Video Foto Galeri Yazarlar
21.5.2018 - Pazartesi

Mustafa SOYLU

BAŞIBOŞ DEĞİLİZ

24 Ocak 2018 10:15
A
a
Hamd âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, Din gününün Maliki Allahü Teâlâ (cc)’ya mahsustur. Salat ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) Efendimize, aline, ashabına ve tüm Müslümanların üzerine olsun.
Yüce dinimiz İslam, tarihin seyrini değiştiren Rabbani inkılaptır. İslam, insanlığın üzerine inen rahmettir. İslam, kâinatı titreten sestir. Ve İslam, Allah’ın “İnan, Öğren, Yaşa ve Kurtul” diye gönderdiği ilahi nizamdır.

O halde, kurtuluş isteyen insan, İslam’a inanacak, öğrenecek ve onu hayatında tatbik edecektir. İnsanın bundan başka çaresi yoktur.
Her insan bilmelidir ki, bu geçici dünyada, başıboş bırakılmış değildir. Yaşadığı her saniyenin, yaptığı her işin hesabı kendisinden mutlaka sorulacaktır. Kur’an-ı Kerim’de beyan buyrulduğu gibi, iyi iş işlemişse mükâfatı, kötü iş işlemişse cezası şüphesiz verilecektir.
Yüce dinimizin emir ve tavsiye ettiği her şey iyi, yasakladığı her şey de kötüdür. O halde insan, yalnız İslam’a uyacaktır.
Rahman ve Rahim olan Allah şerefli kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor? ” (Kıyame, 36)
“O, kendisine kimsenin asla güç yetiremeyeceğini mi zannediyor?” (Beled, 5)
“O, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?” (Beled, 5)
Bir başka ayet-i kerimede ise, şöyle buyurulmaktadır:
“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O’ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir. ” (Mü’minun, 115-116)
Görülüyor ki, insanoğlu boşuna yaratılmamış ve başıboş bırakılmamıştır. Sürekli kontrol altındadır.
Bu sebeple, insanın yeryüzündeki ilk vazifesi, İslam’a bütünüyle iman etmektir. Hâkimiyetin, kayıtsız-şartsız Allah’a ait olduğuna iman etmektir. Kur’an-ı Kerim’in kanun-u rabbani olduğuna iman etmektir. Kendisinin Allah’a kulluk için yaratıldığına iman etmektir. Böyle iman eden bir mü’minin imanı, aşılmaz bir duvardır. Hiçbir baskı, hiçbir tehdit O’nu imanından koparamaz.

Şeksiz ve şüphesiz iman sahibi olan bir müslüman, artık, şartlar ne olursa olsun, inandıklarını yaşayacaktır. Yaşanmayan bir iman zayıflamaya mahkûmdur. İbadet olmadan imanın güçlü olması mümkün değildir. İbadet, insanın yaratılış sebebidir. İbadet, kulu Allah’a bağlayan manevi bağdır. Her türlü sapıklık ibadetsizlikle başlar ve perişanlıkla biter. Kulda kabalık bırakmayan ve hadiseleri doğru değerlendirmeyi sağlayan ibadettir. İbadet etmeyen kimse, Allah’ın hakkını tanımayan nankördür. Allah’ın hakkının tanınmadığı yerde, insanlıktan da söz edilemez.
 
İman ve ibadetlerinde ciddi olan bir müslüman, bilgisini devamlı artıracaktır.
Allah, K. Kerim’de: “Sakın cahillerden olma” buyurmaktadır. O halde, müslüman cahil olamaz, olmamalıdır. Müslüman, okumak, okutmak ve ilim sahibi olmak mecburiyetindedir.

İlim insanı Allah’a götürür. Allah’a götürmeyen “bismillahsız” ilim ise, ancak zulümdür. İnsan beynini bir okula, kalbini de bir mabede benzetirsek şu netice çıkar: Eğer okul ile mabed arasında bir uyum varsa, o cemiyette huzur, güven ve yükselme vardır. Aksine, eğer okul ile mabed arasında bir kavga varsa, o insanda ve o cemiyette anarşi vardır, yangın vardır. Okumaya Allah’ın adıyla başlanmadığı sürece bu anarşi ve bu yangın devam edecektir.
Üzülerek söyleyelim ki, bugün, müslümanların beyinleri ile kalpleri arasında bir anarşi vardır, bir yangın vardır. Bu anarşi ve yangın öyle büyümüştür ki, müslümanlar, adeta Hak ile Batılı birbirinden ayıramaz olmuşlardır.

