Video Foto Galeri Yazarlar
20.11.2017 - Pazartesi

Şüheda DEMİR

İMAN AYNASINDA İKİ KADIN (İKİNCİ BÖLÜM)

Ve Hz. Meryem’in hazırlandığı büyük gün gelip çatar. Bu sırada o olgun bir genç kız olmuş, kendisi için takdir edilen görev için gerekli yetenek, olgunluk ve güçle donatılmıştı.

9 Kasım 2017 13:18
A
a
-HZ. MERYEM-
               “Ve İmrân’ın kızı Meryem’in kıssasını Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanların diğer bir örneği yaptık: O iffetini korumuştu, bunun üzerine Biz o’nun rahmindeki ne ruhumuzdan üflemiştik ve Meryem Rabbi’nin sözlerinin ve böylece samimiyetle bağlananlardan olmuştu”(Tahrim 12)

               “Ve o iffetini koruyan (kadın)’ı da (an) ki, Biz ona ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu bütün insanlar için (rahmetimizin) bir gayesi kılmıştık.”(Enbiya 91.Ayet)
               Babası “İmrân” halkın ileri gelen seçkinlerinden ve dini otoritelerindendi. Toplum hiyerarşisi içinde belirgin ve saygın bir konuma sahipti. Annesi de aynı saygınlık ve teveccühe sahipti.
               Öyle anlaşılıyor ki çocukları olmayan bu küçük aile, uzun bir evlilik döneminin ardından çocuk özlemi çekmeye başlamışlardı. Allah’ın dilemesiyle evin hanımı hamile kaldı. Bunun üzerine anne, yüreğinin derinliklerinden gelen iman ateşiyle
               “ Ey Rabbim! Dedi. Rahmimdeki (çocuğumu) senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum”(Al-i imran suresi 35)
               Böylece Senin takdir ve irade buyurduğun bu çocuk Beyt-i Mukaddes (Mescid-i Aksa)’nın hizmetçilerinden biri olsun ; sana içtenlikle kulluk, taat ve itaatle bulunsun.
               Günler geçti, derken doğum zamanı yaklaştı. Nihayet hamilelik son buldu ve anne bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Erkek çocuk ümit eden evin hanımı bebeğin kız olduğunu görünce buruk bir kalp ile “ Ey Rabbim” dedi. “Bak bir kız çocuğu doğurdum.” Halbuki Allah, neyi doğuracağını ve onun istediği erkek çocuğun hiç hiç bir zaman bu kız gibi olmayacağını bilmekteydi. “ Ve ona Meryem ismini verdim. Lanetlenmiş şeytana karşı onu ve soyunu korumanı diliyorum.”(Al-i İmran 36.ayet)

               Annenin, Allah’a karşı taşıdığı, ilahi sorumluluk bilincinin, kalp aralığı, içten bir kulluk, samimi yakarışların ardından,
               “Rabbi, kız çocuğunu hoşnutlukla kabul etti, onu güzelce büyüttü ve Zekeriya’nın himayesine verdi.”(Al-i İmran 37. Ayet)
               Zekeriya(as) Hz. Yahya’nın babası ve Hz. Meryemin teyzesinin kocasıydı. Evi Allah’a karşı sorumluluk bilincinin olduğu bir aileydi. İmran’ın vefatından sonra Meryem’in himayesini üzerine aldı. Onu bağrına bastı, sevgi ve şefkatini cömertçe yaydı. O’na tam bir gözeticilik yaptı, bakım ve eğitimini en güzel şekilde gerçekleştirdi.

               Meryem validemiz kendisini Mabed’e kapatarak  Allah’a adadı. Kulluk, yakarış, niyaz ve arınmış bir gönül ile dopdolu, tertemiz, yüksek bir yaşam sürüyordu. Derken gönül gözü hakikat nurlarına açıldı, her yanını rahmet bürüdü ve Allah’ın nimeti kendisine tecelli etti. “ Zekeriya, ne zaman onu mabedde ziyaret ettiyse yanında yiyecekler gördü.”(Al-i İmran 37) “ Ve hayret ve şaşkınlık içinde “Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?” (Al-i İmran 37) diye sorardı.

               Hz. Zekeriya, insanlardan ilişkisini keserek Mabed’in bir odasında, yapayanlız bir hayat yaşayan Meryem’e kendisi her zaman yiyecek getirmezdi. Ama ne zaman odasında onu ziyaret etse yanında sürekli yiyecekler görürdü. Belki Meryem’in bu halinden dolayı endişeye kapılır, gördüklerinin nereden geldiğini ve endişeyi söküp atan, cevabı alırdı: “bunlar Allah’tandır.” Meryem bu cevapla yetinmez, tam bir kararlılık ve kesinlik içinde “ Allah, dilediğine hesapsız rızık bağışlar.” (Al-i İmran 37. Ayet) diye ayrıca açıklardı.

               Bu ihlas ve seçilmişlik üzere “Azrâ” büyüdü, genç bir kız oldu. Allah’u Teâla (cc) onu İlahi mucize ve nübüvetin kucağı olmaya hazırlayacak olan hikmetinin ve herşeyi belli bir yasalar örgüsüne göre düzenleyip yönetmesinin yüceliklerini onun üzerinde ve onun için gerçekleştirmeye başladı.

               Bunlar, Meryem Validemizin örnek müslüman kadın şahsiyet olma yolundaki hayatının hamilelik ve doğuma kadar geçen ilk döneminin arka planına ilişkin bazı sahnelerdir. Meryem için hamilelik ve doğum, elbette daha çetin, daha şiddetli ve daha derinden etkileyen, bir olgu olacaktı. Bunun yanısıra bu tecrübeden yola çıkarak alınacak ders ve kazanımda o derece yüce olacaktı.

               Kur’an, Hz. Meryem’in çocukluğu, yetişmesi, Allah’a tââti, kulluğu ve Mabed’de kendisini ibadete adamasına ilişkin açıklamalar yapar. Ancak bu açıklamaların yanı sıra, Hz. Meryem’in ahlâki bir faziletini de ısrarla öne çıkartır. Kur-an’ın söz konusu ettiği bu ahlâki fazilet, Meryem’in, iffetini korumasıdır.

               Onun bu ahlâki meziyetine yapılan vurlularla bir taraftan Hz. İsa’nın doğumunun mucizevi yönü isbat edilirken, diğer taraftan da Allah’a karşı sorumluluk bilinci üzerine kurulu yüksek iffet yaşantısı gözler önüne seriklmektedir.

               Ve Hz. Meryem’in hazırlandığı büyük gün gelip çatar. Bu sırada o olgun bir genç kız olmuş, kendisi için takdir edilen görev için gerekli yetenek, olgunluk ve güçle donatılmıştı.

               “Bu durumdayken kendisine vahiy meleğimizi gönderdik; (bu melek) ona eli yüzü düzgün bir beşer kılığında göründü.” (Meryem Suresi  17. Ayet)
               Meryem Validemiz kendisini ibadete adadığı, özel odasındaydı. Allah’a karşı derin sorumluluk bilincinin ve kulluğun  doruğunda bir görüntü sergiliyordu. Allah (cc) ile  başbaşa kaldığı bu uzlet ortamında Meryem’in ne dünya ile ne de yakın ya da uzak bir aile ferdi ve akrabasıyla ilişkisi yoktu.

               Böyle bir Allah’a yöneliş sırasında Ruh’ûl Emin “Cebrail” herşeyiyle kusursuz bir insan halinde kendisine, göründü. Melek olduğuna dair hiç bir belirti ve görüntü taşımıyordu. Ansızın önünde belirince gönül ve kişiliğinde yaşayacağı korku ve baskının şiddeti hafiflesin diye melek, bir insan görüntüsünde ona gelmişti. Böylece Meryem önüne çıkan bu yabancı insanı görünce titremeyecek, ızdırap duymayacak ve bayılmayacaktır.
             
