Video Foto Galeri Yazarlar
18.11.2017 - Cumartesi

Mustafa SOYLU

SABIR

Kalbi ibadetlerin başında, sabır gelir. Fiili ibadetlerin başında ise namaz gelir. Esasen, kalbi ibadetlerin en zoru sabırdır. Fiili ibadetlerin en zoru ise namazdır.

9 Kasım 2017 11:17
A
a
Bizi yoktan var eden ve varlığından haberdar eden Rabbe, sonsuz kere hamdolsun. Bu kutlu yolun yolcusu sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'e salat ve selam olsun.
Onun Aline, Ashabına, Tabiine, Etba-i Tabiine ve bütün müslümanların üzerine salat ve selam olsun.

Kulluk ile görevlendirildiğimiz bu dünyadan imtihanın gereği olarak bir takım musibetlerle karşılaşmaktayız. Kimisine olması gereken sabrı göstermemiz gerekirken, kimisine de gereksiz bir sabır göstermekteyiz.

Nasıl olmalıydı öyleyse. Nelere sabretmemiz uygun olur ve nelere sabretmemiz yanlış olur diye bir kaç cümle sarfetmemiz gerekirse, önce sözlük anlamı üzerinde durarak başlayalım inşaallah.
Sabır, sözlük anlamı olarak: Dertlikten kendini tutmak demektir.

Sabır, aklın ve şeriatın gerektirdiği durumlarda nefsi hapsetme, kendine hakim olmadır. Acıya katlanmak, o acıyı geçirmek için dayanma ve karşı koymakda sabırdır.
Hepimizin bildiği gibi bizler, dünyaya Allah (c.c)'a ibadet etmek için geldik. Şimdiye kadar ne yazık ki ibadet deyince aklımıza sadece namaz geliyordu. Aslında namaz ibadetlerin dört çeşidinden biri olan fiili ibadetlerden bir ibadettir.

İbadetler dört kısma ayrılır
1-) Kalbi ibadetler
2-) Kavli (söz ile) ibadetler
3-) Filli ibadetler
4-) Siyasi ve içtimai ibadetler

Kalbi ibadetlerin başında, sabır gelir. Fiili ibadetlerin başında ise namaz gelir.
Esasen, kalbi ibadetlerin en zoru sabırdır. Fiili ibadetlerin en zoru ise namazdır.

Hayat kitabımız Kur'an-ı Kerim'de Bakara Suresi 153. Ayet-i Kerimede ''Ey İman edenler, sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.'' buyuruyor.
Dikkat ettiyseniz, ayette önce sabır der sonra namaz der. Sabır namazdan önce zikredilmiş.

Alimler, sabrın namazdan önce zikredilmesinin sebebini açıklarken, sabrın  namazdan zor olmasındandır derler.
İnsan günde beş vakit namaz kılarken, belkide günde yüzdefa, ikiyüz defa sabretmesi gereken durumlarla karşılaşabilir.
Buna rağmen insan, Allah (cc)'ın vereceği nimetleri düşünerek sabretmeye çalışmalıdır. Allah (cc)'ın vereceği ebedi bir cennet ve en önemlisi, senden razı olmasıdır.
Sabır deyince aklımıza Yasir ailesi gelmekte.

Mekkeye kardeşini görmeye gelen Yasir bin Amr'ın Rabbini bulması ve imanı uğrunda her türlü işkenceye maruz kalıp Sevgili Peygamberimizin ''Ey Yasir ailesi sabredin size cennet var'' sözüyle imanı kuvvetlendikçe kuvvetlenen ve çağın Firavun'u Ebu Cehil'in işkenceleri altında can vermiş olan o yaşlı adam gelmekte. Ve hanımı Sümeyye (R.ha) ve oğlu Abdullah...
Onlar ahdin halden hale değişen ve zor şartlara rağmen sözünden dönmemek olduğunu iyi anlamışlardı.

Sabır aktif bir direniştir aslında. Zorluğa, güçlüklere, imkansızlıklara, darlıklara felaketlere, sınamalara Allah (c.c) yolunda çekilen çile ve sıkıntılara karşı bir direniştir sabır.
Bununla ilgili sahabeden Hz. Talha (ra)'nın hanımı Ümmü Süleym (R.ha) şöyle anlatıyor: ''Kocam evde yokken bir oğlumuz vefat etti. Onu evin bir tarafına koyup üzerini örttüm. Kocamın yemeğini hazırladım. Geldi yemeğini yemeye başladı ve ''Çocuk nasıl?'' diye sordu. ''Elhamdulillah, bu gece diğer gecelerden daha sakin dedim. Kocama her zaman olduğundan daha neşeli göründüm. Sonra ona şöyle dedim:
- Komşularımızın işine hayret etmiyormusun?
- Ne olmuş ki, dedi.
- Birilerinden emaneten birşeyler almışlar fakat, emanet sahibi onu geri isteyince üzülmüş ve buna tahammül emememişler.
-Ne kötü iş yapmışlar onlar, dedi kocam.
O zaman hakikati anlattım.
- İşte oğlun dedim. Allah (c.c) bir emaneti idi. Allah (c.c) onu geri aldı. Bunu duyunca ''Biz Allah'tan geldik, yine O'na döneceğiz'' ayetini okuyup sabır gösterdi.
Sabır, pasif bir direniş, pasif bir şekilde beklemek, hele hele herşeye katlanma, zillete boyun eğme, küffarın her türlü zulmüne razı olma hiç değildir.
Günümüzde ''Ben müslümanım'' diyenlerin durumu gibi.

Zalimler dinini, canını, malını neslini ve aklını elinden almış, iken halen sabreden sabreden, sabreden pasif insan yığını.
Aslında bugünkü müslümanların durumunu Allah Resulü (s.a.v) bin dört yüz küsür sene evvel bize şöyle haber vermekte;

Hz. Sevban(Ra) anlatıyor:
            “Rasûlullah(s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdular:
            -“Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına davet ettiği gibi birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır.”
            Orada bulunanlardan biri:
            -“ O gün sayıca azlığımızdan dolayımı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu.
            Allah Rasûlu (s.a.v):
            -“ Hayır, bilakis o gün çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer çöpler gibi olacaksınız. Allah (cc) düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize Vehn’i atacak.” Buyurdular.
            -“Vehn nedir Ey Allah(cc)’un Rasûlu?” diye soruldu.
            Efendimiz(s.a.v):
            -“Dünya sevgisi ve ölüm korkusudur.” Buyurdular.(Ebu Davud Melahim 5/4297)

            Bedir Ashabı 313 – Müşrik ordusu 900 kişiydi.
            Uhud Ashabı 600 – Müşrik ordusu 1800 kişiydi
            Mute savaşında Müslümanların sayısı 3000- Düşman ordusu 200.000 kişiydi
            Ama, Adam gibi iman edince kazandılar savaşı. Allah(cc)’ın izniyle.

            Sabır nefsin arzularına karşı bir direniştir. Dünyalık işlere dalış Allah(cc)’ın dinini unutmak değildir. Elbet birileri yapar, be ticaretime, evime, çoluk çocuğuma bakayım değildir sabır.
            Allah Rasûlu (s.a.v) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor. “Sabır imanın yarısıdır.”

            Sabretmek, ama doğru yerde ve doğru şeye sabretmek. Allah Rasûlu (sas) kendi şahsına yapılan şeylere yeri gelmiş çok sabretmiş ama mesele Allah(cc)’ın dini olunca... Rabbimiz, hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Asr Suresinde “Asra Andolsun ki, insan mutlak hüsrandadır. Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler bunun dışındadır.” Buyuruyor.

            Bizlerde birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye edeceğiz. Usanmadan, yılmadan.
            Çin bambu ağacının yetiştirilmesi misali.

            Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohumun yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yıldada toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık yirmiyedi metre boyuna ulaşır.

            İşte bizde Allah(cc)’nun izniyle imanlarımızı böyle sulayacağız, usanmadan, yılmadan.

Bir süre için çalışın.
Bir süre tahammül edin.
Her zaman inanın.
Ve hiç bir zaman geri dönmeyin.
Selam ve Dua ile...

Haber var islah eder, haber var ifsad eder