Video Foto Galeri Yazarlar
21.7.2018 - Cumartesi

Huzeyfe Çetin

İman Ettiğin Allah’ı Ne Kadar Tanıyorsun ?

İnsanların çoğu Allah’ın varlığını inkar ettiklerinden değil, Allah’ı tanımayıp şirk koştuklarından ebedi azaba düçar oldu(olur)lar.

20 Şubat 2018 16:54
A
a
Hamd  kendisini tanıyıp kulluk etsinler diye cinleri ve insanları yaratan, alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün Maliki olan Allah’adır.
Salat  ve  selam alemlere rahmet olarak gönderilen, cinleri ve insanları hayat veren şeylere çağıran Hz. Muhammed(sav)’e, ehl-i beytine,ashabına ve kıyamete kadar onlara güzellikle tabi olup “işittik ve itaat ettik” diyenlerin üzerine olsun.

Kur’an’dan öğreniyoruz ki, tüm rasuller gönderildikleri kavimlere ilk olarak şunu ilan etmişlerdir.”Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin için O’ndan başka ilah yoktur” (Araf 59-65-73-85) Rasullerin hepsi mücadelelerini bu temel çizgi üzerinde sürdürmüşler ve Cahiliyet’in şekillendirdiği zihinleri temizleyip, bu Tevhidi esasa inanmaya, yaratılış amaçlarına(51/56) insanları çağırmışlardır.Yani Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemeye, Halıkiyetinde bir olduğu gibi Rububiyetinde, Uluhiyetinde ve Mabudiyetinde de bir kabul etmeye ve Tevhid inancın gereği olarak onu hakim kılmaya, bu uğurda malıyla ve canıyla(9/111) mücadele etmeye çağırmışlardır.

Yine Kur’an’dan öğreniyoruz ki tüm rasuller kavimlerini öldükten sonra ahiret hayatına(29/64) inanmaya davet etmişler, Allah’a hesap vereceklerini (55/ 31, 21/ 47) ve bunun sonucunda ya cennete ya da cehenneme gidecekleri (47/12) konusunda uyarmışlardır.

Ey kâfirler! Siz (henüz yokken) size (hayat veren) Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Şunu bilin ki, sonra sizi O öldürecek, tekrar O diriltecektir. Tekrar O'na döndürüleceksiniz.(Bakara 28)
“...Allah’ı nasıl inkar ediyorsunuz?” sorusu Allah’ı yaratıcı olarak inkar ettikleri için yöneltilen bir soru değil. Çünkü onlar Allah’ı Halıkiyetinde birliyorlar, tek yaratıcı (31/ 25, 43/87, 29/61) kabul ediyorlardı ama buna rağmen onlar Allah’a şirk (sıfatlarında, rububiyetinde, uluhiyetinde, mabudiyetinde ortak) koşuyorlardı ve ahiret inancını inkar ediyorlardı. Bu kalbi hastalık sıradan bir hastalık değil, ölmeden önce tövbe etmedikçe telafisi olmayan bir hastalıktır. (4/48). Peki Allah’ı yaratıcı kabul ettikleri halde neden böyle bir hataya düşüyorlardı? Cevabını, bizleri en doğru yola iletmek için gönderilen (17/9), kendilerinden ders almamız  ve onların düştükleri hatalara düşmememiz için bizden önce gelip geçen toplumların hayatlarından ibret verici kesitler, misaller öğrenebileceğimiz (24/34), hayat rehberimiz Kur’an’ı Kerim’e baş vurduğumuzda...
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri: Biz, size gönderilmiş olan şeyi inkâr ediyoruz, demişlerdir.Ve dediler ki: Biz malca ve evlâtça daha çoğuz, biz (sizin iddia ettiğiniz gibi) azaba uğratılacak da değiliz. (Sebe 34-35)
Bu kimselerin düşünce tarzı şöyleydi: "Biz, size nazaran Allah'ın daha gözde kullarıyız. İşte bu nedenle Allah bize, sizi mahrum bıraktığı veya az miktarda verdiği nimetlerden bol bol ihsan ediyor. Eğer Allah bizden hoşnut ve razı değilse, neden bütün bu serveti, mal ve gücü bize verdi? Şimdi, bu dünyada bize bu kadar bol nimetler veren Allah'ın (sizin iddia ettiğiniz gibi eğer varsa)ahirette  (siz dururken) bizi cezandıracağına nasıl inanırız.1 Mal ve evlatları arttıkça gittikleri batıl yolun doğruluğuna  olan inançları artarken(19/77), adım adım Allah’ın azabına(9/55) yaklaştıklarının farkında da değillerdi.

Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Bun­lardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bi­tirmiştik.İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. Aralarından bir de ırmak fışkırt­mıştık.Bu adamın çeşitli meyveleri vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: "Ben, senden daha zenginim; ve adamlarım daha çoktur."Kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle de­di: "Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam.Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbime döndürülüp O'na götürülürsem, hiç şüphem yok ki, orada bundan daha hayırlı bir âkibet bulurum." (Kehf 36)
 
Kâfir, ba­ğının yok olacağına inanmadığı gibi, öldükten sonra dirilip haşr olunacağını da inkâr etti. Varsayalım ki, sizin iddia etti­ğiniz gibi, öldükten sonra dirilme var. Bu durumda Allah bana bundan daha iyisini ve üstününü verir.Bu dünyada bana verdiği gibi, O’nun katında değerli olduğum için, âhirette de verecek.2Onlar Allah’a hesap verme gibi bir şeyi düşünmüyorlardı, onların hesap verme gibi bir kaygıları yoktu, çünkü buna inandıklarında yeryüzünde diledikleri gibi davranma ve hareket etme özgürlüğüne sahip olamayacaklardı.
 
Onların böyle düşünmelerinin nedeni yaratıcı olarak inandıkları Allah’ı tanımamalarından,  Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatlarını anlamamalarından kaynaklanıyor.
 
Allah (cc) dünyanın Rahman’ı, Ahiretin Rahim’idir.Başka bir deyişle O, dünyada hem kâfirlerin hem mü’minlerin Rahman’ı, Ahirette ise yalnızca mü’minlerin Rahim’idir.3
Allah (cc) dünyada itaat edeninden isyan edenine, şükredeninden nankörüne, mü’mininden kâfirine, birliğine inananından  şirk koşanına varıncaya kadar ayrım yapmadan bütün insanların ve kainattaki göğünden yeryüzüne, gökcisimlerinden moleküllere, ruhlardan cisimlere, canlısından cansızına, taşından ağacına, bitkilerinden hayvanlarına, bütün varlıkların ihtiyaçlarını giderir, onlara gerekli olan her şeyi yaratır, onlara merhamet ederek hayatlarının devamını sağlar, onları tehlikelerden korur. Bu durum O’nun Rahman oluşunun bir sonucudur.
Allah(cc)’ın bütün insanlardan ruhlar aleminde iken "misak" aldığı ayetle sabittir(7/172-173).İlim ile bilgisizliğin, hak ile batılın, doğru ile eğrinin, isyan ile itaatin, kulluk ile ibadetsizliğin farkı bilinsin diye Allah, mü’min kullarına, yani Allah’a ruhlar aleminde verdiği sözün gereği dünyada O’nu Rab bilip O’na kulluk yapanlara özel bir rahmet gösterecek (33/43), onları bağışlayıp Cennetteki ni’metlerini onlara verecektir. Hesap gününü düşünen her mü'min, ruhlar aleminde gerçekşen misaka ve o misakın tabii sonucu olan emanete(33/72) sahip çıkmak mecburiyetindedir.

Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, îman edenlere: "İki topluluktan hangisinin mevki ve makamı daha iyi, meclis ve toplu­luğu daha güzeldir?" dediler.Onlardan önce nice asır(larda nice nesilleri) yok ettik. Halbuki onlar, varlıkça ve gösterişçe daha (muteber ve) güzeldi.De ki: “Kim sapıklık içinde ise, Rahmân (olan Allah) ona mühlet verdikçe versin (ne çıkar), nihayet vaadedildikleri şeyi -ya (dünyadaki) azabı ya da kıyameti- gördükleri zaman, artık yerce/makamca kimin daha kötü, güç ve asker bakımından kimin daha zayıf olduğunu bileceklerdir.(Meryem 73-75)
Bunlardan kimi Karun gibi daha henüz dünyada iken cezasını görmeye başlamış(28/81) ve bir grup insan bunlardan ibret alıp hatasından dönmüş(21/82), birçokları ise ibret almayıp dünya hayatının çekiciliğine kendini kaptırıp hüsrana uğramıştır(103/2).
(Şu) âyetlerimizi inkâr eden ve: “(Kıyamette) muhakkak suret­tebana mal ve evlat verilecek.” diyeni gördün mü?... O dediği (mal ve evlâdı)na, biz vâris olacağız ve o bize tek başına (malsız ve evlatsız) gelecek. (Meryem 77,80) Kendileriyle izzet ve şeref bulduklarını düşündükleri mal ve evlatları yok olunca ne izzet kaldı ne de şeref.Şimdi bunların ahiretteki durumlarını Kur’an’ı Kerim’den öğrenmeye devam edelim...
 
Birbirlerine gösterilirler.Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için) oğul­larını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındı­ran aşiretini ve yer yüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın. (Mearic 11-14)
 
Küfre sapanlar var ya, dünyada olan her şey ve onun yanında bir o kadarı daha onların olsa ve kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için çok acıklı bir azap vardır. (Maide 36) 
 
O günün, o kıyamet gününün dehşetinden kurtulmak için mücrim, günahkâr kişi oğlunu, kızını, karsını, kardeşini, anne ve babasını fidye vermek isteyecek. Canından çok sevdiği, çekinmeden onlar için canını feda edeceği, dünyada rahat bir şekilde yaşamaları için gece gündüz demeden çalıştığı bu insanları ahirette kendi canı için kendi rahatı için fidye vermek isteyecek. Çok şaşırtıcı değil mi? Halbu ki Allah(cc) uyarmıştı(66/6)(31/33) ama o kulak vermemişti...
 
Dünya ve bir o kadarı daha onların olsa fidye verecekler, peki kime? Rezzak ve Malik-ul Mülk olan Allah’a.Dünyada iken kendileri gibi beşer olan, hayatlarını ve saltanatlarını devam ettirebilmek için altına, paraya ihtiyacı olan krallara, yöneticilere, aralarında bir sorun olduğunda kurtulmak için onlara rüşvet verenler, fidye verenler haşa Samed olan Allah’ı bu krallara, yöneticilere benzetiyorlar, bu ahmakça teklifi Allah’a yapmak istiyorlar.Kimin malını kime ve­riyorlar da kabul edilsin? Mal-mülk kime ait, asıl sahibi kim? Bunu dünyada kavrayamadıkları için  ahmaklıkları ahirette de devam ediyor. Allah, pisliği akledemeyenlerin üzerine kılar. (Yunus 100)
 
İnsanların çoğu Allah’ın varlığını inkar ettiklerinden değil, Allah’ı tanımayıp şirk koştuklarından ebedi azaba düçar oldu(olur)lar.
 
Onlar(müşrikler) Allah’ı gereği gibi (anlayıp-tanıyıp) takdir edemediler. (Hac 74)
İlk önce en önemli noktadan işe başlamalıdır. İlimlerin en şereflisi de ahiret ilmi olduğundan böyle bir kişi, gücünü, bu ilmi öğrenmeye sarfeder. Pek tabii olarak ahiret ilmi ile kasdettiğimiz, Muamele ve Mükâşefe ilimleridir. Muamele ilminin hedefi Mükâşefedir. Mükâşefenin hedefi ise Marifetullahtır. İlk önce öğrenilmesi gerekeni öğrenmeden bir diğer ilme geçmemelidir. Zira ilimlerde takip edilmesi zaruri olan tertip ve sıralar vardır. Bazı ilimler, daha üst seviyedeki ilimler için bir basamaktır.Unutma ki, başarıya ulaşanlar bu tertip ve sıraya riayet edenlerdir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, o kitabı gereği gibi okurlar. (Bakara 121)4
Ma’rifetullah, Allah’ı sıfatlarıyla ve fiillerinin tecelleriyle (sonuçlarıyla) tanımak, Allah’ı ve O’na ait sıfatları kapasitesince  anlamak demektir. Hz. Ali(r.a)nin deyişi ile Din’in başlangıcı ‘ma’rifet’tir. Kim Allah’ı tanırsa, kulluğunu, teslimiyetini daha iyi yapar. Tevhidî inancın kökleşmesi de ‘ma’rifet’ şuurunun artmasına bağlıdır.5
Rivayet olunur ki, bir adam Rasulullah(sav)'a gelerek, "Bana ilmin en acayiplerinden öğret." dedi.
Rasulullah(sav) da buyurdu ki: "İlmin başında ne yaptın?"
Adam, "İlmin başı nedir?" diye sordu.
Rasulullah(sav), "Allah Teala'yı tanımadın mı?" dedi.
Adam, "Evet, tanıdım." dedi.
Rasulullah(sav) , "Peki, O'nun hakkında ne yaptın?" dedi.
Adam, "Allah'ın dilediğini." diye cevapladı.
Rasulullah(sav) , "Ölümü tanıdın mı?" diye sordu.
Adam, "Evet, tanıdım." dedi.
Rasulullah(sav) , "Peki, ölüm için ne hazırladın?" diye sordu.
Adam, "Allah'ın dilediğini hazırladım." dedi.
Rasulullah(sav), "Git, onlarla hükmet, sonra gel, sana ilmin acayiplerinden öğreteyim." dedi. (Ebu Naim)
 
Tevhid'e ve ahiret inancına ve Allah'a karşı şükredici bir tavır takınmaya dayanan bir hayat mı, yoksa küfür, şirk ve ahireti inkara ve dünyaya tapmaya dayanan bir hayat mı?
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
1-Sebe Suresi 35 <Tefhimu’l Kur’an Tefsiri>
2-Kehf Suresi 36 <Safvetü't Tefasir >
3-Fatiha Suresi Tefsiri <Hak Dini Kur'an Dili Tefsiri, Nesefi  Tefsiri  , Taberi Tefsiri, Safvetü't Tefasir >,Rahman ve Rahim Sıfatı<Hüseyin Kerim Ece-İslamın Temel Kavramlari, Şahımerdan Sarı-İslam Akaidi>

4-İlim Kitabı<İhya-u Ulumi'd-Din>
5-Ma’rifetullah<Hüseyin Kerim Ece-İslamın Temel Kavramlari>

Haber var islah eder, haber var ifsad eder