               Meryem’in korku ve sıkıntısı bu tanımadığı insanın birdenbire önünde belirivermesindendi. İmana ermiş ve Allah’a karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olan genç kız yabancı adamı görünce “Senden, o kuşatıcı rahmet ve esirgeme sahibine sığınırım!” dedi. “ Eğer O’na karşı sorumluluk bilinci taşıyorsan (bana yaklaşma)” (Meryem Suresi 18. Ayet)

               Yabancı, “Ben yanlızca Rabbi’nin bir elçisiyim. (O Rab ki); Sana tertemiz bir oğul armağan edeceğim (diyor).” (Meryem Suresi 19.). Diyerek Meryem’in endişe ve korkularını giderdi.
               Sakinleşip huzura ermesinden sonra iffet ve namus duyguları harekete geçti; yaratılışın evrensel kanunlarına aykırı bu doğum haberi karşısında çok şaşırdı.
               “ Bana hiç bir erkek dokunmamışken, nasıl bir oğlum olabilir? Üstelik ben iffetsiz bir kadında değilim, dedi.” (Meryem Suresi 20. Ayet)
               Cebrail (as) net bir açıklamayla Hz. Meryem’in bütün hayret ve şaşkınlığına son verdi.

               “Bu doğru” dedi. (Ancak) Rabbin diyor ki: Bu benim için kolay: ve (böyle olduğu içinde, senin bir oğlun olacak) ve Biz O’nu insanlar için, katımızdan bir sembol ve aydınlatıcı bir bağış kılacağız! Ve bu (Allah tarafından) önceden hükme bağlanmış bir şeydi” (Meryem Suresi 21.Ayet)

               Allah’û Teâlâ, yanlızca kendisinin bilip, gerçekleştirmeyi dilediği İlahi hikmeti gereği ezelde bu doğumu hükme bağlamıştı. Artık kimse O’nun hükmünü geri çevirmez ve dilediğini gerçekleştirmesinin engelleyemez.

               Meryem, dilediğini yapsın ve hakkında irade buyurduğu hikmet ortaya çıksın diye Allah’ın iradesine boyun eğdi. Çünkü yanlız O’dur Kudret ve Hikmet sahibi olan.
               Bu olayla Aziz ve Celil olan Allah (cc), Meryem’e, daha önce Zekeriyya’nın (as) Mabed’de ziyaretinde, “Bunlar  sana nerden geliyor?” diye sorunca kendisinin“Bunlar Allah (cc)’dandır. Allah(cc) dilediğine hesapsız rızık bağışlar” (Al-i İmran37. Ayet) diye cevap verdiğini, Zerkeriyya (as)’nında gönül ve vicdanında bu cevapla huzur bulduğunu hatırlatmaktadır.
               Öyleyse Ey Meryem artık sende bu cevaptan sonra iki de bir “nasıl” ve “nereden” diye sorup durma!...

               Bunun üzerine Hz. Meryem Şaşkınlık ve hayret duygularını dışa vuran “nasıl” ve “nerden” sorularını sormayı bıraktı. Durumunu Allah(cc)’ya havale etti. Ta ki Yüce Yaratıcı, İlahi iradesiyle onun hakkında dilediğini yapsın, hikmet ve takdiri iel olaylara yön verip yönetsin.

               “Bunun içinde (Meryem) gebe kaldı ve onunla birlikte uzak bir yere çekildi”(Meryem Suresi 22.Ayet)
               Doğrusu yanlızlık, Meryem için bıkkınlık duyup sıkılacağı yeni bir yaşam tarzı değildi. Daha küçük bir çocuk iken Mabed’deki odasında bu yaşam tarzıyla tanışmış, yanlızlıkla sıcak iken bir yakınlık ve dostluk kurmuştu.

               O gün ibadet, tâât ve tefekkür eksenli yanlızlık hayatını Mabed’in duvarları arasında yaşamıştı. Bugünde karnındaki bebeğiyle, Allah(cc)’ya tam bağlılık ve tam bir teslimiyyet hali içinde aynı sonsuz eşliğinde devam ediyor.

               Sonra “Doğum sancısı onu bir Hurma ağacının gövdesine sürükledi”(Meryem Suresi 23.Ayet)
               Doğumun yaklaştığı o sıkıntı ve acı dolu sahnelerde Hz. Meryem, “Keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim de unutulup giden biri olsaydım! Diye yakındı.”(Meryem Suresi 23.Ayet)

               Allah(cc) rahmet ve şefkatiyle Meryem annemiz, çok kolay bir doğum geçirdi. Doğum sancılarını hafiften, açlık ve zayıflığını gideren; tokluk suya kanmışlık ve güç veren bütün imkanlar Hz. Meryem’in istifade ve hizmetine sunuldu:
              
               “Üzülme! Rabbin, senin alt yanında ufak bir dere akıttı; Şimdi hurmanın gövdesini kendine doğru silkele, taze hurma dökülsün. Sonrada ye, iç; gözün aydın olsun! Ve eğer insanlardan birini görürsen ona de ki; “Ben O, sınırsız rahmet sahibi için, (bir süre) konuşmaktan kaçınmaya ahdettim; bu yüzden bu gün insanlardan biriyle konuşmayacağım”(Meryem Suresi 24-26)
               Onun babasız bir çocuk dünyaya getirdiği kısa zamandan bütün tarafından duyuldu. Uzak, yakın, herkes tarafından onuruna, iffet ve namusuna yönelik ağır itham ve suçlamalar yağmur gibi üzerine boşaldı. Halkın ileri gelenleri; “Ey Meryem sen gerçekten tuhaf bir iş yaptın”(Meryem Suresi 27.Ayet) diyerek kendisini şiddetle eleştirdiler. Ona karşı yüreklerinde bir parça şefkat ve sevgi taşıyanlarda doğal olamayan bu doğumdan rahatsız olmuşlar ve ; “Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi; ne de annen iffetsiz bir kadındı!”(Meryem 28.Ayet) diyerek Hz. Meryem’i ayıplamışlardı.

               Sınırsız rahmet sahibi Allah azze ve celle için bir süre kimseyle konuşmamaya ahdeden Hz. Meryem, bütün bu itham ve suçlamalar karşısında sadece kucağındaki “çocuğa işaret etti.”(Meryem Suresi 29. Ayet) Bebeğin konuşmasının, kendisinin her türlü suçlamadan uzak ve iffet sahibi olduğuna dair Allah tarafından verilmiş belge olmasını diledi.

               İnsanlar, Hz. Meryem’in kucağındaki küçücük bebeği işaret edip onunla konuşmalarını istemesiyle iyice şaşkına döndüler. Doğrusu birbiri ardınca gelişen olaylar, yaratılış kanunlarına ayrılık arz ediyordu. “Daha beşikteki bir çocuk ile biz nasıl konuşuruz ki diye çıkıştılar”(Meryem Suresi 29.Ayet). Tam bu sırada beşikteki çocuğun, tartışmayı bıçak gibi kesip bitiren sözü duyuldu:
               “Bakın, “Allah(cc)’nun  kuluyum ben, O bana ilahi mesaj bahşetti ve beni Peygamber yaptı ve nerede bulunursam bulunayım beni kutlu ve erdemli kıldı. Yaşadığım sürece bana salâtı, arınmak merhametten yoksun bir zorba kılmadı. Bunun içindir ki, doğduğum gün selam, benim üzerimdeydi; öleceğim gün ve hayata (yeniden) döndürüleceğim gün (yine benim üzerimde olacaktır.”(Meryem Suresi 30-33)

               İnsanlar bu olay karşısında ikiye ayrıldılar. İmana ermiş olanlar bir grubu, hakikatı inkara şartlanmış olanlarda diğer bir grubu oluşturdular.
               İmana ermiş olanlar, Hz. Meryem’e yöneltilen bütün suçlamaların asılsız olduğunu söylediler. Hz. Meryem’in güçlü iman, üstün ahlak ve iffet sahibi olduğuna ve bebeğin konuşmasının mucize oluşuna tanıklık ettiler.

               Hakikatı inkara şartlanmış olanlar da, şeytana bağlılıklarına, iblis ile olan antlaşmalarına sadık kalmaya ve Hz. Meryem’e fuhuş ve ahlaksızlık iftirasında bulunmaya devam ettiler.
               Sonuç olarak kısa bir şekilde özetleyecek olursak,
-Ey Bacılarım!
               İmran’ın kızı Meryem’de de sizin için örneklik vardır...
               Şüphesiz Hz. Meryem, söz ve davranış bakımından, iffet ve namus sembolüdür. İffetini, akıl ve yüreğini korumuştur.
               Hz. Meryem, çok küçük yaşından itibaren kendisini Mabed’de Allah(cc)’ya ibadete adadı. Böylelikle annesinin kendisini dünyaya getirmeden önce verdiği ahdi gerçekleştirme yolunda dereceler katetti. Kişiliğini, Rabbi’ne ibadet ve taat ederek gerçekleştirdi ve nihayet “Ey Harun’un kız kardeşi!” denilmeye layık derecede örnek bir genç kız oldu. Kemâle giden yolda çeşitli bela ve musibetlerle denendi;meşakkat ve sıkıntılara uğradı. Son olarak babasız bir çocuk dünyaya getirmekle sınandı. Ama o bütün bu olup bitenler karşısında, ne fırtınaların ne de kasırgaların asla yerinden sarsamadığı yüce bir dağ gibi dimdik ayakta, kalmayı başardı.

               Allah azze ve celle tarafından sınandıkça, her seferinde Allah (cc)’nun takdir ce dilemesi önünde tam bir teslimiyet ve rıza gösterdi.
               İnsanların itham ve iftiralarına uğradı, en ağır suçlamalarla iffeti karalanmaya çalışıldı. Her defasında direndi, mücadele etti. Allah(cc)’a karışı taşıdığı, sorumluluğun bilincinde olarak, hayatını biçimlendirme çabalarını aralıksız sürdürdü.

               Başına gelen her sıkıntı onu daha çok Allah (cc)’ya yöneltti. Acılar, sıkıntılar ardarda geldi. Nihayet Hz. Meryem, Allah(cc)’ya dua ve niyaza pek düşkün, her daim Allah(cc)’yu zikreden, O’nu anmakla huzura eren, Allah(cc)’nun  iradesine gönülden bağlı bir hanım oldu.
               “ Bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah’ı anarak huzura erişir”(Rad Suresi 28)
               Ey Hatice!...
               Ey Aişe!...
               Ey Hafza!...
               Ey Hz. Peygamberin bütün hanımları!...
               Ey siz, imana ermiş diğer kadınlar!...
               Ey siz, islam toplumunun sütunları, islam ailesinin sağlam direkleri İslam toplumunun destek ve payendeleri olan kadınlar!...
               Sakın dünya hayatının, geçici, süs ve güzellikleri sizi aldatmasın! Ne sözlerinizle ne hareketinizle şeytanın güzel gösteren fısıltılarına asla kanmayın! Nefis ve vicdanlarınızda şeytana savaş açın! Allah(cc)’ya sığının, O’nun hidayetine tabi olmakla beden ülkenizi ondan koruyun!

               “Artık bilin ki Allah sizin yüceler yücesi Efendinizdir; ne yüce, ne üstün bir Efendidir O, ve ne güzel, ne eşsiz bir yardımcıdır.”(Enfal 40)
               Firavun’un karısı Âsiye’yi ve İmran’ın kızı Hz. Meryem’i kendinize örnek alın!... Gerçekten o iki kadın, imana ermenin ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyıp, bu bilinci taşıyıp, bu bilinçle hayata yön vermenin belirgin örnekleridir.
               Tabiki örnek olarak alınırsa....
               İşte bizleri cennete ulaştıracak, Allah azze ve celle’nin rızasını kazanmamızı sağlayacak yolun tâ kendisi:
               “ Kim ki (Hesap Günü) Rabbi’in huzuruna günahkarca davranışlar üzere çıkarsa, bilsin ki, onu Cehennem beklemektedir: orada ne ölür, ne de hayata kavuşur. Oysa, (Rabbin’in huzuruna) dürüst ve erdemli davranışlar ile mü’min olarak çıkan kimseye (gelince, öte dünyada) en yüksek makamlara işte böylelerinin olacaktır. İçlerinde sonsuza kadar yaşayacakları vadilerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı üstüste hasbahçeler!...işte budur, kendini arındıranları bekleyen karşılık.(Taha 74-76)

               Hala bu kadar ayetleri okuyup işittikten sonra bizlerin hayatında hiç bir değişiklik olmuyorsa kalplerimizi gözden geçirelim inşaAllah...

               Allah azze ve celle hakikati anlayıp yaşamayı yaşanması için mücadele etmeyi tâki hayatlarımızda Allah azze ve celle Tek söz sahibi olana dek, Ahdimizden dönmemeyi sadıklardan olabilmeyi bizlere, nasip eylesin... İnşaAllah...

               Davamızın başı ve sonu Alemlerin Rabbi, İlahı, olan Allah azze ve celleye Hamdetmektir...

Selam ve Dua İle
Allah (cc)’ya emanet olun Allah azze ve celle
yâr ve yardımcınız olsun

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder