Video Foto Galeri Yazarlar
18.12.2018 - Salı

Şüheda DEMİR

DİKKAT EDİN! - İZZET VE ŞEREFİ NEREDE ARIYORUZ?

16 Temmuz 2018 16:15
A
a
NisaButikAdana

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

DİKKAT EDİN!

İZZET VE ŞEREFİ NEREDE ARIYORUZ?

Hamd, Âlemlerin Rabbi Rahman, Rahim, Aziz, Cebbar, Mütekebbir bizlere Kur’an ve Sünnet vasıtası ile kurtuluşun yolunu gösteren Allah azze ve celle’ye mahsustur. Salat ve Selam sevgili peygamberimiz örneğimiz, önderimiz olan peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v)’e âline, ashabına ve onlara tabi olanların üzerine olsun…

“Onlar ki müminleri bırakarak kâfirleri dostlar (veliler) edindiler. Kuvvet ve onuru (izzeti) onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz bütün kuvvet ve onur (izzet), Allah’ındır.” (Nisa 139)
           
Bu ay ki yazımızda Allah (c.c) nasip ederse körü körüne taklidin nasıl bir hastalık olduğunu yazmaya çalışacağım.
           
Gençlere ve onların ebeveynlerine sesleniyorum, lütfen iyi, anlayarak idrak etmeye çalışarak okuyalım. Bilinçli ve şuurlu bir nesil istiyorsak oturduğumuz yerden olmaz.
Mücadele şart… Fedakârlık şart… Uyanık olmak şart… Oynanan oyunları bilmek şart… Ona göre önlem ve tedbir şart… Dış mihrakların oyunlarına değineceğim, iç mihrakların ki de; artık fertlerin kendini yetiştirip anlaması lazım.
           
Körü körüne taklit, psikolojik ve ruhi açıdan yenilgiyi kabullenmeye ve imansızlığa dalalet eden taklit de, şahsiyetin erimesi ve kaybolması tehlikesi vardır. Kişi sevdiği kimse de zatını aynileştirmekle kendini fani kılar. Taklit ettiği kimsenin atmosferine girer. Hz. Peygamber (s.a.v) sürekli olarak Müslümanları İslam’ın yoluna tabi olmaya ve azı dişlerimizle bir şeyi tuttuğumuz gibi onların yoluna sımsıkı sarılmamızı ve ondan ayrılmamamızı, bizlerden istedi. Bunu şu mübarek sözleriyle ifade etti:

“Sizler benim sünnetime ve hidayet üzere olan Raşid halifelerin sünnetine sarılınız. Onları azı dişlerinizle bir şeyi tuttuğunuz gibi onu da öyle sıkı tutunuz. Dinde sonradan ortaya çıkartılan şey bidattir. Her bidatte sapıklıktır.
           
Körü körüne taklit, birçok insanı dünya hayatının fitnesine götürür. Bu da kişiyi gurur ve kibre mübtela eder. İnsan taklit ettiği kimselerin giysilerini giymek ister, zahir görüntüsünü ve emaresini onlara benzetmeye çalışır, şöhret elbisesini giymek ister. Bütün bunlar İslam dinince yasaklanmış şeylerdir.
           
İbn Ömer (r.a) Rasulullah (s.a.v) şöyle dediğini anlatıyor:

“Kim ki dünyada şöhret elbisesini giyerse Allah (c.c) kıyamet gününde ona zillet elbisesini giydirir.” (Ebu Davut, İbn Mace, Ahmed b. Hanbel)
          
  Ebu Davut, Süveyd b. Vehb’den, o da sahabenin çocuklarından birinden, o da babasından rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Kim ki tevazudan dolayı çok güzel elbiseleri giymekten kaçınırsa Allah (c.c) ona mükerremlik ve yücelik elbisesi giydirir”
           
Buhari ve Müslim de İbn Ömer (r.a) kanalıyla rivayet edilen hadiste Allah Rasulü (s.a.v) buyurdu:     

“Kim ki kibirden dolayı yerlere kadar sürünen elbise giyerek yürürse Allah (c.c) kıyamet gününde onun yüzüne bakmaz.”
           
Giyim kuşamda dış görünüşte ve yaşantıda körü körüne taklit insanı hastalıklı ve ruhi çöküntüye uğramış bir hayatı yaşayan insan haline getirir.
           
İbn Cerir’in rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Sizler karış karış adım adım sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz. (Onların batıl inançlarından ilham alacak, bu inançlardan kaynaklanan sosyal kurumları ve yaşayışlarını örnek edineceksiniz). Hatta insanın giremeyeceği küçük bir keler deliğine girecek olsalar siz de onları takip edeceksiniz. (Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahabiler sorduk:

“Ya Rasulullah (izlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve Hristiyanlar mı olacak? Şöyle buyurdu:

“Ya başka kimler olacaktı?”
           
Maalesef günümüz sözde İslam dünyasında ki gençlerin çoğu, kâfir toplumların yaşantılarına ve giysilerine özenmiş bir şekilde ömürlerini çürütmektedirler.
           
Gençlik onların fasık ve sapıklık içindeki yaşantılarına kendilerini kaptırmış, kötülükleri, emredip iyilikleri yasaklar bir konuma gelmiş durumdadır.
           
Bütün bunlara sebep olan amillerin başında körü körüne taklit ve aşağılık duygusu yatmaktadır.
           
Körü körüne taklitçilik, kavimleri ve cemiyetleri sonu hüsran olan helake ve yıkıntıya doğru götürür. Taklitçi kavimler küfür, isyan ve fısk yollarına girdiklerinden mukavemet güçlerini ve kendilerini ayakta tutan varlık sebeplerini ve izzetlerini kaybederler ve netice de yıkılışları kaçınılmaz olur.
           
Bu sosyal hadiseye Kur’an-ı Kerim çok veciz bir şekilde parmak basmaktadır:
“Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.” (İsra 16)---- (Mümin 33 – Hud 116 – Enbiya 13 – Mümin 64 – Meryem 59 – Enbiya 11-13)
           
Fransız yazar Anderiya Mora, “Fransa’nın çöküş sebepleri” adlı kitabında bu görüşü teyit etmektedir. 2.Dünya savaşında Fransa’nın çöküş sebeplerinin başında Fransızların arasında ahlaki rezaletlerin yayılması gelmektedir.
           
Fransa’da yönetimi ele alan Digol’ün  Paris emniyet müdürünü çağırarak ona emrettiği ilk şey “Başkentimdeki fuhuş hanelerin hepsini kapat” emri olmuştur.”
           
Körü körüne taklit’lik toplumların itikadi, ameli, içtimai sorumluluklarına iktisat ve medeniyet alanlarında ilerlemelerine engel olur. Onların bu alanlarda geri kalmalarına sebep olur.
          
 Çünkü bunların amacı ve hedefi yoktur. Onlar sadece gösterişlerle, giyim kuşamlarla değerli vakitlerinin çoğunu lüzumsuz toplantılarla geçirirler. Oysaki Müslümanın vakti çok değerlidir. Onun omzundaki sorumluluklar çalışacağı vakitlerden daha çoktur.
           
Müslim’in rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
           
“Sana fayda verecek şeylere karşı hırslı ol ve Allah (c.c)’tan yardım dile ve bu konuda acizlik yapma.”
           
Hâkim’in rivayet ettiği hadiste Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
           
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil. Ölüm gelmeden hayatın, Hasta olmadan önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğin ve fakirlikten önce zenginliğin kıymetini bil.”
           
Körü körüne taklitçilik hafızayı, zayıflatan, şahsiyeti ezen yaratılışı bozan, mertliği öldüren hastalıkları yayan, şeref kazıyan en büyük etkenlerdendir.
           
Körü körüne taklitçilik insan tabiatının bozulmasına şehvani arzuların yaygınlaşmasına sebep olur.
           
Alexis Karel “İnsan Bu Meçhul” adlı kitabında şöyle diyor:

“İnsanda ki cinsel güdüler hareketler dışında beyne kan ile birlikte bir çeşit madde salgılar bu madde insan beynini uyuşturur. Bu sebeple insan salim bir tefekküre güç yetiremez.
           
Corc Bolişa “Cinsel Devrim” adlı kitabında şu sözleri naklediyor:
           
1962 senesinde Kenedy şu açıklamyı yaptı:
Amerika’nın geleceğini büyük tehlikeler beklemektedir. Zira gençlerimiz, şehvetlerinin esiri olmuş, ahlaki yönden büyük bir çöküntü içindeler. Omuzlarına yüklenen sorumluluğu kaldırabilecek güçte değiller. Her yedi gençten altısında tıbbı ve psikolojik liyakat olmadığını gözlemliyoruz. Amerikan gençliği şehvet bataklığında boğulmuş bir gençliktir.
           
Ben sizlere yabancılaşmanın ve körü körüne taklitçiliğin arkasındaki bozulma ve sapmaları açıkladım.
           
Siyonist, mason, haçlıların ve koministlerin İslam dünyasının üzerinde, gençlerin üzerinde kurmuş oldukları tuzakları ve gerçekleştirmek istedikleri projelerini anlamalısınız.
           
Bu fesat şebekeleri, İslam toplumunu içki, cinsellik, fıtratın serbest bırakılarak şehvetlere dalmasını sağlamak, taktikçilik vb. yollarla ifsat etmeyi hedeflemektedirler.
           
Bu fesat şebekelerine göre toplumu ifsat etmede en büyük etken kadındır.
           
Kadın fıtratı itibariyle zayıf bir varlıktır. Bu fesat şebekeleri kadının bu zaaflarını kullanarak toplumu ahlaki yönden ifsat etmektedirler.
           
Masonların ileri gelenlerinden biri şöyle diyor: Kadını elde etmemiz gerekir. İslam toplumlarında kadını elde etmekle Müslümanların güçlerini kırabiliriz.
           
Emperyalist sömürgecilerinden biri diyor ki:
           
Bir kadeh ve bir sanatçı kadının islam toplumuna vereceği zararı bin kişi ile veremeyiz.
           
Zira bu iki şey Müslümanları madde ve şehvetin bataklığında boğarlar.
           
Kudüs’te Zeytun dağında gerçekleştirilen misyonerler kongresinde papaz züveymir şöyle diyor:
           
Sizler Müslümanlar arasında öyle bir tohum attınız ki onların Allah ile bağlarını kopardınız, onlar bir daha Allah’ı tanımak istemezler. Onları İslam’dan çıkardınız. Fakat Hıristiyanlığa da girdiremediniz. İslam dünyasında İslami gelişmeler ancak sömürgecilerin istediği şekilde olmuştur. Bir zamanlar Müslümanların değer verdiği yüce değerler ayaklar altına alınmıştır. Bu durum Müslümanları hiçbir harekete sevk etmemiştir. Onlar ancak rahatlarını ve konforlarını düşünür olmuşlardır. Onların dünyada ki çalışmaları ancak şehvetleri içindir öğrendikleri zaman şehvetleri için öğrenirler. Mal biriktirdikleri zaman şehvetleri için biriktirirler. Onlar şehvetlerinin esiri olmuşlardır.
           
İşte bu sinsi planların arkasında Siyonistler var.
  
Onlar bütün güçleriyle insanlığa batıl fikir ve düşüncelerini egemen kılmak istiyorlar. Bu sayede ancak mukaddes değerleri insanlar nazarında yıkarak dünyayı kendilerine karşı savunmasız bir vaziyette bırakarak insanlığı kendi inançları, düşünceleri, ahlak anlayışları çerçevesinde biçimlendirerek onları otoriteleri altına alıp köleleştirmek istiyorlar.
           
Siyonistler bu düşüncelerini protokollerinde bütün dünyaya duyurdular. Onlar beşerin vicdanında islam’ın temiz ve pak inanç ve ahlak nizamına ve otoritesine karşı şüphe tohumları ekerek, insanların Hakk’a yönelmesini engellemek istiyorlar.
           
Bu sebeple onlar Hakk’ı tezyif, batılı teşvik etmek suretiyle akılları ifsat için gayret gösteriyorlar.
           
Bu şebekelerin oyunlarını saymakla bitiremeyiz. Ben birkaç örnek verdim.
           
İşte bu insanlar kendi dinlerine ve geleneklerine düşmanca bir tavır takınarak “Din bizi geri bıraktı, dini emarelerden uzaklaşmamız gerekir. Bu atom ve füze çağında bu gibi şeylerle uğraşmamamız gerekir. Din işlerini sosyal hayatımızdan ayırmalıyız. Allah’ın hakkını Allah’a Kayser’in hakkını Kayser’e vermeliyiz. Eğer medeniyet sahasında ilerlemek ve bilgilenmek istiyorsak böyle yapmalıyız” diyorlar. Allah azze ve celle Kur-an’ı Kerim de onlara şöyle cevap veriyor:
           
“Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; hristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?” (Tevbe 30)
           
Şunu kesinlikle biliniz ki bu içinde bulunduğumuz toplum cahiliye, aynı zamanda hasta bir toplumdur. Toplumda ki arzular ve istekler hiç bitmemekte.
           
Bizlere düşen acilen bu toplumu tedavi edecek reçeteleri tatbik etmemizdir. Bu hasta toplumun elinden tutup sahili selamete çıkarmaktır.
           
Bizleri farklı kılan, itikat, amel, içtimai hayat, ahlak, dış görünüş, giyim kuşam, davranış, Allah yolunda fedakârlık, mücadele olmalıdır. Davranışlarda, yaşantıda bu tezahürleri gösterirsek o zaman davete icabet ederler. Elimizden tutmak isterler. Sözler kalplerde etkisini gösterir.
           
Bizler Allah’ın yardımını ancak, iman, ihlas, takva, gizli ve açık her yerde Cenab-ı Hakk’ın kontrolü altında olduğumuzu ve niyetimizi düzeltmek suretiyle elde edebiliriz. Bu da isyandan ve günahtan, kaçınmak, nefsin şehvetini ve dünya hayatının fitnesini kontrol altına almakla olur.
           
Eğer nefsimize hâkim olup, şehvetin ve lezzetin tesirinden kurtulur, Allah (c.c)’nun rızasını kazanmayı gaye edinirsek, Allah’ın dinini hayatımız için metod, aramızda onun hükümleriyle amel edip, amellerimiz için onu ölçü edinirsek, o zaman Allah’ın izniyle Rabbani desteği elde edip din düşmanlarına karşı fethi mübini gerçekleştirmiş oluruz.
           
Tarih kitapları bize Mısır fethinin gerçekleşmesi geciktiğinde Hz. Ömer (r.a) Amr b. As (r.a)’a yazdığı mektuptaki tavsiyelerini içerir. Şöyle ki:
           
“İki seneden beri savaştığınız halde, Mısır’ın fethini gerçekleştirememeniz beni şaşırttı. Bu ancak sizden kaynaklanan bir kusurdan dolayıdır. Sizler düşmanlarınızın dünyayı sevdiğinden daha çok dünyayı sevmeye başladınız. Oysaki Allah (c.c) bir topluluğa ancak niyetlerinin doğru olması sebebiyle yardım eder.
           
Hepiniz biliyorsunuz ki, Hz. Ömer (r.a)’in Amr b. As (r.a)’a gönderdiği mektubun muhtevası şöyledir:

           
“Ey Amr! Ben seni ve ordularını her hâlükârda Allah’tan korkup takvalı olmaya çağırıyorum. Takvalı olmak, düşmana karşı hazırlıklı olmaktır.

           
Ey Amr! Ben sana ve askerlerine düşman askerlerinin kaçındığından daha çok isyandan kaçınmanı istiyorum. Çünkü askerlerin günahları onlara düşmanlarından daha çok korkmayı gerektirir. Müslümanlar düşmanlarının Allah’a isyan etme sebebiyle onlara galip gelirler. Sayıca ve maddi hazırlık itibariyle onlar Müslümanlardan daima üstündürler. Onların bu maddi üstünlüklerinin yanında Allah’a olan imanları olmadığından manevi kuvvetleri zayıftır. Bu da onların daima mağlup olmalarını gerektirir.

           
Bizleri ve toplumumuzun aziz ve izzet sahibi olmasının tek yolu Aziz ve Celil olan Allah’a iman edip gereklerini yerine getirmektir.
           
İşte insanları Allah’ın dininden uzaklaştıran insanlığı isyan ve şehvet bataklığına terk eden, gençlerimizin fıtratlarını bozan, onları ruhi çöküntüye sevk eden, Yahudiler ve avenelerine karşı mağlup duruma geçmemiz Allah’a olan teslimiyetimiz ve O’nun yolunda fedakârlığımızın olmamasıdır. Hz. Ömer (r.a) ne güzel söylemiştir:
           
“Bizler Allah (c.c)’ın İslam ile aziz ettiği bir milletiz. Eğer biz izzeti ve şerefi başka yerlerde ararsak Allah bizi zelil ve mağlup eder.
           
Her kim ki şahsiyetini ve kimliğini ihmal ederse yok olmaya ve silinmeye insanların en layık olanıdır. Başkalarının yaşantılarını taklit edenlerin zaman içinde kimlikleri ve şahsiyetleri görülmeyecektir.
           
Allah azze ve celle’ye Hakkıyla iman, Nebilerin efendisine itaat ve ittiba ve İslam’ın nuruyla karanlıklar aydınlanacak bunun için iki güzelliğe gözlerinizi dikin; ya galip gelip izzet izzet içinde yaşayın, ya da ölüp şehid olarak yaşayın.
           
“De ki: "Yapıp edin. Allah sizin yapıp ettiklerinizi (amellerinizi) görecektir. O'nun elçisi ve mü'minler de. Yakında gaybı ve müşahede edilebileni Bilen'e döndürüleceksiniz ve O, size yaptıklarınızı haber verecektir." (Tevbe 105)

İnşallah Rabbim bizlere keskin idrak ve derin anlayış verir.

Son sözümüz “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a olsun” “Allah’ın selamı rahmeti üzerinize olsun” (İnşallah)

Rabbim bizlere İslam milleti olmayı nasip etsin (İnşallah)

Rabbim Hakk’ı Hakk bilip Hakk’a sarılan, batılın batıl olduğunu bilip batıldan içtinap eden kullarından eylesin. (İnşallah)

“Orada ki duaları: “Allah’ım, Sen ne yücesindir” ve orada ki dirlik temennileri: “Selam’dır” dualarının sonuda: “Gerçekten, hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Yunus 10)
 
VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN
 
                  
 
 
 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
NisaButikAdana