Video Foto Galeri Yazarlar
25.9.2017 - Pazartesi

Şüheda DEMİR

Eyyüb (a.s) ve Sabrı 2

“İman iki sınıftır. Bir sınıfı sabır, bir sınıfı şükürdür. Bundan dolayı Allahu Teâlâ İbrahim, Şûra ve Seb’e surelerinde sabırla şükrün arasını birleştirerek: ‘Şüphesiz bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.’ buyurmuştur.”

20 Haziran 2017 14:39
A
a
Kendisinden başka İlah, Rab olmayan Rahman, Rahim, Aziz, Kahhar, Cebbar olan Rabbimize sonsuz Hamdü senalar olsun.

Alemlere Rahmet olarak gönderilen, ahir zaman nebisi, rehberimiz, önderimiz, liderimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’e ve ashabına ve etbaina sonsuz selatu selam olsun.


Eyyüb (a.s) malı mülkü yok olmuş, evi barkı yıkılmış, evsiz barksız fakir bir hale düşmüştü. Rahime, Eyyüb (a.s)’ı sırtına aldı ve onu şehir dışında sakin bir yere götürdü. Orada bir çardak yaptı. Artık onun bütün meşgalesi Eyyüb (a.s)’a Rahime’nin Eyyüb (a.s)ı niçin şehrin dışında bir yere götürüp, orada mesken tuttuğu hakkında tefsirlerde ve Kısas-ı Enbiya kitaplarında birçok rivayetler yapılmaktadır. Onlardan biri şöyledir:
Şeytan, Eyyüb (a.s)’ın hastalığı hususunda şehir halkına vesvese verdi: ‘’Aman! Rahime ile görüşüp kendisine yardımcı olmayın, Yoksa Eyyüb’un hastalığı sizede geçer, O’nu şehrinizden kovun,’’ diye telkinde bulundu.

Bu durum karşısında Rahime de hem Eyyüb (a.s)’ın kavminin tavırlarından rencide olmaması, hem de Rabbi’ne karşı kalbi ve bedeni ibadetlerini huzurlu yapması için böyle hareket etmiştir. Allahü Alem.

Elbette bu Rahime için kolay olmuyordu. İhtiyaçlarını temin için zaman zaman şehre gidiyor, İhtiyaçlarını giderince hiç beklemeden acele Eyyüb (a.s)’ın yanına dönüyordu.
Rahime’nin bu gidiş gelişlerinde lanetlenmiş şeytan  ona çeşit çeşit vesvese vermeye çalışıyordu. Bu hususda da tefsirlerde pek çok rivayet yapılmıştır.
Fakat bilinen oki; Rahime, şeytanın vermek istediği türlü türlü vesveseye asla iltilaf etmedi.
Eyyüb (a.s)’da o şiddetli hastalığına rağmen Rabbine ibadet ve itaatten ve o civardan gelip geçenlere Tevhid esaslarını tebliğ etmekten, Allah’a İmana davet etmekten asla geri durmadı.

Günler ve yıllar geçtikçe Eyyüb (a.s)’ın hastalığı da şiddetleniyor, güç ve kuvvetten düşüyordu. Halkın tabiriyle bir deri bir kemik kalmıştı. Dilinden başka hiçbir uzvu hareket etmiyordu.
O, diliyle, kalbiyle hep zikir ve şükür halindeydi. Ya dilinide hareket ettiremese, Rabbini lisanıyla zikretmekten mahrum kalsaydı? Rabb’i yüce katından O’na lutfetmiş, ikram etmiş lisanını kendine bağışlamıştı. Böylece Rabb’ini zikretmekten mahrum bırakmamıştı.

Bela ve musibetlere karşı sabretmek, Rabb’in nimetine karşı şükretmek gibi, kendi katından büyük bir hazine bahsetmişti.
Sonra kendine bağlılıkta, muhabbete ve sadakatte emsalsiz bir zevce, Rahime’yi lutfetmişti. Bütün bu mimetler, sınırsız bir şükür gerektiriyordu.
Rahime Eyyüb (a.s)’ın çektiği bunca çile ve meşakkat karşısında, muhabbet ve şefkatinden dolayı bir gün O’na şöyle dedi.
- Ne olur, Rabb’ine dua etsen de bu dertlerden şifa bulsan.
Eyyüb (as):
- Ey Rahime! Hastalığımı Allah’a şikayet etmekten haya ederim, dedi.
Hastalık o kadar ilerledi ve şiddetlendi ki, artık yeteri kadar dilini de hareket ettiremez olmuştu. İşte o zaman Rabb’ini zikretmekten Mahrum kalma korkusuyla,
Eyyüb (a.s):
- Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin. (Enbiya 83) diye niyaz etti. Allahü Teala Eyyüb (a.s)’ın bu duasını kabul etti. Eyyüb (a.s) bu zorlu imtihanı dillere destan sabrıyla, teslimiyeti ile kazanmıştı.
Allahü Teala, Eyyüb (a.s)’a şöyle buyurdu:
‘’Ayağını yere vur. İşte yıkanacak ve içeçek soğuk bir su… (Sad 42)
    Tefsiri Kurtubi’de, bu hususta çeşitli rivayetler zikredilmiştir. Şöyle ki :
- Eyyûb (a.s.) ayağını yere vurdu. Oradan bir su fışkırdı. O sudan yıkandı, vücudunun dış kısmındaki hastalıklardan şifa buldu. Sonra o sudan içti. İç hastalıklarından şifa bularak hastalığından önceki sıhhatine kavuştu. Diğer bir rivayet ise;
- Eyyûb (a.s.) ayağını yere vurdu. Sıcak bir su fışkırdı. Onunla yıkandı. Zahirdeki hastalıklardan şifa buldu. İkinci kere ayağını yere vurdu soğuk su çıktı. Ondan da içti. Batındaki hastalıklardan kurtuldu.
     Katade bu iki suyun Şam’da Cabiye denilen mahalde olduğunu söylemektedir.
    Eyyûb (a.s.) bu sudan içtikten sonra eski gençlik ve sıhhatli haline kavuştu.
    Allah Teâlâ, eski mal ve mülkünü iade ettiği gibi, bir misli daha fazlasını da ihsan etti. Rahime’ye de yeniden gençlik verdi. Eski evlatlarından daha çok evlat verdi. 26 erkek evladı oldu. Yeniden mutlu bir hayata kavuştular. Eyyûb (a.s.)’da tebliğ vazifesine devam etti.
    Tefsiri Hazin’de, Eyyûb (a.s.)’ın kaç yıl hastalık çektiği hakkında birkaç rivayet vardır:
    Enes(r.ah) on sekiz yıl, Vehb bin Münebbih üç yıl, Ka’b da yedi yıl olduğunu söylemektedirler.
    Tefsiri Kurtubi’de, İbni Abbas’tan yapılan bir rivayete göre de, Eyyûb (a.s.)’ın hastalık müddeti yedi yıl, yedi ay, yedi gün, yedi saattir.
   Eyyûb (a.s.) o uzun ve şiddetli hastalık yıllarında, Rahime’nin her zamankine göre şehirden geç geldiğine öfkelenmiş ve hastalığından şifa bulup sıhhate kavuşunca kendisine yüz değnek vuracağına yemin etmişti.

    Elbette Eyyûb(a.s.)’ın bu hali –hâşâ- O’nun için bir nâkısa değildir. Nice hikmetlerden dolayı böyle bir durum hâsıl olmuştur.
    Eyyûb(a.s.) elbette bir peygamber olarak yapmış olduğu yeminin gereğini yerine getirecekti.