Evet, haram ile helalı birbirine karıştıran, Kur’an’ın bazı hükümlerini kabul edip bazılarını etmeyen; Namaz kılıp oruç tutmakla İslami vazifelerin bittiğini zanneden; Alnını secdeye koymadan müslüman gibi yaşadığını sanan ve bir de “benim kalbim temiz” yalanına yapışan; İslam’ın ceza hukukuna kulak vermeyen, idare hukukuna yan bakan, aile hukukuna yanaşmayan, miras hukukuna aldırmayan ve bunları öğrenme lüzumunu duymayan, hatta dinlemeye dahi tahammül edemeyen müslümanlar, bugünün müslümanları değil midir? İslam için bundan daha büyük tehlike olamaz.

Biliyorsunuz ki, Resul-i Ekrem (s.a.v)’in vefatından sonra bir takım mürtedler, münafıklar ve dalkavuklar türemişti. Fitne ve fesat tekrar kabarmaya başlamıştır. Bunlar: “Namaz kılarız ama zekât vermeyiz” diyorlardı.

Hâlbuki güneş doğması ve batması devam ettiği sürece bu din devam edecekti. Allah nurunu söndürmeyecekti. İslam’ın bir hükmünü kabul etmemek, küfürdü, kafirlikdi.
Bunun içindir ki, İslam’ın ilk halifesi Hz. Ebu Bekir (R.A) kesin tavrını aldı ve şöyle buyurdu:
“Allah’a yemin ederim ki, namazla zekâtı birbirinden ayıran kimse ile mutlaka savaşırım. Resulullah (s.a.v)’e vermekte oldukları deve yularını bile vermeselerdi, bu yüzden onlara savaş açardım.”

Nitekim gerekli tedbirler alınmış ve dinin hükümleri parçalattırılmamıştır.
O halde bugünde, müslümanların beyinleri ile kalpleri arasındaki, İslam’ı yanlış anlamaya dönük olan bu anarşiyi durdurmak ve bu yangını söndürmek için, çok acil olarak tedbir alınması lazımdır. Aksi halde, -Allah korusun- başımıza büyük felaketler gelecektir. Bu dünyada gelmezse, ahirette gelecektir.
Dinden uzaklaşan, dinin hükümlerini istediği gibi anlamaya çalışan, Kur’an-ı Kerim’e sırt çeviren, Hz. Muhammed (S.A.V)’in sünnetine dudak büken, Hakkı söylemekten korkan, küfür ve batılda ısrar eden kimseleri, Cenab-ı Allah’ın cezasız bırakacağını zannetmeyiniz.
 
O halde bilelim ki, Rahmetin de, azabın da sebebi, kulun kendi davranışıdır. Arkanıza dönüp kaçacağınız gün, kendinizin savunulmasını istiyorsanız, Allah’a bütün ciddiyetinizle kulluk edeceksiniz. İslam’ın bütün hükümlerini hayatınızda tatbik edeceksiniz. Şeref ve üstünlüğü takvada yani Allah’tan en çok sakınmada arayacaksınız. İslam’ın insanlığa hâkim olmasından korkmayacaksınız. İslam’dan ancak, batıl taraftarlarının, şeytan taraftarlarının, kâfirler, fasıklar ve münafıkların korktuğunu bileceksiniz.
Unutmayacaksınız ki, hiçbir kimse boşuna yaratılmamış ve başıboş bırakılmamıştır. Herkes, yaptığı işin hesabını verecektir.
Yazıma Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’in, konumuzu özetleyen bir hadis-i şeriflerinin meali ile son veriyorum:
“Kıyamet günü, insanoğlu şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamayacaktır: Ömründen; onu nerede ve ne suretle harcamıştır. İlminden; Onunla nasıl amel etmiştir. Malından; Onu nereden kazanmış ve nerelere sarfetmiştir. Vücudundan; Onu nerede ve ne şekilde yıpratmıştır?”
Allah’a emanet olun. Selam ve dua ile…
 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder