Video Foto Galeri Yazarlar
17.10.2019 - Perşembe

Arap Yarımadası el-Kaidesi'nin IŞİD'in Hilafet İlanıyla İlgili Açıklaması

Okunma: 4409
GÜNDEM 12 Mayıs 2015 13:01
Videoyu Aç Arap Yarımadası el-Kaidesi'nin  IŞİD'in Hilafet İlanıyla İlgili Açıklaması

Arap Yarımadası El Kaide'sinin geçtiğimiz aylarda ABD insansız uçak saldırısında yaşamını yitiren liderlerinden Haris en Nezzari IŞİD'in Yemen'deki İslami cemaatlerin geçersiz olduğu ve oraya genişleyeceğini ilanına verdiği cevap örgütün savaş prensipleri ve mücadele doktrinine dair önemli veriler içeriyor.

KahveKitap

Arap Yarımadası El Kaide'sinin geçtiğimiz aylarda ABD insansız uçak saldırısında yaşamını yitiren liderlerinden Haris en Nezzari IŞİD'in Yemen'deki İslami cemaatlerin geçersiz olduğu ve oraya genişleyeceğini ilanına verdiği cevap örgütün savaş prensipleri ve mücadele doktrinine dair önemli veriler içeriyor. Nezzarinin nezaket dolu olarak tanımlanan açıklama ve tavsiyeleri üzerine IŞİD Dabık isimli dergisinde Nezzari için, kurnaz, entrikacı ifadeleriyle sert hakaretlerde bulunmuş, Nezzari kısa bir süre sonra ABD tarafından katledilmişti.

Açıklamanın Videosu

 

Es-Selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu…

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasulullah’a, aline ve ashabına olsun…

Şuanda yapacağım açıklamayı Arap Yarımada el-Kaide’sin de mevcut kardeşlerimi temsilen ben üstlenmekteyim. Bu açıklamaya sebeb olan konu İslam Devleti (IŞİD) Emiri Şeyh Ebu Bekir el-Bağdadi’nin “Kafirler Hoş Görmese de” başlıklı hicri 1436 Muharrem ayında yayınlanan son konuşmasıdır.

Başlangıç olarak şunlara değinmek istiyorum; İslam düşmanları haçlılar, safeviler ve mürtedler Irak ve Şam da mücahitlere karşı –hatta islam ümmetine karşı- saldırılar başlattığı bu hassas aşamada Şam da baş göstermiş fitnelerden ve ihtilaflardan konuşmak istemiyoruz. Bu savaş samimi mücahitlere karşı haçlı savaşı olmaya devam etmektedir. Bizler bu haçlı savaşında -gücümüz yettiği oranda- müslüman kardeşlerimize yardım bilincini taşıyabildiğimiz bir konumda durmaya çalıştık. Farklı farklı meşrepleri olmasına rağmen bütün cemaatlerde ki ve gruplarda ki mücahit kardeşlerimize yardım edilmesinin gerekliliğini imani bir görev olarak kabul ettik. Allah’tan grupçuları hezimete uğratmasını ve hilelerini boğazlarında bırakmasını niyaz ederim. Şüphesiz O bütün bunlara kadirdir.

Arap Yarımada el-Kaide’si olarak bünyemizde ki bütün unsurlara ve medya organlarımıza Şam diyarın da gerçekleşen hilafa hiçbir şekilde dahil olmamalarını gerektirecek direktifler vererek bu konu da çok fazla çaba sarf ettik. Nitekim Şam diyarında baş gösteren ihtilaflara ve taraflar arasında vuku bulan düşmanlıklara bakıldığında her gurup kendisinin haklı olduğunu iddia etmektedir. Bize gerekli olan bütün guruplara karşı aynı mesafede durup onları aralarında meydana gelen savaşı sonlandırmaya, fitneyi ortadan kaldırmaya ve şer’i bir mahkemede muhakeme olmaya teşvik etmek olacaktır. Kalpler birbirine ısınıncaya, ümmetin gerçek düşmanı haçlılar, rafiziler ve mürtedlere karşı savaşta bir araya gelinceye, mücahitler arasında savaş ve dökülen kan son buluncaya kadar yarıkları kapatmaktan ve gedikleri doldurmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Müminin katledilmesi Allah (azze ve celle)’nin katında dünyanın yok olmasından daha büyüktür.” diye buyurmuşken biz nasıl buna aksi bir davranış sergileyebiliriz?!

Bizler, haber organlarımız da çekişme ve tartışma sonucu Şam da meydana gelen ihtilaf ve savaşlardan olabildiğince yüz çevirdik. Özellikle el-Kaide gurubunun yoldan saptığı, menhec değiştirdiği ve sapkınlaştığı ithamlarını görmezden geldik. Bütün bunlara rağmen ortalığı kışkırtan kimseleri affettik ve bu provokasyonu terk edip hüccet olarak kullanmaya gereksinim duymadık.  

Müslümanların nazarında davetimizi karmaşık hale getirecek ve bizi düşmanlardan ziyade birbirimizle uğraştıran bir pozisyona sokacak ihtilaflarla ve karşılıklı ağız dalaşlarıyla meşgul olmamak için bu yolu tercih ettik. Şerrin önünü keseriz düşüncesiyle bütün bu olayları görmezden geldik. Ne var ki İslam Devletinde savaşan kardeşlerimiz Irak da müminlerin kalplerini sevinçle dolduracak bazı fetihlerden sonra attıkları bazı adımlarla ve çalışmalarla bizleri şaşkına çevirdi. Bunlardan bir tanesi; vazifesi diğer cepheler arasında savaş ve fitne çıkartmak olacak hilafet ilanıydı. Böylece hilafet şartları tamamlanmaksızın ve Şam da cihad eden mücahit cemaatlerle aralarında ki ihtilafları çözme yoluna hiçbir şekilde girmeksizin bütün müslümanların üzerine bir halife atadıklarını ilan ettiler. Sonra bütün ümmeti bunu kabul etmeye ve bütün ümmeti halifeye biat etmeye zorladılar!! Bundan geri duran bütün müslümanları günahkar ilan ettiler. Sonra bununla yetinmeyip alemi islama yayılmış gerek cihadi olsun gerek davetçi olsun islam için çalışan bütün cemaatlerin meşruiyetini ilga ettiler. Cihad eden cemaatlerin iç bünyelerinden biatler toplayarak mücahitlerin saflarını bozmaya başladılar. Böylece bununla cihad eden cemaatleri ve ümmetin içinde yer alan gurupları kırıp geçirecek en büyük ve en tehlikeli adımı atmaya yöneldiler. Sonuç olarak hilafet ilanından bu yana benimsedikleri bu hatalı asıllarla islam aleminde yayılmış cihad saflarını paramparça ettiler. Sonra bazı beldelerde hiçbir kuvvetlerinin olmamasına rağmen hilafetlerinin o beldelere yayıldığını, o beldelerin kendilerine tabi olan vilayetler olduğunu ilan ettiler ve valiler atadılar. Bu beldeler de kendilerine biat etmeyen cihadi cemaatleri ilga ettiler!! Bizler istemeyerek ve mecbur kalarak bu konuyu bütün acı ve hüzün ile konuştuk ve müslüman ümmetini, ümmetin alimlerini ve mücahit kardeşlerimizi şuan maddeleyeceğim konularda uyarıyoruz:

Birincisi: Şam diyarında islami gurupların arasında baş göstermiş savaşın fitne olduğu noktasında duruşumuzun değişmediğini vurguluyoruz. Diğerine karşı bir tarafın yanında yer almıyor ve hangi gruptan olursa olsun kanın dökülmesini mubah görmüyoruz. Bütün grupları savaşı durdurmaya ve şer’i bir mahkeme oluşturmaya çağırıyoruz. Bu şer’i mahkeme sayesinde her grubun diğerini suçladığı zulümlerin kimin tarafından gerçekleştiği ortaya çıkacaktır. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır:

Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)

Zaman aşımıyla ve olayların değişmesiyle giderilmeyecek hak-hukukları ve zulümleri yok etmenin tek çözümünün bu olduğuna inanıyoruz.

Aynı şekilde bizler Şam diyarında mücahitler arasında savaşın son bulduğu haberlerini işittiğimiz anda çok sevineceğimizi ve mutlu olacağımızı ifade etmek isteriz. Mücahitlerin kuvvetini korumak ve masum kanı dökmemek için her grubu kendini şekillendirmesine, sağlamlaştırmasına ve bu noktada kuralları bozmayı isteyen kimseleri cezalandırmasına davet ediyoruz.

İkincisi: Haçlı saldırılarına karşı duruşumuz; Şam ve Irak da mevcut mücahit kardeşlerimizin ve bütün müslümanların bu yeni haçlı saldırılarına karşı kardeşlerine yardım etmeleri yönündedir. İslam devletinde ki kardeşlere veya diğer cihad eden cemaatlere karşı haçlı saldırısı başlamışken haçlıların bayrağı altında veya saldırısı altında savaş halinde bulunmak caiz değildir.

Üçüncüsü: Hilafet ilanı ile alakalı görüşlerimiz şunlardan ibarettir; nübüvvet yolu üzere raşid hilafet ekseninde yaşamak en yüce temennimizdir. Onu tekrar geri almak için çaba göstermek, mürted yöneticilere ve arkalarında yer alan haçlılara karşı silah taşıdığımız ilk günden beri seçmiş olduğumuz yoldur. Bizler bu güne kadar bu amaçtan bir an olsun geri durmadık ve vazgeçmedik. Aynı şekilde bizler bir imam atamanın farz olduğuna inanmaktayız. Ancak vakti geldiği zaman bizler hilafet akdine ve müslümanların başına bir imam atamaya karşı durmayacağız. Bizler hilafet akdinin nübüvvet yolu üzere olması için bu akdin şartlarının tamamlanması, manilerinin ortadan kalkması ve sebeplerinin şekillenmesi için çaba sarf etmekteyiz. Tıpkı haçlıları ve avenelerini def edecek, insanlardan ikrahı kaldıracak ve insanları bir kelimede toplayacak hilafeti teşkil eden unsurların tamamlanma vaktini beklediğimiz gibi.

Bizler bir çok dini alametlerin yok olduğu, fitnelerin çoğaldığı, şüphelerin ve şehvetlerin baş gösterdiği bir dönemde yaşamaktayız. Bu dönemde insanların nazarında hak batıl ile karışmış ve bu insanlar dalgaları birbirine çarpan karanlık bir denizde gibiler. Şikayetim yalnızca Allah’adır.

İslam Devletinde ki kardeşlerimiz tarafından bütün müslümanların üzerine yapılan hilafet ilanının gerekli şartları tamamlanmamıştır. İslam ümmetinde ehlul hal vel akd tarafından yapılacak şura sonucu gerçekleşmemiştir. İslam ümmetinden şuraya ehil olanlar şöyle dursun sadık alimlerle ve islam alemine yayılmış cihadi cemaatlerin komutanlarıyla bile şura oluşturulmadan ilan edilmiştir. Şuranın ve İslam ümmetinden ehlul hal vel akdın şart olduğuyla alakalı Buhari’nin naklettiği bir rivayet bulunmaktadır. Ömer (radiyallahu anh) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mescidinde sahabenin cumhuruna huzurunda hutbe verirken şöyle buyurmuştur:

“Müslümanlarla istişare etmeksizin kim bir başkasına biat ederse, bilsin ki, ne biat edene ve ne de edilene itibar edilmeyecektir. Böyle bir biat akdi, edeni de edileni de ölüme maruz bırakacaktır.”

Şeyhulislam İbn Teymiyye Minhacus Sünne adlı eserinde ehlul hal vel akdın cumhurunun rızasının şart olduğunu vurgulayarak şöyle demiştir:

“Şayet Ömer ve yanında ki bir grup Ebu Bekir’e biat emiş olsaydı ve diğer sahabeler ona biat etmekten imtina etselerdi sadece onların biat etmesiyle imam olamazdı. Ancak güç ve kudret ehli olan sahabenin cumhurunun biat etmesiyle imam olabilir. Bu sebepten ötürü Sad bin Ubade’nin geride kalması (biat etmemesi) zarar vermemiştir. Çünkü bu egemenlik maksadına zarar vermez. Çünkü maksat sadece kendisiyle imametin maslahatlarını tahsil edecek güç ve kuvvetin hasıl olmasıdır. Cumhurun buna muvafakat etmesiyle bu hasıl olmuştur.”

Hilafet ilanının, şura şartına ve ümmet içinde mevcut ehlul hal vel akd rızasına ihtiyaç duymasına ek olarak müslümanların imama karşı sorumluluklarını ve hukuklarını değiştirmesine imkan veren hakiki islam devletinin gücü, Irak ve Şam’da hakimiyeti altına aldığı bölgelerin dışına taşmamalıdır. Geri kalan bölgelerde ise onlar için hakiki devletin mevcudiyeti söz konusu değildir. Geri kalan bölgelerde ki kişiler ancak saldırı halinde olan düşmanı def etme noktasında savaşan fertler ve cemaatlerdir. Onlar bu yapıyla, müslümanları bir araya getiren, bu hilafetin imamı arkasına sığınanlara bir sığınak olan ve bir müslümanın kendisine biat etmemesi caiz olmayan hilafet-i uzmanın içerdiği şeylerle tamamıyla çelişmektedirler. Bütün bu geçen şeylere binaen bu hilafetin akd edilmesinin ve üzerine bina ettikleri şeylerin sıhhatli olduğunu düşünmüyoruz. Ayrıca bu yapıya biat etmeyen kimselerin günahkar olduğunu ve bu ilanın sahada mücadele eden islami cemaatlerin meşruiyetini ilga edeceğini kesinlikle kabul etmiyoruz.

 

Dördüncüsü: Hilafet ilanı meselesi -onların razı olmasıyla beraber- hiç şüphesiz içtihadi bir meseledir. Ancak ne var ki İslam devletinde bulunan kardeşlerimizin takip ettikleri siyaset mücahitlerin saflarını ayırmış ve ümmetin mücadele tarihinde ki bu hassas merhalede onların bütünlüğünü bozmuştur. Safları ayırmak ve bütünlüğü bozmak Allah’ın dinin de kati haramlardandır. Nitekim Allah (Azze ve celle)’nin kitabında mevcut deliller, ihtilafı ve ihtilafa götüren her şeyi terk etmeye çağıran Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetinde mevcut deliller buna açık bir şekilde delalet etmektedir. İhtimalli zanni içtihat ile hilafet ilanı; fırkalaşmayı, ayrılığı, gruplaşmayı ve fitne ve kan dökmek gibi üzerine bina edilen şeyleri terk etmenin gerekliliğini ikrar eden kati ve yakin olan şeyleri nakz etmez. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır:

“Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”

Vaatlere vefalı olmak ve ahitleri yerine getirmek, müslümanların üzerine şer’i vaciplerin en önemlisi olduğu dinde zaruri olarak bilinmesi gereken konulardandır. Bunları bozup yerine getirmemek büyük suç ve büyük günahlardandır. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır:

“Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” (İsra 34)

Yine şöyle buyurmaktadır:

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah, yapacağınız şeyleri pek iyi bilir.

Bir toplum diğer bir toplumdan (sayıca ve malca) daha çok olduğu için yeminlerinizi, aranızda bir fesat aracı edinerek ipliğini sağlamca büktükten sonra, çözüp bozan (kadın) gibi olmayın. Allah, bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.” (Nahl 91-92)

Akitlerin en yücesi ve en sağlamı, cihadi cemaatlerin antlaşmalarında ki biatler ve kendisiyle ameli yürürlükte olan itaatler üzerine edilmiş ahitlerdir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Kıyamet günü her vefasızın kendisiyle tanınacağı bir sancağı bulunur.”

“Allah kıyamet gününde gelmiş geçmiş bütün İnsanları bir araya top­ladığı vakit her vefasız için bir sancak çekilecek ve işte falan oğlu falanın vefasızlığı budur! denilecektir.”

Allah’a kendisiyle ibadet ettiğimiz konulardan biri de şer’i bir gerekçe olmadığı takdirde bağlayıcı biatleri bozma ve kesinleştirilmiş ahitleri nakzetme halinin caiz olmadığıdır. Aynı şekilde şer’i bir gerekçe olmadığı takdirde falanın biatinden filanın biatine geçmek caiz değildir. Çünkü bu tarz davranışların kaçınılmaz sonucu biat meselesinin değerinin düşmesi, tahkir edilmesi ve küçümsenmesidir. Oysa şeriat -daha önce zikredildiği gibi- ona vefa ve ihtiram gösterilmesini emretmiş ve onun değerini yüceltmiştir.

İlk Emiri Şeyh Usame bin Ladin olan Kaidetul Cihad Emirliğine bağladığımız şer’i bir biatimizin olduğunu hatırlatmaya gerek yok. Sonra bizler bu biatimizi Dr. Eymen ez-Zevahiri de yeniledik. Aynı şekilde Kaidetul Cihad cemaatinin uzun yıllardan beri Molla Muhammed Ömer’e biatli olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bizler onlardan bu biatlerini bozduklarına ve ahitlerinde durmadıklarına dair herhangi bir şey görmedik. Bunun üzerine bizler cihad eden cemaatlerin saflarını ayıracak çağrıların tamamını reddediyoruz, kardeşlerimize ahitlerimize bağlı kalacağımıza dair garanti veriyoruz ve Dr. Eymen ez-Zevahiri’ye ve ondanda Molla Muhammed Ömer’e biatimizi tekrardan yeniliyoruz. Bu ilan ve ona terettüp eden şeyler, mürted ve haçlıların saldırıları Veziristan, Somali, Mısır, Yemen ve Mağrib’ten başlayıp bütün cephelere yöneldiği bu sıkıntılı zaman da gerçekleşmişken bizler bunu nasıl kabul ederiz. Bizler bu kardeşlerden yardım ve takviye beklerken bir olan cesedi parçalayacak ve bütünlüğü bozacak içtihatlarıyla bizleri şaşkınlığa uğrattılar.

İslam Devletinde mevcut kardeşleri cemaatlerin ilgası ve safları bölme ile alakalı fetvalarını geri çekmeye davet ediyoruz. Bu Allah’ın kullarından razı olmadığı haddi aşma, zulüm ve düşmanlıktan başka bir şey değildir. Afganistan, Somali, Pakistan, Şam, Filistin, Mısır, Kafkas, Libya, Cezair, Mali, Arap Yarımadası ve bunların dışında batıdan doğuya bütün cihadi cemaatlerin saflarını parçalamak insaf sahibi kimsenin akledeceği bir şey midir?

Uzun yıllardan beri; din ve dünyaya saldıran düşmana karşı savaşıyorlarken onların bünyelerini parçalamak ve cihatlarını alt üst etmek akledilecek bir şey midir?

Binlerce şehidi, binlerce yaralıyı, binlerce esiri, binlerce dul ve yetimi inkar etmek değil midir? Bu olanların hepsi cemaatlerin meşruiyetini batıl kılıp, saflarını bölüp, birbirlerinin kanını dökmesi için fitneyi ateşlemiyor mu?

Aynı şekilde bütün müslüman kardeşlerimizi ve özellikle islam devleti cemaatinden olan askerleri bu büyük münkeri bitirmeleri için çağrıda bulunuyoruz.

İmam Ahmed’in Huzeyfe (radiyallahu anh)’tan tahric ettiği bir hadiste şöyle demiştir:

“Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehy edersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz ama, duanız kabul edilmez.”

İyiliği emretmeli ve kötülükten sakındırmalısınız. Aksi takdir de Allah acemleri üzerlerinize gönderir, onlar boyunlarınızı vurur. Onlar şiddetlidir ve asla kaçmazlar."

Abdullah bin  Amr bin As (radiyallahu anh)’tan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

Size İran ve Bizans fethedildiği vakit sizler hangi kavimsiniz?

Abdurrahman bin Avf şöyle cevap vermiştir: Allah’ın bize emrettiği gibiyiz deriz.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buna binaen şöyle buyurmuştur:

“Bundan başka bir şey yapmaz mısınız? Yarış edersiniz. Sonra birbirinize hasetlik çekersiniz. Sonra birbirlerinize küsersiniz. Yahut buna benzer şeyler yaparsınız. Sonra muhacirlerin fakirlerine gider de onları birbirleri üzerine vali yaparsınız.”

Beşincisi: Bizler mücahitlerin gücünün zayıflamasına sebeb olacak –ki tartışmanın zorunlu neticesi budur- bu içtihatlardan ve tehlikeli adımlardan doğacak şeylerin tamamında İslam Devletinde ki kardeşlerimizi sorumlu tutacağız. Aynı şekilde görüşlere taassup ve devletin gücünün yayılıp ve genişlemesi delili ile haram kanı dökme içtihatlarında ki genişlikten doğacak şeylerin mesuliyetini islam devletinde ki kardeşlerimize yüklüyoruz. Bizler bir müslümana karşı düşmanlığa ve savaşa başlamadığımızı vurguluyoruz. Hiç kimsenin ırzını ve malını mubah görmüyoruz. Bu ihtilafın hasıl olduğu süreçte bizler müslüman kardeşlerimizden hangi taraf olursa olsun ihtilafı çözecek müstakil bir mahkeme de islam şeriatiyle yapılacak muhakemeye bağlı kalacağız. Bizler her halükarda haçlı ve rafizi ittifakını def etmekle meşgulüz. Bundan dolayı kuvvetimizi toplamalıyız, ümmetin gücünü bir araya getirmeliyiz ve Allah (azze ve celle)’nin şu ayetine uyarak müminleri teşvik etmeliyiz.

“Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.” (Nisa 84) Allah bizlerin yardımcısı ve müminlerin dostudur.

Altıncısı: Mücahitlere yardım eden kardeşlerimize faydasız tartışmalardan uzak durmalarını, insafa, doğruluğa ve adalet bağlı kalmalarını, çirkin taassup sonucu safları ayırmaya değil de yakınlaştırmaya ve toplamaya çalışmaları gerektiğini hatırlatırız. Aynı şekilde her hak sahibinin hakkını korumalarını hatırlatırız. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır:

“Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr 10)

İhtilaf hak ettiği yere konulsun ve küfür, sövgü olmaksızın delil ve hüccetlerle münakaşa edilsin. Küfür ve sövgü müslümanların ahlakından değildir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Müslümana tan etmek, lanet etmek, kötülemek ve yermek yakışmaz!”

Her konuşan bu fitne karşısında ağzından çıkan her kelimeden mesul olduğunu bilsin. Muaz bin Cebel (radiyallahu anh)’tan rivayet edilen bir hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurmuştur:

"Sana her işin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?

Ben (Muaz):

-Evet, bildir, ey Allah'ın elçisi! dedim.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

-İşin başı İslam, direği namaz, doruk noktası (zirvesi) cihaddır, buyurdu.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) daha sonra:

- Bu anlattıklarımın hepsini tutan, onların devamına ve olgunlaşmasına sebep olan şeyi haber vereyim mi? diye sordu.

Ben: Evet, bildir, ey Allah'ın nebisi! dedim.

Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dilini tuttu ve:

-Şunu koru! buyurdu.

Bunun üzerine ben: Ey Allah'ın nebisi! Biz konuştuklarımızdan sorumlu tutulacak mıyız? diye sorunca, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

- Annen hasretine yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen dillerinin ürettiklerinden başka bir şey midir?" 

Yedincisi: Arap Yarımadası mücahit kardeşlerimize… Ey düşman karşısında ribat tutanlar! Ey dini için kendilerini kurban edenler! Ey Allah yolunda ruhlarını feda edenler! Sizleri büyük yollardan alı koyacak küçük yollar meşgul etmesin! İmtihanlar sizleri yolunuzdan alıkoymasın! Şeytanın Arap Yarımadasında kendisine ibadet ettirmekten aciz kaldığını hatırlayın. Ancak hadiste de belirtildiği gibi aralarında kışkırtma vardır. Kafir milletler sizlere saldırdığı bir vakitte sizler tartışma ve cedelle mi meşgul oluyorsunuz?! Ümmet sizin yardımınıza ve desteğinize ihtiyaç duyduğu bir vakitte siz ihtilaflarınızla ve tutarsızlıklarınızla ümmeti üzüyor musunuz?! Bu vakit tartışma, cedel ve çokça kıylu kal vakti midir?! Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den varid olan bir hadiste şöyle buyurmaktadır:

“Allah sizin kıylu kal yapmanızı, çokça soru sormanızı ve malı telef etmenizi kerih gördü.”

Vahşi haçlılar ve vahşi rafizilerin saldırılarıyla düşman diyarımızın merkezine kadar inmiş durumda. Onları hürmetlerle alay etmeye, ırzlara geçmeye ve fesad arzında yaşamaya mı terk edeceksiniz?! Allah’a yemin olsun ki hayır! biz sizlerle bu şekilde ahitleşmedik! Cihadınız da ümmetin beklentisini kaybetme gibi bir şeyden sizleri sakındırırım! Fitneye kaymaktan ve fitnenin bataklığında körelmenizden sizleri sakındırırım! Düşmanlarınıza karşı yaptığınız cihad ile meşgul olun! Dillerinizi koruyun! Dikkatli olun ümmetin başına gelecekler sizin tarafınızdan gelmesin!

Son olarak: Şeyh Ebu Bekir el-Bağdadi’nin “Husiler kendileriyle savaşacak muvahhidler bulamıyor” sözü bizlere ve yemen de cihad eden bütün müslümanlara acı vermiştir. Bunun yanı sıra bu siyakta kullanılan bu söz husilerle savaşan müslümanlardan büyük bir grubun tevhidini nefyetmeye vehmettirecek bir sözdür.

Ey Şeyh! Sana diyeceklerimiz şundan ibarettir; Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’tan tahric ettiği bir hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Size Yemen ahalisi gelmiş bulunuyor. Onlar kalpleri pek zayıf, yürekleri pek yufkadır. İman Yemenlidir. Fıkıh (derinliğine din bilgisi) Ye­menlidir. Hikmet de Yemenlidir."

Muvahhid yemen ehli Şam, Irak, Mısır, Mağrib ve Endülüs fetihlerinde her zaman islama yardım etmiştir. Sind bölgesinde, Hinistanda ve Afganistan da yemen ehlinin şehitleri bulunmaktadır. Muvahhid yemen ehli islamın bütün cihatlarında dinini savunmaya ve Allah yolunda çarpışmaya devam etmektedir. Bu mübarek halk yemen de bütün sahip oldukları şeyler ile savaşmıştır. Husiler ve rafizilerle savaşta binlerce şehit vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Aynı şekilde bir çok kabile ve islami cemaatler onlara karşı çarpışma esnasına büyük kahramanlıklar sergilemiş ve çokça kurban vermişlerdir. Evleri bombalanmış, vatanlarından zorla hicret ettirilmişler, cefa çekmişler, tahammül etmişler ve hala etmekteler. Ancak ne var ki entrikalar onların bütün çabalarından daha büyük ve hileler onların bütün imkanlarından daha fazladır. Bu halkın karşısına haçlı Amerika toplanmış ve onları devamlı hava saldırılarıyla katletmektedir. Rafizi ve ordularından ki uşaklarını onların üzerine salmış ve uşak hükümet beldeyi husilerin görüşlerinin uygunluğuna terk etmiştir. Bu mübarek fedakar halk fakirliğine, yoksulluğuna ve bir çok entrikaya rağmen düşman karşısında ve tağutlarla çarpışmada Allah’ın dinine yardım etmeye devam etmektedir.

“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.” (Ali İmran 160)

Bizler bu müslüman mübarek halkın kurbanlarından bir parçayız. Pahalı ve nefis şeylerde onlara karşı cimri olmayacağız.

Ey Allah’ım bu ümmeti doğruya yönlendir. Allah’ım! Müslümanların kalplerini birleştir, sözlerini birleştir, kanlarını koru, kalplerinde nefret ve kini çekip al… Amin

Şeyh Haris en-Nazzari

Tanzimul Kaidetul Cihad Fi Ceziretil Arap

Kaynak : İnca News
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


Haber var islah eder, haber var ifsad eder