Video Foto Galeri Yazarlar
21.10.2018 - Pazar

Şehide HASRET

ŞEHİD OMAYI ANCAK MÜMİNLER İSTER ŞEHİDE ÜMMÜ VARAKA

“Bir kimse, Allah yolunda şehit olmayı canı gönülden isterse, yatağında bile ölse, Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.”

8 Mart 2018 10:51
A
a
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
ŞEHİD OMAYI ANCAK MÜMİNLER İSTER
ŞEHİDE ÜMMÜ VARAKA

 
“Adaletin ölçüsünü akıl sahiplerinin eline veren, Peygamberi cennetle müjdeleyici, azapla korkutucu olarak gönderen, doğru ve yanlışı ayırt etmek için kitaplar indiren, yasalarının mükemmel kılıp hiçbir eksik ve kusuru olmayan Allah’a ham olsun.
Sebepleri onun yarattığını bilenlerin hamd ettiği gibi O’na hamd eder, hiçbir şüphe olmadan halis niyetle onun birliğine, Muhammed’in(sav) de gönderdiği peygamberi olduğuna şehadet ederim.”
Ümmü Varaka(radıyallahu anha) Allah(cc) yolunda cihat etme arzusuyla yaşayan ve şehitlik özlemiyle gönlü kavrulan bir hanım sahabe… Bedir harbine katılmak için ısrarla müsaade istemesi üzerine  Resulullah’ın : “Evinde otur Allah sana şehitliği nasip eder” diye müjde verdiği bir bahtiyar..
Onun ilgili aza bilgiye sahip olmamakla birlikte, hakkında nakledilen birkaç hadise bile bizlere nice ibretlik dersler vermektedir. Tabi anlayabilsek. O temiz soyu, zenginliği, imanı ve İslam’a olan bağlılığı ile Ensar’dan olan örnek bir hanımdı. Kendini Kuran okumaya, anlamaya adamıştı. Bütün derdi tasası hep bu yüce hedefi şerefli makamı yakalamaktı. O cesur ve bilgili bir hanımdı. Dini konularda geniş bilgisi vardı. Bu bildiklerini yaşayarak örnek olurdu. Bu ahlakıyla da örnek bir hanımdı. Edindiği bilgiyi hemen amele dökerdi.

Araştırmak, öğrenmek, bilmek önemlidir elbet. Ama öğrendiğini hayata aktarmak, yani bildiğini yaşamak daha önemlidir. Müslüman kişi yaşamak için öğrenir. Yaşanmayan bilginin; kullanılmayan eşya, giyilmeyen elbise, yenilmeyen yemek gibi olduğunu bilir. Bilinen yaşanacaktır. Ancak kişinin, uyguladığı şeyin, başkaları tarafından da yaşanmasının istemesi normal karşılanabilir. Yaşanmayan yaşatılmaz. Rabbimizin şu azarına muhatap olmak ne kötü:
“Siz insanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz? Kitapta okuyorsunuz. Aklınızı kullanmıyor musunuz?”[1]
Aklını vahye tabi kılan Ümmü Varaka Allah(cc) yolunda cihad etmenin faziletini bildiği için şehid olmayı çok istiyordu. Bir Ramazan günüydü. Bedir harbi hazırlıkları başlamıştı. Ümmü Varaka büyük bir heyecanla Fahr-i Kâinat (sav) Efendimizin yanına gitti ve şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Resulü izin verirsen bende sizinle çıkmak istiyorum. Hastalarınıza bakarım, yaralarınızı tedavi ederim. Hem kim bilir belki de Allah bana şehadeti nasip eder.” Dedi
Aldığı cevap çok ilginçti. “Sen evinde otur Allah sana şehadeti nasip eder. ” buyurdu. Böyle bir cevap beklemiyordu. Bu sözden şehadet kavramından çok etkilenmişti. Şehadetin Âlemlerin Rabbi Allah ile mümin kulları arasında geçen bir anlaşma bir sözleşme oluğunu anlamıştı. Peki, neydi bu sözleşmenin delili:
“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler öldürülürler. Bu Tevrat’ta İncil’de ve Kuran’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünün yerine getirebilen kim vardır. O halde onunla yapmış oluğunuz alışverişinizden dolayı sevinin. İşte gerçekten bu büyük başarıdır.”[2]

Hiç kuşku yok ki bu dehşet verici bir ayettir. Mümini Allah’a bağlayan ilişkinin ve müminlerin hayatları boyunca Müslüman olmak suretiyle yaptıkları alışveriş sözleşmenin özünü ortaya çıkartmaktadır. Kim bu alışverişi gerçekleştirir ve bu sözleşmeye bağlı kalırsa, o gerçek mümindir. Mümin sıfatını hak etmiştir. Onun şahsında iman gerçeği somutlaşmaktadır. Yoksa iman iddiası doğrulanmaya ve araştırılmaya muhtaç bir söylentiden öteye geçmez. Müminlerin gerek canlarından gerekse mallarından herhangi bir şeyi Allah yolunda sarf etmeksizin alıkoyma hakkı yoktur. Canlarını ve mallarını Allah yolunda sarf etme ya da sarf etmeme serbestliğine sahip değillerdir. Kesinlikle böyle bir seçenekleri yoktur. Bu kesinleşmiş bir satış sözleşmesidir.[3]
Burada durup bir düşündüğümüz de o gün Ümmü Varaka okumuştu bu ayeti ve hemen iman edip, gerekliliklerini yerine getirmişti. Bugün ise bizler yüzlerce kez okuyoruz, hatta ezberliyoruz. Peki, ne değişiyor hayatlarımızda. Bugün kim sadık Rabbiyle yaptığı anlaşmaya. Vaktinin bile bir kısmını Allah’a O’nun dinin öğrenmeye eda etmeyen insanoğlu nasıl olurda, canını ve malını feda edebilsin ki Rabbine..
Yazık bugün Müslümanım diyen insanlara ki verdikleri sözden gafil, dünyaya gönderiliş gayesini unutmuş, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi ve sanki hesaba çekilmeyecekmiş gibi gaflet içerisin de yaşamaktadır.

“İnsanların hesap verecekleri gün yaklaştığı halde onlar hala gaflet içinde aldırmıyorlar”[4]. İşte bugün aldırmayanlar haktan yüz çevirenler o gün geldiğin de çük pişman olacaklar. “Suçlular Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp Rabbimiz gerçeği gördük ve işittik. Artık şimdi bizi dünyaya döndür ki salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız dedikleri vakit onları bir görsen.”[5]

Ahirette keşke diyenlerden olmak istemeyen Ümmü Varaka’nın tek derdi kurtulanlardan olabilmek ve Müslümanca ölebilmekti. Malıyla, soyuyla, şerefiyle dünya güzelliklerinin hepsine sahipti. Fakat biliyordu ki Müslümanım dedikten sonra artık hiçbirisi onun değildi. O süslü, çabuk biten, el değiştiren, değer kaybeden dünya malının peşinden koşmuyordu. Bilakis ebedi, bitmez, güzel olan ahirete talip biriydi. “Bu dünya hayatı oyundan ve eğlenceden başka bir şey değildir. Asıl hayat ahiret yurdunda ki hayattır. Keşke bilselerdi.”[6] Diğer bir ayette ise şöyle buyurmuştur yüce Rabbimiz. “Dünya hayatı, oyundan eğlenceden başka bir şey değildir. Asıl hayat ahiret yurdunda ki hayattır. Keşke bilselerdi.”[7] Diğer bir ayette : “Dünya hayatı oyu ve eğlenceden başka bir şey değildir. Oysa günahlardan sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Buna aklınız ermiyor mu?”[8] Bu ayetlere yakinen iman eden ve cennete talip olan bu hanım sahabenin asıl hedefi ise şehitlik makamıydı. Peki, neydi bu şehitlik, nasıl bir makamdı ki tek derdi bu olmuştu.

Şehid: Şahid olan, tanıklık eden, hazır olandır. Şehid deyince akla Allah yolunda öldürülen gelmektedir. Bu bakımdan şehid Allah yolunda onun dini uğruna çalışırken ya da cihat ederken canını veren bu uğurda ölen kimse demektir. Bu gibi kimselere şahid denmesinin sebebi onların cennetlik olduğuna şahitlik edilmesi, Allah’ın huzurunda her zaman diri olmaları, ölümleri anında meleklerin onlara şahid olmaları veya doğrudan cennete giderek Allah’ın onlar için hazırladığı çeşitli nimetlere şahid olmalarıdır.[9]

Kim istemez ki bu yüce makamı işte Ümmü Varaka’nın tek derdi bu mevkiye gelebilmekti. İçi içine sığmasa da Rasulullah ile gidemese de o emre itaat etti ve evinde kaldı. Sabırla dua ile kendini Kuran okumaya ve anlamaya verdi. Huşuyla ve takvayla her gün biraz daha Rabbine yaklaştı.
O okuduğu Kuran’ı Kerim ile Allah(cc)’ya yaklaşabiliyordu. Çünkü okuduklarının ne manaya geldiğini biliyordu ki onu kendine rehber edinmişti ve Resulünde tek bir sözüne dahi isyan etmemişti çok istemesine rağmen nefsini önüne geçirmemiş ve itaat etmişti. “İşte o kitap ki kendisin de hiçbir şüphe yoktur. Muttakiler için hidayet rehberidir.”[10] Hadi tekrar kınayalım şu nefislerimizi de soralım kendimize bizler bugün bir Ümmü Varaka mıyız? Kitabımızı j-kendimize ne kadar yol gösterici kılavuz, rehber edindik?

“Açıkça ifade edelim ki Kuran baştan sona her ayeti her kelimesi ve hatta her harfiyle mucizedir. Gerçekleri, doğruları, güzellikleri sunmaktadır insanlara. Yeter ki insanlar, ona bakabilsinler. Tanışsınlar, barışsınlar, yaklaşmasını bilsinler.. Düşünsünler ayetlerini. Bunun için gönderildi o. Doğru yolu göstermek için gönderildi. Okunsun, düşünülsün ve öğütlerine kulak verilsin diye gönderildi. Biz Kuran’a doğru gidersek Kuran’da bize doğru gelecektir.
Onun gelişi ise, medeniyetin, hakikatin, faziletin, gelişi olacaktır. Kuran’ın elini tutmayanlar, onu rehber edinmeyenler, haksızlıkların, zulmün, ahlaksızlığın önünü alamayacak, sosyal yapının çöküşünü durduramayacaklardır. Günümüz insanı ite bu hatasının cezasını çekiyor. Çağımızda ki Müslümanın yitirilmiş cenneti Kuran’dır. Onu tekrar bulmadıkça, nerede ve hangi şartlar altına olursa olsun cehennemdedir. Cehennem onun için bu dünyadan başlamış demektir. Kuran ölü bakışı terk etmek, ta candan ve yürekten bakmak anlamındadır İslam’ın dirilişi.”[11]

Kuran okumayı ve yaşamayı bir an olsun bırakmayan Ümmü Varaka ört gözle şehid olmayı bekliyordu.

Günler, aylar, yıllar geçmiş o hala yaşıyordu. Nasıl şehid olacaktı. Kendisi evlenmemişti, bu yüzden çocuğu da yoktu. Ancak bu geniş evde yalnız yaşamıyordu. Bir köle bir de cariye onun hizmetini yapıyor ve beraber yaşıyorlardı. Onlara şefkatli davranıp, bir anne gibi seviyordu. Allah’ın vereceği ahiret sevabına karşılık bu köle ve cariyeye bir iyilik yaptı. Onlarla bir anlaşma yaptı.

Bu anlaşma İslam hukukunda çok iyi bilinen yaygın bir anlaşmadır. Efendi kölesine “Ben ölükten sonra sen hürsün” derse bu anlaşma yürürlüğe girer. Hem kölesi hem de cariyesi bu işe çok sevinmişti. Bu sözün üzerinden çok uzun zaman geçmiş. Allah Resulü vefat etmişti. Hz Ebubekir Müslümanların emiri olmuş, daha sonra Hz. Ömer’in hilafet sırası gelmişti.

Ümmü Varaka bir gece kendisine şöyle seslenildiğini duydu: “Şehadete gel ey Ümmü Varaka. Zamanın bitti, vaden doldu, dünya genişliğine rağmen sana dar geldi. Allah katında olan hem daha hayırlı hem bitmez ve tükenmez. Senin için yakınlık ve güzel bir son vardır.”
Allah’ın huzurundan kovulmuş olan ve insanın ebedi düşmanı olan İblis kölenin ve cariyenin kalbine vesveseyi attı ve şöyle dedi: “Daha ne kadar bekleyeceksiniz? Haydi, hürriyetinize biran önce kavuşun. Sizinle hürriyetiniz arasında bu kadının birkaç nefesi var. Onu keserseniz artık hürsünüz.” İkisi de hemen bu planı uygulamaya koyuldular. Onu boğdular sonra bir parça beze sarıp evinin yakınına bıraktılar. Medine’yi terk edip kaçtılar. Sabah olunca onu bulan kişi Hz. Ömer oldu. Aniden “Allah Resulü doğru söylemiştir” dedi.

Akıl sahibi olan fakat aklını kullanmayan insanoğlu Hz. Âdem’den beri düşmanlığı apaçık belli olan azılı düşmana karşı uyanık olamadı. Oysaki onlarda biliyordu ki o nefsini ve ömrünü insanoğlunu bozup ifsat etmek ve yoldan çıkartmak için adamıştı. “Gerçek şu ki şeytan sizin apaçık düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin. O kendi grubunu ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır.”[12]

Evet belki Ümmü Varaka cihad meydanlarında savaşmamıştı ana onun kalbinde ki iman ve cennet arzusu onu şehitlik makamına ulaştırmıştı. “Bir kimse, Allah yolunda şehit olmayı canı gönülden isterse, yatağında bile ölse, Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.”[13]

Şimdi kim istemez ki altlarından ırmaklar akan, inciden evleri olan cennete girmeyi. Kim istemez ki peygamberlere, Sıddıklara, Salihlere komşu olmayı, herkes ister öyle değil mi ama istemek yetmez mücadele etmeden ahiret için çalışmadan oraya gitmek hayalden öteye geçmez. İnşallah Rabbim bizleri de tek derdi şehit olmak, cennete gitmek olan kullarından eylesin. Amin.
 
[1] BAKARA 44
[2] TEVBE 111
[3] SEYYİD KUTUP, FİZİLAL’İL KUR’AN
[4] ENBİYA 1
[5] SECDE 12
[6] ANKEBUT 64
[7] ENAM 32
[8]HÜSEYİN ECE
[9] BAKARA 2
[10] ADİL AKKOYUNLU- ALLAH ERİNİN YOLU
[11] FATIR 6
[12] MÜSLİM, İMARE: 157

Haber var islah eder, haber var ifsad eder