Video Foto Galeri Yazarlar
18.12.2018 - Salı

Hacı KAR

AHLAK, SİZSİNİZ! (3)

Bu demektir ki, insan nefsi, kendisini cennete götürecek olan vazifeleri yerine getirmekten hoşlanmaz. Dolayısıyla ahlaka aykırı olan uygulamaları aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.

8 Şubat 2018 09:18
A
a
NisaButikAdana
Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla.
Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
Salât ve selâm olsun Rasulullah'a, Âline, Ashabına ve Kıyamete kadar O'nun izinde giden muvahhid ve müttakî mü'minlere...
Ben, şehadet ederim ki, Allah'dan başka ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed (s.a.s.) Allah'ın kulu ve Rasulü'dür...
Yeryüzündeki bütün tağutları, her yönüyle ve her çeşidiyle tanımayıp reddettim... Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah'a, katıksız, şirksiz, şüphesiz ve kesin iman ettim... Yaratılış gayemiz olan Rabbimiz Allah'a ibadet etmekte O'na hiçbir şeyi ortak etmez, yalnız O'na ibadet eder ve yalnız O'ndan yardım dileriz...
Allah'ı Rabb, İslâm'ı din, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'i hayat önderi olarak kabul edip razı oldum ve hiç tereddüt etmeden iman ettim...
 
İslam’ın açık naslarla ortaya koyduğu bütün hükümler gibi ahlaki hükümler de devamlıdır, sabittir. “ Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verdiği vakit, inanmış bir erkeğe ve kadına, işlerini kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab Suresi -36)
Ahlaki emirler ve yasaklar da, dinin diğer hükümleri gibi helaller ve haramlardan sayılır. Ve Peygamber de dahil olmak üzere hiçbir kimsenin helali haram, haramı da helal saymaya yetkisi yoktur. (Tahrim Suresi-66)
 
Hz. Muhammed (sav), “Cennet, hoşlanılmayan şeylerle, cehennem de hoşlanılan şeylerle örtülüdür.” buyurmuştur. (Müslim, Cennet,1)
Bu demektir ki, insan nefsi, kendisini cennete götürecek olan vazifeleri yerine getirmekten hoşlanmaz. Dolayısıyla ahlaka aykırı olan uygulamaları aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.
 

*Kusur Araştırma ve Yayma
 
Bir takım insanlar, kendilerine itibar kazandırmak ve muhaliflerini kamuoyu önünde rezil etmek maksadıyla, muhaliflerinin kusurlarını araştırıp tespit eder ve bunları halk arasında sözle veya yazılı ve görüntülü basın-yayın vasıtalarıyla yayar. İnsanların kusurlarını araştırma ve yayma, İslam ahlakına aykırıdır. Nitekim Allah (cc), “… Birbirinizin kusurunu araştırmayın…” buyurmuştur. (Hucurat Suresi -12)
Allah Rasulu (sav) Efendimiz, “… Tecessüs etmeyin (kusur ve sırları araştırmayın), haber koklamayın!...” (Buhari, Edeb,57) buyurarak mü’minleri kusur araştırmaktan men etmiştir.
Başkalarının kusurlarını yayanlar için ise şöyle buyurmuştur: “ Kim başkalarının kusurlarını halka yayıp duyurursa, Allah da onun kusurlarını duyurur…” (Buhari, Rikak,36)
 

*Gıybet ve İftira
 
Bir takım insanlar, muhaliflerini kamuoyu önünde kötüleme maksadına yönelik olarak halk içinde onların gıybetini-dedikodusunu yapar veya yayar. Bazen de muhalifine üstünlük sağlama ve onları aşağılama hırsı, insanı iftiraya varan iddialara sürükleyebilmektedir.
Gıybet ve iftira, İslam’da, hakkında şiddetli yasaklamalar bulunan fiillerdir. Kur’an’da gıybet, “bir kimsenin ölmüş bir kardeşinin etini yemesi” kadar iğrenç, tiksindirici bir fiil olarak tasvir edilmiştir; (Hucurat Suresi-12) iftiranın ise, apaçık bir günah olduğu ifade edilmiştir. (Nisa Suresi-112)
 

*Yalana Başvurma
 
İnsanlık tarihinden günümüze kadar insanlar faaliyetlerinde yalana başvurulduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İnsanlar bu fiilleri ile yalanlarla iddialarını güçlendirmek veya maksatlarına daha kısa yollardan ulaşmak isterler. İalam’ın yalana karşı tavrı çok kesin ve katıdır. “…Yalan sözden sakının!” (Hacc Suresi-30)
Hz. Muhammed (sav), mü’minin bir takım kötü vasıfları bulunsa dahi “yalancı” olamayacağını ifade etmiş; (Muvatta, Kelam,12) yalan söylemeyi, büyük günahlar (Buhari, Şehadet,10) ve münafıklık alametleri arasında saymıştır. (Buhari, İman, 24)
“…Yalandan sakının! Yalan, insanı günaha, batağa; o da cehenneme ulaştırır…” (Buhari, Edeb, 69)
Savaş hali, iki Müslümanı barıştırma maksadı gibi zaruret halleri dışında; şaka, insanları güldürme ve bir çocuğu kandırma gibi maksatlar için dahi yalana cevazın bulunmadığı İslam’da, propaganda maksatlı yalana ise kesinlikle yer yoktur!
 

