
ÖZEL HABER 23 Eylül 2017 12:27
Videoyu Aç Amerika’nın en çok korktuğu kadın: Dr. Afiye Sıddıki Unutmadık!

İŞKENCE GÖRDÜ, TECAVÜZE UĞRADI, 2 ÇOCUĞUNU KAYBETTİ. Ümmetin Unuttuğu Esir Kadın; Dr. Afiye Sıddıki'yı unutmadık.

 ISLAHHABER  HABER MERKEZİ

Tarihin kirli sayfalarına adını pak ve tertemiz bir şekilde yazdıran kendisini ve herşeyini İslam yolunda feda eden ve yaşadığı bu dönemde İslam düşmanlarının köklerine vermiş olduğu korkuyla adını akıllarımıza kazıtan Dr. Afiye Sıddıki'yi unutmadık, ve onun ibret alınası hayatını sizlerle paylaşıyoruz.

Dr. Afiye Sıddıki'yi unutturmamak ve ailesiyle beraber bulunması için sevdiklerinden Özgürlük kampanyas



5 yıldır kayıp olan (2008′de ortaya çıkıyor) Dr. Afiyet Sıddıki Pakistan kökenli bir akedemisyen. En büyüğü dört yaşında olan ve üç çocuğuyla birlikte kaçırılan Dr. Sıddıki Pakistan polisi tarafından gözaltına alınıp ABD’ye para karşılığında satılmış.

Bu bilgileri Afganistan’da Taliban tarafından rehin alınıp daha sonra Müslüman olan meşhur gazeteci Yvonne Ridley’in araştırmalarından öğreniyoruz. Ridley’in Pakistanlı kadın hakkındaki araştırması, en küçüğü bir aylık en büyüğü dört yaşında olan üç çocuğuyla birlikte Karaçi’den İslamabad’a yolculuk yapmak üzere havaalanına gittiği sırada 2003 yılında ortalıktan kaybolduğunu ortaya koyuyor. Pakistanlı Doktor Afiyet Sıddıki’ye o tarihten sonra ona ne olduğunu kimse bilmiyor, sadece Amerikan basınında bu kadının Pakistan polisi tarafından tutuklanarak Amerikan güçlerine teslim edildiğine dair bir habere rastlıyor.

1972 yılında Karaçi’de doğan Doktor Afiyet Sıddıki, tıp eğitimini Amerika’da görmüş. MIT’de (Massachussetts Institute of Technology) tıp okumuş, nöroloji alanında çalışmış. Eğitimini tamamladıktan sonra ülkesine geri dönen Sıddık orada başörtüsü takmaya başlamış. Amerikan istihbaratı Dr. Sıddıki’nin El Kaide ajanı olduğunu iddia ediyor.

Dr. Afiyet Sıddıki’nin Bagram üssünde maruz kaldığı işkencelerden dolayı bilincini kaybettiği söyleniyor. Bazı insan hakları örgütleri ve gazetecilerin Sıddiki’nin serbest bırakılması, kendisini tutuklayanların yargılanarak uluslararası polise teslim edilmesi yönünde çağrılarda bulunduğu biliniyor.
Yvonne Ridley’in Pakistan mahkemesine başvurması üzerine 9 Eylül tarihine gün verilmiş. İşte tam bu sırada Dr. Sıddıki ortaya çıkmış. New York’ta apar topar mahkemeye çıkarılır. Göğsünde kurşun yarası olduğu ve zor ayakta durduğu gözlenen Sıddıki’nin, Afganistan’da ABD ile savaşırken daha yeni yakalanmış olduğunu ileri sürülür. İddialara göre Sıddıki silahla ABD askerlerine saldırmış, o sırada yaralanmış.


1972 doğumlu Afiya Sıddıki, ABD’nin seçkin Massacuset Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) beyin cerrahı olarak mezun oldu. FBI, el Kaide’yle bağlantıları olduğu şüphesiyle Afiye Sıddıki hakkında 2004 yılında arama emri çıkarmıştı. 2003 yılında Karaçi’deki annesini ziyaret ederken, üç çocuğuyla birlikte kayıplara karışmıştı. Kuzeni Halid Şeyh Muhammed ile evli olan Afiye Sıddıki’nin üç çocuğu bulunuyor. Eşi Şeyh Halid, 11 Eylül terör saldırılarının planlanmasına yardım ettiği iddiası ile 2003 tutuklandı ve hala Amerikan Guantanamo askeri üssünde tutuklu bulunuyor. Sıddıki, bundan sekiz yıl önce annesini ziyarete gittiği Pakistan’da kayıplara karışmıştı. İnsan hakları grupları Sıddıki’nin burada gözaltına alındığını ve son beş yılını bu ülkedeki bir gizli Amerikan hapishanesinde geçirdiğini söylüyorlar. 2002 yılında Afganistan’da yakalanan ve Bagram’daki gizli bir zindanda çok uzun süre işkence gören İngiliz vatandaşı Muazzam Beg, 2005 yılında yayınlanan anılarında Afiye Sıddiki’ye yer vermişti. Muazzam Beg, 650 numaralı mahkum olarak bilinen Pakistanlı kadının, çok büyük işkence gördüğünü ve o kadının çığlıklarının, kendi gördükleri işkenceleri unutturduğunu iddia etmişti.. Afiya Sıddıki, Abd mahkemesi tarafından 86 yıl hapis cezası almıştır.

****
Pressmedyadan hayatı;

Afiyet Sıddıki önceleri parlak bir bilimkadını olarak görülüyordu. Daha sonra ABD hükümeti Pakistanlı bilimkadınını en çok aranan terörist zanlıları listesinin üst sıralarında bulunda El Kaide’nin yeni yüzü olarak tanıttı. Şimdi gözetim altındaki MIT (Massachusetts Institute of Technologhy) mezunu üç çocuk annesi kadının CIA’in hatalı adam kaçırma operasyonlarından birinde kaçırıldığı ve dünya kamuoyunda Amerikan politikalarına eksi puan kazandırmaması için geri adım atılamadığı için serbest bırakılmadığı iddia ediliyor.

17 Temmuz 2008, Kabil’in güneyinde bir eyalet başkenti olan Gazni’deki Bazazi Camii’sinde akşam namazlarını kıldıktan sonra evlerine doğru gitmekte olan insanlar cami çıkışında yere yığılmış bir kadın görürler. İnsanlar sırtında küçük bir çantası ve kucağında 12 yaşlarındaki oğluyla yere yığılmış mavi burkalı kadının etrafında bir kalabalık oluştururlar. Fakat o anda kalabalığın arasından biri bunun bir bombalı eylem olabileceğini, burkalı kadının altında bomba olabileceğini ileri sürerek polis çağırır. (Bu kadının tamamen burkalı oluşu ve kimliğinin tanınaması dikkat çekilen bir nokta.)
Kısa bir süre sonra 11,000 kilometro uzakta Washington’daki FBI karargahının telefonu çalar. Telefonu açan şahıs “Hı hı” dedikten sonra önünde duran listeden Afiyet Sıddıki ismini bulur ve üzerine çarpı atarak yanına “yakalandı” yazar.

İki hafta sonra Afiyet Sıddıki Afganistan’daki ABD Hava Kuvvetleri’nin Bagram havaüssünden New York’a uçurulur. Artık bir eşofman giymektedir. Sıddıki’nin karnında iki mermi vardır, boyu 1,63 olan kadın zanlının kilosu sadece 40′tır.

Sıddıki bir kez daha ilk kez 11 Ağustos’ta Manhatten’daki bir mahkemede görülür. Başını örttüğü gözlenen Sıddıki tekerlekli sandalyede oturmaktadır. Ekim’de Sıddıki’yi Teksas’ın Fort Worth eyaletindeki Psikiyatri Merkezine götürerek psikolojik testten geçirirler.

Amerikan hükümetine göre Sıddıki’nin hikayesi

Amerikan hükümetinin ağzından Sıddıki’yi ve hikayeyi dinlemeye devam edersek Sıddıki; üç çocuk annesi Pakistan vatandaşı bir kadın. 2 Mart 1972′de doğmuş. Dünyada en çok aranılan kadın olarak 4 yıl boyunca kırmızı bültenle aranmış. 2004′te yapılan bir basın konferansında dönemin Adalet Bakanı John Ashcroft ve FBI Müdürü Robert Mueller, Sıddıki’nin FBI’ın şüpheliler listesindeki “yedi isimden birisi” olduğunu açıklamıştı. Amerikan basını ise Sıddıki’yi El Kaide hareketinin “Mata Hari”si veya “kadın dehası” olarak tanımlıyor.

CIA terörle mücadele uzmanlarından John Kiriakou ise Sıddıki’nin yakanladığı dönem için, “5 yıldır en önemli kaçaklardandı” diyor. Sıddıki’nin davası hakkında bilinen tek şey ise onun her hangi bir terör eylemine katılmadığı veya destek çıkmadığı, fakat Afganistan’daki Amerikalı askerleri ve FBI ajanlarını öldürmeye çalışmakla yargılandığı. Eğer Sıddıki’nin suçu kanıtlanırsa 20 yıl hapse mahkum edilecek.

Eski Adalet Bakanı John Ashcroft:
“Sıddıki FBI’ın şüpheliler listesindeki ilk yedi isimden birisi”

New York bölgesi savcısı Michail Garcia, Pakistan uyruklu kadının, 17 Temmuz’da Afgan polisi tarafından Gazne vilayetinde yakalandığını açıkladı. Sıddıki’nin üzerinde bazıları New York’ta olmak üzere ABD’deki çeşitli binaların krokileriyle patlayıcı imal edilmesine yönelik belgeler bulundu. Hükümet sözcüsü Sayid İsmail Cihangir’in yaptığı açıklamaya göre kadının üzerinden ayrıca geçici valinin kaldığı evin ve namaz kıldığı camiîlerin yerlerini gösteren Gazne haritaları, şişe ve cam kavanozlar içinde jel ve sıvı halde kimyasal maddeler bulundu.

Savcı Garcia’nın yaptığı açıklamaya göre, yakalanmasının ertesi günü Amerikalı FBI ajanları kendisini görmek ve sorgulamak için Sıddıki’nin yanına gitti. Ajanlar odaya girdiği sırada bir tüfek ele geçiren kadın “kan istiyorum” diye bağırarak Amerikalılar’ı vurmak istedi. Ancak odada bulunan bir tercümanın kadının elindeki tüfeği çekmesi nedeniyle kadın iki el ateş ettiği halde kimseyi yaralayamadı. Buna karşılık ajanlardan biri şüpheliye ateş ederek göğsünden yaraladı. Sıddıki, yaralı olduğu halde kendisini zaptetmeye çalışan askerlerle boğuşmaya devam etti ve “Amerikalıları öldürmek istiyorum” diye bağırdı. Kısa süre sonra askerler tarafından etkisiz hale getirildi. Ve karnındaki kurşun yaraları da böyle oluştu.

Sıddıki’nin davası ise oldukça dikkat çekici, çünkü o bir kadın. Batı hayatı ise ona yabancı değil: O Pakistanlı üst sınıf bir aileden geliyor ve Amerika’daki önemli üniversitelerde 10 yılını harcamış. Sıddıki Amerika’nın en saygın üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technologhy’de biyoloji bilimi okuyarak daha sonra Pakistan’a dönmeden önce Brandeis Üniversitesi’nde nörolojik bilimler üzerine bir doktora yapmış.

Bazıları 1 Mart 2003′de yakalanan 11 Eylül saldırılarını planlayan Halid Şeyh Muhammed’in Pakistan’ın Ravalpindi şehrinde tutuklandıktan sonra gizli bir yerde yapılan sorguda bazı üst düzey El Kaide militanlarıyla birlikte Sıddıki’nin ismini de verdiğini söylesede hem CIA, hem uzmanlar hem de insan hakları savunucuları bunun doğru olmadığını, olayların gelişiminin de bunu göstermediğini, zaten ortada bu şekilde resmi bir iddianın da bulunmadığını söylüyorlar.

Sıddıki’nin iddiaları ve madalyonun öteki yüzü

5 yıl önce Sıddıki, Ahmed (5), Meryem (7) ve Süleyman (6 aylık) adlarındaki üç çocuğuyla birlikte Karaçi’deki evinden kaybolmuş. Onun iki çocuğu Amerikan vatandaşı. Sıddıki Amerikalıların kendisini kaçırdığını ve gizli bir hücreye hapsettiklerini ve orada işkence gördüğünü iddia ediyor. Ona göre çocukları da kendisinden alınarak ayrı bir yere kaçırılmış.

1 Mart’ta Sıddıki Karaçi’den Boston’daki Brandeis Üniversitesi’ndeki profesörü Robert Sekuler’e bir e-mail atar. O iş aramaktadır. E-mailde o, “Ben ABD’de çalışmayı tercih ediyorum” der, çünkü Karaçi’de onun eğitim düzeyine uygun olarak bir kadının yapabileceği bir iş yoktur. Bir gün sonra Sıddıki kaybolur. Sıddıki üç çocuğuyla birlikte yanına pek fazla bavul almadan evinden ayrılır. İslamabad’dan kalkacak olan sabah uçağına yetişmek için bir taksi çağırır, onun niyeti amcasını ziyaret etmektir.

Sıddıki ilk kez 11 Ağustos’ta Manhatten’daki bir mahkemede görülür.
Başını örttüğü gözlenen Sıddıki tekerlekli sandalyede oturmaktadır.

Bu hikaye doğru olabilir mi?

Bazı Pakistanlı medya kuruluşları onun tutuklandığını duyurdular. O kaybolduktan bir yıl sonra günlük bir gazete olan Dawn Pakistan içişleri bakanlığı sözcüsüne dayandırdığı haberinde Sıddıki’nni Karaçi’de tutuklandığını ve Amerikalılara teslim edildiğini yazdı. 21 Nisan 2003′de ise ABD televizyonu NBC akşam haberlerinde Sıddıki’nin yakalandığı yönünde bir hikayeye yer vermişti.

Pakistanlı istihbarat kaynaklarının bildirdiğine göre ise Sıddıki 2003 yılının sonuna kadar zaten Pakistan’da bir terörist zanlısı olarak gözetim altındaydı. O Amerikalılara teslim edilene kadar da bir terör zanlısı olarak görülüyordu. Asya İnsan Hakları Komisyonu’na göre ise ülkede 52 gizli tutuklu var ve terörizm ile savaş başladığı günden bu güne binlerce Pakistanlı kayboldu.

Afganistan’daki ABD’nin en önemli kamplarından olduğu bilinen Bagram hava üssünde ise bazı tutuklular olduğu biliniyor. Bu tutuklular bir dönem hapishanede bir kadının çığlıklarını duyduklarını söylüyorlar. Onlar o kadına “Bagram’ın gri lady’si” ismini takmışlar.

2003′den beri ailenin avukatlığını yapan Elaine Whitfield Sharp ise artık Sıddıki’nin “black site” diye bilinen Bagram’ın karanlık koridorlarında çığlıkları duyulan kadın olduğundan emin olduklarını savunuyor.

Sıddıki’ye göre o gün havalimanı yolunda onu kaçırırlar. O kendisini kaçıranların Ahmed’i, Meryem’i ve bebeğini de kendisinden ayırdıklarını iddia ediyor. Onun hatırladığı son şey o gün kolundan şırıngayla bir ilaç enjekte edildiği… Daha sonra o kendisine geldiğinde gözlerini bir hapishane hücresinde açar. O, o anda kendisinin Afganistan’da bir askeri üste olduğuna inanıyor. Çünkü inip kalkan uçak sesleri duyuyormuş. Sıddıki beş yıldan fazla bir zaman bu hapishanedeki hücresinde tek başına kaldığını söylüyor. Onu maskesiz ve üniformasız Amerikalılar sorgulamışlar. Günlerce ona çocuklarının dehşet dolu çığlıkları dinletilmiş. Ayrıca bu süre içerisinde o sadece bebeği Süleymanı buzlu bir camın ardından görme fırsatı bulmuş. 7 yaşındaki Ahmed’in ise kanlar içindeki fotoğrafını görmüş. Meryem’in ise yakalandığı bir hastalık sonucu öldüğü söylenmiş. Sıddıki kendisine zorla yüzlerce sayfalık kirli bomba ve virüslerle biyalojik saldırı silahları planları yazdırıldığını ileri sürüyor.


Afiyet Sıddıki Amjad Khan ile görücü usulü evlenir. Ancak Pakistanlı kadın bilim adamı bundan hiç hoşnut değildir. Zaten çıkan anlaşmazlıklar sonucu sonunda üç çocuk sahibi çift boşanır. Ancak evlilikleri süresinde Afiyet’in bazı şüphe uyandırıcı davranışları onun “terörist” olduğu şüphesini ortaya çıkaracak kadar derinleştirilir. Bu dönem içerisindeki bazı bulgular şu soruyu akla getirir: Afiyet bir hayırsever mi, El Kaide finansörü mü? Ailesine göre ise durum oldukça farklıdır. Onla göre gerçek suçlu kayıplara karışan kocası Amjad Khan’dır. İşte kafa karıştırıcı hikayenin ikinci bölümü:

Harika bir öğrenci

Fakat kimdir bu Afiyet Sıddıki? Onun ablası, Feyza Sıddıki, birkaç resim albümü çıkarıyor ve bu resimlerin tüm soruları cevaplayacağına inanıyor. Albüm bahçe partileri, aile toplantıları ve doğum günü partileri resimleri ile dolu. Afiyet’ten beş yaş daha büyük olan ablası ayrıca kardeşinin hamster, kedi, keçi ve kuzu gibi çeşitli evcil hayvanlar beslediğini de anlatıyor.

Başını gevşek bir şekilde örten bir başörtüsü taşıyan Feyza Sıddıki, ziyaretçilerini evinin terasında ağırlıyor, yemekleri aşçısı sunuyor ve arka planda da fıskiyeden şarıl şarıl sus sesleri geliyor. Yüksek bir duvarla çevrili olan evi 12 milyonluk Karaçi’nin ortasındaki vahada yükseliyor.

Sıddıki önde gelen bir Pakistanlı aileden geliyor, aynı zamanda da modern ve dindar. Babası cerrah, annesi ise ev hanımı ve de ailesi uzun yıllar bir İngiliz şehri olan Manchaster’da ve Zambia’da yaşamış. Evin üç çocuğunun tamamı da yurt dışı eğitimli. Muhammed Houston’da yaşayan bir mimar, Feyza Boston’da yaşayan ve çalışan bir nörolog… O birkaç yıl kız kardeşiyle aynı evi paylaşmış.

O kısa bir süre önce Karaçi’ye dönmüş ve şimdi Aga Khan Üniversitesi’nde çalışıyor. O tek hedefinin kendisi gibi Pakistanlı nörologlar yetiştiren bir enstitü kurmak olduğunu söylüyor. Feyza, fakirlere yardım etmenin bir aile gelenekleri olduğunu söylüyor. Kız kardeşi Afiyet’in de fakirlere yardım ettiğine inanıyor. “Benim kardeşim masum. O asla kimseye zarar vermez. Bir şeyler açıkça yanlış.” diyen Feyza ekliyor, “Ortada bir hata olmalı.”

O fotoğraf albümlerini geri topluyor, onları bir cankurtaran gibi saklıyor. Bir resimde Afiyet piyano başında. Onun bir yatakhanede Çinli öğrencilerle birlikte olduğu görülüyor. Fotoğraf makinesine boz veren Afiyet renkli ipek elbiseler içinde görülürken, başındaki örtüsünü çıkarmadığı da dikkat çekiyor.