    Allahu Teâlâ’da bu vesile ile Rahime’nin sadâkatinin ve ihlaslı hizmetinin karşılığını verecek, katındaki sevgisini aşikar edecekti ve öyle oldu. Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
    “(Ey Eyyûb!) Eline bir demet sap al da, onunla vur. Yeminini bozma,(dedik). Gerçekten biz, Eyyûb’u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O ne iyi kuldu. Daime Allah’a yönelirdi.” (Sad 44).
    Böylece Rahime’ye yüz değnek yerine yüz adet başak sapından bir demetle bir kere vurarak bu suretle Eyyûb(a.s.)’ın yemini yerine gelmiş ve Rahime’nin Allah Teâlâ’nın katındaki yüksek mevkii ve ondan razı olduğu da zâhir olmuştur.
    Eyyûb(a.s.)’dan Kuran-ı Kerim’in Nisa, En’âm, Enbiya ve Sâd surelerinde bahsedilmektedir.
       (Nisa 163, En’âm 84, Enbiya 83,84, Sâd 41,42)
    Eyyûb(a.s.) doksan üç sene muammer oldu. Sonra O da her insan gibi ölümün acısını tattı. Rabb’ine mûlâkî oldu.

    Evet bizlerinde bu kıssadan almamız gerekenler var. Allah yolunda çekilen çilenin, Allah yolunda uğranılan belâ ve musibetlere karşı sabrın insana kazandırdığı ulvilikler bir fark edilebilse, o hadiseler içinde zehrin nasıl bala dönüştüğü idrak edilebilse; kâfirler, İslâm düşmanları ve münâfıklar karşısında İslâm Ümmeti böyle bir zillet ve meskenete düçar olurmuydu? Elbette Hayır.

1-) Eyyûb(a.s.)’ın sabrı kadar şükrünü de çok iyi bir şekilde bilmemiz, hisse almamız gerekir.
    İnsan psikolojisinde, acıklı olaylar üzerinde daha çok yoğunlaşma özelliği vardır. Bundan dolayı acıklı hadiselerin gölgesinde kalan, ibret ve hisse alacağımız, ders çıkaracağımız çok mühim meseleleri kaçırırız. Bu gibi meselelerin içinde, önünde ya da sonundaki o mühim mesajları almak ferâset, basîret ve idrak ister.
    O bakımdan biz mü’minler bu gibi konularda hadiselere bakarken, bir tarafta yoğunlaşıp, diğer taraf ya da tarafları ihmal etmemeliyiz.
    Eyyûb(a.s.) belâ ve musibetlere uğramadan önce, o çok büyük nimetlerin içindeyken, öyle bir şükür halindeydi ki; elinde bulundurduğu malın Allah’ın mülkü olduğu inancıyla, o malda fakirlerin, yetimlerin, dulların, hülasâ her ihtiyaç sahibi mü’minlerin hakkı olduğu idrakıyla herkese cömertçe dağıtırdı.
     Malın şükrü:
  Onu helalinden kazanmak
  Fazlasını Allah yolunda harcamak, infak etmektir.
  Gereksiz yere saçıp savurmamak, israf etmemektir.
    Eyyûb(a.s.)’da bu şükrü zirvede yapıyordu.
    Benim malım, benim mülküm demiyor, mal da mülk de Allah’ındır diyor ve ona göre davranıyordu. İşte bu iman, bu şükür, malı elinden gittiği zaman O’na sabır gücü vermişti.

  Demek oluyor ki bir mü’min :
  Ne kadar şükredebiliyorsa, o kadar sabredebilir.
  Ne kadar sabredebilirse, o kadar şükredebilir.
    Abdullah ibnî Mesud (r.anh) şöyle demektedir:
  “İman iki sınıftır. Bir sınıfı sabır, bir sınıfı şükürdür. Bundan dolayı Allahu Teâlâ İbrahim, Şûra ve Seb’e surelerinde sabırla şükrün arasını birleştirerek:
‘Şüphesiz bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.’ buyurmuştur.”
 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; Mobilya | Klasik Mobilya | ucuz uçak bileti al | Kek kalıpları |