Video Foto Galeri Yazarlar
25.9.2018 - Salı

Şahımerdan SARI

İSLAM ALEMİNDE İTİKADİ DURUM - A) GAFLET VE HİLE 3) TEDRİCİLİK 1.BÖLÜM

9 Temmuz 2018 09:24
A
a
Tedricilik: Derece derece, kısım kısım uygulamak dan ektir. İslami emirlerin bir kısmının olması ve bir kısmınında olmaması haline razı olmak büyük bir aldatılmışlık ve İslam'ı noksan anlamaktır.

İmanda ve Ahkamda Tedricilik Yoktur: Nasılki imanın bazı temel prensiplerine inanıp bazılarına inanmamak mü'minlik sayılmıyor küfür sayılıyorsa ahkamın bir kısmını uygulayıp bir kısmını uygulamamak suretiyle meydana gelen sisteme de İslam nizamı değil cahiliye sistemi denilir. Cenab; Allah'ın
 

اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ


Yoksa onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Oysa kesin olarak iyi bilen bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm koyabilen kim olabilir.13

Diye buyurarak kısmen dahi İslam' ın hükümlerinin dışındaki hükümleri aramayı yada kabullenmeyi redmetmektedir. Bu ayet-i kerimenin tefsirinde bazı müfessirler Cengiz han'ın yasak kanunlarını da cahiliye hükümleri olarak nitelendirmişlerdir. Cengiz han' ın kanunları Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet ve Türk-Moğol törelerinden oluşturulmuş olan kanunlar idi. Yani içerisinde dörtte biri İslami olduğu halde tamamen cahiliye yani küfür kanunları olarak nitelendirilmiştir.

Kuran-ı Kerimden önce nazil olan kitaplar da birer şeriat ihtiva ediyorlardı. Ne zaman ki önceki ümmetler şeriat hükümlerinin icraatından birer birer taviz vermeye başladılar ise, bu tavizle birlikte

 

 13 Maide suresi: 5O

• Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı Devleti yıkılıp istila edilmiş olan islam coğrafyasının parça parça edilerek her bir parçasının üzerinde tahakküm ettirilen sistem ve ideolojilerde aynı toplumların yüzyıllarca altında huzurla yaşamış olduğu İslami kanunlar kaldırılmış toplumların inançlarına ve yaşayışlarına aykırı olan frenk kanunları yine toplumlara rağmen cebren ve hile ile getirilmiş hele İslamın merkezi sayılan bir coğrafyada İslama ait olan bir tek kanuna bile tahammül edilememiş ve İslami hükümlere irtica denilmiştir. Mesela isviçrede ithal edilen mimsiz medeni kanunlar yıldırım hızıyla parlementodan geçirilirken mebuslardan bir tanesi bunlardan sadece "sütkardeşliği nikaha tabi olmasın" dediğinde parlementoda sesler yükselerek başkan "ben artık sütkardeş yoğurt kardeş tanımam, bundan sonar irticaya dönemeyiz" demek suretiyle İslam'ın bir tek hükmüne bile rıza gösteremeyen sistemleri tekfir edemeyen ilahiyatçılarla dörtte biri İslami olan Cengiz Han'ın kanunlarını cahiliye kanunları olarak nitelendiren İslam Uleması arasındaki fark ve değişim ne kadar manidardır.

hakimiyetelerini. kaybetmeye ve zillete girmeye mahkum olmuşlardır. Geçmişte de bu tavizler öncelikle ulemanın rızası ve fetvasıyla başlamıştır. Alimlerden başlayan bu taviz ve gaflet milletin ruhen ölümüne yani mahkumiyetine vesile olmuştur.

Bu tedricilik zinniyetinin israiloğullarından nasıl başladığına birm .isali Kuran-ı Kerim'de Allah (c.c) bir dersi ibret olarak bizlere şöyle beyan buyuruyor.
 

وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ
وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ


Hani İsrailoğullarından: Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik yapacaksınız, insanlara en güzel sözü söyleyeceksiniz, namazı dosdoğru kılıp zekatı vereceksiniz. diye kesin söz almıştık. Sonra sizden pek azınız hariç döndünüz ve siz hala yüz çeviricisiniz. Hani: "Kanlarınızı dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız." diye kesin sözünüzü almıştık. Sonra siz kabulettiniz.Hala da şahitlik ediyorsunuz ... (Bakara 83-84)

Okuduğumuz bu iki ayeti kerimede Allah ( c.c) israiloğullarından bir ahid, kuvvetli bir söz (misak) alarak ferdi ibadetten daha ziyade ictimai, siyasi, hukuki, askeri ve kısmen ekonomik hükümler emrettiğini beyan buyuruyor. Hemen her ayetin sonunda yine israiloğullarının verdikleri söze tam olarak bağlı kalmadıklarını ve ahkamda taviz verdiklerini icraatlarda hile yaptıklarını yasak olduğu halde Allah'ın hükümlerinde kaıdi akıllarıyla tedriciliğe saptıkları ifade buyuruluyor. Böylece Allah'a vermiş oldukları sözleri bir bir bozarak sonuçta dünyada rüsvaylığa ahirette de azabın en şiddetlisine atılmaya müstehak olmuşlardır.

İsrailoğulları ahir zamanda gelecek olan son peygamber Hz. Muhammed (sa.:v)'in hakkında bir babanın evladını tanıdığı gibi detaylı bir bilgiye sahiptiler. Bu itibarla Rasulullah (sav)'ın şemaili şerifesinden tutun dünyaya doğacağı ve hicret edeceği memleketin coğrafi şekillerine ve de yapacağı fütuhata kadar yakın bir bilgiye sahiptiler. Dolayısıyla Mekke gibi bir m Em leketten dünyaya gelip Yesrfu gibi bir şehre hicret edeceği bilgi ve tahminlere dayanarak beni kureyza, beni nadir ve beni kaynuka olmak üzere üç kabile olarak medineye gelip yerleşmek istediler. O zaman Yesrib (Medine)'de omuz omuza vermiş evs ve hazreç olmak üzere iki güçlü kabile vardı. Evs ve hazreç kabileleri İsrailoğullarının kendi şehirlerine yerleşmelerine rıza göstermediler. İki taraf arasında müzakereler devam ederken evs ve hazreç kabileleri İsrailoğullanna ağır şartlar koştular. Son olarak şu şartlar teklif edildi.

  1. Evs ve hazreç iki kabile olduğu için İsrailoğullarından :iki kabile Medine civarına bir kabile daha uzağa yerleşecek.
  2. Medine civarına yerleşecek olan iki kabile dahi şehrin içine değil şehrin dışında mahalleler kurup iskan edecekler,
  3. Yesribin idaresi evs ve hazreç kabilelerine ait olup siyasi otorite İsrailoğullarında olmayacaktı.
Y esribliler o zaman müşrik, İsrail oğulları ise kitap ve şeriat sahibi oldukları halde ve bu şartları kabullenmek onların şeriatlarına aykırı olduğu halde kendi akıllanyla ahkamda tedricilik mantığına başvurarak kabullendiler. Onların ulema ve umerası kendi aralarında şöyle bir anlaşma yaptılar.
a) Bu şartları geçici olarak kabul edip sonra güç kazanmak suretiyle şeriatlarının tamamını uygulayacaklar.
  1. İsrailoğullarından beni kureyza kabilesi yesriblilerden evs kabilesiyle ittifak yapacak yine İsrailoğullarından beni nadir kabilesi yesriblilerden hazreç kabilesiyle ittifak yapacaktır.
  2. Zamanla israiloğulları bu ittifaktan da yararlanmak aıretyle evs ve hazreç kabilelerini (fitnenin hakkından geldikleri için) birbirlerine düşürerek düşman edecek ve şavaştırarak zayıflatacaklar sonra devreye girerek otoriteyi ele geçireceklerdi.

 Oysa ittifak, müttefik olduğu kabileye savaşta ve barışta birliktelik şartını getiriyordu. Bu durum daha büyük tehlikelere gebe idi. Nitekim müttefikler birbirlerine karşı savaşırken kendileride birbirlerine karşı savaşma zorunda kaldılar. Böylece tedrici olarak vermiş oldukları bir iki tane ahkam tavizi sonra daha çok tavizler vermek zorunda kalmışlardır.
Bundan sonra ki ayet-i kerime israiloğullarının düştüğü bu zavallı rüsvay durumlarının manzarasını gözler önüne seriyor.


ثُمَّ اَنْتُمْ هٰؤُلَاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرٖيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاِنْ يَاْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْىٌ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰى اَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Sonra siz öyle kimselersiniz ki, birbirinizi öldürüyor, içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, günah ve düşmanlıkla onlara karşı yardımlaşıyorsunuz. Size esirler oldukları halde gelirlerse onlarla fidyeleşiyorsunuz; halbuki onların çıkarılması size haram kılınmıştı. (Bakara 85)


Haber var islah eder, haber var ifsad eder