Peki böyle biri “dünyanın en tehlikeli kadını” olabilir mi?

Boston’da Sıddıki iki ayrı ülke iki ayrı dünya arasında bir hayat yaşamış. Ailesi 1995 yılında mezun olduktan sonra ona bir koca bulduğunda ailesiyle çatışma yaşamış. Gelin düğünden önce daması hiç görmemiş. Hatta gerçekte onlar Boston ile Karaçi arasında uluslararası bir telefon görüşmesiyle evlenmişler.

Afiyet’in ablası Feyza Sıddıki ortada bir yanlışlık olduğundan emin.

Onun kocası Amjad Han bir anestezi uzmanıymış. Babası bir ecza fabrikasına sahipmiş ve ailesi onun iyi bir tercih olduğuna karar vermiş. O (damat) Boston’a ulaştığında hediyesiz ve çiçeksiz gelmiş, fakat bu Sıddıki için önemli değilmiş, çünkü Sıddıki zaten ailesi tarafından yapılan düğün hazırlıkları, tutulan otel odası ve Afiyet için alınan inci ve beyaz ipek elbiseler için yakınmaya başlamış. O kendisi için yapılan harcamaların bir hayır kurumuna verilmesinin daha hayırlı olacağını ve Pakistan’da çok sayıda ihtiyaç sahibi insan olduğunu söylemiş.

Sıddıki’nin kocası da Boston hastanesinde kendisi için bir iş bulmuş, çiftin iki de çocuğu olmuş (Ahmed ve Meryem). Sıddıki’nin ailesi Amjad’in sık sık karısını ve çocuklarını dövdüğünü söylüyor.

11 Eylül saldırılarından kısa bir süre sonra Sıddıki çocuklarıyla Karaçi’ye gelmiş, birkaç ay sonra ise Boston’a geri dönmüş. 6 ay sonra da çizt Boston’daki dairelerinden ayrılıp eşyalarını bağışlayarak 26 Haziran 2002 tarihinde Pakistan’a dönmüşler. Amjad Han eşinden ayrıldıktan birkaç hafta sonra Süleyman dünyaya gelmiş.

Bundan sonra Sıddıki nöroloji alanında doktora yapmış ve çalışmalarını rahat sürdürebilmek için çocuklarını ana okuluna vermeyi düşünmüş.

Bu Sıddıki’nin başarılı bir akademisyen ve sabırlı bir eş olduğunu gösteren bir tarafı. Fakat diğer tarafı ise dindar ve yardımsever olduğunu gösteriyor.

Bosnalı yetimlere yardım

Biyoloji öğrencisi bir gençken Sıddıki gayri-Müslimleri bir akşam yemeğine davet ediyor, onları İslam’a davet ediyor ve onlara Kur’an’lar hediye ediyormuş. O MIT’te öğrenciyken birkaç İslamcı düşünürle sık sık görüşürmüş. Onlardan biri olan Suheyl Laher 11 Eylül’den önce açık bir dille İslam’a ve cihada davet eden bir grubun lideriymiş. Laher ayrıca kısa bir süreliğine uluslar arası bir İslami hayır kurumuna da başkanlık yapmış. Grubun Bosna, Afganistan ve Çeçenistan’daki İslamcı militanlara yardım yaptığına inanılıyor.

Sıddıki oldukça başarılı bir üniversite öğrenciliğinin ardından bir de doktora yaptı

Sıddıki Bosnalı savaş yetimleri için yardımlar toplamış. Sıddıki’nin Bosnalı mülteciler için yardım topladığını tasdik eden Abdullah Faruk isimli bir imam ise hıçkırıklar arasında şunları söylüyor: “O nasıl soğuktan ayakları üşüyen Bosnalı kardeşlerimiz için bir çift ayakkabı daha buluruz diye çabalardı.”

Faruk ayrıca şunları söylüyor, “Afiyet bacı oldukça imanlı, yüksek zekalı ve dünya genelindeki Müslümanlarla yakından ilgilenen biriydi ve o dünyadaki olayların farkındaydı.” O sık sık Roxbury’da işçi sınıfı komşularına ait bir eski püskü mescide namaz kılmak için gidermiş. Ayrıca çok sayıda İngilizce mealli Kur’an ve dini kitapları camiye bağışladığı ve de İngiliz tutsaklara gönderdiği de söyleniyor.

Fakat onun Batılılara karşı savaşan İslamcıları desteklediğine dair her hangi bir işaret yok.

Elmas kaçakçılığı ve El Kaide’yi finanse ettiği iddiası

Fakat Sıddıki hakkında oldukça ciddi iddialar var, bunların çoğu da Sıddıki gözden kaybolduktan sonra ortaya atılmış. Örneğin çiftin kredi kartının internet üzerinde askeri mühimmat satan bir marketten koruyucu zırh ve gece görüş gözlüğü satın almak için kullanıldığı ileri sürülüyor. FBI ilk kez 2002 yılında Amjad Han’ı sorgulamış, bu satışın ardından. O ise bunları Pakistan’da büyük ava çıkan herkesin kullandığını anlatmış. Sıddıki’ye ise sadece avukatı aracılığı ile bir sorgulama yapılmış.

Bu onun FBI ile ilk ve son teması olmuş.

Sıddıki ayrıca Kasım 2002’nin sonlarında Maryland’da Macid Han için posta kutusu açmakla da suçlanıyor. Macid Han Baltimore alanında gaz istasyonuna saldırı planlamak suçundan şu anda Guantanamo’da tutulan bir Pakistanlı. O ayrcıa Şeyh Muhammed’den de emir almakla suçlanıyor.

Ve son olarak Afiyet’in suçlandığı bir de “kanlı elmas” meselesi var. Bu oldukça ciddi bir suçlama çünkü bu Afiyet’in bir “terörist” olduğu şüphesini güçlendiriyor. Haziran 2001’de, New York ve Washington saldırılarından kısa bir süre önce Sıddıki’nin El Kaide adına birileriyle birlikte Liberya’nın başkenti Monrovia’ya gittiği ve 15 milyon dolarlık elmas satın aldığı ve bunu da El Kaide’nin operasyonlarını finanse etmek için kullandığı iddia ediliyor.

“Kanlı elmas ticareti”ni inceleyen Liberya’daki Savaş Suçları Mahkemesi Eski Birleşmiş Milletler Başmüfettişi Alan White, Sıddıki’yi 16 Haziran tarihinde Monrovia’da “Fahrem” ismiyle gördüğüne yemin ediyor. White’a göre görgü şahitlerinden biri olan şoförü de Sıddıki’yi orada gördüğünü onaylıyor.

Tüm bu iddialar elbette sadece karşık olaylardan derlenen varsayımlardan ibaret. Birkaç şahit veya tartışılabilir şartlar asla böyle bir suçlamaya delil olamaz. Ayrıca açık olan bir şey var ki bugüne kadar hiçbir resmi makam bu iddiaları doğrulayabilmiş değil. Zaten öyle olsa bunca yıldır ortalıkta gezinen bu kadın çoktan Guantanamo yolunu tutmuştu. Fakat tek gerçek var ki Sıddıki birçok Müslüman gibi Bosna, Çeçenistan ve Afganistan savaşlarına karşı duyarlı ve bu savaşlara yardım eden veya en azından mülteci veya öksüzlere yardım eden kurumlarla bağlantıya geçmiş.

Sıddıki’nin aile avukatı Elaine Whitfield Sharp ise gerçek şüphelinin Sıddıki değil, kocası olabileceğini söylüyor. Afiyet’in babası İsmet Sıddıki de Amjad Han’ın kızını kendisini kurtarmak için Amerika’nın önüne atmış olabileceğini savunuyor. Çünkü şu anda gerçek kayıp olan Amjad Han ve ailesi dahi onun nerede olduğunu bilmiyor. Sadece onun Suudi Arabistan’da olabileceğine inanıyorlar.



Bu haber internet ortamındaki bilgilerden derlenmiştir.

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; ucuz uçak bileti al | Kek kalıpları |