* Hile
 
Hile, bilhassa siyasi ve askeri propaganda faaliyetlerinde ve ticari reklamcılıkta başvurulan menfi bir metottur. Propaganda yapan bazı insanlar ve gruplar, fikir veya davalarına veya ticari vasıtalarına daha kısa yoldan kesin ve tatmin edici başarılar ve neticeler elde etmek için hileye başvururlar. Hile, fertleri veya kamuoyunu aldatmaya yönelik bir fiildir. Hz. Muhammed (sav), “… Kim bizi aldatırsa, bizden değildir!” buyurmuştur. (Müslim, İman, 164)
Allah Rasulü (sav), malını yalan yeminlerle reklam edenleri ve aldığı fiyatı yüksek gösterip yalan yeminle müşterilerini aldatarak malını satanları, Allah’ın kıyamet gününde kendileriyle konuşmayacağı, kendilerine bakmayacağı, günahlarından arındırmayacağı ve acı bir azapla cezalandıracağı kimseler arasında saymıştır. (Müslim, İman,171)
Ticari alan için ifade edilen bu hadislerdeki hükümler, başka sahalar içinde geçerlidir. (Buhari, Hiyel,11) Mesala; hile ile mal satmakla, hileyle fikir satmak, telkin etmek, aşılamak veya aynı yolla taraftar kazanmak veya iktidar elde etmek arasında bir fark yoktur.
İslam’da, hileye başvurulan tek istisnai durum, harp halidir. Allah Rasulü (sav), “Harp (savaş) bir hiledir.” Buyurmuştur. (Buhari, Cihad, 157)
 

* Hafife ve Alaya Alma
 
Modern insanın yaşantısında zaman zaman uygulanan metotlardan birisi de, hafife ve alaya alma üslubuyla muhaliflerine/rakiplerine psikolojik üstünlük sağlamak, insanların toplumlar içerisindeki tesirini azaltmak veya bu tesiri ortadan kaldırmaya çalışmaktır. İslam ahlakında insanları hafife alma ve onlarla alay etmeye asla yer yoktur. Yüce Allah (cc) Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“ Ey iman edenler! Bir topluluk, diğer bir toplulukla alay etmesin! Belki (alay edilenler) kendilerinden daha iyidir…” (Hucurat Suresi -11)
İnsanları hafife ve alaya alma üslubunun, aynı şekilde Sünnet’te de yeri yoktur. Allah Rasulu (sav), insanları başkalarının gözünde değerden düşürmeyi değil, değerli kılmayı, onurlandırmayı esas edinmiştir.
 

* Büyüklük – Üstünlük İddiası - Kibir
 
Kibirlenme İslam ahlakına aykırı bir davranıştır. Kur’an’da kibir hakkındaki ayetlerden birisi şöyledir:
“ Kibirlenerek insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme)! Yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah, övünen, kuruntu eden kibirli kimseleri asla sevmez.” (Lokman Suresi – 18)
Hz. Peygamber (sav), kibri, “hakkı basit, halkı küçük görme” olarak tarif eder. (Ebu Davud, Libas, 26)
Kibirli insanları ise “cehennem ehli” arasında sayan Allah Rasulu (sav), farklı hadislerde ise şöyle buyuruyor:
“ Kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez.” ( Ebu Davud, Lias, 26 )

 
* Kötü Yorum ( Su-i Zan )

 
İnsanlar içerisinde, taraf olma- taraf tutma duygusu ile veya kasıtlı olarak insanlara su-i zanda bulunup onların sözlerini, tavırlarını, davranışlarını veya faaliyetlerini aleyhte yorumlayanlara rastlanmaktadır. Bu kötü yorumlar bazen, söylentiler, sözlü ve yazılı iletişim vasıtaları, medya organları kanalı ile kamuoyunun geniş kesimlerine yayılabilmektedir.
Zanda bulunma, İslam’da sakınılması gereken fiiller arasında yer alır. Kur’an’da zan hakkında şöyle buyurulur: “ Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır…” (Hucurat Suresi -12)
Hz. Peygamber (sav), insanları su-i zandan sakındırmış; O (sav), bu konuda, “ Sakın (su-i) zanna yer vermeyin! Zira zan, sözlerin en yalanıdır…” buyurmuştur. (Buhari, Edep, 57)
 

* Kötüleme ve Aşağılama
 
İnsanları kötüleme ve aşağılama, mü’mimler arasında yasaklanan fiillerdendir. Kur’an’da Yüce Allah (cc) şöyle buyurur: “…Birbirinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın!...” (Hucurat Suresi-11)
“…Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini aşağılaması yeterlidir…” (Müslim, Birr, 32)
 

* Sözünden Dönme
 
Ahde vefasızlık (verdiği sözden dönme), insanlarda çok sık rastlana bir durumdur. Bilhassa vaadlerini, ileride güçlü oldukları zaman yerine getireceklerini söyleyen bazı siyasi propagandacılar, verdikleri sözün hilafına davranışlar sergilerler, iktidara geldikleri zaman da verdikleri sözlerin bir kısmını veya çoğunu yerine getirmezler. Bu kusurlarını, insanlara çeşitli mazeretler sunarak üstlenmeyen ve kendilerini mazur gösteren bu tipler, sürekli yeni yalan projeleri üretip, yeni hedefler ileri sürerek kamuoyuna yeni vaadlerde bulunurlar. Hatta bu konuda bir istikrar yakalayanlar dahi olur ve ömrü boyunca halka kendini ve misyonunu propaganda eden bazı karakterler, her defasında verdiği sözlerin çoğunu yerine getirmediği halde, yeni vaadlerde bulunur. Hz. Peygamber (sav), verdiği sözde durmamayı münafıklık alametleri arasında sayar. Bu alameti kendin de taşıyanlar için ise, ilahi adaletin tecellisine vasıta olan bir fıtrat kanununa işaret ederek şöyle buyurur: “ Kim ahdine vefasızlık edip verdiği sözü bozarsa, Allah (cc) ona mutlaka bir düşman musallat eder!...” (Muvatta, Cihad, 12, 26)
İnsanın verdiği sözde durmamasının neticesi ile ilgili bir hadis de şöyledir:
“Emanete riayet etmeyenin ve sözünde durmayanın dini ve imanı yoktur.” (Müsned, 3,54)
 

* Gösteriş Yapma - Riya
 
İnsanlar içerisinde riyaya başvuranlarda olur. Bu davranış, insanlara iyi görünmek, prestij kazanmak ve iyi bir imaj ortaya koymak gibi maksatlarla, bir takım rollere bürünerek ve icraatlar yaparak sergilenir. Kur’an, riyakar kimseleri “şeytanın arkadaşları” sınıfından sayar. (Nisa Suresi-38)
Hz.Peygamber (sav), bir hadisinde gösteriş yapmak için Kur’an okuyan, yakın akrabayı ziyaret edip sadaka veren ve cihada katılanları, kıyamet günü ilk çağrılacaklar ve cehennemin aleyhlerinde öfkeden kabaracağı kimseler olarak anlatır. (Müslim, İmaret, 152)
Allah Rasulu (sav), riya hususunda ilahi bir kanunu zikreder: Allah (cc), riyakarın riyasını gizlemesine müsaade etmez. Hem dünyada hem de ahirette riyasını açığa çıkarır. (Buhari, Rikak,36 – Ebu Davud, Edeb, 34)
 

* Müstehcenliği Kullanma
 
Dünya çapında, hareket noktaları ve hedefleri maneviyatçı çizgiye ters olup, dini ve ahlaki değerleri tanımayan insanlar, propagandalarında açık saçıklığı da (müstehcenliği de) bir vasıta olarak kullanmaktadır. Müstehcenliği kullanmada bilhassa kadın unsuru ön plana çıkmaktadır. Müstehcenlik, ahlaka aykırı bir davranış tarzı olup utanma duygusunu ortadan kaldırır. Sünnet’te her türlü hayâsızlık kötülenmiştir. Her şeyden önce Allah Rasulu(sav), son derece haya sahibiydi.
Allah Rasulu (sav), “…İslam’ın ahlakı hayadır.” buyurarak güzel ahlakın kaynağının utanma duygusu olduğunu ifade etmiştir. (Muvatta, Hüsnü’l-hulk, 9)
 
Bir başka hadisinde de, kadının fıtri çekiciliğinin bir fitne unsuru haline getirilmesinden sakındıran Hz. Peygamber (sav) sürekli tarihte yaşanan ahlaksızlıklara atıfta bulunmuştur:
“…Zira İsrailoğullarının ilk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır.” (Müslim, Zikir, 99)
 
Allah Rasulu (sav), çıplaklığıyla bu fitneye alet olan kadınlar için ise şöyle buyurur:
“…Giyinmiş çıplak kadınlar ki, bunlar Allah’a itaatten dışarı çıkmıştır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarır. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar, cennete girmek şöyle dursun, onun kokusunu dahi alamaz. Halbuki onun kokusu, şu şu kadar uzak mesafeden duyulur.” (Müslim, Cennet, 52)
 
Yüce yaratıcıya tam anlamıyla kulluk yapıp geçici dünya hayatını, ebedi mutluluğa çevirmek adına, yüce Allah (cc) bizlere tüm davranışlarımızda, hal ve hareketlerimizde Kur’an ahlakıyla ahlaklanan Hz. Muhammed (sav) ‘e uymayı nasip etsin. (Allahümme âmin)

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
NisaButikAdana