Video Foto Galeri Yazarlar
18.7.2018 - Çarşamba

Şehide HASRET

Hayatımızda Hala Cahiliye Kırıntısı Varsa Okuyalım

“Onlardan birisine kız çocuğu müjdelediği zaman içi öfke ile taşarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir, onu aşağılanarak tutacak mı yoksa toprağa gömecek mi bunu düşünür. Bak verdikleri hüküm ne kötüdür.(Nahl 58-59)”

16 Aralık 2017 09:42
A
a
HAYATINDA HALA CAHİLİYE KIRINTISI VARSA OKU
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
 
                Bütün övgüler ve güzellikler gerçekte Allah(cc)’ya aittir. Allah(cc) tektir. Onun eşi ve benzeri yoktur. Mülkün sahibi, hemde hakkıyla layık, hem öldüren hem de dirilten ve herşeye gücü yeten O’dur. Kulu Muhammed(sav) ise önderimiz ve efendimizdir salat ve selam Ona ve Onun izinden giden tüm mü’min ve mü’minelerin üzerine oln inşallah.
                Cahiliye devrinde kadın doğduğu andan itibaren uğursuzdu, bahtsızdı ve kötü kaderliydi. Sistem bu anlayış üzerine kurulmuştu. Kadın her alanda esaret altındaydı. Söz hakkı yoktu. Görüşüne değer verilmez ve ailenin yüz karası sayılır ve diri diri gömülürdü. Erkek çocukları ise el üstünde tutulur, şerefli ve haysiyetli olmanın değeri olarak görülürdü.
                Diri diri gömülen kız çocukları… Kimileri maddi nedenden dolayı kızlarını öldürürdü. Çünkü erkek çocuğu üretici kız tüketici gözüyle bakılıyordu. Kimisi ise namus endişesi yüzünden fuhşa düşüp evde kalır korkusundan onlara hiç acımadan kıyıyorlardı. Kur’an-ı Kerim’de bu tablo şöyle anlatılır:
                “Onlardan birisine kız çocuğu müjdelediği zaman içi öfke ile taşarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir, onu aşağılanarak tutacak mı yoksa toprağa gömecek mi bunu düşünür. Bak verdikleri hüküm ne kötüdür.(Nahl 58-59)”
                Ne zamanki cahiliye adetleri ortadan kalktı kadında o zaman hak ettiği değere kavuştu. Daha dünyaya gözlerini açar açmaz kız çocuklarını horlayan erkekler kınanmış. Cinayetler yasaklanmıştır. Cenabı Hak kitabında kadın erkek ayırım yapmadan ey insanlar diye hitap ederek kadına karşı bakışın nasıl olması gerektiğini açıklamıştır.
                “Ey insanlar gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve biribirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Kuşkusuz sizin Allah katında en hayırlı olanınız takvada en üstün olanınızdır.(hucurat 13)”
                Ey Müslüman bacım şimdi duralım düşünelim bakalım bizler Allah(cc)’nun Kitabında buyurduğu o takvalı şuurlu gerçek mü’minlerdenmiyiz. Öyleki Müslüman kadını farklı kılan en bariz özellik olan derin imandır.
                Müslüman kadın İlahi mükellefiyet ve yükümlülük açısından erkek gibidir. Emirleri ve nehiyleri yerine getirmede bir ayrıcalığı yoktur. Dinin emirlerini kavrayan şuurlu Müslüman kadın bulunduğu toplumda hemen göze çarpar çünkü o ahlakı güzel, sözü yumuşak, hitabı nazik, davranışları yerinde, sevilen ve kendisine bakıldığında Allah(cc)’nun hatırlandığı bir kadındır. O Resulullah(sav)’in şu hadislerini unutmaz unutmamalıdır.
                “Sizin en hayırlınız ahlakça en güzel olanınızdır. (Buhari-Müslüm)”
                “Kıyamet günü mü’min kulun mizanında en güzel ahlaktan daha ağır hiçbir şey yoktur. Şüphesiz Allah(cc) kötü ve çirkin söze kızar.”
                “Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanı ahlakı en güzel olanıdır.(Tirmizi)”
                Gördüğümüz gibi iş iman ettim demekle bitmiyormuş. İnsanlar içerisinde ahlakı en güzel kimse odur Allah(cc)’ya en sevimli olan. Bu konu islam dininde büyük bir rol almaktadır. Hz. Hatice annemize neden tahire (tertemiz kadın) sıfatı verilmişti. Çünkü o iffeti, nezaketi ve güzel ahlakıyla herkese örnek bir hanımdı. Peki bizler bugün Allah(cc)’nun hoşnut olduğu kullar olmak hatta bir Hatice olmak istemezmiyiz? Allah(cc)’nun Rasulu(sav) başka bir hadisinde ise şöyle buyurmuştur.
                “Şüphesiz sizden bana en sevimli ve kıyamet günü mecliste bana en yakın olanınız ahlakça en güzel olanınızdır. En çok kızdığım ve kıyamet gününde benden en uzak olacak olan ise gereksiz yere çok konuşan ve lafı ağzında geveleyenler ile mutefeyhiklerdir. Ashab: Ya Rasulullah gereksiz yere çok konuşan ve lafı ağzında geveleyenleri biliyoruzda mütefeyhikler kimdir diye sordular. Rasulullah onlar mütekebbirlerdir yani kibirli ve büyüklenen buyurdu.”
                Gereksiz yere çok konuşmak…. Ne yazık ki özellikle kadınlarda olan en büyük haslet çok konuşmak hatta boş konuşmaktır. Ebu Hureyre (Ra) anlatıyor. Rasulullah şöyle buyurdu.
                “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun yada sussun.(Tirmizi)”
                Hadi birkez daha soralım kendimize bugün bizlerin hali nicedir. Boş ve gereksiz konuşmalardan, batıl sözlerden kendisini ilgilendirmeyen konulardan, kimseye  fayda sağlamayacak muhabbetlerden ne kadar uzak duruyoruz.
                Yoksa ağzımızdan çıkan her sözün yazıldığını kıyamet günü teraziye konulacağını ve Semi, Basar, Hasib olan Rabbimizin o gün hem Şahid hemde Hakem olacağını unuttuk mu? Yoksa artık kalplerimiz mi katılaştı. Şöyle ki kişi boş ve çirkin sözler söylemekten artık kalbi kararmaya başlar. Eğer güzel söz ve hak konuşulursa, kalp aydınlanmaya başlar ve eğer dil eğri sözleri söylemeye alışırsa, kalp de eğri olur.Bu eğrilik şüphesizki amellere de yansır. Oysaki iman ettiğini söyleyen kişide böyle olmamalıdır.Çünkü Allah azze ve celle müminlerin sıfatından bahsederken şöyle buyurmaktadır. “Onlar ki boş ve yararsız şeylerle ilgilenmezler.(Mü’minun 3)”


                Yani iman eden kadın ve erkek olsun farketmez onlar boş sözlerden, boş hareketlerden, boş düşüncelerden kaçınırlar. Çünkü Mü’minin kalbini boş şeylerden, oyun ve eğlenceden gereksiz ve yakışıksız şeylerden alıkoyan uğraşları vardır. Allah’ı anmak gibi. Hayatında yerine getirmesi gereken sorumlulukları vardır. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, inancını korumak, islam için mücadele etmek, dinini yaymak, düşmanlara, batıla karşı uyanık olmak gibi. Ve bunlar hiçbir zaman sonu gelmeyen sorumluluklardır.
                Mü’min bunları görmemezlikten gelemez. Kendini bunlara karşı sorumsuz sayamaz. Bunların hepsi farzdır, ya farz-ı ayn yada farz-ı kifayedir. Hiç mi boş vaktimiz olmayacak hep mi çalışacağız diyoruz? Hayır bu kimi zaman dinlenmeyeceğiz anlamına gelmez, fakat bu başkadır gereksiz ve yakışıksız davranışlar, boş ve anlamsız hareketler başkadır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
                “İnsanlara dilden daha kötü bir şey verilmemiştir. Bil ki hangi kelimeyi konuşursan, onu senin üzerine yazarlar. Bir söz söylemez ki, Rakib ve Atid melekler yanında bulunmasın. Eğer melekler sizin sözlerinizi bedava yazmayıp karşılığında ücret talep etselerdi, ücret korkusundan on sözün dokuzunu terkeder, birini söylerdiniz. Halbuki, çok konuşmakla vakit zayi etmenin zararı, ücret vermek zararından fazladır.”(İmam-ı Gazali, Kimya-ı Saadet)
                Hal böyleyken nasıl olurda hala cahil insanlar gibi ahiretimizi ziyan edecek yalandan, yanlıştan, boş sözden, gıybetten korunamıyoruz. Allah’tan korkup azabından kaçınalım ve ağzımızdan çıkanları bundan bir şey olmaz deyip hafife almayalım.
                Hafife alınan bir konuda gıybetdir ki şu ayeti her an aklımızda tutalım.
                “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz hiç ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Elbette bundan tiksinirsiniz. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah(cc) tevbeleri daima kabul eder, çok merhametlidir. (Hucurat 12)”
                Eğer gerçekten iman ettiysek böyle bir durumda hemen kardeşinin ölmüş eti gözümüzün önünde canlansın ve hemen ayetin sonunda buyurduğu gibi tevbeye koş. İman eden bir kişi her zaman bu konuda ciddi bir tavır takınmalıdır bulunduğu ortamda da buna müsaade etmemelidir.
                “Kim gıybet edilen din kardeşinin ırzını ve şerefini savunursa Allah(cc)’nun o kimseyi cehennem ateşinden azad etmesi kendi üzerinde bir hakkıdır.”
                Şimdi bütün bu ayetler ve hadisler ışığında kendi nefsimizi hesaba çekelim ve sözlerimizde, hareketlerimizde, kalbimizde bulunan bütün cahiliye kalıntılarını tabiri caizse bir çuvala koyup denize atalım. Bizlere ne dünyada nede ahiret de faydası olmayacak şeylerde yarışmak yerine takvada yarışalım. Ve her zaman istikametimiz Kur’an ve Sünnet, örneklerimizde sahabeler olsun.
                Rasulullah(sav): “Yeryüzünde yaşayıp giden kadınlardan örneklik bakımından sana şunlar yeterlidir. İmran’ın kızı Meryem. Huveylid’in kızı Hatice. Rasulullah’ın kızı Fatıma. Firavun’unun eşi Asiye”
                Şimdi karar sizin cennetle müjdelenen hanımların ahlakıyla ahlaklanmak mı? Yoksa cahiliye kadınları gibi gaflet içinde bir hayat sürüp ahiretini ziyan etmek mi? Seçim sizin…
                Rabbim Hakkı seçip dosdoğru yürüyenlerden eylesin inşallah. Elhamdülillah.


 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder