Video Foto Galeri Yazarlar
18.7.2018 - Çarşamba

Vuslat YAKIN

TEVBE - 2

11 Temmuz 2018 12:21
A
a
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

TEVBE – 2
           
Gökleri ve yeri yaratan, yarattığı her mahlûka bir nizam koyan, yöneten hâkimiyetin ve otoritenin yegâne sahibi, kendisinden başka ilah ve rab olmayan, Rahmetiyle insanlara içlerinden peygamberler gönderip onlara kitap indiren dualara cevap veren zorda kalmışa yardım eden merhameti çok, azabı çetin olan Allah azze ve celle’ye O’nun şanına yakışır şekilde sonsuz sayısız hamdu senalar olsun.
           
Âlemlere rahmet uyarıcı ve müjdeci olarak gönderilen kendisine ittiba edip tabi olunmadıkça ilahi rızaya ulaşmanın mümkün olmadığı son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e salat O’nun ehli beytine sahabesine ve onların izinden giden tüm dünya Müslümanlarına da selam olsun.
           
Tevbe Hz. Âdem (a.s) ile başlamış ve müminlerin sıfatı olarak da Kur’anı Kerim’de karşımıza çıkmaktadır.

“Ve 'çirkin bir hayâsızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp edenlere ne güzel bir karşılık (ecir) var.” (Ali-imran 135-136)
           
Onlar (müminler, takva sahipleri) bir hayâsızlık yaptıklarında veya Allah’a isyan edip cezayı hak ederek kendilerine zulmettiklerinde, işledikleri günaha dair Allah’ın tehdidini hemen hatırlarlar. Rablerinden günahlarının bağışlanmasını cezaya uğratılmamalarını isterler. Ve onlar günahta Allah’ın kendilerini cezalandıracağını bile bile ısrar etmezler.
           
Tevbenin zıddı inat kibir ve hatada bile bile ısrardır. Bütün bunlar şeytanın özellikleridir. Âdem (a.s) ile şeytanın farkı tevbe de ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere Âdem (a.s) Allah (c.c)’ın yasak kıldığı ağaca yaklaşıp hata işledikten hemen sonra yaptığı hatanın farkına varmış ve pişman olup tevbe etmişti.

“Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.” (Bakara 37)

“Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız." (Araf 23)
           
Âdem (a.s) hatasının farkına varıp Rabbinden bağışlanma dilerken iblis (aleyhillane) ise yaptığı hatayı savundu pişmanlık duymadı ve tevbe etmedi. Bu yüzden ilahi rahmetten kovuldu.

“Ve meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.” (Bakara 34)

“(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Araf 12)
           
Günahta ısrar ve kibir tevbenin önünde engeldir. Şeytan tevbe edip Allah’ın rahmetine sığınmak yerine kibirlenmeyi tercih etti üstelikte günahını savunarak Allah Teâla’ya karşı haddi aştı.
           
Günahsız olan peygamberlerdir. Günahsız bir toplum ve kişi düşünülemez. Çünkü insanoğlu beşer olması dolayısıyla her an nefsinin isteklerine ve şeytana aldanabilir. Bu noktada önemli olan tıpkı Âdem (a.s) gibi hemen tevbeye yönelmektir. Yani günahta ısrar etmemek günahı savunmamak ve derhal vazgeçmektir.

“Ey inananlar hepiniz Allah’a tevbe edin ki korktuğunuzdan emin olup umduğunuza kavuşasınız.” (Nur 31)
           
Bu ve benzeri ayetlerde tevbenin bütün müminlere emir ve tavsiye edildiğini görüyoruz. Bunun sebep ve hikmetini Zemahşeri ve ondan nakleden Fahreddin er-Razi şöyle açıklıyor: “Öncelikle zayıf yaradılışlı kullar Allah’ın her hususta olan tekliflerini yani emir ve yasaklarını kendilerine hâkim olup gayret etseler bile gereği gibi yerine getiremezler. Böylece kendilerinin sebep olduğu kusur ve kabahatlerden de uzak duramazlar. İşte bundan dolayı tevbe ve istiğfar etmeyi yüce Allah(c.c) inananların hepsine emir ve tavsiye ediyor.”

“Allah azze ve celle’nin esmalarından biride “et-Tevvab”dır. Allah’ın sıfatı olarak et-Tevvab: Yönelişlere karşılık veren tevbe edenlerin tevbelerini çokça kabul eden ve cezalandırmaktan vazgeçip affedendir.
           
Yüce Allah Tevvab ismiyle tevbe eden kullarının tevbelerini kabul eder. Kula her zaman tevbe lazımdır. Bilhassa her günah işledikten sonra tevbe etmek farz olur.
           
Alemlere rahmet olarak gönderilen geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmış olan Hz. Muhammed (s.a.v) dahi hergün Allah’a tevbe ve istiğfarda bulunurken her an hata işlemekle karşı karşıya kalan insanların tevbe ve istiğfarda bulunmaları daha zaruridir.

“Ey insanlar Allah’a tevbe edin. Muhakkak ki ben günde yüz defa tevbe ederim.” (Müslim-İbn Mace)
           
İslam’a göre başlı başına bir ibadet olan tevbe de hem günah ve hatadan vazgeçme, hem kulluk görevini yeniden yerine getirmeye dönüş hem de Allah’a yakınlaşma ve zikir vardır. İslam da hiç günah işlemeyen insanların oluşturduğu bir toplum ideali yoktur. İslam gerçekçi bir dindir. Bir hadisi şerifte “ Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah sizi yok eder ve günah işleyip hemen arkasından da tevbe eden bir kavim yaratırdı.” (Müslim)

Rasulü Ekrem (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.” (Tirmizi)
           
İbn Abbas’ın (r.a) rivayet ettiği hadisi şerifte Rasulüllah (s.a.v): “Erteleyenler helak oldu.” Buyurmuştur.

Erteleyen; ileride tevbe ederim diyen kimsedir ve o perişan olmuştur, hüsrana uğramıştır. Çünkü o işini elinde olmayan bir şeye havale etmiştir. Zira belki o tahmin ettiği süre hayatta olmayacaktır.
           
Acele etmek şeytandandır derler. Ancak şu beş şeyde acele etmek sünnettir.

1-Cenazeyi defnetmekte
2-(Evlenme çağı gelmiş) kızları evlendirmekte
3-Borç ödemede
4-Günahlardan sonra tevbe etmede
5-Misafire yemek hazırlamakta
 
Ebu Zer el-Gıfari (r.a) anlatıyor; Rasulullah (s.a.v) “Her hastalığın bir tedavisi vardır. Günahların tedavisi ise istiğfardır.” buyurmuştur.

Hikmet ehli zatlar demişlerdir ki: Kime şu dört şey verilmişse dört şeyden de mahrum edilmez. Şöyle ki:
  1. Her kime dua edebilme nimeti ihsan edilmişse o kimsenin duası icabetten mahrum edilmez. Nitekim Allah(c.c) ayeti kerimesin de “Bana dua edin kabul edeyim” buyuruyor.
  2. Her kime istiğfar edebilme nimeti ihsan edilmişse bağışlanmaktan da mahrum edilmez. “Çünkü O çok bağışlayandır.”
  3. Kendisine şükretmek ihsan edilen kimse nimetin daha da arttırılmasından mahrum edilmez. “Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi arttıracağım.”
  4. Kime tevbe etmek nasip edilmişse geri çevrilmez, kabul edilir. “O kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.”
“Güneş (katlanıp) dürüldüğünde, yıldızlar (kararıp) döküldüğünde, dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde, denizler tutuşturulduğunda, (amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında (Artık her) nefis neyi hazırladığını bilip öğrenmiştir.” (Tekvir 1-2-3-6-10-14)
           
Bu ayetlerde zikredilenler o günün ne denli zor bir gün olduğunu gözler önüne sermekte. “Amel defterleri açıldığında bu açılma insanlara daha zor ve daha ağır gelmektedir. Örtülü kirli nice işler vardır ki bizzat işleyen kişilerin anları hatırlamaları dahi kendilerini utandırır. Onların açılması halinde titrer. Onların açıklanmasından endişe eder. Ve onlar karşısında erir.! İşte bütün bu gizli kapalı işler o günde yayılacak ve göz önüne serilecektir.!” (Fizilal-il Kur’an)

O gün utanmak ve sıkılmak istemiyorsak ve hala hayattaysak tevbe etmeye amellerimizi güzelleştirmeye salih ameller işlemeye vaktimiz var demektir.

“Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun.” (Ali-imran 133)

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Haber var islah eder, haber var ifsad eder