Video Foto Galeri Yazarlar
20.10.2018 - Cumartesi

Saliha NUR

KAYGILARIMIZ NELER - 2

İşte sahabenin kaygısı, İşte onların kaygıları hep ahiretlik, hep Allah (c.c)’yu razı edip edememe kaygısı. Bizimkiler ise hep dünyalık kaygılar. Peki, biz neden onlar gibi olamıyoruz? Neden hep dünyalık kaygılarımız var? Bunun cevabını da İnşaAllah diğer yazımızda bulmaya çalışacağız.

21 Temmuz 2018 14:30
A
a

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

KAYGILARIMIZ NELER – 2

Hamd âlemlerin sahibi, rızık veren, yaratan ve yarattıkları üzerinde söz sahibi olan, helal ve haramları belirleyen, serbestleri ve yasakları koyan, yönetici, hâkim olan Allah azze ve celle’ye mahsustur.
            Salat Rahman’ın seçilmiş kulu Hz. Muhammed (s.a.v)’e ve selam O’nun âline ashabına, bugüne dek yaşamış ve bugünde O’nun yolundan giden müminlerin müminelerin üzerine olsun İnşaAllah.
           
Bir önceki yazımızda insanın azmasının sebeplerinden bahsetmiştik ve sonun da kaygılarımıza değinmiştik. Bu yazımızda İnşaAllah bu kaygılarımızı kaleme alacağız. İsterseniz kaygının kelime manasından çıkalım yola.
           
Kaygı: kötü bir sonuç doğacak diye duyulan üzüntü, tasa diye geçer sözlükte. Psikologlar ise kaygıyı, kişinin bir uyarıyla karşı karşıya kaldığında yaşadığı bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur diye tanımlarlar. Ve yine psikologlar kaygıyı açıklarken; Normal düzeyde bir kaygı kişiye istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Örneğin bir derse, bir konferansa hazırlanırken ki kaygımız gibi.
           
Evet kaygı normal ölçüde bir insan da olması gerekir. Ama bazı kaygılar kişiyi hem dünya hem ahiret saadetine götürürken bazı kaygılar ise sadece dünyalık olmakta ve kişiyi hızla yormaktadır. Özellikle Müslümanım diyen bizlerde bu kaygının yeri ve miktarı önemlidir. Nasıl, ne kadar kaygımız olmalı diye sorarsak Müslümanın hayat rehberi Kur-an’ı Kerim’de cevabını buluruz.
           
“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Hadid Suresi 22-23)
           
Bu ayetin tefsirinde Mevdudi (rh.a) ; Müslümanların zorluk çektiği ve münafıkların da bu zorluklarda Müslümanlara şüphe tohumları ekmeye çalıştılar. İşte bu sırada bu ayet inmiştir. Adeta kaygılanmayın ey müminler, olanların hepsinden Allah (c.c)’nun bilgisi var ve her şey Allah (c.c)’nun kontrolü altındadır. Yani dünyalıkların kaybına kaygılanmayın, onlara da özenmeyin, olanlarla da şımarmayın. Sizin bu safhalardan geçmenizin amacı; büyük bir görevi yükleneceğinizdir. Dolayısıyla hazırlanmanız ve eğitilmeniz gerekmektedir. Bunlara rağmen bizlere baktığımız zaman genellikle kaygılarımız dünyalık geçici şeylerdir.
           
Okuyanlar daha iyi bir okul kaygısında, anneler daha güzel giyinip daha çok yer gezme derdinde, babalar kazanıp keyif yapma derdinde, kızlar erkeklerin peşinde koşuyor acaba beni beğenirler mi kaygısı taşıyor, erkekler en havalı ben olmalıyım daha çok kız nasıl tavlanır kaygısında, ev hanımları yemek içmek, temizlik, eşya yarıştırma kaygısında, kariyer sahipleri kariyerlerini ilerletebilme kaygısında, zenginler daha zengin ve kaybetmeme kaygısında, fakirler açlıktan ölme kaygısında… O kadar çok kaygımız var ki ahireti düşünmeye vaktimiz yok, bazılarında biraz var ama hareket yok, bazılarında ise hem kaygı var hem gayret ama bu kısım çok azınlıkta. Bazılarının ise ki bunlar gerçekten çok çok nadirdir. Belki âlim dediğimiz kişilerde var onların da tek kaygısı ahiret kaygısıdır. Öyle ki bu kaygıları onların yemelerine, içmelerine, hayatlarına yansımış ve sancılanmışlardır. Tabi her şeyde örnek olan Rasulullah (s.a.v)’e bakalım onun kaygısı neymiş?
           
Bir defasında Peygamberimiz (s.a.v) bütün bir gece boyunca ağladı ve sabaha kadar şu Ayeti Kerime’yi okudu.
“Eğer onlara azab edersen şüphesiz ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan sen yücesin, hikmet sahibisin.” (Maide 118)
           
Evet, Peygamberimiz (s.a.v)’in kaygısı ümmetiydi. O ahireti için, ümmetinin ahireti için kaygılanıyordu. O (s.a.v)’nun en büyük kaygısı da Allah azze ve celle’ye şükrünü eda etmekti. İşte bu kaygısı O(s.a.v)’nu çalışmaya, hareket etmeye teşvik ediyordu.
           
Yine Peygamberimiz (s.a.v)’in izinden giden yıldızlar gibidir dediği ashabın kaygısına bakalım.
           
Hz. Ebu Bekir (r.a) için Peygamberimiz (s.a.v) cennet müjdesi vermişti. Ama buna rağmen Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın kaygıları vardı: Hz. Ebu Bekir (r.a) bir gün bir bahçeye girdi ve orada bir hayvan gördü içini çekerek şöyle dedi:
           
“Sen ne kadar bahtiyarsın ki yiyip içip ağaçların gölgesinde dolaşıyorsun ve ahirette de hesaba çekilmeyeceksin. Keşke Ebu Bekir de senin gibi olsaydı.” (Tarihu’l Hulefa – Fezaili Amal)
           
Hz. Ömer (r.a) çoğu kez eline bir tutam ot alır ve “Keşke bende bir tutam ot gibi olsaydım, bazen de “Keşke anam beni hiç doğurmasaydı” derdi. (Fezaili Amal)
           
İbni Abbas (r.a) hazretleri Allah korkusundan dolayı o kadar ağlardı ki akan yaşlardan dolayı yüzünde iki iz oluşmuştu.
           
Hz. Hanzala (r.a) anlatıyor:
           
-Bir gün Peygamberimiz (s.a.v)’in meclisindeydik. Peygamberimiz (s.a.v) vaaz etti. Vaazın tesiriyle kalplerimiz yumuşadı, gözlerimizden yaşlar aktı; kendi halimiz gözlerimizin önüne geldi. Hz. Peygamber (s.a.v)’in huzurundan ayrılıp eve geldim. Çoluk çocuk etrafımı sardılar; Şundan bundan derken dünya işleri konuşulmaya başladı. Çocuklarla gülüşmeler, konuşmalar, aileyle latifeler derken peygamberimiz (s.a.v)’in meclisindeki o hal geçip gitti. Birden az önceki halimle şimdiki halim arasındaki farkı düşündüm. Kendi kendime: “Ben münafık oldum; Çünkü dış görünüş itibariyle Peygamberimiz (s.a.v)’in huzurunda o vaziyetteyken şimdi evde bu hale geldim.“ dedim. Bu düşünceyle keder ve üzüntü içinde: “Hanzala münafık oldu, münafık oldu” dedim. Bunu duyan Ebu Bekir (r.a): “Subhanallah! Ne diyorsun? Sen asla öyle olamazsın!” dedi. Ben: “Bizler Peygamberimizin huzurundayken, Peygamberimiz (s.a.v) de cennet ve cehennemden bahsederken sanki onlar gözümün önündeymiş gibi oluyoruz. Peygamberimiz (s.a.v)’in yanından uzaklaşınca ise çoluk çocuk, gelir gider endişeleri içinde boğularak her şeyi unutuyoruz.” Diyerek durumu izah ettim. Hz. Ebu Bekir (r.a): “Aynı şey bende de oluyor.” Dedi. Bunun üzerine ikimiz birlikte Peygamberimiz (s.a.v)’in huzuruna çıktık. “Ya Rasulullah!  Ben münafık oldum” deyince Peygamberimiz (s.a.v) “Ne oldu, ne var?” dedi. Ben: “Bizler sizin yanınıza gelince ve siz cennet ve cehennemden bahsedince sanki onları görüyormuş gibi oluyoruz. Ama huzurunuzdan ayrılıp çoluk çocuğumuzun arasına karışarak dünya işlerine dalınca hepsini unutuyoruz.” Dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki siz her zaman benim yanımda olduğunuz halde olsaydınız, melekler yataklarınızda ve yollarınız üzerinde sizinle tokalaşırlardı! Ey Hanzala, bu hal ara sıra olur, ara sıra.”
           
İşte sahabenin kaygısı, İşte onların kaygıları hep ahiretlik, hep Allah (c.c)’yu razı edip edememe kaygısı. Bizimkiler ise hep dünyalık kaygılar. Peki, biz neden onlar gibi olamıyoruz? Neden hep dünyalık kaygılarımız var? Bunun cevabını da İnşaAllah diğer yazımızda bulmaya çalışacağız.

Selametle kalın…

Başta olduğu gibi sonda da hamd Allah (c.c)’a aittir…


VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN
              
           

Haber var islah eder, haber var ifsad eder