Video Foto Galeri Yazarlar
18.8.2018 - Cumartesi

Şehide HASRET

ÜMMÜ GÜLSÜM BİNTİ UKBE (Radyallahuanha)

Bu kelime insanları ve aileleri birbirinden ayırıyor. Bu kelimeyi söyleyenler İslam Ümmetini , söylemeyenler ise küfür ümmetini oluşturuyorlar.

11 Mayıs 2018 14:32
A
a
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

ÜMMÜ GÜLSÜM BİNTİ UKBE (Radyallahuanha)

Yerde ve gökte bulunan bütün mahlukatın sayısınca Alemlerin Rabbi olan Allah(cc)’a sonsuz hamd olsun. Son nebi iki cihan ve insanlık aleminin kıyamete kadar yegane önderi olan Resul-i Ekrem(sav)’e salat ve selam olsun. Onun yüce âline ve şerefli ashabına ve de onun nurlu yolunda giden bütün hidayet ehline de selam olsun.
Allah Rasulune  (sav) hicret için evinden tek başına Medine’ye giden muhacir hanım.

“Beni Müşriklere geri çevirmeyin.”  diye Allah Rasulune(sav) çağrıda bulunan Allah’a sığınan, mazlum, imanlı, fedakar, cesur bir İslam kadını.

Babası Peygamberimizin (sav) can düşmanı Ukbe b. EbiMuayt, annesi Peygamberimizin halası Beyza’nın kızı ErvaBintiKureyz’dir.
Erva Hatun önce Affan B. Ebul As ile evlendi. Ukbe’den ise altı çocuğu oldu. Bunlardan biri Ümmü Gülsüm’dür. Dolayısıyla Ümmü Gülsüm Hz. Osman ile anne bir kardeştirler.
Babası İslam düşmanlarının önde gelenlerinden olmasına rağmen bu onun iman etmesine engel olmadı. Babasının baskısı yüzünden İslam’dan bir süre uzak kaldı. Fakat iman nuru artık bütün benliğini sarmıştı. Baskılara rağmen inancından, imanından taviz vermedi.

Yeni Müslüman olanlar için günler acı ve ızdırapla geçiyor, yıllar işkence altında inlemekle akıp gidiyordu. Resululllah(sav) Medine’ye hicret etti. Onun gitmesiyle Mekke adeta boşaldı. Ashabın tümü evini barkını bırakıp gitmişlerdi. Hicret zamanında müşrikler yakınlarını göz hapsine almaya başladılar. Kimileri ise zincirlerle bağlanarak korunaklı yerlerde hapsedilmişlerdi. Bunların biride Ümmü Gülsüm’dü. Babası onu eve hapsetmişti. Yıllar bu şekilde geçti.

Söylemesi ve okuması bizlere çok kolay gelirken iman eden ve terk derdi dinini yaşamak olan bir kadına Peygamberinden ve Müslüman kardeşlerinden uzak kalmak büyük bir ıstıraptı. Tek tesellisi ise derdini annesiyle paylaşabiliyor olmasıydı. Bedir savaşında babasının öldürülmesiyle üzerindeki baskı azaldıysa da kardeşleri baskıya devam ettiler. Fakat o Medine’ye hicret etme arzusunu hep diri tuttu. Peygamber sevdasıyla yanıp tutuşan bu hanımın günleri hep acıyla ve üzüntüyle geçiyordu. Derken Allah Azze ve Celle hicret edemeyenler için <<Deki Ey kendi nefisleri aleyhinde haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o çok bağışlayan ve esirgeyendir. >>(Zümer 53) ayetini inzal etti.

Bu ayeti duyan Ümmü Gülsüm artık yerinde duramazdı. Hicret aşkıyla dahada yanıp tutuşmaya başladı.
Yedi yıl geçmişti. Kardeşleri onu biraz rahat bırakmışlardı. Hatta artık tek başına Tenim tarafında bulunan yazlıklarına bile gidebiliyordu. Bunu fırsata dönüştürüp hicret etmeye karar verdi. Oda biliyordu ki asıl derdi dinini rahatça yaşayabilmek Rasulullah’ın yanında onunla aynı mücadeleyi verebilmekti. Hicret İslam yolunda Allah rızası için anadan, babadan, eşten, kardeşten, dosttan, memleketten ayrılmaktı. Bu düşünceye binaen Ümmü Gülsüm kaçış planı hazırladı. Tenim’dekiyayla evlerine gitmek için yola çıktığında yanında bulunanlar güvenli bölgeye geldikten sonra onu bıraktılar. Bunu fırsat bilen Ümmü Gülsüm yolunu Medine’ye çevirdi. Sonunda hedefine ulaşan Ümmü Gülsüm Medine’ye varınca doğruca Müminlerin annesi ÜmmüSeleme’nin yanına vardı.

Onu misafir eden Ümmü Seleme:
-Allah ve Rasulune hicret mi ettin? Dedi.
-Evet ama Allah Rasulunun (sav) beni Ebu Cendel ve Ebu Basir gibi müşriklere teslim edip Mekke’ye göndermesinden korkuyorum, dedi.
Dikkat edin bu hanım sahabenin tek derdi dinini hakkıyla yaşayabilmekti. Korkusu ise memleketinden kovulmak değil imandan geri çevrilmek, küfre dönmek ve Rabbine kulluk yapamamaktı.
Peygambere tabi olanlar Kelime-i Tevhidi hakkıyla söyledikten sonra hayatlarında büyük değişiklikler meydana gelirdi. Bu insanları fıtratlarına geri döndüren ise Kuran ve Sünnetten oluşan Vahiy kültürü idi. İslam idi. Kelime-i Tevhidi dil ile söyleyip kalp ile tasdik eden kişi ilk önce kafir iken şimdi Müslüman olmuştur. Allah’ın azabına ve gazabına müstehakiken , Hakkın (c.c) rahmetine hak kazanmıştır. Cehennemlik iken cennet kapıları onların yüzüne açılmıştır. Mesele bu kadarlada kalmıyor. Bu kelime insanları ve aileleri birbirinden ayırıyor. Bu kelimeyi söyleyenler İslam Ümmetini , söylemeyenler ise küfür ümmetini oluşturuyorlar.

Anne babayı kızından oğlundan ayırıyor. Kadını kocasından ayırıyor. Bu kelimeye insanların hayatlarında anında büyük değişiklikler olmalıdır. Sahabede bu olmuştur. Ama bugünün Müslümanlarında hiçbir değişiklik fark edilmiyor. İnananlar ve inanmayanlar aynı hayatı yaşıyorlar. Bu günün Müslümanları bu kelimeye dilden inanıyor ama kalpten inanmıyor.
Bugün okuduğumuz Ayetler de sadece dilimizde kalıyor, gönlümüze ve hayatımıza yansımıyor. Bugün her evde Kuranı Kerim vardır. Hemde en üst köşelerde ama ancak oralarda hapis kalmıştır. Veya okuyanların dillerine hapsedilmiştir. Maalesef bugün hayatlarımıza Kuranın emirleri yansımıyor.

İşte hayatlarına Kuran yansıyan, hayatlarına Kuran kükmeden kişilerin hali Ümmü Gülsüm gibi olur.
İşte imanlı hanım Resulullah’ada(sav) bu yüzden “Beni koru ve müşriklere verme!” diye istekte bulunmuştur. Çünkü aralarında bir sözleşme yapmışlardı hicret edenleri geri yollayacaklardı. Kardeşlerini gören Ümmü Gülsüm geri verilmektenkafirlerin eline düşüp imanını bozmalarından çok korkuyordu. Derken herşeyi görüp gözeten Allah cc ayetini inzal etti.

<<Ey iman edenler. Mümin kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah onların imanını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanan kadınlar olduğuna kanaat getirirseniz, onları kafirlere geri göndermeyin.>> (Mümtehine 10)
Resulullah ayetteki emir gereği niçin hicret ettiğini sordu. Ümmü Gülsüm:
-Vallahi ya Rasulullah Benim Mekke’den çıkıp buraya kadar geliş sebebim, Allah ve Rasulune olan sevgimdir, dedi.
Kardeşleri elleri boş dönerken Ümmü Gülsüm sevinçten şükrediyordu.  Bundan sonra ki hayatında ise biran olsun mücadeleyi, Allah ve gönderdiği elçisine itaati bırakmadı. Başından evlilikler geçti, çocukları oldu. Hatta bir kızını kaybetti, ama Allah’a ve Ahiret gününe olan inancı onu bir gün olsun isyana sürüklemedi.

Ümmü Gülsüm Hatun Allah ve Resulu (sav) için hicret etmeye nazlanan ve İslam dinini hafife alan iman ettim tamam deyip geçmekle cennete girebileceğini düşünenlere örnek olsun. Onun mücadele ruhundan, teslimiyetinden ve samimiyetinden hisseler alabilmeyi Rahman olan Allah azze ve celle bizlere nasip etsin. Amin.

Haber var islah eder, haber var ifsad eder