Video Foto Galeri Yazarlar
10.12.2018 - Pazartesi

Saliha NUR

TEVHİD VE TEVEKKÜL

Hz. Ömer(ra) der ki; “Sevdiğim veya sevmediğim hal üzere olsun da üzülmem. Çünkü hayrın sevdiğim ya da sevmediğimden hangisinde olduğunu bilmiyorum.”

12 Mart 2018 10:39
A
a
NisaButikAdana
         BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
 
         TEVHİD VE TEVEKKÜL
 
Hamd, övme ve övülme âlemlerin yaratıcısı, yöneticisi, düzenleyicisi, her şeyin yaşamasında tek kudret sahibi, kendisine sığınanı bırakmayan, emirlerine ittiba edildiği sürece kullarını Saadet-i Dareyni veren, her şeyin sahibi olan, sıfatlarının sayılarak bitirilemeyeceği yegâna güç ve kuvvet sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah Azze ve Celle’ye mahsustur.

Salat; Rahman’ın en sadık kulu ve sadık olmak isteyenlerin öncüsü, önderi, örneği Hz. Muhammed(sav)’e. Selam son nebinin izini takip eden sahabeye, ehlibeytine, selefine ve bugün de onlar gibi olmaya çalışan, teslim olmuş Müslüman, mümine, mücahide, kullarının üzerine olsun.

Hz. Ömer(ra) der ki;
“Sevdiğim veya sevmediğim hal üzere olsun da üzülmem. Çünkü hayrın sevdiğim ya da sevmediğimden hangisinde olduğunu bilmiyorum.”

Hz. Ömer’in bu sözü bana ibret olmuştur. Çünkü yaşadığımız şu dünyada her zaman sevdiğimiz şeyler olmuyor olduğu zaman da mutlu olmuyoruz. Bazen bir şeyi çok istiyoruz ama o istediğimiz şey değil de istemediğimiz şey oluyor ve biz buna sevinebiliyoruz.

Peki, biz nasıl Hz. Ömer gibi oluruz?
Bunu araştırdığımız da bizlerin ‘tevekkül’ noktasındaki eksikliğimizi görürüz. Hz. Ömer’e bu sözü söyleten içindeki imanın meyvesi olan “Tevekkülüymüş”.

Evet ya tevekkül…
Normalde kendimizin buna sahip olduğumuzu zannedip ama bu konuda çok eksik olduğumuz tevekkül. Biz önce tevekkül neydi onu öğrenmeliyiz. Şimdi buna biraz değineceğiz.
Tevekkül; acizlik göstermek, başkasına güvenmek, Allah’a güvenme, Onun hükmünün mutlaka yerine geleceğine inanma ve alınması gereken tedbirleri almak anlamında Kur’an’ı bir terimdir. (İslam Ansiklopedisi)

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!
Öyleyse müminler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” (İbrahim 11)

Demek ki mümin olmanın gereğiydi tevekkül sahibi olmak. İnananların dayanağı, güvencesi Allah Azze ve Celle olmalıydı. Allah’tan başkasına güvenmek, dayanmak, sırtını vermek yoktur İslam’da.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!
(Ey Muhammed) Yalnız o ölmez, diri (olan Allah’a) güvenip dayan.” (Furkan 58)

Allah Azze ve Celle’yi tanımadan tevekkül olmuyor. Önce vekil edeceğin zatı iyi tanıman lazım senin. Şöyle bir şey düşünün; Mahkeme de önemli bir davanız var ve bu dava için vekil arıyorsunuz. Öylesine sıradan, tanımadığınız bir adamı sizi savunması için seçer misiniz? Tabi ki hayır dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bende, sizde kim olursa olsun bunu yapmayız. İnce bir araştırma yapar en başarılı, kanun uzmanı olan bir avukat seçeriz kendimize. Bundan sonra ise işimizin kolaylaştığını düşüp içimiz bir rahatlar. Artık onan sonrasını ona bırakırız ve müdahale etmeden kenarda bekleriz.

Bunun gibi bizler de Rabbimiz Teâlâ’ya tevekkül edebilmemiz için O(cc)’nu tanımalı ve söylediklerini yerine getirmeliyiz.
İmam-ı Gazali şöyle der:

“Bil ki tevekkül kalp hallerinden bir haldir ve imanın semeresidir. Tevekkülün temeli de tevhiddir.” (Kimyayı Saadet)

Yani önce Allah Azze ve Celle’yi hakkıyla tanıyıp ona teslim olmuş hakkıyla bir iman gerekir. İman güvenme demektir. İman olmadan tevekkül olmaz.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!
Eğer mümin iseniz Allah’a tevekkül ediniz.” (Maide 23)

Tevhidi anlatmaya kalksak ne zaman yeter ne de söz. İnşallah onu merak eden araştırır zaten Tevekkülü anlatmaya devam edelim. Elhamdülillah İslam anlaşılmaya ve yaşanmaya başlandı, bir uyanış var insanlarda. İslam’ı yaşamaya başlayanların imtihanları da başlar elbet. İslam tarihini araştırdığımızda bunu çok net görebiliyoruz. Önce peygamber(sav)in hayatına bakalım. Çünkü o bizim örneğimiz ve önerimiz.

Hz. Muhammed(sav) İslam’ı yaşamaya ve yaymaya başlamıştı. İlk 3 senelik gizli davetten sonra artık açık davete geçildi. Davetin açığa çıkmasıyla müşrikler taarruza geçmiş, Muhammed’e fırsat vermemeliyiz. O insanları uyandırıyor, insanlar bize başkaldırmaya başladı, köleleri uyandırıyor, üzerlerindeki bizim hakkımızı almaya çalışıyor, onun yok olması lazım deyip planlar kuruyorlardı. Kuruyorlardı ama ne çare. Hz. Muhammed(sav) rabbine tevekkül ediyordu, korkmuyordu. Yine müşriklerin bir planı vardı. Muhammed(sav)’i kesin yok edeceklerdi. Tabi senin vekilin Rabbin olurda Rabbin seni hiç onların eline bırakır mı? Cebrail(as) geliyor ve haber veriyor müşriklerin tuzağını. Rasulullah(sav) Hz. Ali(ra)’yi yatağına yatırıp onlar görmeden çıkıyor evinden. Yanına dostu Hz. Ebubekir(ra)’ı alıyor yol arkadaşı olarak. Ve beraber gidiyorlar Sevr Mağarasın doğru. Peygamber(sav)’in içi rahat korkmuyor onlardan. En son mağaraya geliyorlar tabi müşrikler hala peşlerinde oraya giriyorlar. Rabbi Teâlâ gönderiyor yardımını kullarına, müşrikler ayak izlerinden buluyorlar yerlerini ama nafile. Rabbi koruyunca kulunu göstermiyor onlara. Mağaranın içinde Ebubekir(ra)’in kalbi çıkacak gibiydi. Kendisi için endişelenmiyordu. Dostu, arkadaşı, peygamberi için endişeleniyordu ve şu sözü söyledi: “Ya Rasulullah azıcık aşağıya baksalar bizi görecekler!” bu olayı kitabına alan Rabbimiz şöyle bildiriyor bize:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
“Siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yarım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak Mekke’den çıkarmışlardı. İkisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir. Böylece Allah ona huzur ve güvenlik uygusunu indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, küfre sapanların da kelimesini alçalmıştı. Oysa Allah yüce olandır. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”  (Tevbe 40)

İşte tevekkül eden bir kul ve El-Vekil olan Rabbimiz olan Rabbimizin kuluna olan yardımı…
Bizler de tevhidi yaşamaya başladığımız anan itibaren imtihanlar başlar, tehtitler gelir etraftan, önüne engeller çıkar, ailenden, arkadaşlarından, komşularından, akrabalarından haberler gelir. Şeytan vesvese verir yüreğine. Sesler dinmez bir türlü, sen imanınla amel etmeye, mücadele etmeye çalışırsın zorluklar çıkar karşına. Daha da kuvvetlenir imanın ve tehditler alırsın. Bu Sünnetullah’tır. Kişi imanı kadar imtihana tutulur. Eğitimde de böyle değil midir? 1. Sınıfa ayrı sorular 5. Sınıfa daha başka sorular sorulur. Rabbimizde bizim sınıf atlamamızı istiyor. Bunun için imtihanın derecelerini arttırıyor, imtihanı geçenleri imanları daha da kuvvetleniyor. Bakın ne buyuruyor Rabbimiz!

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
Çünkü onlar insanlar kendilerine: “ (Bakın) herkes size (saldırmak için) bir araya geldi. Öyleyse insanlar korkun dedikçe imanları daha da güçlenen ve: “Allah bize yete o ne güzel bir vekildir” diyen kimselerdir.” (Ali İmran 173)

Uyanışın başladığı bu günümüzde bu imtihanlar bizi de bulacak ve acaba mı dediğimiz zamanlar olacaktır. Bu acabalarımızın cevabı yine Kur’an’ı Kerim’de mevcuttur. Bakmasını bilene.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
Eğer bir işe karar verirsen, o zaman da Rabbine Tevekkül et!” (Ali İmran 159)

Ve Resulün müjdesine bakın…
Abdullah İbni Abbas(ra)’tan:
Rasulullah(sav): “Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Bir peygamber gördüm yanında beş on kişiyi geçmeyen insanlar vardı. Bir peygamber gördüm yanına bir iki kişi bulunuyordu. Başka bir peygamber gördüm yanına hiç kimse yoktu. Bu esnada bana büyük bir karaltı gösterildi. Onları benim Ümmetim zannettim. Bana bunlar Musa’nın ümmetidir sen bide diğer ufka bak dediler. Bu sefer çok daha büyük bir karaltı görünce “İşte bunlar senin ümmetindir, içlerinde hesapsız ve azapsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır” dediler. Oradakiler sorular: bunlar kimdir Ya Rasulullah? Rasulullah(sav) şöyle buyurdu: Onlar efsun yapmazlar, yaptırmazlar, uğursuzluğa inanmazlar ve Rablerine tevekkül ederler. Bu arada Ukkaşe b. Mihsan ayağa kalkarak “Beni onlardan eylemesi için Allah’a dua et Ya Rasulullah!” dedi. Peygamber(sav) Sen onlardansın buyurdu. Sonra bir başkası kalktı bana da dua buyur deyince Rasulullah(sav): Ukkaşe seni geçti” buyurdu. “ (Buhari- Müslim)
İbni Abbas(ra)’dan
“Allah bize yeter, o ne güzel kefildir” ayetini İbrahim (as)ateşe atılırken söyledi diye rivayet etmiştir.” (Riyazus Salihin)

İşte bu ve buna benzer hadisler bize tevekkülün önemini bildirmiştir. Çünkü tevekkül imanın semeresidir. Bizler de imanımızın gereği olarak önümüze gelen engellere takılmamalıyız. Bu engeller maddi olsun manevi olsun fark etmez. Zira Rasulullah(sav) şöyle buyurdu.
Ömer Bin Hattap(ra)’tan rivayetle;

“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etmeseydiniz. O size de sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp akşamleyin dolu dönen kuşlara verdiği gibi rızık verirdi.” (Tirmizi-Zühd)

Yine Bedir Savaş’ında az sayıyla çok düşmana galip gelmek tevekkülün karşılığı iken Huneyn Savaş’ında sayıya ve silaha güvenmek azıcı bir şey katıldığında tevekkülün bozulduğunun ibreti olmuştur. Çünkü Rabbimiz her an ve her yerde ne olursa olsun işimizi yaptıktan sonra O’na(cc) dayanmamızı istiyor.
Müminlerin annesi Ümmü Seleme(ra)’dan ;

“Peygamber evden çıkarken: “Ey Allah’ım! Sapmaktan ve saptırmaktan, doğru yoldan kaymak ve kaydırılmaktan, haksızlığa uğramaktan, cahillik etmekten ve edilmesinde sana sığınırım.” diye dua ederdi. (Ebu Davud-Edeb)

Rabbim bizleri hakiki tevekkül ehlinden eylesin. Bir daha ki yazımızda buluşmak duasıyla…
Selamete erenler olalım inşallah…

NOT: BU YAZI SERİSİ DEVAM EDECEKTİR İNŞALLAH.
 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
NisaButikAdana