Video Foto Galeri Yazarlar
20.9.2018 - Perşembe

Muhyiddin Erkam

İNSAN İÇİN ASLOLAN CEHALETTİR

7 Mart 2018 17:01
A
a
İNSAN İÇİN ASLOLAN CEHALETTİR
 
إِنَّ الْحَمْدَ لِلَّهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.
أَمَّا بَعْد ُ: فَإِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ وَخَيْرَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ (صلي الله عليه وسلم) وَشَرَّ الأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وَكُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٍ وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٍ وَكُلَّ ضَلاَلَةٍ فِي النَّارٍ.

 
Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.
Şu varlık aleminin merkezinde bulunan, Allah c.c nün kendisinden önceki cinlere halef kıldığı, iman ve itaatiyle mahlukatın en şereflisi (Eşrefi mahlukat) olabildiği gibi küfür ve isyanıyla da en şerefsiz varlık haline dönüşebilen insanoğlunun yapısında ve yaratılışında asıl olan şey cehalettir. İnsan şuursuz bir varlık olarak dünyaya adım atar gayesi, amacı, hedef ve istikameti konusunda herhangi bir bilgi sahibi olmadığı gibi içinde bulunduğu dünyanın hakikati, kendisini yoktan var edeni bilip tanıma konusunda da cehalet içersindedir.
İlahi imtihan gereği en iyi vasıflarla donatılmış mahlukata verilmeyen üstünlük yaratılışta kendisine bahşedilmiş olmasına rağmen yine ilahi imtihan gereği ki annesinin karnından şuursuz bir vaziyette varlık aleminin merkezine çıkartılmıştır. Onu diğer canlılardan ayırt eden ise hiç şüphesiz aklıdır. Öyleyse şuur sahibi (akıl baliğ) olmaya başladığında ortaya koyması gereken ilk fark ve ondan beklenen şey aklını kullanmasıdır.Akıl lugatte; birleştirmek,bir araya getirmek gibi manalara gelmektedir. Kullanıldığında kul ile rabbini bir araya getiren(tahayyül)birleştiren(tasdik) ilahi bir cevherdir.Cehalettin zıddı ise ilimdir.Bu ise insanın yapısında doğuşta var kılınmayan kendi gayretiyle elde etmesi gereken ilahi bir nurdur. Akıl tek başına doğruyu ve yanlışı ayırt etmede yeterli değildir. İnsan öz bir akılla tefekkür ettiğinde kainatın kendi kendine oluşamayacağını onu yaratan bir zatın olduğuna kanaat getirebilirken, Onun kendisinden ne beklediğini tespit etmeye kadir değildir. Bu sebepten ötürü yüce Allah c.c insanoğluna vahiy(ilim) göndermiş ve kendisinden neyin beklediğini sadık habercileri olan ve insanlara örnek teşkil eden peygamberleri aracılığı ile tebliğ ettirmiştir.Göz için ışık ne ise akıl içinde vahiy odur. Göz insanda aradığı şeyi bulması için yaratılmış büyük bir nimet olmasına rağmen havada ışık olmadığında fonksiyonunu yerine getirmekten aciz kalır. Akılda böyledir onun yolunu aydınlatacak, ona yol gösterecek tespit ettiği yaratıcının kendisinden beklentisini ona beyan edecek vahye böylece muhtaçtır. Çoğu insan ise aklını kullanmaktan aciz bir hayat sürdükleri için veyahut hayat şartları ve yoğunluğunda araştırmak ve düşünmeye fırsat bulunamadığı için hakeza dünyevi ihtiyaçlarını da karşılayabilmesi için ona kulak denilen nimette ihsan edilmiştir. Gerçektende düşünüldüğünde hidayet namına bir şeyleri araştırmaya koyulan insanların bir çoğunun kendilerine tebliğ edildikten sonra harekete geçtiklerini onun öncesinde böyle bir derde sahip olmadıklarına da kendi söylemleriyle şahitlik etmekteyiz. Göz, kulak ve akıl imtihanı kazanmada insanın kullanması gereken en önemli özelliklerdir. Allah c.c bu hususa kitabı keriminde şöyle dikkat çekmektedir;

 
وَاللّهُ أَخْرَجَكُم مِّن بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لاَ تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ الْسَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَالأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
"Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbirşey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye kulaklar, gözler ve kalpler verdi." (Nahl 78)

İslam inancında aklın yeri kalptir. Ayeti kerimede geçmekte olan Füâd (Gönül) Kelimesi Hakkında İmam fahruddin er razi rha şöyle izahat yapmaktadır; Müfessirler bu ifadeye, "Allah size, Allah'ın va'z u nasihatlarını duyasınız diye kulak; delillerini göresiniz diye göz; Allah'ın alâmetini akledesiniz, düşünesiniz diye gönül verdi" manasını vermiştir.Gurâb (karga) kelimesinin çoğulunun ağribe gelmesi gibi, füâd (gönül) kelimesinin çoğuludur. Zeccâc şöyle demektedir: "Fuâd" kelimesi, cem'i kesreyle çoğul yapılmaz. Tıpkı, gurâb'm çoğulunun ğırbân gelmesi gibi, "Fİ'dân" şeklinde kullanılmaz." Ben derim ki, belki de bu kelime, "Kulak ve göz çoktur. Fakat gönül azdır" hususuna dikkat çekmek için "cem-i kıllet" vezninde çoğu! yapılmıştır. Çünkü gönül, hakiki bilgiler ve yakınî ilimler için yaratılmıştır. Halbuki insanların pekçoğu böyle değillerdir. Tam aksine onlar, birtakım behimî fiiller ve vahşî hayvanlara mahsus sıfatlarla haşir neşirdirler. Binâenaleyh, böylece, sanki onların gönülleri gönül olmamış olur. Bundan dolayı, bu kelimenin çoğulunda, cem-i kıllet kalıbı getirilmiştir.

İnsanların bir çoğu, büyük imamında Allah'ın kelamında ki inceliği bize beyan ettiği gibi düşünmekten, hakiki bilgiye yakini bir ilme ulaşmaktan aciz olduğuna bu konuda ne kadar da az dert sahibi olduğa bir işarettir. Gerçektende bu açıdan bakıldığında Kuran-ı Kerim’in Arapça inceliklerini göz önüne alındığında Allah c.c kelamı olduğunun göstergesidir. Aklın yerinin kalpte olduğu başlı başına bir mesele iken gulub(kalp) kelimesi yerine Füâd (Gönül) kelimesinin kullanılması insanların akılsızlığına ve düşüncesizliğine işaret edilmesi ne büyük bir inceliktir. Gerçekten de aklını kullanan gayesini tespit etmek adına bir derde sahip olan düşünce ( kalp-gönül ) sahipleri ne kadar da azdır.
İnsanın bütün bu nimetlerle şereflendirilmesinin sebebi ise ayetin sonunda izah edilerek şükre işaret edilmiştir. Zira Allah c.c insanı varlık alemine çıkarttığı gibi onu görmek ve gördüğünü anlamak, işitmek ve işittiğini anlamak gibi çok değerli nimetlerle de donatmış bulunmaktadır. Beklenen şükür nedir öyleyse tarifi nedir ? diye sorduğumuz da islam uleması şöyle izah etmiştir;

ŞÜKÜR(الشكر);Sözlükte “yapılan iyiliği bilmek ve onu yaymak, iyilik edeni iyiliğiyle övmek; minnettarlık” anlamındaki şükr terim olarak “Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etme, Nimete söz ve fiille mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapma” şeklinde tanımlanmıştır (Fîrûzâbâdî, el-Ķāmûsü’l-muĥîŧ, “şkr” md.; Lisânü’l-ǾArab, “şkr” md.;
Fahreddin er-Râzî, XIX, 86). Kuşeyrî, tasavvufun önde gelenlerinin şükrü “derin bir saygıyla nimet sahibinin iyiliğini anmak” diye tarif ettiklerini belirtir (er-Risâle, II, 489).
Gönül sahipleri yani düşünenler ve dert edenlerin ne kadar da az olduğu bu dünyada şükredenlerinde aslında ne kadar az olduğuna yine şahitlik etmekteyiz. İnsan ne zaman ki sahip olduğu nimeti kaybederse o zaman onun ve onu verenin kadr-u kıymetini anlıyor fakat çoğu zaman bu anlamanın da ona hiç bir faydası dokunmuyor. İnsanı çoğu zaman aldatan şey ise yine dünyadır, onun derdi ve meşgalesi onu düşünmekten vahyi anlamaktan Allah'ı tanımaktan onun kelamını işitmekten ve yine ona işaret eden delilleri görmezlikten getiren şey hiç şüphesiz cahilce arzuladığı dünyadır. Tamda burada şu soruyu sormak yerli yerinde olacaktır. Bütün dünyayı sana verseler karşılığında iki gözünü verirmisin ? Hayır diyecektir, Öyleyse sana şu iki gözünü verene niçin kulluk(Şükür) etmezsin ? bilmiyorum diyecek evet insan bu cahil ya bilmiyor , derin bir saygıyla nimetin sahibini anlamıyor böyle bir derde sahip olmuyor.

Cahillik; Okuma yazma bilmemek , Üniversiteyi bitirmemek iyi bir iş sahibi olmamak demek değildir, Asıl cahillik şerefli vasıflarla donatıldığı,nimetlerin merkezine konulduğu halde bütün bu nimetlerin sahibini görmemek, onun kelamını işitmemek ve yine onun muradını anlamamaktır.
İman ve itaat ile Nimetin sahibine mukabelede bulunup mahlukatın en şereflisi olmak yerine , Küfür ve isyan ile şerefsizce yaşamaktır.
Rabbim onurunu,haysiyetini ve şerefini koruyan kullarından eylesin. Amin
Sözlerimizin başı da sonu da Allah'a hamd etmektir. 

ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN...
 

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder