Video Foto Galeri Yazarlar
15.8.2018 - Çarşamba

Huzeyfe Çetin

İNSANI YÜCELTEN DE ALÇALTAN DA TERCİHLERİDİR

7 Haziran 2018 12:01
A
a

                     İnsanı Yücelten de Alçaltanda Tercihleridir

 
 Hamd gökleri,yeri ve ikisi arasındakileri yaratan, yaşatan ve yöneten alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün Maliki olan Allah’adır.
Salat  ve  selam alemlere rahmet olarak gönderilen, cinleri ve insanları hayat veren şeylere çağıran Hz. Muhammed(sav)’e, ehl-i beytine,ashabına ve kıyamete kadar onlara güzellikle tabi olup “işittik ve itaat ettik” diyenlerin üzerine olsun.
 
Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.(Tin 4)
İnsan öyle bir mahluk ki, derecesi meleklerden üstün olabiliyorken, hayvanlardan da aşağı olabiliyor.Bu yazımızda insanı mahlukatın en şereflisi konumuna çıkaran yada aşağıların aşağısına inmesine sebep olan nedir onu öğrenmeye çalışacağız.

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, ondan korkuya kapıldılar. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. (Ahzab 72)

Nedir bu emanet? Tefsirelere baktığımızda arapça "emanet" kelimesi çok kapsamlı olup yalnız mala has değildir, Allah, toplum ve bireyler tarafından kişilere "emanet" edilen herşey,namaz,oruç, zekat, hac,cünüplükten gusletmek,kadının ve erkeğin iffetini koruması, göz, kulak, el, ayakkısaca Allah’ın tekliflerinin(emirlerinin ve nehiylerin) tamamını emanet olarak öğreniyoruz.Bu sayılan emanetleri gökler, yer ve dağlar neden  yüklenmedi de insan yüklendi?

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat 56)
Allah sadece insanları ve cinleri yarattığını belirtmiş. Oysa O tüm kainatı Yaratan değil midir? Ayrıca kainattaki her zerre Allah'a ibadet etmekteyken, niçin sadece insanların ve cinlerin Allah'a ibadet etmeleri için yaratıldıkları söylenmektedir?
Bu soru şu şekilde cevaplanabilir: Cin ve insanlar kendilerine Allah'a ibadet etme veya yüz çevirme ya da başkalarına ibadette bulunma hürriyeti verilmiş olan yaratıklardır. Kainattaki diğer varlıklar ise, böylesine bir irade hürriyetine sahip değillerdir. Onlar Allah'ın koyduğu yasalara uyarak, Allah'a ibadet etmenin dışında başka bir seçeneğe sahip olmadıklarından sadece insanlara ve cinlere hitap edilmiştir. Onlar dilerlerse kendilerini yaratan Allah'a ibadet ederler, dilerlerse O'ndan yüz çevirip, kendilerini yaratmayan başka varlıklara ibadet ederler.1

Gökler,yer ve dağlar emaneti yüklenmekten çekinmekle Allah kulluk etmekten kaçmıyorlardı, onlar emanet teklif edilmeden önce de Allah’a kulluk ediyorlardı.Onları,emaneti yüklenmekten tedirgin eden, korkuya kapılmalarına sebep olan asıl şey itaat ve isyan etme hürriyetine sahip olma imkanının kendilerine verilecek olmasıydı.Onlar sanki şöyle diyorlardı; "Rabbimiz, biz senin güçsüz kulların olarak kalsak bizim için daha iyi. Çünkü isyan etme yetki ve özgürlüğüne sahip olup onun hakkını vermeye ve hakkını veremediğimizde ise senin azabına çarptırılmaya casaretimiz yok."2

 Hakim et-Tirmizî'nin İbni Abbas'tan rivayet ettiği hadis-i şerifte Pey­gamberimiz (s.a.) şöyle buyurdu: Allah Tealâ Adem'e:
- Ya Âdem! Ben emaneti göklere ve yere teklif ettim. Onlar bunu taşı­yamadılar. Sen içindekilerle birlikte bu emaneti taşır mısın? Âdem:
- Ya Rabbi! Bunun içinde ne vardır? Cenab-ı Hak:
- Bunu taşırsan(iyi amel işlersen), ecre lâyık olursun. Zayi edersen(kötü amel işlersen), azaba lâyık olursun, dedi. Âdem bu emaneti içindekilerle birlikte aldı...
 
İnsan ve cinlerden başka her şey, yaratıcı tarafından nasıl programlanmışsa öyle işler, tabiatının dikte ettiği davranış biçimini değiştiremez. Bu sebeple dünyada ve âhirette göklere, yerlere, canlı ve cansız varlıklara "Niçin böyle yaptın" diye sorulmaz.Burdan anlıyoruz ki göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekinip, korkuya kapıldığı ve biz insanların yüklendiği asıl emanet “irade”dir.
 
Eğer bizler bu emaneti yüklenmemiş olsaydık, bizlerin şu emaneti yüklenmekten çekinen varlıklardan farkımız olmazdı , onlar gibi iradesiz olurduk. Güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, bitkiler, hayvanlar, gökle yer arasında her ne varsa hepsi  yaratılış gayelerine göre haraket edip üstlerine düşen vazifeleri isyan etmeksizin yerine getiriyorlar, aynen bunun gibi Allah bizi niçin yaratmışsa, bize ne görev yüklemişse onu yerine getirir ve ondan başkasını tercih hakkımız olmazdı.

Kuşkusuz, özgür irade, kavrama yeteneği, kişisel girişim ve sorumluluk yüklenme... İşte bunlardır insanı, yüce Allah'ın yarattığı birçok varlıktan ayrıcalıklı kılan. Yüce Allah'ın yüceler aleminde duyurduğu ve onunla melekleri Ademe secde ettirdiği bu onurun gerekçesi budur. Yüce Allah, insana verilen bu onuru kalıcı kitabı olan Kur'an'da şu sözlerle duyuruyor: "Biz Ademoğullarını gerçekten çeşitli ayrıcalıklarla donattık." (İsra suresi, 70) Şu halde insan, yüce Allah'ın katındaki ayrıcalığının gerekçesini bilmelidir, göklere, yere ve dağlara sunulan ama onların yüklenmekten kaçınıp, korktukları ve fakat kendisinin isteyerek yüklendiği emaneti yerine getirmelidir...!3

Bu emanet iradedir,özgür bir şekilde hakla batıl arasından, tevhidle şirk arasından, imanla küfür arasından,şükürle nankörlük arasından, itaatle isyan arasından birini seçmektir. Allah’a kul olmayı yada kula kul olmayı seçmektir(3/64,9/31).İşte dünyadaki bu hayatın temeli de bunun üzerine bina edilmiştir(67/2).

İnsan emaneti kabul ettikten sonra dünyaya gönderilmeden önce misak dediğimiz hadise gerçekleşti. Çünkü emanet yüklenmemişti.Allah (c.c.) “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitab-ı nefsisi ile hitap eden ve emanetini yükleyen Rablığını ikrar ettirdi.4
 
Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Bela/Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
 
Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin?" dememeniz için. (Araf 172-173)
 
Yani sizi,süresini sizin bilmediğiniz,benim takdir ettiğim kadar kalacağınızdünyaya göndersem ve size vereceğim irade ile bana itaat ve isyan etme imkanınız olsa buna rağmen orada kaldığınız süre içerisinde bana itaat etmeyi seçermiydiniz? Beni Rabbiniz, Malikiniz ve İlahınız(114/1-3)olarak kabul edip, hayatınızda tek tasarruf yetikisine sahip, tek kanun koyucu(helal ve haram belirleyen), tek yol göstericiniz, tek terbiye ediciniz olarakkabul eder miydiniz? Bu soruya"Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" dedik.Evet, bu yazıyı yazan ben ve bu yazıyı okuyan sen, diğer insanlar gibi bu sözü verdik ki burdayız.Bundan sonra yapmamız gereken bu şahitliği burada bir kez daha yenilemek, Kelime-i Şehadeti anlamını bilerek kalben tasdik edip, dil ile ikrar etmektir.
 
Şahit olmak, tanıklık etmek demektir.Soruyorum Allah’tan başka ilah olmadığına nasıl tanıklık ediyorsun? Kulağınla neyi işittin, gözünle neyi gördün, kalbinle/aklınla neyi anladın ki Allah’tan başka İlah/Rabb yoktur?
 
Allah, sizi annelerinizin karnından hiç bir şey bilmezken çıkardı;şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. (Nahl78)Şükretmenin başı ise, yegane ibadet mercii Allah'a (O’nun tek gerçek Rabb,Malik,İlaholduğuna, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tek olduğuna) inanmaktır.5Kendileri vasıtasıyla bilip idrak ettiğiniz bunca azaları verdi. Çünkü yüce Allah, kullarını, annelerinin karınlarından çıkarmadan önce bu azaları yaratmıştı.Bunların işlevlerini ise, annelerinin karnından çıkardıktan sonra onlara ihsan etmiştir. Yani Allah, kendisiyle emir ve nehyi(Kitabını ve Resulünü) dinlemeniz için size ku­lakları, ilahi kudretin sanatının eserlerini görmeniz İçin gözleri, bunların va­sıtası ile de Allah’ı bilmeye/tanımaya ulaşmanız için kalpleri vermiştir.6Böylece Allah’u Teala, duyu organlarını bize niçin verdiğini de açıklamış olmaktadır.
 
Şeyh Sadi Şirazi anlatır; Birgün caddeden bir kadın geçerken der­vişin birisi, "Allah "der ve bayılır. Daha sonra arkadan akıllı biri gelir bakar ki derviş bayılmış, sorar; "niye bayıldı?" işte yoldan bir güzel ka­dın geçmişti onu görünce Allah'ı hatırladı ve bayıldı. Yalan söylüyorsu­nuz, bu da yalan söylüyor. Niye? dediklerinde; "Allah'ın sanatını göre­rek bayılmış olsaydı, bir çocuğun parmağını görünce de, bir devenin boynunu görünce de, baygınlık geçirmesi lazımdı, bu gerçekten kadının aşkı ile bayılmış" der.
 
İnsanların çoğu bu azaları yaratılış gayelerinin dışında kullanıyor.Allah’ın gökteki ve yerdeki nice ayetlerinin üstünden  düşünmeden geçiyorlar(12/105). Güneşi, ayı, yıldızları, rüzgarları, bulutları, şimşekleri, yıldırımları, yağmurları, dağları, taşları, bitkileri, ağaçları, hayvanları, inekleri, arıları görmüyorlar mı? Görüyorlar fakat düşünmüyorlar(22/46).Bu varlıkların anlatmaya çalıştıkları mesajı fark etmiyorlar, anlamaya çalışmıyorlar.
 
Her biri belli bir süreye kadar (kendi yörüngelerinde)hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan Allah’tır.(Rad2)Güneş her gün planlandığı üzere ışık ve enerji verme, ay dünya etrafında dönerek gelgit/med cezir oluşturmak, dünya belirlenen bir hızla hem kendi çevresinde, hem güneş etrafında dön­mek zorundadır.Yaratılış hikmetlerinin bir kısmını bildiğimiz bu varlıkları İlahi kanun bunun böyle olmasını düzenleyip belli ölçülere göre takdir et­miştir.(25/2)
 
Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve yaptıkları kovanlardanevler edin.Sonra meyvelerden ye ve baş eğerek Rabbi’nin yollarına koyul diye vahyetti...(Nahl 68-69)
Görülüyor ki, evrene ve evrendeki varlıklara egemen olan kendilerine vahyedilmiş ilahi kanunlardır. Allah, yarattığı hiç bir varlığı başıboş bırakmamış ve onlara gökyüzünde/yeryüzünde ne yapcaklarını vahyetmiştir.7Her varlık Allah’ın oluşturduğu bu düzende yerini almıştır.Maksatsız yaratılan bir varlık düşünülemez.
 
Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir. (Al-İ İmran 83)
Tevhid/İslam tüm evreni kuşatan bir din iken, Şirk ise yalnızca yeryüzünü ve yeryüzünde de yalnızca insan(ve cin) hayatını ilgilendiren “din”in adıdır.8Bu insanlar bir türlü kendi kendilerini bulamıyorlar. Çünkü varlıklarının gerçek amacına varabilmiş değiller. Onlar mutluluklarını bulamıyor; çünkü kendilerinin hareketi ile evrenin hareketi, kendi düzenleri ile varlık yasası arasında bir ahenk oluşturacak Allah'ın sistemini bulamıyorlar. Onlar huzuru bulamıyorlar; çünkü kendisine dönecekleri Allah'ı bilmiyorlar.9Varlık aleminin canlı cansız her parçası ister istemez Allah'a teslimiyet gösterip, boyun eğmiş, itaatini arzetmişken akıl, irade gibi üstün yeteneklerle donatılan İnsanoğlunun O'na tuğyan etmesi ne kadar şaşırtıcıdır! Yer­çekimi kanununa nasıl uymak zorunda isek bulunduğumuz hayat kanunlarının/emirlerin ve nehiylerin tümüne de öylece uymak zorundayız.
 
Bilesiniz ki, yaratmak da hükmetmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir! (Araf 54)
Ey insan sende Allah’ın yarattığı sayısızca varlıklardan birisin.Onlara hükmeden Allah iken senin hayatına hükmeden kim?Ey insan seni Allah’tan başkasının yaratabileceğini iddia etmek ne kadar saçma ise O’ndan başkasının da hayatına hükmetmesi(helal ve haram koyma yetkisinin olduğunu kabul etmek) o kadar saçmadır.Yaratan ve yaşatan kim ise yöneten de O’dur.
 
(Yoksa onlar) cahiliye (İslam dışı/beşer/izmlerin) hükmünü mü istiyorlar?(Maide 50)Kim, İslam'dan başka bir din arzulayıp ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ahirette de o, zarara uğrayanlardandır.(Al-i İmran 85)Sultan’ul Müfessirin Fahreddin Razi’nin “En naşu ala dini mulukihim” yani insanlar idarecilerinin dini üzeredir, dediği gibi devlet idarecilerinin de sistemleri ne ise dini o olduğuna göre insanlar itaat ettikleri devlet başkanlarının ve idarecilerinin dinine göre ahirette muahaze edilirler.10 Dünyada Allah'ın çağrısına, hükümlerine itibar etmeyen, O'nun dininden başka bir din arayan, O'na isteyerek teslim olmayan, O'nunla yaptığı antlaşmaya sadık kalmayan insanlar, sonunda istemeseler de Allah'a dönecekler/döndürüleceklerdir.
 
Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni (ve hükmü en iyi olan) değil midir? (Tin 8)
“Belâ ve ene alâ zâlike mine’ş-şâhidîn Evet, hâkimler hâkimidir, ben de buna şahitlik edenlerdenim.Ruhlar aleminde Bela/Evet diyerek yaptığım şahitliği bir kez daha bu alemde, dünyada yeniliyorum.Allah’tan başka Rabb, ve İlah yoktur. Çünkü var olan herşey O’na kulluğa davet ediyor.Allah dileyseydi sen/ben zaten isyan etmeksizin itaat ederdik.Senin üstünlüğün iradenle isyan etme fırsatın olduğu halde isteyerek Allah’ın razı olduğu bir yaşam biçimini tercih etmektir.Zaman kaybetmeden sende teslim ol.Rabbi ona: “(Hakka) teslim ol!” buyurduğunda o da: “Alemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi. (Bakara 131) İbrahimi bir teslimiyet, bütün mesele bu.
 
Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın.(Bakara 22) Yaşayan delil üzere yaşasın, helak olanda delil üzere helak olsun.


Ruhlar aleminde gerçekleşen bu misakta Allah’ın Rablığını kimisi isteyerek kabul etmiştir, kimisi ise istemeden kabul etmiştir.İsteyerek kabul edenler müminler, istemeden kabul edenler ise kafirlerdir.İsteyerek tasdik edenler bu alemde de imanlarını muhafaza ederek Kelime-i Şehadet üzere yaşayıp saadete ermişlerdir. İstemeyerek tasdik edenler ise bu alemde küfürlerini açığa vurarak ebedi hüsrana uğramışlardır ve uğrayacaklardır.

 
Allah (c.c) buyuruyor ki:“Onlar (o mü’minler) ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.”(23/8) Müminler yüklendikleri emanete ihanet etmez ve ruhlar alemindeki ahidlerinden/verdikleri sözden dönmezler.Her kimki aksini yaparsa, Peygamber efendimiz (s.a.v.) bu hususta bir Hadis-i Şerifi'nde şöyle buyuruyor:"Emaneti yerine getirmeyenin imanı yoktur, sözünde ve va'dinde durmayanın da İslâmı yoktur." (Beyhaki) Bir diğer Hadis-i Şeriflerinde Efendimiz (s.a.) şöyle buyuruyorlar:"Münafıkın alameti üçtür. Konuştuğu zaman yalan söyler, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete ihanet eder. Bir söz verdiği zaman sözünden döner.”( Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei)

Şeref ve üstünlük, ancak Allah’a, Resulü’ne ve mü’minlere aittir. Fakat münafıklar bilmezler.(Münafikun 8)Çünkü onlar, imanlarında samimi değillerdir.Elbette bunun ahirette bir karşılığı olacak.

Sonra insanı(münafıkları/müşrikleri/kafirleri) aşağıların aşağısına indirdik.(Tin 5)Zira o, en güzel biçimde yaratma nimetimize şükretmedi, kendisine verdiğimiz bu güzel özellikleri bize itaatta kullanmadı,hevası ve şehveti ile yaşamaya başladı. Dolayısıyle biz de onu, aşağıların aşağısına yani cehenneme indireceğiz.Mücahid (Rh.a) ve Hasan Basri (Rh.a) şöyle der: Cehennemin en alt tabakasıdır.11Nitekim Hz. Ali (R..a) şöyle der: "Cehennemin kapılarının bazısı, diğerlerinden daha alttadır.İşe önce en dipteki kapıdan başlanır ve orası doldurulur. İşte esfel-i sâfilîn (aşağıların aşağısı) budur."Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.(Nisa 145)

Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi (haktan) çevirme! Bize yüce katından bir rahmet bağışla. Şüphesiz sen bağışı en bol olansın.(Al-i İmran 8)

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN
 
 
1,2 )     Mevdudi (Tefhimu’l Kur’an)
3,5,9 )  Seyyid Kutub (Fizilali’i Kur’an)
4 )        Elmalılı Hamdi Yazır (Hak Dini Kur’an Dili)
6 )        İmam Kurtubi (El-Camiu Li Ahkami’l Kur’an)
7,8 )     Salih Gürdal (Tevhid ve Şirk)
10 )      Şahımerdan Sarı (Kelime-i Tevhid ve Manası)
11 )      Muhammed Ali es-Sabuni (Safvetü’t-Tefasir)

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder