Video Foto Galeri Yazarlar
20.8.2018 - Pazartesi

Şahımerdan SARI

AHDE VEFA'NIN MANASI

Hayatlarında ahde vefasızlık eden mahluklar ise, insanlar ve cinlerdir.

21 Mayıs 2018 18:30
A
a
Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, Din gününün Maliki Allahü Teala (cc)’ya mahsustur. Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) Efendimize, aline, ashabına ve tüm Müslümanların üzerine olsun.

Ahde Vefa'nın anlaşılabilmesi için muhakak ki kelimelerin manalarının bilinmesi önemli bir meseledir. Öncelikli olarak 'ahde' ve 'vefa' kelimelerinin ne manalara geldiğini bilirsek eğer işte o zaman 'Ahde Vefa' nında bir Müslümanın hayatında ne derece önemli olduğunu anlayabiliriz.

Lügatta 'Ahid' (A-H-D) kökünden gelmektedir. Kelimenin manası kuvvetli söz, yemin, vasiyet, bilerek birşeyi yapacağına azmetmek, birine söz vermek, adamak, hayatını bir şeye yönlendirmeğe kesin kanaatle bağlanmak manalarına gelir. Akit, Misak, Vaad gibi kelimelerde ahid kelimesinin yerine kullanılır.

'Vefa' ; ise vaadini yerine getirmek, sözünü tutmak, tamamlamak, hakkını vermek ve hakkını tamamen vermek gibi manalara gelir Ahde Vefa, bütün varlıklarda en büyük bir haslettir. En kamil manada ahde vefa gösteren varlık, bütün varlıkları yaratan bizzat Allah (CC)'dır. Zira bu hususta Kur'an-ı Kerim de Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْ 
تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

''... Allah ahdinden asla caymaz...'' (Bakara Suresi 80) diye buyurmaktadır. Cansız diye bildiğimiz yer ve gökler dahi vaadinden caymazlar. Allah (cc); 'yerlere ve göklere ''isteyerek ve istemeyerek emrimize gelin'; diye buyurduğunda onlar, isteyerek geliyoruz' demişlerdi. Yaratıldıklarından beri Allah (cc)'n kendilerine verdiği emri harfiyen ifa ederler, itiraz veya isyana sapmazlar. Meleklerden sonra akıl ve nefis sahibi olarak peygamberler de, ahde vefaya en çok sadakat gösterenlerdir. Peygamberlerin ahde vefa da bazı ufak-tefek noksanlıkları olsa da sehven olur ve Allah (cc) tarafından uyarılarak düzeltilir.

Cansızlar aleminden sonra ahde vefada ikinci sırayı bitkiler alır. Bunlar da yüce Allah'ın kendilerine takdir ve tayin etmiş olduğu vazife ve özelliklerini isyansız olarak tamamlarlar. Bitkilerden sonra hayvanlar, isyansız olarak vazifelerini isyansız olarak ifa ederler. Heyvanlar da akıl olmadığından ihtiyari bir teklife muhatap değillerdir. Hayvanlar ızdırari de olsa vazifelerini (ilahi takdire) muhalefetsiz yaparlar. Fıtratları dairesinde yaşadıklarından ve hataları ihtiyari olmadığından kıyamet günü hesabtan sonra cennet ve cehenneme girmeden toprak olurlar.

Hayatlarında ahde vefasızlık eden mahluklar ise, insanlar ve cinlerdir. İnsanlar ve cinler aleminde hem akıl hemde nefis olduğu için ahde vefa en çok insanlar cinler aleminde önem kazanmaktadır. Konumuz itibariyle insanları esas aldığımızdan ahde vefanın insanlar için olan lüzumuna değinmek durumundayız. Ancak buraya kadar yaptığımız açıklamaların Kur'an ışığında, Kur'an ve sünnetle müdellel olduğu muhakkaktır. Bu hususu uzun uzadıya açıklamak kitabımızın adabı ve akış istikametine direkt olarak taalluk etmediği için insanların haricinde olan mahlukatın ahde vefalarının mevcudiyetine dair bazı ayetleri okuyarak asıl konumuza devam edelim.

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ


"Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allah'ı tespih ( ve tenzih) etmektedir. O mutlak galiptir. Yeganehüküm ve mutlak sahibidir." (Saff Suresi: 1)

Burada, yerde ve gökte bulunan, canlı, cansız, maddi ve manevi, zerresinden kürresine kadar mahlukatın (hem de isteyerek) Allah (cc)’a kulluk ettikleri ifade olunmaktadır. Cansız diye bildiğimiz mahlukatın secde ettiklerini yine Kur’an-ı Kerim bize haber veriyor.

        “Bitki (yahut yıldız)lar ve ağaçlarda secde ederler”(Rahman Suresi : 6) Hatta gölgelerin dahi birer mahluk oldukları ve hem de isteyerek secde ettikleri beyan buyurulmaktadır. Allah(cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ

 
               “Göklerde ve yerlerde bulunanlar da, onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez Allah(cc)’ya secde ederler”(Rad Suresi:15) O halde; cansız diye tanınan mezkur varlıklar ve benzerlerine ruhsuz diyemeyiz. Bu mahlukatın da kendi hilkat kapsamı ve istikametleri dahili bir irade ve ihtiyarları mevcuttur. Keyfiyeti insan tarafından anlaşılmamaktadır. Zira ruh konusunda insanların fazla bir şey bilmeleri mümkün değildir. Allah (cc) bu hususta “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki; Ruh, rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”(İsra Suresi:85) diye buyurmaktadır.

               Yer de ve göklerde bulunan bütün varlıklar kendi hilkat kapasitelerine göre mutlaka ilahi teklife muhataptırlar. İrade ve ihtiyarlarının sınırları kendilerine verilen imkanlarnisbetindedir. Yapabilecekleri ibadet şekillerini (teşbihlerini) isteyerek kabul etmişler ve kabullerini i’fa etmişlerdir. Ahde vefalarını göstermişler ve asla vefasızlık yapmamışlar ve yapmazlar. Her birinin kendine mahsus birer çeşit teşbih (ibadet)leri vardır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah(cc) şöyle beyan buyurmaktadır:
 

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ


"Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah'ı tesbih tesbih ettiklerini görmez misin? Herbiri kendi duasını ve tesbihini öğrenmiş (bilmiş)tir. Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir." (Nur Suresi :41)

Mahlukatın hayatları Yüce Allah'ın kontrolünde olduğu gibi, yaratılanların bütün amelleri Yüce Allah'ı tesbih etmekle devam etmektedir. Allah (c.c.), var kıldığı müddetçe bu durum devam edecektir. Yerde ve göklerde bulunan mahlukat Allah (c.c.) 'ı isteyerek tesbih etmekte ve O'na hamdetmektedirler. Nitekim Allah (c.c.) Kur'an-, Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Sonra duman halinde olan göğe yöneldi ona ve yerküreye: isteyerek veya istemiyerek (emrime) gelin! dedi. İkisi de isteyerek geldik dediler." (Fussilet Suresi :11) Ayet-i kerime cansız diye bilinen yer ve gökler hakkında çok manalar ifade etmektedir. Meseleyi bir yönüyle birkaç cümle yazmadan geçemiyoruz. Bugün kü astronomi ve kimya ilimlerinin hatta bütün tecrübi ilimlerinin şu ana kadar tesbit edilebildikleri doğru bilgiler, ancak Kur'an-ı Kerim'in ifade buyurduğu icazkar beyanlara ve bizzat Kur'an haki katına götürmektedir.
 
Takriben 15 milyar yıl önce Allah (c.c.)'ın yaratmış olduğu kainat, atom halinde bir duman gibi bütün halinde iken Allah (c.c.) ona bir nizam verip yerleri ve gökleri ayırırak bir nizam ve intizam içerisinde varetti. Gökcisimleri, yıldızlar, gezegenler, uydular şeklinde galaksi ve sistemleri yarattı. AllahuTeala (cc)'nın hitabına hazır bulundular. Bu hitaba (emre) ilk itaat o kadar süratli gelişti ki, saate tam 20 ışık yılı hızla kıvılcımlar gibi dünyadan milyonlarca defa daha büyük olan, milyarlarca yıldız arşın altındaki ilk atomundan genişleyerek saçılıp aynldılar. Ve birer yörüngede dönmek üzere tesbih ederek müsahhar oldular. Böylece mekanlarında istikrar kıldılar ta ki İsrafil (a.s)'ın Emr-i ile nefha etmesine kadar beklerler.
 
Yıldızların istikrarından milyonlarca sene sonra yıldızlardan kopan parçalar gezegenleri oluşturdular. Yıldızlardan veya gezegenlerden ayrılan parçaların bir kısmı uydu (Peyk)'ları oluşturarak gezegenlerin etrafından yörüngede yüzmeye devam ederek tesbihlerini yapmaktadırlar. Gezegenlerde yıldızların etrafında kendi yörüngelerinde dönerek tesbih ederler. Milyonlarca yıldızların oluşturduğu yıldız kümeleri ise kendi küme (Galaksi)leri içerisinde bir yörüngede dönerler. Bu galaksilerden yüzmilyonlarıcası mevcuttur. Kesin rakamlarını ancak Allah ( c.c) bilir.
 
Dünyadan (yaklaşık olarak) bir milyon üçyüzbin defa büyük olan Güneş, bu yıldızlardan bir tanesidir. Dünyada bu gezegenlerden bir tanesidir. Ay ise uydulardan bir tanesidir.
Dünya soğudukça önce sular ve karalar birbirinden ayrılmış, bitkiler ve hayvanlar yaratılmıştır. Yaklaşık birmilyonaltıyüzmilon yıl önce Allah (c.c.), insanı (Adem A.S.), beden ile beraber yaratılıp yeryüzüne göndermiştir. Kıyamete kadar yeryüzünde insanlık hayatı devam edecektir. Dünyanın haricinde diğer gezegenlerde insanın yaşayabileceği hayat ortamı yoktur. Dünyanın etrafında bin km. kalınlığında olan atmosfer tabakasındaki her kat insanın hayatı için hayati bir önem arzetmektedir. Bununla beraber yerde, göklerde ve yıldızlar da varlıklarıyla insanın istifadesi için yaratılmışlardır.
 
Dünya kendi ekseninde saatte yaklaşık bin mil hızla dönerek gece ve gündüzü meydana getirir ki gece ve gündüzsüz insanın dünyada yaşaması düşünülmek dahi istenmez. Güneşin etrafında saatte 60 bin mil süratle giderek 365 gün 6 saatte turunu tamamlayarak sene meydana gelir. Dönerken 23,5° eğik olmasıyla mevsimler meydana gelmektedir. Saatte 20 bin mil hızla galaksi (Güneş Sistemi) içerisinde ki yörüngesinde dönerek uyum sağlamakla başka yıldız ve gezegenlerin çarpmasından kurtulmaktadır.

Ay, dünyaya 384 bin km. mesafede dünyanın etrafında her gün dönerek, ayda bir dönüm oluşturmaktadır. Ayrıca Güneş ve Ay zamanın hesaplanmasını meydana getirmekteler. Ayı bir gece lambası gibi ayrı bir süs ve fayda vermektedir. Güneş saatte 360 milyon ton Hidrojen yakarak dünyaya her an ısı ve ışık göndermektedir.
 
Daha bunlar gibi sayısız faydalar cansız denilen bu kürrelerhep insana, Allah (c.c.) tarafından bahşedilmiştir. Bütün mahlukat hareketleri ile tesbih ederek kainatta yüzmektedirler. AllahüTeala (cc):
 

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

 
           “O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı… yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmek (teşbih etmek) tedirler”(Enbiya Suresi: 30) diye buyurmaktadır.

Kainattaki mahlukatın hilkat kapasitelerine göre teklifi ilahiye muhatab oldukları ve görevini yapmak zorunda olduğu anlaşılmaktadır. Akıl ve düşünce sahibi olmayan mahlukatın yaptıkları görevler sevaplar ve ikab gerekliliği şeklinde değildir. Hareketleri ibadet hükmündedir ve varlıklarıyla da, akıl sahiplerine yüceyaratıcının varlığına ve kudretinde delildirler.
Sevap ve ikabı gerektiren ahid, akıl sahiplerinin ahdidir.

Ahde riayet sevap (Allah (c.c.) mükafatına liyakat), vefasızlık ise ikab (Allah ( c.c.) azabına liyakat) gerektirir. Sair akıl sahibi olanlar (melekler ve cinler gibi) dahil olmak üzere mahlukat içerisinde en kaabiliyetli ve yetkili olan mahlukat alemi, insanlık alemidir. Hatta insan maddi ve manevi mahlukatın özeti durumundadır.
 
Maddi alemler düşünüldüğünde; Arş, Kürsi, yedi kat gökler, galaksiler, yıldızlar ve gezegenler içerisinde Dünya, uçsuz bucaksız çölde küçük bir kum taneciği nisbetindedir. Dünyanın kütlesi ve katlarına oranla da; insan, denizde bir avuç su kadardır. Fakat Allah ( c.c.), yerde ve gökte bulunan sayısız nimeti insanlara bahşetmiştir. Kainat insanla alakadardır. Çünkü insan, en güzel ve yetenekli bir şekilde yaratılmıştır. Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim de bu hakikate işaretle; "İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emin olan beldeye yemin ederiz ki, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık" (Tin Suresi : 1-4) diye yeminle buyurarak insanın hilkatteki üstün kabiliyetine işaret etmiştir.
 
İnsan, üstün hilkat kabiliyetine rağmen Allah (c.c.)'ın emanetine,sahip çıkmaz mesuliyetlerini eda etmez ise bütün mahlukattan daha aşağıya düşer. Nitekim yukarıdaki ayetleri müteakip "sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik" (Tin Suresi: 5) buyurulmaktadır. Evet; ruh ve beden ile beraber, akıl ve düşünce sahibi olan  insan tekvini nizamı müşahade ve Allah (c.c.)'ın teşrii emirlerinin haklılığını idrak kabiliyetinin insan da mevcudiyetine rağmen, Allah (c.c.)'ın rızası doğrultusunda yaşamaz, emanete sahip çıkmaz ve ahde vefasızlık gösterirse işte o zaman aşağıların aşağısına düşmeğe layık olur.
 
Üstün meziyetleri muhafaza etmek ve "ahde vefanın" keyfiyeti okuduğumuz ayetleri müteakip olan ayetler de öz olarak ifade buyurulduğu gibi, Kur'an-, Kerim'de tafsilen beyan olunmaktadır. insanın ebedi hayata kadar en üstün bir mahluk olmak ile en alçak bir mahluk durumuna düşecek kadar büyük bir farklılık arasında tercih ve amel iktisab imkanına sahip olması, insan iradesinin hürriyet kapsamını ifade etmektedir. Bu kadar irade ve ihtiyar yetkisi insandanbaşka hiçbir mahluka verilmemiştir.

Allah (c.c) bizi, ahde vefa eden muttaki kullarından kılıp, ahde vefasızların şerrinden korunsun. Amin

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder